Boğaz'ın incileri

15.04.2018 - 02:19 | Güncelleme:

Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı’na gemi çarptı... Boğaz’da dünyanın en pahalı mülkleriyle yarışacak 650 kadar daha var; ama 4 kuşaktır aynı ailede kalanı pek yok. Üzücü bir vesileyle gündeme gelen yalıları dolaştık, hüzün, hasret ve aşk dolu hikâyelerine baktık

Geçen hafta öğle saatlerinde 225 metre, 40 bin grostonluk “Vitaspirit” adlı Malta bandıralı yük gemisi, 1850’den beri Beykoz’da Boğaz’ı bekleyen Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı’na çarptı. Günümüze kadar özenle korunup dizilere, filmlere ev sahipliği yapan yalının başına gelenler, gözleri diğerlerine çevirdi. Tam da o sırada Gökalp Özdikicioğlu’nun 28 Nisan’da gerçekleştireceği ‘Boğaz Kıyılarınca Hazla Sazla Mecazla Yakası Açılmadık Öyküler ve Şarkılar’ turundan haberdar olduk. HT Pazar'dan Ekin Türkantos'un haberi...

Gökalp Bey ile Arnavutköy’de buluşup Boğaziçi’nin yalılarına denizden baktık, hikâyelerini dinledik. Her köşesi nice aşk hikâyelerine, ilginç yaşamlara, gözyaşlarına ve mutluluklara sahne olmuş yalıların unutulmuş hikâyelerini dinledik.

Uzun yıllar turist rehberliği yapan Gökalp Özdikicioğlu, turunun bir tarih gezisi olmadığını söyleyerek başlıyor söze; “Semt, yalı ve hisarların önünden geçerken, orada geçen olayları anlatacağımız bir gezi bu. Bir nevi tarih dedikodusu” diyor.

‘YALILARIN BAKIMI ÇOK ZOR’

Boğaziçi, Osmanlı döneminde önemli bezm-i âlemlerin, mehtap gecelerinin yapıldığı bir yer. Yalıların inşa edilmesi ise daha çok I. Abdülhamid döneminde başlıyor. Devlet adamlarının çoğu yalılar yaptırmış. Yüksek görevli memurlar, hekimler...

Mesela Osmanlı İmparatorluğu’nun son hekimbaşısı olan Salih Efendi’nin “Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı” da bu nedenle çok önemli. Bir yalının 4 kuşaktır aynı ailede olmasının çok rastlanır bir şey olmadığını anlatan Özdikicioğlu, “Yalıların bakımı çok zor olduğu için kuşaktan kuşağa geçerken pek çoğu satmak zorunda kalıyor. Bu aile de yalıyı satmamak için birtakım etkinliklere vererek onarımını sağlamaya çalışıyordu. Maalesef bu elim kazaya uğradı. Alacakları tazminatla umarım onarımını yapabilirler. Çünkü böyle giderse bize de anlatacak bir yalı kalmayacak” diye serzenişte bulunuyor.

650 Boğaziçi, 650 kadar yalıya ev sahipliği yapıyor.

BOĞAZ SIRTLARINDA OSMANLI ÇİLEĞİ

Arnavutköy Akıntıburnu’nu Bebek yönünde dönerken bir duvar göze çarpıyor. Şu an apartmanların göründüğü yerde bir zamanlar Boğaziçi Lisesi olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Lisenin en ünlü mezunu ise Zeki Müren... Zira Zeki Müren, anılarını anlatırken “Benim hamurum Bursa’dan, mayam Boğaziçi Lisesi’ndendir” dermiş. O bölgenin sırtlarında ise artık bulunmayan Osmanlı dağ çileği bulunurmuş. Tarihte bu meyveyi en çok seven kişiyse Sadrazam Yusuf Kamil Paşa. Mevsiminde mutlaka her davette Osmanlı çileği olsun istermiş. Bir diğer ayrıntı da Sadrazam Yusuf Kamil Paşa’nın Mısır Hıdivi’nin kızı Zeynep Hanım ile evli olması ve eşini çok sevmesi. Hatta beraber bir hastane yaptırıyorlar: Zeynep Kamil Hastanesi. Ve ikisi de onun bahçesinde ebedi istirahatlerindeler.

Aşiyan Mezarlığı’ndan geçerken orada heykeli bulunan Orhan Veli’yi ve Yahya Kemal Beyatlı’yı da anıyoruz. Şimdi de buyurun tek tek hikâyeleriyle yalıları gezelim...

200 Boğaz’da yalı fiyatları ortalama 10 milyon Euro ile 200 milyon Euro arasında değişiyor.

Edib Efendi Yalısı

Anadolu yakasındaki Akıntıburnu’ndaki bu yalının en büyük özelliği, selamlık bölümü Kandilli’de, harem bölümü ise Vaniköy’de. Kandilli Sarayı’nın yerine yapılan ve Boğaz’ın en büyüklerinden olan bu yapı, Kandilli’deki tüm yalıları kül eden yangından kurtulmuş. Boğaz akıntılarının en güçlü noktalarından birinde olduğu için önünde yedekçi hakkı denen bir boşluk bırakılmış. Yedekçiler, akıntıya karşı koyamayan kayık ve tekneleri halat atarak çeker, karşılığında da bir ücret alırlarmış.

