Seferihisar Modeli

30 Mayıs 2011 Pazartesi, 16:52:49Güncelleme: 16:52:49
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.

 

 

Yazmayayım diyorum ama yazıyorum:

Seferihisar Modeli

Yazasım hiç yok, çünkü bugünlerde iyi şeyleri nazardan sakınasım var. Aman bir şey olmasın diye her güzel şeye en ince camdanmış gibi ihtimam göstermek istiyorum. Malum, işler pek de iyi değil. Ama hayatın kıvamının büsbütün dertten oluşmadığı gerçeğini de yok saymak hakikate karşı ihanet olur. O bakımdan yazıyorum:
Seferihisar’da başka bir Türkiye mümkündür!

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer ile bir yemek yedik. Türkiye’deki ilk “Yavaş Şehir” Seferihisar. Bisiklet sürülüyor, organik tarım yapılıyor, her şehrin kendi meşrebince var olması gerektiğini düşünenler tarafından yönetiliyor. Türkiye’de Soyer’in Seferihisar’la başlattığı “Yavaş Şehir” alternatif bir turizm ve yaşama modeli de geliştirdiği için başka şehirlerden de bu zincire eklenmek isteyenler olmuştu. Şimdi Soyer müjdesini veriyor:
“Perşembe (Ordu), Yalvaç (Isparta), Kaş (Antalya), Vize (Kırklareli), Gevaş (Van) başvuruları kabul edildi, haziran ortasında onlar da yavaş şehir olarak ilan edilecek.”
Yani ne olacak peki?
Bu şehirlerde artık alternatif bir turizm modeli işlemeye başlayacak. Harala gürele kitle turizmi yerine misafirlerin evlerde konaklayabildiği ve yerli halkın hayatına dahil olabildiği bir tür hakikatli turizm modeli. Ama Seferihisar’da modeller bununla sınırlı değil. Bir de Türkiye’ye yayılması gereken bir vatandaşlık modeli var:
“İlkini Kasım 2010’da yaptık: Seferihisar Fuarı. Altı hemşehri örgütüyle birlikte hazırladık bunu. Ahıska Türkleri, Kürtler, Yozgatlılar, Totkatlılar, Karadenizliler, Afyonlular. ‘Artık Seferihisarlısınız’ sloganıyla birlikte herkese bir bölüm verildi fuarda kendi kültürel zenginliklerini sergilemek için. Fuar boyunca her gecenin organizasyonu bir gruba verildi. Birg ece Ahıska Türkleriyle ‘Çırpınırdı Karadeniz’ söyledik, ertesi gece hepbirlikte Kürt halayı çektik. Kimse de gerilmedi. Hatta komprasörcü Haydar amca bir Kürt dede olarak torunlarına efe kıyafeti giydirmişti. Böylece siyaset sığlıktan çıkıp başka, hayata dair bir şey oldu.”

Bugünlerde millet birbirini boğazlamak üzereyken hayal gibi bir şey. Ama gerçek! Eğer işler yolunda giderse ikincisi Ekim ayında yapılacak şenliğin.

Seferihisar’da farklı yaşam modeli sadece kültürel meselelerle sınırlı değil. Aynı zamanda doğa ile ilgili bir meselesi de var Seferihisar Belediyesi’nin. Bugünlerde “Anadolu’yu Vermeyeceğiz” diyen insanlar iktidarın düşmanı ilan edilip Ankara’ya bile sokulmazken Başkan Tunç Soyer doğa ile ilgili hakiki bir politika geliştirmenin bir yolunu bulmuş. Kendisinden dinleyelim:
“2006’da bir yasa çıkarılmış: ‘Yerli tohum satışı yapılamaz’. Tohumculuk Yasası böyle diyor. Ama dünya tohum piyasasının yüzde 57’si on şirketin elinde. Bu şirketler aynı zamanda hem tarım ilacı satıcısı hem de kanser ilacı üreticisi. Bu durumda doğadaki üretkenliği kontrol altında tutma iktidarları var. Türkiye’de bu yasa yüzünden yerelde ürün çeşitliliği azalıyor. Biz de bu yasanın söylemediği şeyden yola çıktık. Tohum Yasası’nda ‘satılamaz’ diyor ama ‘takas edilemez’ demiyor!”

Seferihisar, Tohum Şenliği düzenledi. Şenlik öncesi aylar boyunca belediye görevlileri köy köy bütün evleri dolaşıp 220 tür tohum topladı. Soyer’in anlattığına göre insanlar gelin sandıklarında yıllarca sakladıkları tohumları bile verdiler. Bu bitkilerin şeceresi tutuldu ve şöyle dendi:
“Ey vatandaş! Bu yasa nedeniyle mahrum kaldığın ürünler bunlardır!”
Ürünler arasında pembe yumru domatesten tutun da insanların yıllardır unuttukları bütün yerli türler var. Bu tohumlar çoğaltıldıktan sonra öğrencilerin okullarda kendi bahçelerini yapmaları sağlandı. Şimdi Seferihisarlı çocuklar kendi ürettikleri ürünleri pazarda satıyorlar! Aynı zamanda bir Tohum Bankası kuruluyor. Kadınlar da Belediye’ye ait yeşil alanlarda bu ürünlerin üretimini yapıyorlar. 2000 metrekare yeşil alan 10’a bölündü. 10 sorumlu tespit edildi kura ile ve üretime başlandı. 

Seferihisar Belediyesi aynı zamanda çocuk dostu belediyecilik diye bir icat da çıkarmış!
“Çocuk Meclisi kurduk. Bu meclis, danışma mercii olacak. Şehir plancılarına dedik ki ‘Yapılan şehir planlarını çocuklar onaylayacak. Nereye kaç kat imar izni verilecek, nereye imar izni verilmeyecek, bunların hepsi çocuklara da sorulacak.’ ‘Çocuklara nasıl anlatacağız?’ dediler, ‘Orasını siz biliyorsunuz’ dedik. Şimdi Seferihisar’da çocuklar göstermelik değil, gerçek anlamda yönetime katılıyorlar. Ayrıca bu Meclis içinden bir Çocuk Belediyesi de kuruyoruz. Bir tür gölge belediye olacak. Belediye Başkanı, zabıtası, belediyede ne kadar görev varsa o kadar çocuk görev alacak. Propaganda yapmak da serbest! Yani bize her gün 23 Nisan!”

Bütün bunların yanı sıra Seferihisar Lokantası da kuruldu. 75 yaş üstü kadınlardan toplanan tariflerle eski yemekler yapılıyor lokantada. Salyangoz çiftliği de kuruldu, ihracata başlanıyor.

Yavaş Şehir’in simgesi salyangoz. Çünkü kabuğu sert, yavaş, iz bırakıyor ve kabuğundaki şekil altın oranı taşıyor. Tıpkı Seferihisar’ın bugünlerde yaptığı gibi.
Yani Seferihisar Türkiye’nin Porto Alegre’si. Nasıl Brezilya’daki Porto Alegre belediyesi bütün bir gezegene “Başka bir dünya mümkündür” sloganını ilham ettiyse Seferihisar da Türkiye’ye “Başka bir Türkiye mümkündür” fikrini ilham edecek. Elbette eğer salyangozun yoluna çıkılmazsa! Bu yüzden yazmak istemiyorum güzel şeyleri bugünlerde. Çünkü nazar değecekmiş gibi geliyor. Saklayayım, sakınayım istiyorum. Ama sanırım herkesin bilmeye ihtiyacı var: Memlekette iyi şeyler de oluyor.