Yeni Medya Ana Sayfa
ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

12 Dev Adam'ın 2017 Avrupa Basketbol Şampiyonası serüvenini inceledik

Türkiye'nin de ev sahibi ülkelerden biri olduğu EuroBasket 2017'de sona gelindi. Organizasyonun son 16 turunda elenen Türkiye A Milli Basketbol Takımı, alkışlarla ve "Sizinle gurur duyuyoruz" tezahüratlarıyla veda etti. EuroBasket ve 12 Dev Adam'ın değerlendirmesini Onur Erdem, Gökhan Türe ve Ebubekir Kaplan'a sorduk...

Türkiye A Milli Basketbol Takımı, EuroBasket 2017'de D Grubu'nda Rusya, Sırbistan, Letonya, Büyük Britanya ve Belçika'yla karşılaştı. 12 Dev Adam, Rusya, Sırbistan, Letonya gibi güçlü rakipler karşısında kaybetse de son topa kadar mücadele etti, Büyük Britanya ve Belçika'yı devirerek grubu 4. sırada tamamladı. Son 16 turunda, bundan önceki son dört Avrupa Şampiyonası'nda üç şampiyonluk kazanan İspanya'ya 73-56 mağlup olarak elendi. Ancak Sinan Erdem Spor Salonu'nda alkışlarla ve tezahüratlarla uğurlandı. Futbolda Milli Takım'ın tartışmalarla gündem olduğu bu dönemde 12 Dev Adam'ın serüvenini inceledik...

Onur Erdem - Socrates Dergisi Yazı İşleri Müdürü
Ev sahibi olmamız nedeniyle bu turnuvayı 2001 Avrupa Şampiyonası'na benzetiliyor ancak şu anki kurguyla 1999'a benzetmek daha doğru değil mi?
1999'da benzer bir kadro olduğu sorusunu Cedi Osman, Furkan Korkmaz, Sinan Güler'e yöneltmiştik. 1999 Avrupa Şampiyonası, Mehmet Okur, Hidayet Türkoğlu, Kerem Tunçeri gibi isimlerin Milli Takım'da rol oyuncularına dönüştükleri turnuvaydı. Fransa maçında Haluk Yıldırım'ın kaçan son saniye şutu var, o girseydi bambaşka bir noktada olunabilirdi. Bu açıdan iki turnuva arasında sadece 1 maçlık fark var şu an. Ama 1999 kadrosunda diğer oyuncular arasında farklar vardı. Ufuk Sarıca, Haluk Yıldırım gibi tecrübeli ve önemli oyuncular vardı. Bir de Kerem, Hidayet, Mehmet turnuvaya 20 yaşında gittiler ancak o sezonu oynayarak, dakika bularak gittiler. Cedi ve Furkan, altyapı turnuvalarında takımların yıldızıydı, takımların 1. skor opsiyonlarıydı. Elit seviyeye geldiklerinde bu rolü bulamadılar. Bu turnuva, bu rolü tekrar üstlenebildikleri turnuva oldu, ipleri eline aldılar. Ve bunu da kaldırabildiklerini gösterdiler.

1999 kadrosuyla kıyasladığımızda bu kadroda, o dönemdeki kadar yıldız yok. O kadronun üç ana parçası genç oyunculardı ve 15 yıl boyunca devam ettiler. Cedi, Kenan ve Furkan bu takımda 1. opsiyondu, rotasyonun 8 ya da 9. parçası değildi. Bu açıdan bir benzerlik var. Ve bu çekirdek, Milli Takım'da 10 sene boyunca görev yapabilir.

