İŞ-YAŞAM HABERLERİ

03 ARALIK 2016

Dortluoğlu; “Türkler olağanüstü dönemlerde, ortam tedirginse boğazından da kesiyor. Trafikteki düşüş, yılı beklentinin altında kapatacağımızı gösteriyor”

Geçen yılı 17.4 milyar TL ciroyla kapatan ve Türkiye’nin en büyük perakendecisi olan BİM, bu unvanıyla aynı zamanda Türk tüketicisinin nabzını en iyi tutan şirketlerin başında geliyor. BİM İcra Kurulu Üyesi ve aynı zamanda CFO’su olan Haluk Dortluoğlu ile bir araya geldiğimizde, beklentim

dışarıda yeme-içme harcamalarının azalmasından hareketle marketlerin satışlarının normalin üzerinde artacağı yönündeydi. Fakat Dortluoğlu, durumun tam olarak böyle olmadığını anlattı:

- Ekonomide duraklamaya ek siyaseten de olağandışı bir yıl oluyor, tüketici olanlara nasıl tepki veriyor?

Bu yıl beklentilerin biraz altında gidiyor. Aslında bu durum yılbaşından beri sürüyor. Bu nedenle yıl sonu hedeflerimizi revize ettik. Yılın başında yüzde 20 büyüme hedefi açıklamıştık, yüzde 15’e indirdik. Gıda sektörü Türkiye’de bu tür olağanüstü dönemlerden belki temel ihtiyaç olduğu için daha az etkileniyor ama yine de etkileniyor. İkinci çeyrekte olumlu sıçramaya işaret eden bir süreç de gözükmüyor.

- Giyim perakendesi, turiste bağlı yeme-içme mekânlarında düşüş var. Marketlerde niye artış yok?

Türk tüketicileri olağanüstü dönemlerde, biraz daha tedirginlik varsa ortamda, daha dikkatli davranıyor, tasarruf ediyor, bu boğaz olsa bile. Mesela Avrupa’daki perakende davranışı daha farklı, böyle olağanüstü dönemlerde gıda, indirimli gıda tarafı olumlu etkileniyor orada. Bizde böyle değil.

- Neden?

Kültürel bir şey. Bizim toplum olarak gelir bazımız daha düşük olduğu için böyle olağanüstü dönemlerde boğazımızdan da kısmaya hazırız. “Daha az alırım, daha az yerim” diye düşünüyor Türkler.

- Ortalama fatura tutarı azaldı mı?

Genellikle enflasyon oranında ve biraz üzerinde artıyor. Burada düşüş yok, ama trafikte düşüş var. Bizim trafiğimiz yüzde 3’ün üzerinde geriledi, bu geneli de gösteriyor. Bu yıl böyle geçecek gibi gözüküyor, ama 2017’den umutlu olmak lazım.

- Sektör büyümesi ne olacak yıl sonunda?

Reel büyümede enflasyonun üzerinde bir büyüme gerçekleşirse bu olumlu olur.

- İndirimli marketlerin performansı nasıl?

Perakende sektörünün fiziksel büyüme hızı son 3 yılda çok fazla oldu. Özellikle yüksek indirimli marketlerde bu büyümeden kaynaklanan bir sıkışma var. Bu kadar hızlı büyümenin tüketicide bir karşılığı, yani bu kadar hızlı büyüyen bir talep yok. İster istemez sıkışma başladı.

- Hangi öngörüyle bu hızlı büyüme oldu?

Türkiye’de organize perakendenin oranı hâlâ yüzde 50’lerde. Açık pazarlar, bakkallar, mahalle pazarları gibi geleneksel perakende hala ağırlıklı. Bunun hızla dönüşeceği varsayıldı. Belki de burada fırsat gören perakendeciler hızla bu alana girdi ama o dönüşüm o kadar hızlı olmuyor, alışkanlıklar bu kadar hızlı değişmiyor. İndirimli marketler muhtemelen toplam organize perakande pazarının yüzde 20’sini oluşturuyor.
5 sene önce yüzde 10 civarıydı bu oran.

- Yakın döneme kadar enflasyonda en çok suçlanan sektör gıda ve marketlerdi. Son aylarda gıda enflasyonu düştü. Bu düşüş kalıcı mı olur yoksa biz bir iki aya tekrar gıda enflasyonunun sorumlusunu mu arayacağız?

Bu yılın önemli bir kısmında Rusya ile yaşanan sıkıntı iç piyasada gıda fiyatlarını düşürdü. Bu durum sürer mi? Enflasyon temelde talebin hızlı artışına bağlı olarak oluşur. Bu çerçeveden baktığımızda market alışverişlerinde de önemli bir talep artışı beklemediğimiz için enflasyon da beklemiyoruz. Biz birkaç çeyrek için böyle bir durum öngörmüyoruz. Orta vadeye kadar rafakalkmış bir mesele.

‘Fiili aracılık olmadan komisyon alanlar var’

- Meyve sebzede künyeye alış fiyatının da yazılması artık zorunlu. Başladınız mı marketlerde bu uygulamaya?

Bunun hazırlık süreçleri var, onlar devam ediyor. Biraz hızlı çıktı düzenleme. Şunu iyi anlatmak lazım: Bir ürünün alış maliyetinin üzerine birçok başka maliyet var, lojistik var, fire oranı var. Çok kısa süreli ürünler olduğu için sektör ortalamasında yüzde 10 ila bazen 20’sini fire verebiliyorsunuz. Ambalaj masrafları var. Bunların da hesap edilmesi lazım.

- Ben de tüketici olarak 1 TL olan alış fiyatının lojistik de olsa fire de olsa satışa geldiğinde 3-4 TL’ye çıkmasını kabul edemiyorum. Gerçekten dediğiniz bu diğer maliyetler ürünün 2-3 katı maliyet kalemi yaratıyor mu?

Yaratabilir de. Önemli olan piyasanın şeffaf olması ve doğal koşullarda fiyatın oluşuyor olması.

- Alış fiyatı yazınca müşteriden tepki gelir endişeniz var mı?

Hazırlık yapıyoruz. Biz zaten çok küçük marjlarla çalışıyoruz, çok tepki geleceğini sanmıyoruz. Ama bu biz meselesi değil, sektörel düzenlemenin sağlıklı yapılması.

- Sizin sektörel olarak uygulamanın iptali ya da değişmesini mi istiyorsunuz?

Bürokrasi ne kadar çok artarsa maliyetler de ona uygun artıyor. Kırtasiye, evrak, takip süreçlerinin mümkün olduğu kadar çabuk olması lazım. Yavaşladıkça maliyet artıyor. Bir de sürecin biz bazı hususlarda basitleşmesini istiyoruz. Şöyle bir şey var: Mesele düzenleme yapmak değil, mesele mevzuatla ilgili süreçleri basit ve denetlenebilir tutmak. Bürokrasi azalsın istiyoruz. Geçmişte benzer konu hal rüsumuyla ilgili vardı, birçok alanda benzer ilave ekstra kayıtdışıyla karşılaşıyoruz. Maliyet azaldığında alış fiyatını yazmanın da bir sorunu kalmayacak. Her meyve sebzenin halden geçmesi durumu var, bu da aracılık maliyeti yaratıyor. Aslında orada bazen fiili aracılık bile olmuyor, fiili aracılık yok, sıfır hiçbir şey yapmadan komisyon ödenmiş oluyor.

Meltem ERSOY - Gazete HABERTÜRK


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300
Sermaye Piyasası Araçları Vergilendirme