Din ve moda

25.11.2017 - 10:04 | Güncelleme:

Din, sanatın birçok dalı için önemli bir ilham kaynağı... “Modanın Oscar’ı” olarak adlandırılan MET Gala’nın da 2018’de ana teması ‘din’. Bu ikiliyi ilk defa yan yana görmüyoruz elbette ama birçok moda tasarımcısının yıllardır üzerinde durduğu bu birliktelik bu defa en iyi örnekleri üzerinden anlatılıyor. Kimine göreyse riskli bir diyalog başlatıyor

Her yıl New York’un ünlü müzesi Metropolitan of Art’ın moda kültürüne ve tarihine odaklanan Costume Institute kısmı için tüm moda âleminin merakla beklediği bir sergi düzenlenir. Bu sergiler bir anlamda önümüzdeki sezonun trendlerinin de yönünü belirliyor. Tabii bu serginin, defacto da olsa bu kadar iddialı bir misyona sahip olmasının altında yatan nedenlerden biri kuşkusuz Anna Wintour. Müzenin mütevelli heyetinde bulunan Anna Wintour, “Devil Wears Prada” filmindeki tasvirinden de hatırlayabileceğiniz gibi oldukça etkili bir insan. Bu etkisi, Amerikan Vogue Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğinden Conde Nast Yayın Grubu’nun Artistik Direktörlüğü görevine yükselmesiyle de oldukça arttı. HT Cumartesi'nden Çağla Bingöl'ün haberi...

WINTOUR VİZESİNİN ŞART OLDUĞU GALA

Met Gala ise her yıl sergi açılışı öncesinde gerçekleşen, moda dünyasının en önemli isimlerinin ünlü yıldızları “ilham perileri” olarak yanlarına alıp katıldıkları “Modanın Oscar Gecesi”. Sergiye bağlı olarak gecenin teması da belirlenmiş oluyor ve katılımcılar buna göre kostümlerini seçiyor. İşte burada sahneye Anna Wintour çıkıyor. Onun onayından geçmeniz şart! Bir de 1 bilete 25 bin dolar ödemeniz gerekiyor tabii. Rihanna’nın iki sezon önceki “China: Through Looking Glass” temalı galada giydiği, kuyruğu yarına uzanan Guo Pei marka sarı tuvaletini hatırlarsınız. Her sezon böyle birkaç abartılı örnekle gece, kendinden uzun zaman söz ettiriyor. Tabii tüm bunlar, serginin daha fazla gezilmesine de hizmet ediyor. Fakat bu sezon konu hayli tartışmaya açık, provokatif ve riskli. Kitabı başlığından yargılamak gibi serginin ismi ile başlayabiliriz: “Heavenly Bodies: Fashion and Catholic Imagination”. Yani içinde bir “ilahi bedenler” geçiyor ve kafa ister istemez Madonna’nın Like a Prayer’lı yıllarına kayıyor. Kilise ve pop müzik, fetiş korse ve haç... Serginin ana sponsoru bu alanda aklınıza gelen iki markadan biri olan Versace. Ev sahipliğini ise Anna Wintour’un yanında Donatella Versace, Amal Clooney ve Rihanna üstleniyor. (Madonna ya da Lady Gaga olsa ‘cuk’ olurdu tabii.)