Sizce nasıl bir turnuva geçirdik?
Bence iyi bir turnuva geçirdiler. Mükemmel senaryo, bu takımın minimum çeyrek final oynamasıydı, ondan bir maç uzakta kaldılar. Bu kadroda olması gereken yıldızlar Bobby Dixon ve Ersan İlyasova'ydı. Bazı noktalarda birinin sorumluluğu alıp gitmesi gerekiyor. Rusya maçında Alexey Shved, Sırbistan karşılaşmasında Bogdan Bogdanovic, İspanya mücadelesinde de Sergio Rodriguez'in yaptığı gibi. Bobby ve Ersan'ın olması bu açıdan olması önemliydi. Biz zor bir gruba düştük. Son 16'da Macaristan, Ukrayna gibi takımları gördük. Grubumuzdaki takımlar İspanya, Rusya, Letonya, Sırbistan... İspanya organizasyonun favorilerinden, Rusya yarı final oynadı, Sırbistan finale çıktı. Letonya, organizasyonun 1 ya da 2 numaralı favorisi Slovenya'ya elendi... Rusya maçının kazanılması, üçüncülük açısından önemliydi ve çapraz eşleşmede İspanya'dan kaçış demekti. Ayrıca ben sporda motivasyonun önemli bir faktör olduğunu düşünenlerdenim. Rusya'yı yenebilseydik arkamıza rüzgar da alabilirdik. Muhtemelen Hırvatistan'la eşleşecektik ve ben bu kadronun, enerjisiyle o maçı kazanacağını düşünüyordum. Rusya'da Svhed var, Sırbistan'da Boban Marjanovic ve Bogdanovic... Letonya'da Kristaps Porzingis ve Davis Bertans... Senin onların karşısına çıkardığın oyuncular, bu rolü bu seviyede ilk kez üstlenen oyuncular. Bu açıdan baktığımda benim için önemli olan İspanya maçı dahil, karşılaşmaları iki 3'lük soksak ve bir savunmaya bakacak, yani kazanma noktasına getirmekti. Bunu da yaptılar. Hırvatistan, İspanya'dan 30 sayı fark yedi. Biz bu duruma hiç düşmedik, kaybettiğimiz dört maçı da kazanma noktasına getirdik.

Onur Erdem: Yetenek kaybolan bir şey değil, orada duruyor. Özgüvenin sporda çok önemli olduğunu düşünüyorum. Melih mesela, Rusya karşısında 0 çektikten sonra Büyük Britanya maçında iyi performans sergiledi, Letonya mücadelesinde Porzingis'in üzerinden turnike bırakacak duruma geldi.

Federasyon Başkanı Hidayet Türkoğlu da başantrenör Ufuk Sarıca da açıklamalarında beklentilerin düşük tutulmasından bahsetmişti. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Turnuvaya Bobby Dixon'lı bir kurguyla hazırlandık ancak son anda sakatlığı nedeniyle ondan yararlanamadık. Bobby'nin Fenerbahçe'yle iki sezon önce oynadığı CSKA Moskova maçındaki geri dönüşünü hatırlayalım. Bobby, arkanızda rüzgar varsa yelkenleri rüzgarıyla doldurabilecek bir oyuncu. Biz, 1 numara pozisyonunda şut tehdidi olmadan oynadık. Bu da dış oyunculara giden yardım savunmasının daha etken olmasını sağladı. Bobby olsaydı Kenan, Doğuş, Sinan ve Melih'in üzerinde daha az baskı olurdu hem alan paylaşımı hem de yardım savunması aksayabilirdi. Melih, İspanya maçında boş şut bulamadı mesela. Bu açıdan bakıldığında açıklamaları anlayabiliyorum.

İspanya maçı sonrası Ufuk Sarıca'nın sözleri: Öncelikle üzgünüm, son 5-6 dakikaya kadar oyuna ortaktık. Bu bakımdan çok gururluyum. Gördük ki hiçbir şey imkansız değil. Maçın hakkı bu değildi, başa baş oynadık. Herkes elinden geleni yaptı. Güzel işler yaptık. Bunu söyleyebilirim. Şanssız anlarımız vardı, önemli 2-3 atışı kaçırdık.

