Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem ‘Göçmenlerin nasıl iade edileceği AB’nin problemi’

        Kübra PAR / GAZETE HABERTÜRK

        kubrapar@haberturk.com

        NEDEN KONUŞTUK?

        Geçtiğimiz hafta Türkiye ile Avrupa Birliği arasında mülteci krizi konusunda mutabakata varıldı. Peki, bu Türkiye için gerçekten iyi bir şey mi oldu yoksa kimilerinin endişe ettiği gibi, Avrupa Türkiye’ye üç beş kuruş verip, mülteci derdini başımıza mı sardı? Bu anlaşmadan kazancımız ne olacak? Vizeler gerçekten kalkabilecek mi? Kalkarsa sıradan vatandaşın hayatına nasıl yansıyacak? Kafamıza estiği zaman Avrupa’ya gidip istediğimiz kadar kalabilecek miyiz? Aklımıza takılan tüm soruları, AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır’a sordum...

        AB ile anlaşma sağlandı sağlanmasına ama bu iyi bir şey mi oldu kötü bir şey mi? Kimileri “Avrupa bize birkaç kuruş para verdi, karşılığında mülteci derdini başımıza sardı” diye düşünüyor. Kimileri de çok iyi olduğunu söylüyor...

        Bu tarihi bir uzlaşma oldu. Türkiye düzensiz göçmen merkezi haline gelmedi. Bir düzensiz göçmeni Türkiye’ye gönderdiklerinde karşılığında legal yollardan Türkiye’deki kamplardan bir kişiyi Avrupa’ya göndereceğiz.

        Yani, Türkiye’deki göçmen sayısı artmayacak mı?

        Artmayacak da azalmayacak da... Ama bunun karşılığında Avrupa Birliği ile olan mevcut ilişkimizi canlandırıyoruz. Vize kalkacak. Gümrük Birliği güncellemesiyle 150 milyar dolar olan ticaretimiz 300 milyar dolara çıkacak. Fasıllar açılacak. Türkiye’deki Suriyeliler için mevcut 3 milyar Euro’ya ilave 3 milyar Euro daha gelecek. İlave edilecek.

        Kazan kazan durumu oldu yani...

        “Kazan kazan” yerine “daha çok kazan, daha çok kazan” oldu!

        ‘AB İLE SON 10 YILIN EN SICAK İLİŞKİSİNİ KURDUK, KENDİMİZİ YENİDEN AİLE İÇİNDE HİSSEDİYORUZ’

        Dış politikada yalnızlaştığımız bir süreçte Türkiye’nin kazancı daha çok psikolojik oldu diyebilir miyiz?

        Türkiye’nin paraya ihtiyacı yok. Ama bu önemli sorunları çözebilmek için Türkiye’nin kendini Avrupa Birliği ailesinden hissetmesi gerekiyor. Bunu hissettirirlerse ilerleme olur. Bu yüzden 11 senedir yapılmayan zirve toplantıları son 5 ayda 4 kez yapıldı. Ekonomi, enerji ve siyasi alanda çeşitli platformlar oluşturuldu. Kendimizi yeniden aile içinde hissediyoruz. Son 10 yılın en sıcak ilişkisini kurduk.

        Yunanistan’dan Türkiye’ye dönmek istemeyen mültecilere ne yapılacak? Zorla, yaka paça mı gönderilecekler? BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) ve Uluslararası Af Örgütü’nün sözleşmeyle ilgili ciddi eleştirileri var...

        Göçmenler gönderilinceye kadar olan bölüm bizim değil, AB’nin problemi. Formaliteleri tamamlayıp, mültecileri geri gönderirlerse alacağız ve en iyi imkânlarla burada ağırlayacağız. Aralarında başka ülkelere gönderilecekler varsa göndereceğiz. Gelen bir kişi karşılığında kamplarda yaşayan Suriyeli misafirlerimizden birini Avrupa’ya yollayacağız. 10 kişi gelirse 10 kişi gitmek zorunda... Avrupa’ya giden olmazsa sonrasında gelen kişileri almayacağız. Gayet net.

        Buradan gönderilecek sığınmacılar hangi kriterlere göre seçilecek?

        UNHCR prensipleri uygulanacak. Her kategoriden insanların olduğu bir sepet sunacağız. Sadece doktor, mimar, mühendis seçemeyecekler. Gidenler içinde kanser hastası ya da yaşlı mülteciler de olacak. 20-25 bin kişilik bir liste hazırlıyoruz.

        ‘TÜRKİYE’DE KALICI DEĞİLLER’

        Türkiye, Suriyelilere mülteci statüsü tanımıyor. Oysa savaş sonlansa dahi büyük bölümünün ülkesine dönmeyeceği düşünülüyor. Misafir demeyi bırakıp entegrasyon politikaları uygulamamız gerekmez mi?

