ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Bahreyn'de Uluslararası Barış Enstitüsü'nde yaptığı açıklamalardan satırbaşları:

"Türkiye olarak Bahreyn'le ilişkilerimize özel bir önem veriyoruz. Terörle mücadelesinde Bahreyn'in yanında olduğumuzu vurgulamak istiyorum. Bahreyn, Türkiye'nin terörle mücadelesinin en büyük destekçisi olmuştur. 15 Temmuz gecesi, milletimizin varlık yokluk mücadelesi verdiği o anlarda, Bahreynli kardeşlerimiz bizi yalnız bırakmamıştır. Darbe tamamen savuşturulana kadar, Bahreyn şehirlerinde halkın bize dua ettiğini ve gözyaşı döktüğünü biliyorum. Bunu bir kader ortaklığının bir gören aziz kardeşim Ebu Selman, Arap dünyasında ziyarete gelen ilk lider oldu. O gece gönlünü ve gözünü ülkemize kitlemiş, Türkiye ve Türk milletinin selameti için dua etmiş tüm kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum.

Bahreyn'e olan desteğimizi savunma sanayi, sağlık, yatırımlar gibi her alanda olmasını sağlayacağız. Küresel bir dönüşüm sürecinde, acıların ve umutların kol kola yürüdüğü bir coğrafyada hep birlikte yaşıyoruz. Başka bir vatanımız olmadığına göre, bu coğrafyada yaşamayı sürdüreceğiz. Bölgede refah ve istikrar için neler yapılması gerektiğini konuşmalıyız. Artık kuru sözlerle geçiştiremeyeceğimiz bir süreçteyiz. Ateş çemberiyle kuşatılan İslam coğrafyası ağır bir imtihandan geçiyor. 6 yıldır Suriye'de çocuklar gökyüzüne baktıklarında, maviliği değil ölüm saçan uçakları görüyor. Binlerce yıllık İslam medeniyetine ev sahipliği yapmış bu topraklar, ateş, kan ve gözyaşı ile yeniden dizayn ediliyor. Etnik köken, kabile ve mezhep temelinde birbirine yabancılaştırılan Müslümanlar kendi kendilerini tüketiyor. İnsalık vicdanının suskun kaldığı bu durum karşısında muktedirler ellerini ovuşturmakta, riyakarlar ise timsah gözyaşları dökmekle meşguldür. Peki bunların karşısında, bizler ne yaptık? Bu kanı, gözyaşını ve zulmü engellemek için ne çaba gösterdik? Maalesef bu sorulara birçoğumuz gönül rahatlığıyla cevap veremiyoruz.

Her birimizin kendi bağımsız devletimizin sınırları içerisinde kafi değildir. Birlikte hareket etme zamanı çoktan gelmiştir. Komşuları zillet içinde yaşarken, aynı kıbleye yöneldiği kardeşleri zulüm görürken, hiçbir toplum sadece kendi geleceğini düşünemez. Bu topraklarda kaderimiz de kederimiz de ortaktır. Suriye'nin, Irak'ın, Libya'nın başına gelenlerin, yarın bizlerin de başına gelmeyeceğinin de garantisi yoktur. Daha sonra değil, hemen hareket geçmek gerekiyor. Bir durum tespiti yapmadan vizyon geliştiremeyiz.

Suriye ile 911 km sınırımız var. En büyük sınırdaş ülke biziz. İlk tehdit bize. Bu tehditleri yaşadık. Ardından Irak, 350 km sınırımız var. Suriye'deki kriz Avrupa'nın derinliklerine kadar uzanan bir bölgede güvenlik tehditlerine yol açıyor. Buna artık bir son verilmesi gerektiği ortadadır. Önümüzdeki süreçte Suriye'de en önemli husus, ateşkesin güçlendirilerek yeniden başlatılması için gerekli zeminin oluşturulmasıdır. Ateşkesin tesisi için büyük fedakarlıklarda bulunduk. Türkiye tüm platformlarda başlattığı aktif çözüm arayışını sürdürecektir. Fırat Kalkanı ile terör örgütü DEAŞ'ı ve PYD'nin bir bölümünü sınırlarımızdan uzaklaştırdık. Şimdi, El Bab'ı da DEAŞ'tan temizlemek suretiyle, işimize devam edeceğiz. Ondan sonra doğuya yönelerek Münbiç ve Rakka'ya yürürsek, terörden arındırılmış bir bölge yaratarak o bölgeye Arap kardeşlerimiz ve Türkmenler yerleşme imkanı bulacaktır. Hedefimiz burada en az 4-5 bin kilometrekarelik bir alanı güvenli bölge haline getirmektir. Bu çalışma şu anda devam ediyor. Şehitlerimiz var, ÖSO'nun şehitleri var. Ama DEAŞ'tan 3bini aşkın etkisiz hale getirilen terörist var. Burada kararlıyız çünkü DEAŞ'ın İslam'la uzaktan yakından alakası yoktur. Ve DEAŞ terör örgütüdür. Bizim dinimiz bir barış dinidir. DEAŞ savunmasız insanları acımasız şekilde öldürmüştür.