Ufuk Sarıca, maç sonlarında şikayet etmekten ziyade özeleştiri yaptı. Karar anlarında sakin kalınamamasını vurguladı. Özeleştiri, Türkiye'de pek alışık olduğumuz bir durum değil...
Takımda rüştünü kazanan kimliğiyle ispatlayan tek isim olmasına bağlıyorum. 5-10 sene önce İbrahim Kutluay, Mehmet Okur, Mirsad Türkcan, Kerem Tunçeri gibi oyuncular vardı. 2005'teki turnuvada hocaya mikrofon uzatıldığında oyuncularla ilgili haklı oalrak serzenişte bulunmuştu. Ufuk hoca Karşıyaka'ya şampiyonluk yaşattı, Beşiktaş'ta yaptıkları ortada. Kariyerli bir isim. Böyle bir durumda oyunculardan şikayet etmemesi çok doğal. Sahaya baktığınızda doğru olmayan bir set, iştah eksikliği gibi bir durum da yoktu. Ülkemizde başarısızlık varsa dış etkenlere bağlamayı çok severiz. Başka etkenlerin arkasına sığınırız. Ama bu ne kısa ne orta ne de uzun vadede başarı getiriyor. Hatayı dışarda aramak da. Buraya gelen buraya benziyor. Futbolda A Milli Takım'ın başına Mircea Lucescu geldi, Ukrayna maçını berbat bir futbolla kaybedince kafa bulandırıcı açıklamalar yaptı. Diğer yanda Ufuk hoca, takıma duyulan sempatinin vücut bulmuş hali...

JUANCHO HERNANGOMEZ Alt yaş kategorilerinde Türkiye'ye karşı çok maç kaybetmiştik. Furkan, Cedi ve Kenan üçlüsü tecrübe kazanacaktır.

Cedi, Furkan, Kenan omurgasının geleceğini nasıl buluyorsunuz?
Furkan henüz 20 yaşında ve inanılmaz bir potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Fiziksel gelişimini artırır, şutunu, esnekliğini ve oyun aklını koruyabilirse çok başka bir seviyeye gelebilir. Dünyada Porzingis, Luka Doncic gibi çok ekstra örnekler var. Biri NBA'in franchise oyuncusu, diğeri gelecek sezonun draft'ında ilk 3 sırada seçilmesine kesin gözüyle bakılan bir yetenek. Bu gibi örnekler Furkan'ı kötü yapmaz. Bu kadro içerisinde alabileceği sorumluluğun maksimumunu aldı. İki üç yıl sonra gidebileceği yeri ben de çok merak ediyorum. Cedi'ye gelince, takımın lideri gibi bir konumda. Furkan'la Cedi'nin liderliğe soyunması önemli. Cedi gerek iştahı gerek kazanma arzusu gerek çok yönlülüğüyle öne çıkıyor. İstatistik kağıdına baktığınızda kağıdın her bölümüne katkı sağladığını görüyorsunuz. Yeri geldi 8 ribaund aldı 5 asist yaptı 7 top çaldı, 3 blok yaptı. Kenan için de şunu söyleyebilirim, Kerem Tunçeri 2001'de korkunç bir turnuva geçirmiş ve çok eleştirilmişti. Kenan, 2001'de Kerem'in oynadığından bir tık daha iyi bir turnuva geçirdi. Kerem Tunçeri, hak ettiği saygıyı ancak 2005, 2006 yılında gördü. Kenan iyi bir yolda ancak elit bir guard olur mu emin değilim. Ancak şöyle de bir şey var, Hernangomez, altyapı turnuvalarında Cedi ve Furkan'lı takımlara sürekli kaybettiklerini, ileride tecrübe kazanacaklarını söyledi. Öyle de olacaktır.