Emine Valide Paşa Yalısı

18. yüzyılın başında yapılan bu yalıyı II. Abdülhamid satın alarak son Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın annesi Emine Hanım’a hediye eder ve kendisine “paşa” unvanı verir. Emine Hanım tarihte bu unvanı taşıyan tek kadın. Emine Valide Paşa, yaz aylarını bu yalıda geçirir ve sık sık mehtap âlemleri düzenler. Cumhuriyet ilan edilince yalıyı devlete hediye etmek ister. Yazışmalarda unvanlar yasaklandığı için resmi mektupta kendisine ‘Bebekli Emine Hanım’ diye hitap edilmesine içerleyerek vazgeçer ve Mısır’a bağışlar. Bina bugün Mısır Konsolosluğu olarak kullanılmaktadır.

Yılanlı Köşk

Yalının ilk sahibi Reisülküttab Mustafa Efendi. II. Mahmud bir Boğaz gezisi sırasında yalıyı çok beğenir ve satın almak ister. Yalıda gözü olan Musahib Sait Efendi, yalı yılan kayalıkları üzerine inşa edildiği için devamlı yılan çıktığı yalanını uydurur. Sultan satın almaktan vazgeçer ama kendisi de alamaz ve yalının adı tarihe böyle geçer. Önünden yol geçmeden önce Boğaz’a kıyısı varmış. İkinci katının cumbasının Boğaz’a doğru uzanmasını sağlayan eli böğründe tabir edilen payandalarıyla Rumelihisarı’nın en etkileyici yapılarından.

Hekimbaşı Salih Efendi Yalısı

Osmanlı İmparatorluğu’nun son hekimbaşısı. 63 yaşında iken 16 yaşındaki Payidar Hanım’la evlenir ve 89 yaşında ölünceye kadar evli kalırlar.

Perili Köşk (Yusuf Ziya Paşa Köşkü)

20. yüzyılın başında son Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın başyaveri Yusuf Ziya Paşa tarafından yaptırılmış. Aykırı bir mimarisi var. 1. Dünya Savaşı nedeniyle inşaat yarım kaldığından uzun süre boş durmuş, bu nedenle “Perili Köşk” diye anılmış. Kullanım hakkı Borusan Holding’e ait olan yapı, Türkiye’nin ilk ve tek ofis müzesi olduğundan hafta sonları çağdaş sanat koleksiyonu görülebiliyor.

Mediha Sultan Yalısı

Baltalimanı Kemik Hastalıkları Hastanesi’nin bulunduğu bu bina Mustafa Reşit Paşa için yapılmasına rağmen son sahibinin adıyla anılır. II. Mahmud döneminde Gülhane Parkı’nda Gülhane Hatt-ı Hümayunu okuyan sadrazam, maddi sıkıntıları yüzünden Banker Komando’dan borç alıyor. Banker borçlarını tahsil etmek için Baltalimanı’na geliyor. Paşa hareminde olduğundan yardımcıları “Görüşemezsiniz” der ama ısrarcı olunca haber verilir, Paşa bunu duyunca kalp krizinden ölür.

Tophane Müşiri Zeki Paşa Yalısı

Rumelihisarı’ndan Baltalimanı’na doğru ilerlerken ikinci köprünün ayağında, mimarisi diğerlerinden oldukça farklı, kasır mimarisi gibi duran bir yalı göze çarpıyor. Dönemin Tophane Müşiri Zeki Paşa’nın yalısı.

Kazanova Köşkü

Venedikli yazar Giacomo Casanova, üne kavuşmadan önce 1744’te Kardinal’in bir mektubunu Venedik Sefareti’ne iletmek için İstanbul’a gelmiş, seyyahlığa ilgisi muhtemelen bu seyahatte pekişmiş. Burada kaldığı 3 ay boyunca henüz 19 yaşında olmasına rağmen herkesin gönlünü çalmayı başarmış. Muhteşem Boğaz manzarasıyla bu köşk, ona ilham kaynağı olmuş olmalı.

Kont Ostrorog ve Hadi Semi Yalıları

20. yüzyılın başında Polonyalı Kont Ostrorog tarafından satın alınan Kandilli’deki yalıda ağırlanan edebiyatçılar arasında Yahya Kemal Beyatlı ve Pierre Loti de var. Tarihteki önemli işlevi de Çanakkale Savaşı sırasında sahibinin hastane olarak kullanılmasına izin vermesi. Yanındaki Hadi Semi Yalısı’nın ilk sahipleri İstanbul’da çalışan iki İngiliz doktor olduğu için “Mumford House” adıyla da bilinir.

Komodor Remzi Bey Yalısı

Anadoluhisarı’nın tam önünde 101 yıldır dimdik duran yalının en önemli sakini, bir süre kiracı olarak oturan ressam Feyhaman Duran. Yalının manzarası pek çok tablosuna ilham kaynağı olmuştur.