Gaziantep'te bir düğünde, çoluk çocuk demeden 56 vatandaşımızı bir canlı bombayla öldürdüler. O andan itibaren artık bitmiştir dedik ve Cerablus'a girdik. DEAŞ Müslümanların yüz karasıdır. Tüm dünyada Müslümanlar, bunlardan dolayı karalanmaktadır. Bizler bir barış dininin mensupları olarak, asırlar boyu güvenin temsilcilsi olduk.

Kimse İslam'la terörü yan yana getirmesin. Radikalizmle İslam'ı da yan yana getirmesin. İslam radikalliği kabul etmez. 'İşlerin en hayırlı olanı orta olanıdır.' İslam bunu söyler. Suriye'nin ve bölgenin geleceğinde eli kanlı katillerin yeri yoktur. Suriye meselesinde insani, vicdani ve demokratik tavır ortaya koyduk. Başından beri atılması gereken adımları dile getirdik. Terörden arındırılmış bir güvenli bölge olması gerektiğini söyledik. Buranın uçuşa yasak bölge olması lazım. Bu olmazsa oranın güvenli bölge olması mümkün değil. Üçüncüsü de eğit donatla oluşturulmuş milli bir orduyu oralara yerleştirmeliyiz.

Kardeşlerim, Suriye'de herkes 600 bin falan diyor. Hayır, bugüne kadar Suriye'de katil Esed 1 milyon kişiyi öldürmüştür. Hala da acımasız bir şekilde öldürmeye devam etmektedir. Biz biliriz ki zulme rıza zulümdür. Biz bu zülme sessiz kalamayız. Ya buna elimizle müdahale edeceğiz, ya dilimize edeceğiz ya da kalbimizle. Şu anda 2.8 milyon mülteci bizde. 300 bin de Iraklı mülteci şu anda Türkiye'de. Bizim şu ana kadar yaptığımız harcama, 25 milyar dolar. Peki bize AB'nin verdiği söz neydi? Temmuz başında bize 3 milyar avro ödeyeceklerdi. Geldi mi, hayır gelmedi. Şu ana kadar 725 milyon dolar geldi. BM'den de yaklaşık 520 milyon dolar geldi. Türkiye olarak biz bu bütçeyi karşılamakta zorlanıyoruz ama durmayacağız. Biz kapımızı bu mültecilere batı gibi kapayamayız. Öyle ya da böyle alacağız. Terörden arındırılmış güvenli bölge, uçuşa yasak bölgeyi önce sayın Obama'ya şimdi de sayın Trump'a ifade ettim. Dedim ki, biz buralarda konut inşaasına başlayalım. Biz bunda başarılıyız, bu inşaatları yaparız. Ama sizler de mali olarak destek olun. Mültecileri buralara yerleştirelim. Hatta bize iltica etmiş olan kardeşlerimizi de kendi topraklarına yollayalım. Onları oralarda evi bahçesi olmak üzere yerleştirelim. Çok güzel, biz de gerekeni yapalım dediler. O günden bu güne bir adım yok. Burada Körfez'e de önemli iş düşüyor, hep birlikte bu adımı atalım.

Sevgili dostlar, Ortadoğu'daki sorunların kökeninde olan Filistin meselesi, kalbimizin en derinlerine işlemiş bir acıdır. Filistinlilerin kendi özyurtlarında vatansız, devletsiz, topraksız bırakılmaları kabul edilemez. Türkiye, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da Filistinli kardeşlerinin yanında olmaya devam edecektir. Bölgede barışın tesisi, 1967 sınırlarına göre başkenti Doğu Kudüs olan bir bağımsız bir Filistinden geçiyor. BM Güvenlik Konseyi'nin kararına rağmen İsrail'in Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da yeni yerleşim yerleri inşaa etme kararı tam bir provakasyondur. İsrail'in özür, tazminat ve ambargoyu kabul etmesinin ardından ilişkilerimizi normalleştirdik. Geçtiğimiz günlerde iki ayrı insani yardım paketimiz Gazze'ye ulaştı. Gazze'de hastane ve konut projemizi de bitirmek üzereyiz.