Bu 3'lüye ek olarak Okben Ulubay, Tolga Geçim, Ömer Faruk Yurtseven gibi alttan gelen gençleri de düşününce Milli Takım için daha yüksek bir potansiyelden bahsedebilir miyiz?
Elbette bahsedebiliriz ancak iki sene sonra Furkan'ın şu andaki rolünde olacaklar. Uzun vadede bakılırsa Tolga olabilir, Egehan Arna rotasyona girmiş olabilir. Ömer Faruk'un gelişimi sekteye uğradı gibi duruyor ama devam ettirirse değişilmez parçası olacaktır. Şöyle bir şey olabilir, ben devşirme oyuncu olmamasından yanayım ancak devşirme oyuncu kullanılacaksa doğru pozisyona doğru ismi bulmak gerekiyor. Mesela Slovenya'da Goran Dragic, Doncic gibi çok önemli isimler olsa da Anthony Randolph'un kullanılması, birçok yönden etkili oldu. Devşirme oyuncu kullanılırsa Bobby'nin yaş haddinden ötürü sıkıntı yaşayacağını düşünüyorum. Oraya başka bir ismi bulmak gerekebilir.

Eski basketbolcu Mirsad Türkcan: A Milli Takım yeni oluşturulmuş bir takım, bence fevkalade mücadele ettiler. Ama tecrübesizlik ve kadronun geniş olmaması maçlara yansıdı. Türkiye'de olan bir organizasyonda en azından yarı final bekliyorduk, buna üzüldük. Ama herkes milli takımdan gayet memnun. Furkan Korkmaz, Cedi Osman, Kenan Sipahi gibi genç oyuncular Türkiye'yi ileride çok güzel yerlere taşıyacaklar.

Basketbolun özel bir seyircisi olsa da basketbol ülkesi olmadığımız ortada ki futbola kıyasla daha başarılı olunsa da... Buna rağmen Milli Takım çok sevildi. Sizce neden?
Basketbol daha başarılı, futbol daha çok seviliyor mantığı çok yanlış. Mesela İngiltere, snookerda dünyanın en iyilerinden ama futbolcular kadar ilgi görmeyecekler. O sakat bir bakış açısı. Bir taraf neden eleştirilirken diğer taraf neden sevildi sorusunun cevabı, kazanım ya da kaybedişlerinden ziyade iki takımın bireylerinin davranış biçimlerinin olduğunu düşünüyorum. Ne verirseniz onu alıyorsunuz sonuçta. Bir tarafta son 1 buçuk, 2 yıldır her yerinden sorun damlayan, en alakasız noktada bile en alakasız bir bireyin, kibir, nefret söylemi içerisinde kendini ifade etmeye çalıştığı, prim tartışmalarının olduğu, silah çektiği, sürekli saha içi hariç her şeyin konuşulduğu durum var. Diğer yanda ise sadece saha içini konuşuyoruz. Futbolcuların bu konuda bir şikayeti varsa bence kendilerine baksınlar. Mesela mahallede iki bakkalınız varsa ve biri sürekli sorun çıkartan, kötü davranan biriyse, diğeri de sadece işini yapansa tercih edeceğiniz bakkal bellidir. Bunun dışında futbolun çok sevildiği, basketbolunsa tepki gördüğü dönemler de oldu. 2005'te basketbolcular kavga edince en çok eleştiriyi onlar almıştı...

 

Federasyon CEO'su Ömer Onan, genç yeteneklerin oynayabilmesi için 'Gelişim Ligi' ya da 1. Lig'de 'Federasyon Takımı' kurmaktan bahsetti. Sizce bunlar faydalı olur mu?
İlla ki faydası olacaktır, hiç değilse çürümeden maç oynamaya devam edecekler. Ama ne kadar etkili olur bilemiyorum. Sonuçta bu yetenekler, altyapıda bu isimlere karşı onlardan daha iyi olduklarını kanıtlamış oyuncular. Elit seviyeye geldiklerinde neler yapabileceklerini görmek açısından zararlı olur. Çünkü Gelişim Ligi'nde oynadıklarında bu çocukları daha ciddi bir sınava tabii tutmuyorsun. Ömer Faruk'un öncesinde zaten daha iyi olduğunu kanıtladığı yaşıtlarıyla oynaması mı daha etkilidir yoksa Ekpe Udoh'la, Jan Vesely ile idman yapması mı? Federasyon takımına gelince, bu da ligin dinamiğini bozar. Play-off dönemine gelinince çalınan çalınmayan düdükler, o bunu yendi, bu buna yenildi tarzında tartışmalar başlar. Bu gençleri öyle bir töhmet altında bırakmamak gerekiyor. Şampiyonlar Ligi'nde UEFA'nın takımı olması gibi bir şey bu... Yine de bu girişimler, federasyonun bir eksiği görmesi ve bunun üzerine bir karar alarak eksiği giderme çabası açısından değerli. 