Serginin daimi küratörü Andrew Bolton ise konuyu bizlere daha hoşgörülü bir pencereden anlatıyor. “Katolik Kilisesi freskleri, mozaikleri, ikonaları ve tablolarıyla varoluşundan beri güzel sanatlara ilham vermiş ve gelişmesine ön ayak olmuş bir kurum. Bu nedenle moda tarihinde Katolik sanatından esinlenen birçok tasarıma imza atılmış. Her tema gibi dinin de tartışma ve provokasyon riski var. Belki bu sefer biraz daha fazla. Burada Andrew Bolton’un sözlerine bir parantez açarak, Çin’e Hollywood sineması aracılığıyla Batıların bakışını konu alan “China: Through Looking Glass” sergisinin de yüzeysel bulunarak eleştirildiğini eklemek lazım. Ama önemli olan çağdaş ve kolektif ilgi alanlarına hitap eden sergiler yapabilmek” sözleriyle serginin temasını anlatıyor. Tabii bu temanın seçilmesinin bir tarihçesi var. Bolton’un “moda ve din” birlikteliğini yıllardır sahneye çıkarmak istediği moda çevrelerinde hep konuşulur (belki de “Like a Prayer”ın listelerde başı çektiği günlerden bu yana). Ama sadece Katoliklik değil de 5 dini de (Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık, Hinduizm ve Budizm) kapsayan geniş çaplı bir sergi planladığı düşünülmüştü. Bu alan daraltma mevzuunu ise küratör, din temasını koleksiyonlarında kullanan tasarımcılar üzerinden açıklıyor. Bu isimlerin birçoğu Katolik figürler üzerinden çalışan Batılı tasarımcılar olduğundan iş buraya gelmiş. Bu noktada akla ister istemez “Katolikler daha mı hoşgörülü?” sorusu geliveriyor.

PEKİ NEDEN BU SENE?

Müzenin bu konuya verdiği cevap aslında görüşmelerin 2015’te başladığı ama yıllardır onaylanması beklenen “Rei Kawakubo/Comme des Garçons: Art of the In-Between” segisinin geçen sene araya girmesiyle 2018’e ertelenmesi. Fakat Katolik Kilisesi’nin teknolojinin harika çocuklarıyla yaptığı görüşmelerden, geçen gün Papa 1. Fransuva’nın uzay gemisindeki astronotlarla gerçekleşen video konferansına kadar son dönemde Vatikan’ın güçlü PR çalışmalarının da etkisi olduğu kuşkusuz. Çünkü Vatikan bu sergiye Sistine Şapeli’nden 50 özel ayin kıyafeti ve aksesuvarıyla katılıyor. Bu kadar büyük bir sergi işbirliği, sadece 1983’te yine MET’te gerçekleşen “The Vatican Collections” için yapılmış. O sergi de MET tarihinin en çok ziyaretçi alan 3. sergisi olmuş. Yani şimdi üzerine bir de moda literatürünün tartışma yaratmış tasarımlarının da ekleneceğini düşünün. Sergilerini popülerleştirmek isteyen MET ve Costume Institute için büyük lütuf. Modanın halihazırda okulun en popüler kızı olduğu düşünüldüğünde, onun çıkarı ne olabilir? O da bu sayede son yıllarda “fast fashion” kültürünün, tasarım gücünü ve el işçiliğinin değerini gölgelediği düşünülürse tüm bu ince işçilikli, altın bezemeli yüksek terzi işi tasarımların önümüzdeki dönemde tekrar moda akımlarına yön verme ihtimali akla gelebilir.

Sergiye Versace’nin yanı sıra Cristobal Balenciaga, Christian Lacroix, Elsa Schiaparelli, Valentino, Christian Dior, Dolce&Gabbana, Azzedine Alaïa, Guo Pei, Lanvin, Jean Paul Gaultier ve Chanel gibi önemli modaevlerinde görev yapmış 40 tasarımcı ve 150 elbise katılıyor. Ama bazıları moda literatüründe edindikleri yer ile diğerlerine oranla daha çok öne çıkıyor. Gelin bu sergide olmazsa olmaz bazı eserlere göz atalım.

DIOR VE SADİST RAHİP

John Galliano’nun daha ortada antisemitik söylemleri yokken ve Christian Dior’dan kovulmamışken gerçekleşen 2000-01 sonbahar-kış couture koleksiyonu birçok tarihsel, toplumsal, kültürel ve dini tabuyu kaşımıştı. İşte bu defilenin başında Galliano, oldukça süslü çok da sinirli bir rahibi ayin kıyafetleriyle podyuma sürmüştü. Sonradan öğrenildi ki Galliano rahibi sadist olarak tasvir etmek istemişti. Tabii tahmin edersiniz ki konu epey tartışılmıştı. Özellikle John Galliano’nun Katolik bir okulda yetiştiği hesaba katılınca...