Kadim tarihi ilişkilere ve güçlü akrabalık bağlarına sahip olduğumuz Libya'nın durumuna kayıtsız kalamayız. Yemen'de 2 yıldır süren çatışmaların sona erdirilmesi, ve siyasi çözüm için çabaları da yakından izliyoruz. Soruna barışçıl bir çözümün mümkün olduğuna inanıyoruz. BM Genel Sekreteri'yle bu sıkıntıları paylaştık. Bölgede hangi ülkeyi ele alsak altından terör çıkıyor. Terörle mücadelede başarı ancak müşterek ve samimi çabalarla sağlanabilir. Terör değişen şartlara kendisini hızla uyarlayabiliyor. Terörün kökünün kurutulması için daha fazla çaba göstermeliyiz. Yabancı teröristlerin çatışma bölgelerine gitmesinin engellenmesi için hiçbir ülkenin göstermediği çabayı gösteriyoruz. El Kaide ve DEAŞ için gösterilen çabanın, PKK ve FETÖ için de gösterilmesini bekliyoruz. Biz terörün alçak yüzünü yaklaşık 35 yıldır görmüş bir ülkeyiz. 15 Temmuz'da kanlı bir darbe girişiminde bulunan FETÖ, yeni nesil bir terör örgütüdür. Bu terör örgütüyle de diğerleriyle olduğu gibi mücadele edilmelidir.

Batı'da camilere yapılan saldırıları bir tahrik olarak görüyoruz. Bu tahrik hayırlı sonuçlar doğurmaz. Bunu görüştüğüm o ülkelerin liderlerine de söyledim. İslam'la terörü ilişkili hale getiren her türlü yaklaşımı reddediyorum. Gösterilen yaklaşım yabancı düşmanlığı ve ırkçılık gibi akımların güçlenmesine neden oluyor. Türkiye, 2200 yıllık devlet geleneğine sahip, tarihi ve coğrafi özellikleri nedeniyle farklı fay hatlarına sahip bir ülkedir. Bölgemizde barış ve istikrar istiyoruz. Bu doğrultuda insiyatif alıyor ve bir vizyon ortaya koyuyoruz. Bu süreçte üzerinde durulması gereken iki grup kadınlar ve gençlerdir. Bütün kesimlerin demokratik katılımın parçası olmaları, sağlıklı bir toplumun ön şartıdır. Coğrafyamız bizim ortak kaderimizdir. Özellikle ortak kaderimizi, geleceğimiz başkalarının merhametine bırakamayız. Gelin, huzur, barış ve refah dolu bir geleceği hep birlikte kuralım."

SORU-CEVAP

- Esed ile tüm bu gelişmeleri Tunus'la başlayan olaylarda görüşmüştük. Kendisi en başta farklı bir görüşteydi. Gücüne çok güveniyordu, ülkesinde böyle olayların olmayacağını düşünüyordu. Ben kendisine arkadaşlarımı, bakanlarımı gönderdim. Sonrasında bir Ramazan akşamında kendisini aradım. Dedim, Beşar bu gidiş iyi değil. Yarın cuma, bu işi bitir. Artık tanklarla vatandaşlarının üzerine gitme. Gel bu işten vazgeç, dedim. Ertesi gün 360 kişiyi öldürdüler. Cuma namazındaki insanları şehit ettiler. Tabi, ilişkilerimizi kestik. Arayışımız diplomasi, siyasi arayış içerisindeyiz. Doğu Halep'ten 45 bin kişiyi çıkardık. Bunların her türlü ihtiyaçlarını karşılıyoruz. Şimdi Cenevre süreci başladı Astana'dan sonra. Cenevre'de atılacak adımlarla birlikte, bölgedeki ateşkesi sağlamlaştırıcı bir süreç olur umarım. 

- Şu anda Avrupa'ya veya Kanada'ya giden mülteciler çok ciddi bir sayı teşkil etmiyor. Asıl sayı bizde. Ve biz bütün bunlara rağmen, şu anda gelebilecek olan mültecileri yine alabileceğimizi söylüyoruz. Onları biz varil bombalarına terk etmeyiz. Ama batı dikenli tellerle duvarlar örüyor. Biz alamayız, diyor. Bunlar insan değil mi? Bizim insan hakları beyannamemiz nerede, vicdan nerede? Biz şu anda yeni bir çalışma daha yapıyoruz. Bu çalışmayla birlikte belli bir kısmını vatandaş da yapacağız. Bunların içerisinde kariyer sahibi insanlar da var. Bu insanları konteynırlara mahkum etmek doğru olur mu? Bunları normal yaşamına döndürecek zemini hazırlamayı biz insani görev olarak görüyoruz. Bu terörden arındırılmış güvenli bölgeler yapılırsa, Avrupa'ya gidenlerden de dönenler olacağını düşünüyoruz. Biz hepsinden önemlisi Suriye'nin bölünmemesini istiyoruz, Irak'ın bölünmemesini istiyoruz. Irak'ı da bölmek isteyenler var. Burada da bir Fars milliyetçiliği var, bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Biz zulme seyirci kalamayız, kalmayacağız. 

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000