GÖKHAN TÜRE - Gazete Habertürk Yazarı
Ev sahibi olmamız nedeniyle bu turnuvayı 2001 Avrupa Şampiyonası'na benzetiliyor ancak şu anki kurguyla 1999'a benzetmek daha doğru değil mi?
Yok orada tecrübesiz ama müthiş kadro mevcuttu. Mehmet Okur, Kerem, İbrahim Kutluay, Haluk Yıldırım'ın kaptanlığını yaptığı Hüseyin Beşok, Mirsad Türkcan, çok potansiyelli bir kadro vardı. Dolayısıyla tecrübesizliğe rağmen takım çeyrek finalde Fransa'ya son topla kaybetmişti. Haluk Yıldırım'ın 3'lüğü girse başka bir noktada olabilirdik. Bu açıdan, bu takımla o takımı en azından yetenek bazında kıyaslamak adil olmaz. Her ne kadar tecrübe açısından eş tutabiliyor olsak da...

Sizce nasıl bir turnuva geçirdik?
Elimizdeki kadro ile bundan ötesi sürpriz olurdu. Ersan ve Bobby olsa belki daha ileriye gidebilirdik ancak onlarsız takımın hücum potansiyeli büyük yara aldı. Yine de takım, elinden gelenin en iyisini yaptı. Kimse takıma mücadele etmedi diyemez. Bu da bizim ayarımızdaki rakiplerimizi yenmeye yetti. Bu da benim açımdan sürpriz değil, şaşırmadım.

Federasyon Başkanı Hidayet Türkoğlu da başantrenör Ufuk Sarıca da açıklamalarında beklentilerin düşük tutulmasından bahsetmişti. Siz bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Onlar, oyuncuların üzerindeki baskıyı azaltmak adına bu açıklamaları sarf ettiler. Bu açıdan doğru buluyorum. Diğer yandan bakarsak Türk Milli Takımı, büyük hedefler peşinde koşmalı. Son 15-20 yılda basketbolda Avrupa'nın önde gelen ülkelerinden biri haline geldik. Bu statüden dolayı artık turnuvaları pas geçme lüksümüz yok. Ki yakın gelecekte kadro kapasitesi nedeniyle sıkıntı yaşayacağımızı düşünüyorum. Artık her turnuvaya giderken böyle açıklamalar yapmamamız lazım.

Ufuk Sarıca, maç sonlarında şikayet etmekten ziyade özeleştiri yaptı. Karar anlarında sakin kalınamamasını vurguladı. Özeleştiri, Türkiye'de pek alışık olduğumuz bir durum değil...
Milli Takım'ın başına Ufuk Sarıca'nın getirilemsi çok değerli bir hamleydi ve ısrar edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ufuk'un bu kadroya rağmen Milli Takım'a renk kattığını ve katmaya devam edeceğini düşünüyorum. Elindeki sınırlı kadroyla yien de tribünlere seyirci çekecektir. Mücadeleci bir takım yaratmayı başardı. İleride daha zengin kadroyla daha iyi işlerin altına imza atacağına şüphem yok. Yeter ki arkasında durulsun, uzun vadeli projeler yapılsın. Özeleştirili yaklaşımları da oldukça değerli buluyorum.