JEAN PAUL GAULTIER’NİN MERYEM ANA BETİMLEMELERİ

1993’te Hasidik Musevi temasını şovunda kullanarak bir cemaatin tepkisini çeken Gaultier, 2007’de bu sefer daha iyi bildiği bir diğer cemaate dönerek Aziz Meryem’in kilisedeki altın halelerle tasvirlenmiş heykellerinde şansını denemeye karar vermişti. Fazla dekolte olmayan ve estetik bir gözle tasarlanan koleksiyon beğeni kazanmıştı.

VERSACE VE DEV HAÇLAR

Serginin sponsoru da olan Versace, geçmişinde Katolik sembolleri tasarımlarına en çok taşıyan markalardan. Bu örneklerden biri de 1997-98 senesinde Gianni Versace tarafından tasarlanan koleksiyon ve koleksiyondaki neredeyse tüm kıyafetleri kaplayan haç işlemeleriydi. Enstitü tarafından “Heavenly Bodies: Fashion and Catolic Imagination” serisinin örnek işlerinden biri seçilmesinde kuşkusuz Gianni Versace’nin bir cinayete kurban gitmesinin 20. yıldönümü olmasının da payı vardır.

DOLCE&GABBANA’DA BİZANS MOZAİKLERİ

İtalyan modasının gururu markalardan Dolce&Gabbana, 2010’lu yıllarda sık sık defilelerine dini motifleri taşır oldu. Bunların en dikkat çekeni ve beğeni toplayanlarından biri ise Bizans dönemi mozaiklerinin konu edildiği 2013- 14 sonbahar-kış koleksiyonuydu. Oldukça kadim ve ortak bir tarihi konu aldığı (yani doğruyu söylemek gerekirse çoğu zaman da sahipsiz kaldığı) için bu tasarımlar pek de olumsuz bir yorumla karşılaşmadı. Elbiselerdeki mozaik baskılardan çanta bezemelerine, antik altın taç ve haç aksesuvarlarına koleksiyon birçok fast fashion markasına da o dönem ilham kaynağı oldu.

18. YÜZYIL KATEDRALİNDEN GUO PEI PODYUMUNA

Son yıllarda hazırladığı sıra dışı couture şovlarla moda dünyasının ağzını açık bırakan tasarımcı Guo Pei, 2017 ilkbahar-yaz defilesinde adeta hayatının eserlerine imza attı. Koleksiyonun hikâyesine göre Guo Pei İsviçre St. Gallen şehrinde bulunan bir üreticiyi ziyareti sırasında 18. yüzyıldan kalma oldukça görkemli ama bir o kadar da karanlık bir katedrali ziyaret eder ve olaylar gelişir. Şovun sonuna doğru yürüyen bir kilise edasıyla podyuma çıkan model, uzun süre konuşuldu.

PETER DUNDAS’IN AZİZE BEYONCE’Sİ

Peter Dundas geçen sene ünlü modaevi Roberto Cavalli ile yollarını ayırmaya ve artık kendi ismiyle çalışmaya karar verdiğinde bundan daha iyi (ya da daha kötü) bir reklam kampanyası düşünemezdi herhalde. Beyoncé ikiz bebeklerine hamile olduğu dönemde (hatta hamileliğinin zirvesinde) tasarımcı- nın konseri için hazırladığı ve Afrika su tanrıçası Oshun’dan ilham aldığı iddia edilen ama fazlasıyla Bakire Meryem’i andıran bir kostümle sahneye çıktı. Tabii tahmin edilebileceği üzere bunun “show business”ın bir parçası olduğunu söyleyen de oldu, tam bir hakaret gibi gören de. Bu örnek, moda ve din ikilisinin podyumun steril dünyasından uzak, gerçek hayat denemesi olarak 2018 Mayıs’ında gerçekleşecek MET Gala’nın doğurabileceği tepkiler konusunda bir gösterge olabilir.

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