Hacı Ahmed Arif Bey Yalısı

Suya uzanan balkonları ve en üstteki cihannüması ile en tipik yalı örneklerinden biridir. Bu yalıda yapılan bir sünnet düğününe Atatürk de katılmıştır.

Sadullah Paşa Yalısı

Diplomat Sadullah Paşa, V. Murad’ı tahta geçirmek isteyenlerden olduğu gerekçesiyle II. Abdülhamid tarafından 1877’de İstanbul’dan sürülmüş. Viyana’da hizmetçisiyle yaşadığı aşk hikâyesi sonucu sinir krizi geçirip intihar etmiş. Eşi Necibe Hanım buna inanmayarak ölene kadar (1917) Sadullah Paşa’nın ona yakıştırdığı pembe elbisesiyle yalının iskelesinde eşini beklemiş.

Mabeyinci Faik Bey Yalısı

II. Abdülhamid’in Mabeyincisi Faik Bey tarafından yaptırılmış. Edebiyat ve musiki meclislerine ev sahipliği yapmasıyla ünlü. Çiçeğe meraklı Faik Bey’in siyah gül dahi yetiştirdiği söylenir. Melina Mercouri ile Peter Ustinov’un oynadığı ‘Topkapı’ ve Hülya Koçyiğit ile Ediz Hun’un oynadığı ‘Hıçkırık’ filmlerinin birçok sahnesi Beylerbeyi’ndeki bu yalıda çekilmiştir.

Afif Paşa Yalısı

Sarıyer’deki yalı, Boğaz’ın en pahalı yalılarından biri. II. Abdülhamid’in dünürü Ferik Ahmed Afif Paşa tarafından yaptırılmış. TRT’de yayınlanan ilk yerli dizi olan Halit Ziya Uşaklıgil’in ‘Aşk-ı Memnu’su Halit Refiğ tarafından bu yalıda çekilmiş.

Recaizade Mahmut Ekrem Yalısı

II. Abdülhamid döneminde şairlerin, yazarların, müzisyenlerin buluşma yeri... Recaizade Mahmut Ekrem, akşamları kandille yalının iskelesine çıktığı için karşı yakadaki Mısır Hıdivi’nin kasrı ile haberleştiği yönünde saraya haber gider. Kendisine lisan-ı münasiple artık burada ikamet etmemesi söylenir. Mecburen bu isteğe uyar. İstinye’deki bu yalıya da iki kere vapur çarptığı için selamlık binası yıkılmış, sonradan restore edilmiştir.

Yalı Camii: Vaniköy

Avcı Mehmed olarak bilinen, Sultan IV. Mehmed’in saray imamı olan Vani Mehmed Efendi tarafından 17. yüzyılda yaptırılmış. Semtin ismi de buradan geliyor. İstanbul’un en güzel yalı camilerinden biri ve 4 asırlık bir çınarın gölgesinde.

Boğaz Kıyılarınca Hazla Sazla Mecazla Yakası Açılmadık Öyküler ve Şarkılar’, 28 Nisan, 5 ve 12 Mayıs’ta gerçekleşecek.

Mevsimin habercileri balıklar ve kuşlar

Boğaz’da mevsim geçişleri, en güzel balıkların ve kuşların hareketiyle gözlemlenir. Baharın geldiğini ilk müjdeleyenler yelkovan kuşları... Şubat ayında Karadeniz’e göçen hamsilerin peşinden suyun iki karış üzerinden uçuyorlar. Orhan Veli’nin dediği gibi, dayanılmaz bir peşi sıra gitme isteği uyandırırlar. Mart ayı ise çaylakların ayı... Bu yırtıcı kuşların yüzlercesi kara bir bulut gibi gökte dönerler. Kıştan bahara geçişi haber verenlerden biri de kalkan balığı. Ardından Boğaziçi eflatun erguvanlarına bürünür, yaklaşan yazı karşılamaya hazırlanır. Bundan yarım yüzyıl öncesine kadar Boğaz kıyılarında yaşayanlar bahar gelir gelmez akşam yemeğinden sonra yalılarının kayıkhanelerinden sandallarını çözüp aheste kürek çekerek Körfez’e yani Kanlıca’ya gelir, bugün kurumuş olan Bülbül Deresi’nin döküldüğü Bahai Körfezi’nde dem çeken bülbülleri dinlemeye giderlermiş. Bugün ancak Mihrabat Korusu’nun dar yollarından tırmandığımızda bu aşk sembolü kuşları duyabiliyoruz. Yaz aylarını Boğaz kıyısında geçiren aileler, torik akını başladığında hazırlanmaya başlar, lakerda tenekelere basılıp ağzı lehimlenince şehre dönüş başlarmış.

Kayık âleminde gönül oyunları

Kayık âlemlerinin en büyük özelliklerinden biri kadınlarla erkeklerin birbirlerini görebildikleri nadir zamanlar olması. Kayıklar mimari olarak Venedik gondollarına benzetilse de aralarındaki fark, gondolcu size tepeden bakarken kayıktaki hamlacı denilen kürekçiler karşınızda oturuyor. Hanımların bindiği kayıklarda karşılıklı bakışma o dönemin gönül oyunları.

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