Gökhan Türe Artık Avrupa'nın önemli basketbol ülkelerinden biriyiz. Turnuvaları pas geçme lüksümüz yok.

Cedi, Furkan, Kenan omurgasının geleceğini nasıl buluyorsunuz?
Cedi ve Furkan bu sene dünyanın bir numaralı ligine geçiş yaparak kalitelerini kağıda döktüler. Bu iki oyuncunun da yakın gelecekte Milli Takım'ın kilit oyuncularını ve lokomotiv görevi üstleneceğini düşünüyorum. Kenan'a gelince, bu sene gerçekten çıkış yakaladı, basketbolunun üzerine koydu... Ama hala 18 Yaş Altı Takımı'yla en değerli oyuncu olduğu sürecin üzerine koyamadığını söyleyebilirim. Bunu da şunun için söylüyorum, yukarı çıkan takımlara bakıyoruz, onlara ivme kazandıran oyuncuların çoğu oyun kurucular. Bizde takımı sürükleyebilecek bir oyun kurucu yok. Bu Kenan'ın suçu da değil. Yoklukta üzerine çok yük bindi. Kenan'ın Milli Takım'ın geleceğine etki edecek bir oyuncu olduğuna inanmıyorum. Melih Mahmutoğlu 27 yaşında olabilir ancak kendisine iyi bakarsa gelecekteki takımın ana parçası olacaktır.

Bu 3'lüye ek olarak Okben Ulubay, Tolga Geçim, Ömer Faruk Yurtseven gibi alttan gelen gençleri de düşününce Milli Takım için daha yüksek bir potansiyelden bahsedebilir miyiz?
Edebiliriz ancak bu oyuncuları oynatmamız gerekiyor ki bir kıvama gelebilsinler. Sırbistan ve Slovenya'daki oyuncuların neredeyse hepsi EuroLeague'de oynuyor ve ciddi süreler alıyor.

Federasyon CEO'su Ömer Onan, genç yeteneklerin oynayabilmesi için 'Gelişim Ligi' ya da 1. Lig'de 'Federasyon Takımı' kurmaktan bahsetti. Sizce bunlar faydalı olur mu?
'Gelişim Ligi' oyuncunun hiçbir şey yapmadan kenarda oturmasından iyi ancak ne katar şimdiden bir şey söylemek zor. EuroLeague'de oynayan oyuncu başka ancak Gelişim Ligi'nde oynamak başka. Aynı kefeye koymamak lazım. Olumlu etkisi olmalı, olacaktır. İnanıyorum. Gelişim Ligi'nde gençler birbirleriyle rekabete girecek. Adı üstünde Gelişim Ligi illa katkı sağlayacaktır. Ama iki ligi bir arada götürebilecek düzeyde oyuncular çıkabilir. Çift lisanslı oynarlar ve bunu kaldırabilirlerse o zaman bir noktaya gelinebilir.



Sizin devşirme dönemi sona eriyor haberiniz vardı... Bu doğru karar mı?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yabancı sayısının azaltılması gerektiğinden bahsetti. EuroBasket'te en az 10-12 tane siyahi oyuncu vardı. Mesela finale çıkan Slovenya'da Anthony Randolph... Devşirme oyuncu iyi güzel, açığı kapıyor ama milli takımların kendi içerisinden çözüm bulmasını daha doğru buluyorum.

