Şu sıralar teknoloji dünyasında "Dijital Dönüşüm" kavramı revaçta. Neredeyse her köşe başında bu konuda konuşan birilerini görebilirsiniz. Uzun yıllar boyunca Bulut Bilişim kavramı benzer şekilde konuşuldu, ancak çoğu kişinin konudan haberdar olmaması; teknoloji sektöründe çalıştıkları için de haberdar olmadıklarını söyleyememesi, herkesin üç aşağı beş yukarı aynı basit ifadelerle konudan bahsetmesine sebep oldu. Bu da konununun gazını kaçırdı. Bir zamanlar bulut bilişim konusunda sunum yapmamış olmak neredeyse ayıp olarak görülüyordu desem, abartmış olmam.

Neyse ki Nesnelerin İnterneti (IoT), Büyük Veri, Veri Analizi gibi kavramlar da hayatımıza girdi de, teknoloji dünyası Bulut Bilişim konuşmaktan kurtuldu. Bu konuların her birinde uzmanlaşmış şirketler, kişiler var. Ancak daha çok iş dünyasının tanıdığı SAP adında bir şirket var ki, aslında tüm bu konuların merkezinde duruyor.

HER EVDEKİ 10 ÜRÜNDE SAP KATKISI VAR

İş dünyası düşünsün deyip geçmeyin, dijitalin dokunmadığı yer yok. Öyle ki, her hanede SAP sistemi üzerinde üretilen ortalama 10 ürün bulunuyor. Türkiye daha 2001 yılında, Almanya merkezli şirketin faaliyet gösterdiği 190 ülkeden 65. ofisi olmuş. Bu kadar zaman içinde de Türkiye'nin yıllık cirosu en büyük 10 şirketinin 8'inin iş süreçlerini yönetmede ortağı olmuş.

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul'da gerçekleşen bir etkinlik ile kendisiyle iş ortaklarının güncel çözümlerini, ortak projelerini sergileyen şirketin Türkiye Genel Müdürü Uğur Candan ile konuştuk.

Şirketin faaliyet alanları dijitalin her yerine sirayet edince, ben de her açıdan değerlendirebilmek için bol soru hazırladım. Candan, sorularımı büyük bir içtenlikle yanıtlarken, her ne kadar başlarda birkaç saat önceki açılış konuşmasındaki şirket mesajlarını tekrar etse de, teknoloji konusundaki heyecanı gözlerinden okunuyordu.

İNSAN KAYNAKLARI, TUTKUYU TEKNOLOJİYLE BULACAK

Bu dönemde, bir teknoloji şirketinin üst düzey yöneticisi olmak için bu heyecanı yaşamanız gerektiğini düşünüyorum. Candan'la bir ortak yönümüz de zamanında Commodore 64 ile programlama yapmış olmamız çıkmasına karşılıklı şaşırdık, sevindik. Sonrasında da konuşmamızı seyri daha da derinlere doğru yol aldı ve ortaya teknolojinin dünyayı nasıl değiştirdiğine dair birçok kıymetli öngörü ve düşünce çıktı.

Teknoloji ne kadar hızlı gelişiyor diyoruz ya, Candan da diyor ki, teknolojinin gelişme hızı hiç şimdiki kadar olmadı, yani logaritmik olarak artıyor. Modern her gösterge ciddi bir büyüme içerisinde; karbondioksit salınımından cihaz sayısına, veriden birim fiyat başına işlem gücüne kadar her şeyde değişim gözle görülür düzeyde. Bu bir kırılmanın sonucu.

  • Uğur Candan, SAP Türkiye Genel Müdürü En iyi bilişim şirketleri, en iyi çalışanlarını kariyer günlerinde bulmuyor. Şu anda en çok öne çıkan şey tutkulu olmak!

Peki teknoloji, geleneksel anlamda bilişim kullanımı dışında hangi sektörlere etki edecek? İşte burada artık sınır da kalmadı. Fakat öncelikli bazı alanlar var. Candan, öncelikle tüm sektörler için kritik olan insan kaynaklarından başlıyor. İK’da önce amaca bakalım diyor Candan; şirketlerin kendileri için çalışma arzusu en yüksek kişiyi nasıl seçeceği konusunda teknolojinin yardımı dokunacağını belirtiyor ve ekliyor: “En iyi bilişim şirketleri, en iyi çalışanlarını kariyer günlerinde bulmuyor, bugün düzenlediğimiz gibi etkinliklerle buluyor. Bu bütünleşik olmanın, işbirliği yapmanın bir sonucu. Şu anda üç konu var İK ile ilgili; hızlı olmak, bütünleşik olmak, yani etkileşimde olmak ve tutkulu olmak. Çalışandaki tutkuyu da zaten uygulamada görüyoruz.”

