Dehşet Kapanı

26 Nisan 2012 Perşembe, 22:40:53Güncelleme: 05 Mayıs 2012 Cumartesi, 13:23:52
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Dehşet Kapanı Sonra Oku

27 NİSAN FİLMLERİ - DEHŞET KAPANI

70’lerde “Teksas Katliamı” ile başlayan ve Amerika’nın kırsal kesmindeki suçlara el atan slasher filmi formülünü biliriz. Bir kulübeye ve ormana doğru yola çıkan dört-beş genç bir anda kıyılır ve katilin temelleri politik bir süzgece bağlanır. İşte “Dehşet Kapanı”, o şablonu eline alıp olabildiğince değiştirmeye çabalıyor. Ancak bunu yaparken fazlaca heyecanlanınca fantastik, bilimkurgu ile korku arasında dolaşan omurgaya odaklanacak hedef bulamamış. Kuşkusuz ilk ve son 30 dakikayı izleyip Goddard-Whedon ikilisinin yetkin TV dizisi alışkanlığını görebileceğiniz eser, hikaye kurgusunu doğru düzenleyememekten ve ‘her şey de olsun’ coşkusundan zarar görüyor. Ancak her şeye rağmen çarpıcı bir çıkış noktası ve ilgi çekici bir korku evreni sunmayı beceren “Dehşet Kapanı”, kısa süre içinde kültleşirse şaşırmamak lazım.

‘Firefly’, ‘Buffy’ ve ‘Angel’la tanınan Joss Whedon ile onunla beraber çalışmasının yanında ‘Lost’, ‘Alias’ gibi dizilere de destek veren Drew Goddard’ı buluşturan dönüşümcü bir korku filmi denemesi... Ama hatırlatalım, Goddard “Canavar”ın (“Cloverfield”, 2008) senaryosuna imza atarak görkemli bir sinema girişi gerçekleştirmişti. Whedon ise ‘senarist’ işlerinin yanına 2005’te B sınıf uzay operası filmi “Serenity”i eklerken şimdilerde gelecek hafta vizyona girecek “Yenilmez”in (“The Avengers”, 2012) tepkilerini bekliyor. Goddard’ın ise bu ilk yönetmenlik deneyimi. Aslında “Dehşet Kapanı” (“The Cabin in the Woods”, 2011) baştan sona sahne sahne izlenirse bu saptama hissedilebiliyor.

Kafası karışık ve heyecanlı

Zira filmde gerçek anlamda “Teksas Katliamı” (“The Texas Chain Saw Massacre”, 1974) sonrası fazlaca kullanılan, son 10 senede ise bozulmaya çalışılan bir formül mercek altına alınmış. “Dehşetin Gözleri”nin (“Cabin Fever”, 2002) kan oranı ve katilsizlik, “Kanlı Mesai”nin (“Severance”, 2006) mizah ve iş hayatı ile müdahale ettiği, “Tucker and Dale vs. Evil”ın (2010) Abbott ve Costello geleneği ile sardığı bu konsept, burada kafası karışık bir noktaya taşınmış. Filmin ekibi, TV röntgenciliğini eleştirmeye mi, paralel evren yaratmaya mı, bu formülü ti’ye almaya mı, yoksa fantastik bir süzgeç sunmaya mı çalıştığını kendi bile bilmiyor olabilir.

Tamam böylesi bir konseptte beş karakterin bakiresiyle, eziğiyle, cinselliğe açıyla hep beraber bir ‘şablon’a oturtulması fikri gayet yaratıcı. Filmin başından itibaren her yönüyle bir ‘yaratım’ var düşüncesine de kapılıyoruz. Ancak sanki Goddard, bu ‘yaratım’ı kurgusal bir çizgiye oturturken acele etmiş gibi. Zira yönetmenin, arka plandaki fikrin bütün detaylarını ilk fırsatta göstermek ve ‘düz’ yoldan ‘albenisi yüksek’ bir ambalajla sunmak istediği doğrudan hissediliyor.

Kült sahneler çekme arzusu fikrin albenisine zarar vermiş

Bu durum da ayrı ayrı izleseniz ilk 30 dakikayı ve son 30 dakikayı ‘ilginç TV dizisi bölümleri’ olarak kabul etmenizi sağlayabilir. Ancak “Dehşet Kapanı”nın açılış kısmının Tobe Hooper, kapanış kısmının Clive Barker’a ihtiyaç duyduğunu da söylememek olmaz. Çünkü Goddard-Whedon ikilisi dalgasını geçtikleri sürpriz son, tesadüfler ve kader gibi kavramları o kadar abartmış ki bir süre sonra ‘inandırıcı bir taban’ kalmıyor ortada. Parodiye açılan omurga öne çıkınca ise fikrin çekiciliğinin seyirci üzerindeki etkisi çoktan yok olmuş oluyor. Bu da filmin gizemine, özgünlüğüne ve duruşuna zarar veriyor fazlaca...

Sonucunda bu yapıt, hiçbir cevabı vermeden sadece ‘korku kötüleri’ni içeren “Küp”ü (“Cube”, 1997) hatırlatan kısımla kült olmaya çalışıyor gibi gözüküyor. “Teksas Katliamı”ndan başlayıp “Truman Show”a (“The Truman Show”, 1998) uzanan sürecin noktası sanki “Şeytanın Ölüsü” (“The Evil Dead”, 1981) gibi ‘kitsch (bayağılık estetiği) fenomen’ olacak bir evrensel düşünceye açılıyor gibi. Bu da heyecan dolu bu iki yaratıcının ağır yara almasına ve hikaye kurgusu tercihlerinden zarar görmesine yol açıyor.