EBUBEKİR KAPLAN - Spor Pazarlama ve İletişim Uzmanı
Salon bizim maçlarda dolsa da diğer karşılaşmalarda dolmadı. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Öncelikle biz net olarak bir futbol ülkesiyiz. Ancak futbolda da basketbolda olduğu gibi oyunun kendisinden ziyade oyunda 'bizim' olanı sevdiğimizi söylemem gerekiyor. Futbolda biraz daha azalmış, o dönemi aşmış olsak da oyuna duyduğumuz sevginin kaynağında biz varız. Bunda da 1990'lardan bu yana kendimizi Avrupa'ya kanıtlama merakı olduğunu düşünüyorum. Slogan bile oldu, hala söyleniyor. Bunu belli bir ölçüde başardık, o yüzden futbola farklı bir perspektiften bakabiliyoruz. Ancak iş basketbola gelince elit bir basketbol ülkesi olduğumuz görüşüne katılmıyorum. Basketbolu, oyunun kendisi olarak seven çok az insan var. Sevenler, genelde kendi takımları ve Milli Takım özelinde seviyor. Basketbol turnuvasında, basketbol takımımızdan bahsederken bile futbolla kıyaslıyoruz. Bu yüzden biraz futbola da girmek istiyorum, son 10 yıldır hem kurumsal hem de şahıslar nezdinde futbolda sorunsuz bir günümüzün geçtiği çok nadirdir. Futbolda saha içinden ziyade saha dışını konuşuyoruz, tartışıyoruz. Basketbolda bu olmadı. Alternatif olarak bu turnuvada oynadığı 6 maçın 4'ünü kaybeden bir Milli Takım var ancak bu çocuklara gelişine eleştiriler yapılmadı, sallanmadı, hiçbiri hedef haline getirilmedi. Çünkü onlar kapasiteleri doğrultusunda ellerinden geleni yaptılar.

Peki bunu çözmek için ne yapılabilir?
Doğru insanların doğru rollerde bulunduğu noktada doğru reaksiyonu verebilen bir ülkeyiz. Bu açıdan, EuroBasket 2017'nin dönüm noktası olabilecek bir turnuva olduğunu düşünüyorum. Doğru algıyı oluşturarak elit bir basketbol ülkesine dönüşebiliriz. Çünkü umutlarımız saha içerisinde de saha dışında da çok daha canlı. Burada medyaya çok iş düşüyor. Tamam turnuva boyunca ellerinden geleni yaptılar, yer verdiler ancak bu rüzgarı görüp etkileşimi devam ettirebilecek stratejiler oluşturulmalı. Sadece dönemlik turnuva haberleri değil, bütün yıla yayılarak haberler yapılmalı. Sadece Cedi'nin 3'lükleri, Furkan'ın oyunu değil; oyunun kendisi haberleştirilmeli. Bu haberler, gelecek nesillere çok büyük kaynak oluşturabilir, ilham olabilir.

Biraz daha özele inersek bu kadronun bu kadar sevilmesinde oyuncuların etkisi nedir?
Biz, bu kadrodaki oyuncuların gerek saha içinde gerek saha dışında basketbol haricinde bir şeyle ön plana çıktıklarını görmedik. Bu arkadaşlar, her zaman basketbolla anılmayı seçtiler. Saha dışı arkadaşlıkları, dostlukları, yakınları, bulundukları yerler, katıldıkları etkinlikler dahil merkezde hep basketbol oldu. 'Biz bu oyunu seviyoruz' mesajını böylelikle verdiler. Tekrar futbolla kıyaslarsam, futboldaki durumumuz yenilmek/yenmek değil. 'Neden yeniliyoruz?' tarzındaki eleştiriler dönem dönem olsa da ana eleştiri noktası hiç olmadı. Eleştiriler genelde 'Neden siz futbolu ikinci plana atıyorsunuz? Bu yüzden yeniliyoruz.' minvalinde oldu. Göksenin Köksal, Sinan Güler, Melih Mahmutoğlu gibi rakip kulüp taraftarlarınca sevilmeyen oyunculara tepkinin esamesi bile okunmadı. Haliyle bunlar da etkili oldu.