YAPAY ZEKA, İNSANIN İNSANLIĞINI KORUYOR

Konu insan kaynaklarına gelince, güncel bir tartışmadan konuşmaya başlıyoruz. Robotlar ya da yapay zeka işlerimizi elimizden alacak mı? Teknolojinin gelişmesi işsizlik oranlarını yükseltecek mi? Candan, bunların aksini düşünüyor: “İnsanlık tarihinde teknolojinin ilerleyişi zaman zaman bazı mesleklerin ortadan kaybolmasına sebep oldu, fakat bunlar hep daha çok insan olmamıza sebep oldu. İnsanların nesnelerle iş süreçlerinde aklı entegre ederek bir şeyler çözmesi lazım."

"Bu akıl, hem benim aklım hem sizin aklınıza hem de sistemlerin aklı. Bilgisayar aklı, insan aklı diye bir şey yok. Bilgisayarın iyi olduğu şeyler var, insan aklının iyi olduğu şeyler var. İnsan aklının kötü olduğu şeylerde insanı kullanmak, insanı insan olmaktan çıkartır. Şimdi hesap makinesini kaldırıp hesabı kağıt kalemle yapsak, bu insanlık mı? Eskiden santrallerde telefonları insanlar bağlıyordu, biçtiğimiz bu görev insanlık mı? Bir şeyi otomatik yapabiliyorsak, oraya insan koymaya gerek var mı? Onu oradan kaldırdığımız için insan iyiye mi gidiyor, kötüye mi gidiyor?”

Candan, “Her Şey Çıplak” adlı bir kitabın da Halil Aksu ve Mehmet Nuri Çankaya ile üç yazarından biri. Kitabın özellikle internet ve teknolojideki son durum üzerine bir yorum olduğunu belirten Candan, teknolojinin her zaman doğru ellerde doğru şekilde kullanıldığı sürece insanlığı ileri götüreceğine inandıklarını ekliyor.

  • Uğur Candan, SAP Türkiye Genel Müdürü Bilgisayar aklı, insan aklı diye bir şey yok. Bilgisayarın iyi olduğu şeyler var, insan aklının iyi olduğu şeyler var. İnsan aklının kötü olduğu şeylerde insanı kullanmak, insanı insan olmaktan çıkartır. Şimdi hesap makinesini kaldırıp hesabı kağıt kalemle yapsak, bu insanlık mı?

Peki iş süreçlerinde durum nasıl? Candan, durumun telefon kullanımından farksız olduğunu söylüyor. Nasıl deneyimi kötü olan uygulamayı cep telefonumuzda yaşatmıyorsak, iş süreçlerinde de akıllı çözümlerin öne çıktığını belirtiyor. Sistemler otomatik yapmasa bile insanlar ayıklıyor. Bu durum da “dev bir yarışa” zorluyor. Ancak bu yarış zaten kaçınılmaz, dolayısıyla insanların da buna daha yatkın olmak için desteklenmesi lâzım. Bu işin çocukluktan başlaması gerektiğini düşünüyor.

“ÇOCUKKEN FUTBOL OYNADINIZ DİYE FUTBOLCU MU OLDUNUZ?”

Daha önce Kasparov ile bir etkinlikte bulunduklarını ve satranç ustasının çocukların satrancı beş yaşına kadar öğrenmesi gerektiğini söylediğini aktaran Candan’a çocuklara programlama öğretilmesi hakkındaki eleştirileri hatırlatıyorum.

Wired’ın, tüm dünyanın bir trend biçiminde çocuklara programlama öğretmeye girişmesinin hata olduğunu ve geleceğin mavi yakalılarının programcılar olacağını yazdığını söyleyince, sert bir şekilde karşı çıkıyor: “İnsana satranç oynamayı öğretirseniz, orada kilitlenip kalır mı? İnsan zihninin sürekli gelişmeye ihtiyaç var. Programlama da aynı şey. Ne kadar erken öğrenilirse o kadar faydalı bir şey. Zihinlerin en verimli şekilde çalışabilmesi için o yaşlarda açılmasına ihtiyaç var. Sonra sanatkâr mı olur, mobilyacı mı olur, ekonomist mi olur, onun bileceği iş. Çocuğumuza top veriyoruz, arka bahçede oynasın diye, futbolcu mu oluyor? Konuya böyle bakmamız lâzım. Bırakın öğrensin, sonra ne yaparsa yapsın!”

  • Uğur Candan, SAP Türkiye Genel Müdürü İnsan zihninin sürekli gelişmeye ihtiyacı var. Programlama da aynı şey. Ne kadar erken öğrenilirse, o kadar faydalı. Zihinlerin en verimli şekilde çalışabilmesi için o yaşlarda açılmasına ihtiyaç var.