Goddard için yönetmen diyebilir miyiz?

Elbette filmin klişelere karşı duruşunda belli motiflerden karakterlerine ve daha nicesine kadar bir işçilik görüyoruz. Ancak “Dehşet Kapanı”, bunların arasındaki tek tük fikirlere odaklanıp TV dizisi mantığını kalkındırıyor gibi. Goddard’ın 2.35:1’e karşın yönetmenlik stili ve duruşu belirleyememesi da filme en büyük zararı veriyor.

Clive Barker, Wes Craven, Tobe Hooper, John Carpenter gibi farklı yaklaşımlı yönetmenleri arar hale geliyoruz bir süre sonra ister istemez. Bu da fazla coşkulu bir yeni yetme yönetmenin ‘korku külliyatı’ düşlerinin ötesinde, ‘Şeytanın Ölüsü’ serisinden daha fazla etki bırakamayacak bir eserle yüzleştiriyor bizleri. Zaten Raimi’nin filmi de çekildikten bir süre sonra ‘kült’ dışında bir kalıcı sıfatla anılmamıştır.

FİLMİN NOTU: 4.8

Haftanın diğer filmi 'Marigold Oteli'nde Hayatımın Tatili'nin eleştirisi için tıklayın...

Haftanın diğer filmi 'Kuzgun'un eleştirisi için tıklayın...

Haftanın diğer filmi 'Aşkın Renkleri'nin eleştirisi için tıklayın...

Haftanın diğer filmi 'Pazarları Hiç Sevmem'in eleştirisi için tıklayın...

Haftanın diğer filmi 'Ölümün Sesi'nin eleştirisi için tıklayın...

Haftanın diğer filmi 'Çifte Soygun'un eleştirisi için tıklayın...

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

Açlık Oyunları (The Hunger Games): 4

Amerikan Pastası: Buluşma (American Reunion): 6

Artist (The Artist): 6

Aşk Yemini (The Vow): 5.8

Battleship: 3.5

Berlin Kaplanı: 3.2

Bir Ses Böler Geceyi: 3.5

Büyük Mucize (Big Miracle): 2.1

Çapraz Ateş (Haywire): 6

Doğaüstü (Chronicle): 4.3

El Yazısı: 3.4

Elveda İlk Aşk (Un Amour de Jeunesse / Goodbye First Love): 6.9

Fetih 1453: 6

Film: 3.9

Gizemli Adaya Yolculuk (Journey 2: The Mysterious Island): 2.9

Gri Kurt (The Grey): 4.3

Hayalet Sürücü 2: İntikam Ateşi (Ghost Rider: Spirit of Vengeance): 3

İyi Olan Kazansın (This Means War): 5.5

J. Edgar: 6

John Carter: İki Dünya Arasında (John Carter): 6.5

Kaos: Örümcek Ağı: 1.1

Karanlıklar Ülkesi: Uyanış (Underworld: Awakening): 5.4

Korsanlar! (Pirates! Band of Misfits): 6

Mar: 6

Mevsim Çiçek Açtı: 1.4

Muppets (The Muppets): 5.5

Öbür Dünyadan (The Awakening): 3.2

Ölüm Yolculuğu (Apollo 18): 5.5

Patlak Sokaklar: Gerzomat: 6.5

Sen Kimsin?: 4.6

Senden Bana Kalan (The Descendants): 5

Seninki Kaç Para: 1.7

Sığınak (Take Shelter): 6.4

Siyahlı Kadın (The Woman in Black): 3.5

Son Vurgun (Contraband): 3.1

SüperTürk: 4

Şahane Misafir (Magnifica Presenza): 6.1

Şansa Bak (50/50): 5.7

Teksas Ölüm Tarlası (Texas Killing Fields): 4

Titanların Öfkesi (Wrath of the Titans): 5

Yeraltı: 4.9

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

Geniş Açı

Haftanın en iyisi: Polis

  • Yayın Tarihi: 27/07/12 11:42
  • [javascript protected email address]
William Wyler'ın 1951 tarihli "Karakolda"da yaptığını Fransa'daki 'Çocuk Koruma Ekibi' teşkilatının içine uygulayan "Polis", bir anlamda polisiyede çokça gördüğümüz meseleleri kalıpsal değişime uğratıyor. Maïwenn'in toplumsal çarpıklıkları kayıt altına alırken yüklendiği hafif...
Devamını Oku

Miss Bala

  • Yayın Tarihi: 19/07/12 23:28
  • [javascript protected email address]
"Tanrıkent" sonrasında Güney Amerika sinemasından çıkmasına alışık olduğumuz suç hikayelerinin bir yenisi, burada sınıfsal uçurumu eleştiren çarpıcı bir yapıtla karşımıza çıkıyor. "Miss Bala", güzellik kraliçesi olmak isteyen bir kadın ile onunla aynı sosyal statüden bir suçlunun...
Devamını Oku

Haftanın en iyisi: Barbara

  • Yayın Tarihi: 18/07/12 22:32
  • [javascript protected email address]
1980 yılı Doğu Almanya'sından bir kadının, Barbara'nın Batı'ya kaçıp 'rejim' değiştirme ya da özgür olma mücadelesi her zamanki gibi Christian Petzold'un sinemasına çok yakışmış. 2000'lerde yükselen 'Berlin Okulu' jenerasyonuna mensup isimlerden olan yönetmen, Yeni Alman...
Devamını Oku
Tüm Geniş Açı Yazıları