        Suriye ile geri kabul anlaşmamız var ama şu an Suriye’deki şartlar nedeniyle geri gönderemiyoruz. Türkiye’de kaldıkları sürece, daha iyi koşullarda yaşamalarını sağlıyoruz. Çalışma hakkı tanıdık, eğitim veriyoruz. Ama bu demek değil ki sürekli olarak Türkiye’de kalacaklar. Suriye sorunu çözülürse birçoğu Suriye’ye geri dönecek.

        “Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekince ancak AB ile tam üyelik aşamasında kaldırılacak” diyordunuz. Bu anlaşma buna bir istisna getiriyor mu?

        Hayır, çekincemiz hâlâ geçerli. Burada uygulanan Avrupa Birliği ile geri kabul anlaşması değil, Yunanistan ile aramızda özel bir anlaşma olacak. İkisi arasında fark var, bu anlaşmayla sadece Yunan adalarından geri alıyoruz, AB’nin tamamından değil. Türkiye’den karayoluyla Atina’ya gidenleri kapsamıyor, 20 Mart’tan sonra Yunanistan’ın 5 adasına deniz yolundan gidenleri kapsıyor. Coğrafi çekincemizin içine giren düzensiz göçmenleri de geri alıyoruz. Suriyelileri tutuyoruz, ancak bunlara coğrafi çekincemiz uyarınca mülteci statüsü vermiyoruz. Geri kabul anlaşması yaptığımız diğer ülke vatandaşlarını ise kendi ülkelerine gönderiyoruz. Örneğin Pakistan ile anlaşmamız var. Afganistan ve Fas ile anlaşmamız yok, ilk fırsatta imzalayacağız.

        ‘MERKEL AKILLI KADIN’

        Görüşmelerin perde arkasında ilginç şeyler yaşandı mı?

        Türkiye’nin AB’ye üye olmasına Merkel’in sıcak bakmadığı herkes tarafından biliniyor. Merkel, akıllı bir kadın. Almanya’nın gerçekleri Türkiye’nin üye olmasını kabul etmelerini zorlaştırıyordu. Ancak paradigma değişti. Bu değişikliği fark eden ilk kişi Merkel oldu. Göç, terörle mücadele ve ekonomik sorunların Türkiye olmadan çözülemeyeceğini anladı.

        Merkel kameralar önünde Başbakan Davutoğlu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile sıcak pozlar verdi. Bire bir ilişkiler nasıl? Birbirlerini cepten direkt aradıkları, mesajlaştıkları doğru mu?

        Cumhurbaşkanı’mız ve Başbakanı’mız ile ilişkileri oldukça sıcak ve iyi. Cepten de arıyorlar. Mesajlaşıyoruz da... Zaten toplantılar arasında mesajlarla ya da telefon görüşmeleriyle bazı bölümlerin halledilmesi gerekiyor. Karşılıklı güvene dayanan, çıkarların farkına varıldığı bir ortam oluştu.

        Duyduğumuza göre ikna sürecinde Türk pidesi de başroldeymiş.

        Evet, öyle oldu! (Gülüyor) Görüşme hesaplanmayan şekilde uzun sürdü. Brüksel’de gece bir pideci açtırdık. Merkel’den Hollanda Başbakanı’na kadar hepsi afiyetle yediler. Ertesi gün yine görüşmeler geç saate kadar sürünce yeniden sipariş ettik. O kadar güvenlik önlemleri olan Avrupa Konseyi binasına da Türk pidesi girdi. Enteresan oldu.

        ‘VİZENİN MUHALEFET DESTEĞİYLE KALKMASI MECLİS’İN ONURU OLUR’

        Önümüzdeki yaz tatile Avrupa’ya mı gideceğiz? Vizelerin kalkması sıradan vatandaş için ne ifade edecek?

        Vize, 36 yıldır Türkiye vatandaşlarının hak etmediği bir uygulamaydı. 1980 darbesinin kötü bir mirasıydı. Bugüne kadar 400 milyon Euro harç ödendi. Hazirandan itibaren isteyen vatandaşımız, İrlanda ve İngiltere hariç Schengen alanına dahil ülkelere 90 günlüğüne vizesiz gidebilecek.

        Ama uymamız gereken 72 kriter varmış. Zor olmayacak mı?

        72 kriter içinde 6 kanun ve 5 uluslararası sözleşmenin onayı var. Bunları 30 Nisan’a kadar Meclis’ten geçireceğiz. Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Meclis’ten geçti Diğer 5 kanun da arkasından geçecek. Muhalefet işbirliği yaparsa vizenin kalkması Meclis’in onuru olur. Köstek olmaya devam ederlerse vizenin kalkması AK Parti hükümetinin başarısı ve milletine hediyesi olur.

