Atatürk öleli 70 yıl oldu ama arşivi hâlâ kapalı

Murat Bardakçı yazdı...

29 Ekim 2008 Çarşamba, 17:08:00Güncelleme: 17:08:00
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Bu sene Cumhuriyet'in ilânının 85., Atatürk'ün vefatının da 70. yıldönümü.
Başka türlü ifade edeyim: Cumhuriyet'in ilânının üzerinden 85, Atatürk'ü kaybetmemizin üzerinden de 70 yıl geçti.

Türkiye'de bu müddet zarfında Atatürk, İstiklâl Savaşı, cumhuriyet ve devrimlerle ilgili konularda araştırmalar yapılması maksadıyla çok sayıda kurum ve kuruluş teşkil edildi. Üniversitelerde yine bu alanlarla ilgili kürsüler ve bölümler açıldı, buralarda binlerce adet çalışma ve tez yapıldı ve bunların önemli bir kısmı da yayınlandı.

Ama, aradan geçen bunca seneye rağmen, Atatürk ile ilgili en önemli kaynak olan Çankaya'daki Atatürk arşivi, hâlâ kapalı. Araştırmacılar bu arşivin
sadece fotoğraflarından faydalanabiliyorlar ama evrakın tasnifi bu kadar sene boyunca her nedense bir türlü tamamlanamadı.

Bu yazıyı yazmadan önce, İstanbul'daki bazı üniversitelerin cumhuriyet tarihi kürsülerinde hocalık yapan birkaç arkadaşımla konuştum. Hepsinin derdi aynı idi: Çankaya'daki arşivin kapalı olması... Birkaç sene öncesine kadar yaptıkları müracaatlara 'tasnifin devam ettiği' cevabını alan devrim tarihi hocalarına şimdi "tasnif tamamlandı, arşiv yakında açılacak" deniyordu ama arşiv hâlâ kapalıydı.

Özel arşivler gelişmiş toplumlarda araştırmacılar için son derece önemli
kaynaklardır ama açık söylemem gerekirse, bu önemi bizde maalesef pek
görememişlerdir. Türkiye'de tarih konusunda yapılan yayınlarda sadece
resmî belgelerden istifade edilmiş ve geçmişte iktidar sahibi olmuş mühim
şahsiyetlerin özel evrakını araştırma zahmetine pek katlanılmamıştır.

Batı dünyasında önemli bir devlet adamı özel evrakını yaşlılık senelerinde
bir kütüphaneye yahut bir enstitüye devretmemiş ise bu iş ölümünden sonra
ailesi tarafından yerine getirilir, belgeler verildikleri müessesede tasnif edilir ve araştırmacıların istifadesine sunulurlar.

Bizde ise böyle bir uygulamaya pek rastlanmaz, zira devlet adamlarımız arşivlerini kamunun istifadesine açmaları gibi etik bir mükellefiyetten genellikle habersizdirler veya bir zamanlar önemli mevkilerini işgal ettikleri devletle kavgalı oldukları için bu hususu hiçbir şekilde ciddiye almamışlardır.

Dolayısıyla, arşivlerinin önemini idrak etmemiş olan devlet adamlarının belgeleri ölümlerinden sonra taşınmalar yahut tabii âfetler neticesinde ya kaybolur, yahut aileleri tarafından fazlalık görülürler ve belgelerden derhal kurtulmanın yolları aranır. Eskiden hamam külhanlarıyla, sobalarla ve nihayet kalorifer kazanları vasıtasıyla sağlanan bu rahatlamalar, son senelerde sokaklarda dolaşan kâğıt toplayıcılarının büyücek el arabalarında noktalanmaya başlamıştır.

Özel arşivler bazı vârislerin, özellikle de bir zamanlar kaderinde söz sahibi oldukları devletle sonradan kavgalı hâle gelen idarecilerin mirasçılarının gözünde zaten tehlike addedilirler. Vârisler, aradan uzun seneler geçmiş olmasına rağmen ellerinde bulundurdukları belgelerin başlarına bir iş açma ihtimalinin her an mevcud bulunduğuna inanırlar ve sahip oldukları evrak ya tavanaralarında tozlanıp küflenmeye bırakılır yahut geride en küçük bir delil bile kalmayacak şekilde imha edilir.

Türkiye'de birçok önemli devlet adamının evrakı işte bu gibi sebepler yüzünden yokolup gitmiş, bu belgelere ulaşılamadığı için bazı hususlar bir bilinmezlik bulutuyla örtülmüş ve tarih, bu konularda karanlıkta kalmaya mahkûm edilmiştir.

Çankaya'da 70 seneden buyana tam olarak bir türlü açılamayan arşivin özelliği, buradaki evrakın çoğunun Atatürk'e ait hususi belgeler olmasıdır ve bu arşivin her ne sebeple olursa olsun bu kadar seneden buyana hâlâ kapalı tutulması, en azından ayıptır.