Bu konuda şirketin önemli bir çalışması da Mülteci Kod Haftası adlı etkinlikti. Türkiye, Mısır, Lübnan ve Ürdün’de toplam 10 binden fazla kişiye kod eğitimi verilen etkinliğe, Türkiye’de 700’e yakın genç ve çocuk katılmıştı.

Tamam, geleceğimiz programlamada ama bugün ne durumdayız? İK ve otomasyonlar dışında nereler gelişebilir? Candan, SAP’nin mottosunu hatırlatıyor: “Dünyayı daha iyi hâle getirirken, insanların yaşamını iyileştirmek.” Buradan yola çıkarak da şirketin enteresan başarılarını sıralıyor.

SELDEN KORUMAK İÇİN ‘TASARIM İLE DÜŞÜNMEK’

Önce dünyadan bir örnek; bir anda çok fazla yağmur alan bir coğrafyasıyla tanınan Buenos Aires, sel baskınları, can ve mal kayıplarından kurtulmak için SAP ile çalışmaya başlamış. SAP, tasarım ile düşünme denilen Design Thinking metodunu uygulamış. Farklı disiplinlerden insanları bir odaya toplayarak, sıfırdan tasarlanan bir çözüme ulaşmış. Önce nesnelerin interneti ile çeşitli algılayıcılar şehrin dört bir yanına yerleştirilmiş, kanalizasyonlar ölçülmüş, mobil uygulamalarla fotoğraf çeken vatandaşların sağladığı bilgilerden faydalanılmış ve derdi çözmüş. Çözülen ilk yıl da, o zamana kadar kayıtlı en büyük yağışı alan şehirde can ve mal kaybı yaşanmamış.

15 DAKİKADA NOBELLİ ÇÖZÜMÜ ANLATTIM, DOKTORLAR BUZ KESTİ

Bir diğer örnek de tıp dünyasından. Candan, sağlıkta doğru noktada olmadığımızı düşünüyor. Bir kanser kurulunun ne olduğunu açıklıyor: “Diyelim ki doktorun kanserle ilgili çözemediği bir durum oldu, bunu danışmak üzere bir kurul toplar, onlara vakayı anlatır, bulguları gösterir, fikir alır. Peki bir hasta için ne kadar vakit ayırıyorlar biliyor musun? Burası Stanford Üniversitesi’yse, dünyanın en iyi kliniğinde bile sadece dört dakika. Beş ya da altı doktor, dört dakikada karar veriyor. Hadi şimdi kurtul, hadi şimdi modern teknolojiyi kullanma. Dünyanın en iyisi diyorum, Stanford diyorum. PowerPoint’teki göstergelere bakıp karar alırlar.”

“Ne olmalı” sorumuza ise şöyle yanıt veriyor: “Acıbadem’de Türkiye’nin en önemli genetik toplantılarından birisine katıldım. Doktorluktan tıptan anlamam ama bu işin nasıl yapılması gerektiğini videoya çektim ve 15 dakika boyunca kürsüden anlattım. Gösterdikten sonra hastanın teşhisini koydum, koyduğum teşhisteki rahatlığımı ve kolaylığımı gösterdim Büyük Veri’yi kullanarak. Bu eldeki veri zenginleştikçe öğrenen algoritmalarla ben Uğur Candan olarak, hiç doktor olmayarak yapabiliyor muyum dedim. Yapabiliyorum. Bu anlattığım örnek, geçen yıl Nobel Ödülü aldı. Tıp Nobel Ödülünün nasıl alındığını sistemiyle anlattım. Oda buz kesti. İnsanların bunu anlaması lâzım. Böyle bir güç var, senin bundan haberin yok.”

AMELİYATLARDAKİ RİSK ORANI DÜŞÜRÜLEBİLİR

Candan şöyle devam etti: “Zannediyorlar ki ben oraya ürün satmaya geldim. Soruyorum ‘hocam kaç yıldır bu iştesiniz’, ‘30’, ‘kaç yıldır veri topluyorsunuz’, ‘25’, ‘ne kadar veri topladınız’, ‘size söyleyemem’. Hiç analiz ettiniz mi diyorum, etmişler, görselleştirmişler, raporlar yazmışlar ama veri madenciliği yok, öğrenen algoritmalar kullanılmamış, gözün göremeyeceği benzerlikleri sistemin bulup bulamayacağını denenmemişler. Ben de ücretsiz denemeyi teklif ettim. Muhtemelen veri çalacağımı düşünerek aramadılar bile.”

Bir başka doktor ise elindeki verileri paylaşmanın başını belaya sokacağını söyleyerek, bu sistemi denemek istememiş. Candan’a göre sadece kanser verileri ve göstergeleri değil, doktorların ameliyat istatistiklerinin bile bu tip bir sisteme girilerek, belirli müdahalelerdeki riskleri görülebilir. Bu da, ameliyatlardaki toplam risk oranını düşürebilir.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000
Sermaye Piyasası Araçları Vergilendirme