Federasyon Başkanı Hidayet Türkoğlu, CEO'su Ömer Onan beklentilerin düşük tutulması gerektiğinden bahsetmişti. Bu açıklamalar etkili olmuş mudur?
Öyle ya da böyle hep hakem şikayeti oluyor. Bu yorumculardan da kaynaklanıyor. Ama bu turnuvada onu hiç duymadık. Bir ağızdan sözleşilmiş gibi sonuç ne olursa olsun hak ettiği pozitif yaklaşımı buldu Milli Takım. Açıklamalara gelince uzun vadeli planlar, futbolda uygulayamadığımız ancak hep konuştuğumuz bir şeydir. Basketbolun ülkemizde biraz underdog yani favori olmayan durumda olması nedeniyle uzun vadeli planlar hayata geçirilebilir. Mesajların da doğru verilmesini, beklentiyi düşürme anlamında anlayışla karşılıyorum.

Ufuk hocanın maç sonu açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ligde sahada yer alan 5 oyuncudan kaçı Türk? Bir şeyden şikayet edilecekse en başta Ufuk hoca etmeli ancak ben böyle bir şey görmedim. Elimizde ne varsa, neyi doğru neyi yanlış yaptıysak onu değerlendirmemiz gerekiyor. Başka şeyleri konuştuğunda sorundan uzaklaşıyoruz. Ufuk hoca bu yönden bence ekstra alkışı hak ediyor.

Basketbol seyircisinin daha 'elit' ya da 'eğitimli' olduğuna yönelik bir yargıdan bahsediliyor. Siz buna katılıyor musunuz?
Turnuvada her maçın devre arasında, öncesinde sonrasında salon içinde dışında etkinlikler, şovlar oldu hediyeler verildi. Burada dikkat çekmek istediğim nokta, üzerindeki forma ne olursa olsun insanlar yan yana oturabildi. Futbolda bunu görmemiz mümkün değil, o treni kaçıralı çok oldu. Bunu görmek için saha araştırması ya da anket yapmamıza bile gerek yok. Türkiye'de sürekli ana gündem maddesi olan 'sporda şiddet' aslında 'futbolda şiddet'. Sporda şiddeti oluşturan maddelerin, futbolda şiddet olduğunu görüyoruz. Diğer sporlara yansıyanlar da futbolun diğer branşlara sirayet etmesinden kaynaklanıyor. Basketbol seyircisi evet futboldan az, ama öz olduğunda sıkıntı yaşanmadığını gördük.

Slovenya Luka Doncic, Letonya Kristaps Porzingis gibi oyuncuları franchise haline getirdi. Biz de Cedi, Furkan ya da başka birini öne çıkarmayı tercih etsek nasıl olurdu?
Buna katılmıyorum, bizim yıllardır sloganımız 12 Dev Adam. Ben tarihimizde hiçbir kadroda bir basketbolcunun o kadar ön plana çıktığını görmedim. Biz hep bütün olmaktan bahsettik.

Turnuvanın ev sahibi olduğumuzun sokağa yansımadığına yönelik eleştiriler var. Bunun için ne düşünüyorsunuz?
Genel eleştiriler olabilir, eksiler artılar masaya zaten yatırılacaktır. Artık en büyük organizasyonların bile sponsorlar etrafında şekillendiğini görüyoruz, bu turnuvada da sponsorlar biraz daha proaktif olabilirlerdi. Bu tip organizasyonlar, sponsorların etkileşimi açısından müthiş bir kaynak. Yaptıkları yatırımın karşılığını görmenin en iyi yolu insanları iletişimle çekebilmek. Turnuvanın sosyal medyada olup sokakta olmadığı görüşüne de katılmıyorum. Ortalamanın üzerinde bir sosyal medya interaksiyonu oldu. Sokağa da gayet yansıdı. Facebook'u ayrı tutuyorum özellikle Twitter ve Instagram kullanıcılarından her ikişi kişiden biri basketbol temalı içerikle karşılaştı. Bu da ister istemez sokağa yansıyor. Sosyal medya özelinde sürekli yapılan tartışmalar var. Her yıl 'Bu turnuva, sosyal medyanın turnuvası olacak' deniliyor. Her geçen turnuva sürekli gelişen sosyal medyayla bir öncekinin title'ını alıyor.

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