ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

 

 

"Başka bir dilde yazınca artık işin yazmak olmaz. İşin artık basitleştirmek ve açıklamaktır."

Birkaç gün önce Lübnan'da, dağlardaki evinin bahçesinde Tarihçi ve Yazar Fawaz Trablousi böyle demişti. Apaçık ortada gibi görünen ama böyle sözcüklendirildiğinde çarpıcı olan bir gerçek bu:
İnsan kendine ait olmayan bir dilde yaşayınca bir göz beliriyor insanın hayatında. Kendine ait olmayan, "onlara" ait olduğunu düşündüğün bir göz. Tıpkı başka dilde yazmak, yazmak değil açıklamak olduğu gibi başka dilde yaşamak da akıp gitmek değil davranışlarınızda yaptığınız milyonlarca mikro organizasyona dönüşüyor. Başka dilde konuşurken nasıl düşünüyorsa insan, öyle "düşünüyorsun" her bir kıpırtını.

Bugünlerde bir kitap okudum. İngilizce okuyabilen herkesin okumasını hararetle (ama büyük bir hararetle) tavsiye ederim:
Beer in the Snooker Club!

1930'larda doğduğu sanılan Mısırlı yazar Waguih Ghali'nin kitabı. Kitap, İngiliz eğitimi almış, Mısırlı elit bir aileden gelen genç bir adamın ağzından bir hikaye anlatıyor. Hikaye, Nâsır'ın iktidara gelişinden hemen sonraki dönemde geçiyor. Komünistler toplama kamplarına alınmış, toprak reformu kapsamında kamusallaştırmalar yapılıyor ve aristokrat sınıfın ayrıcalıkları bir bir yok oluyor. Kitabın hikayesini daha fazla anlatmayacağım ama şunu söylemek isterim:
Bir Ortadoğulu olarak Londra'da olmayı, o iç sıkıntısını daha iyi anlatan bir metin görmedim. Oratdoğulunun içinde oluşmaya başlayan o felç edici, zalim "Batılı" gözü ve kendini giderek kendisi gibi hissetmeyişi... Kitap bundan ibaret değil. Bir ülke değişirken, o değişimin çılgınlıkları yaşanırken insanın nasıl araya sıkışıp gittiğini de anlatıyor. Uzun süredir bu kadar içtenlikli yazılmış, bu kadar içime değen İngilizce bir roman okumamıştım.

Kaderin bir cilvesi olarak kitabı Londra Heathrow havalanından metroya binip şehir merkezine giderken bitirdim. Metro vagonunun içinde sadece bir İngiliz vardı, o da kucağında evlatlık olduğunu tuhaf bir şekilde sezdiğim siyahi bir oğlan çocuğuyla oturuyordu. Geri kalan herkes benim gibi en küçük bir tonlamada bile İngilizce gramere dikkat etmek zorundaydı.

Ghali intihar etmiş, 1968'de. Kitaptaki alaycılığın, mizah duygusunun örttüğü olağandışı derinlikteki acıyı hisseden her okuyucu Ghali'nin niye intihar ettiğini anlar. Ülkeleri çıldıran ve kendisini başka bir dile atmak zorunda kalan, bu kadar açıklamak ve kendini "ayarlamak" zorunda kalan insan bu dehşetli cendereden yorulmuyorsa bütün bu durum gururuna dokunduğu için kolayca ölebilir zaten.

Beer in the Snooker Club bulması kolay bir kitap değildi. Ben Amazon'dan istedim. Ama sonra Ghali ile ilgili araştırma yaparken Guardian'ın kitap kulübünde geçen yıl önerilmiş olduğunu gördüm. Yani anladığım kadarıyla yeni baskısı var. Ne diyeyim... Muhakkak... Ama muhakkak!


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000