        Ya vizeyi kaldırmazlarsa?

        Geri kabul anlaşmasına bir madde koyduk. Eğer vize kalkmazsa bizim de geri kabul anlaşmasını feshetme hakkımız var.

        Peki, vize kalkarsa siz ilk olarak hangi ülkeye gidersiniz?

        Diplomatik pasaport sahibi olduğum için benden şimdi de vize istemiyorlar! (Gülüyor) Ama anlaşma sağlanınca Türkiye’den bir grup vatandaşımızla sembolik bir Avrupa seyahati yapabiliriz.

        ‘HAZİRAN’DAN SONRA 5 FASIL AÇILACAK’

        Türkiye anlaşmaya karşılık AB üyelik sürecinde 5 faslın açılmasını istiyordu ama Kıbrıs Rum Kesimi yolumuza taş koydu. Kıbrıs’ta Türk ve Rum kesimi arasında sıcak ilişkiler görüyoruz. Yunanistan Başbakan’ı Çipras ile aramızdan su sızmıyor. Ne oldu da bize gol attılar?

        Bize kimse gol atamaz! Avrupa’nın bekasıyla ilgili bir durum söz konusuyken AB’nin içindeki şımartılmış üyeler tutumlarını sürdürmeye cesaret edebiliyor. Kıbrıs sorununun çözümünü arzu ediyoruz. Böyle bir ortamda çözümü engelleyecek bir psikoloji yaratmamak için hazirana kadar olan dönemde 33 numaralı Mali ve Bütçesel Hükümler faslını açacağız. Diğer fasılları da senenin ikinci bölümünde açmak üzere zirve bildirisine madde koyduk.

        Ama anlaşmanın Yunanistan ve Rum kesimi açısından diplomatik bir zafer olduğu yorumları yapılıyor...

        27 ülkenin, o ülkenin üzerine çullandığı, baskı yaratıldığı bir ortam yaşandı. Anastasiadis’in durumu “Ben buna ‘Evet’ dersem kendimi Brüksel’de bırakırım. Bedenim Kıbrıs’a döner” şeklinde tabir edilebilir. Mayısta seçimin olacağı bir ortamda böylesine bir psikolojinin doğmasına izin vermedik. Bunun şartı da hazirandan sonraki dönemde 5 faslın açılması oldu. Bir yıl içinde diğer fasılları açarak işlemleri tamamlayacağız.

        ‘BRÜKSEL SALDIRISI TÜRKİYE’YE YAPILAN HAKSIZLIĞI ORTAYA ÇIKARIYOR’

        Brüksel’i kana bulayan saldırganlardan İbrahim El Bakroui’nin Türkiye’de yakalanıp sınırdışı edildiği, Belçika ve Hollanda’nın konuyla ilgili uyarıldığı söyleniyor. İki ülke de iddiayı tam kabullenmedi. Nasıl yorumluyorsunuz?

        Türkiye terörle mücadelede üzerine düşeni her zaman yaptı bundan sonra da yapacaktır. Sayın Cumhurbaşkanı’mızın dile getirdiği gerçek, bundan sonra AB ülkelerinin de sorumluluklarını yerine getirmelerinin gerekliliğini bir kez daha çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

        Saldırıdan 48 saat önce Brüksel’deydiniz. Saldırı ihbarı var mıydı? Olağanüstü tedbir içinde miydiniz?

        Bütün ülkelerde ciddi önlemler alınıyor. Bugün Roma’da Pantheon Meydanı’nda zırhlı araçlar, eli tetikte askerler görüyoruz. Saldırıdan sonra Belçika’da olağanüstü hal ilan edildi. Yayın yasağı getirdiler. Maçları, sinema ve tiyatro etkinliklerini iptal ettiler. Metrolar çalışmadı. Havaalanı hâlâ kapalı. Panik psikolojisi içinde önlemler alıyorlar. Böylelikle Türkiye’deki terörle mücadele sırasında önlem alınırken bize gösterilen tepkilerin haksızlığı da ortaya çıkıyor. Biz terör saldırıları sonrasında yayın yasağı getirdiğimizde birçok kesim eleştirmişti. Belçika da ilk anda yayın yasağı getirdi. Her ülke vatandaşını, ülkesini korumakla görevlidir. Bunu yapan ülke kınanmamalıdır.

        NEDEN 72 BİN?

        “Avrupa ile Türkiye arasında geçiş yapacak 72 bin kişilik kota Avrupa Birliği'nin kendi içindeki düzenlemelerden kaynaklanıyor. Geçtiğimiz yıl temmuz ayında hangi ülkenin kaç kişi alacağını kararlaştırdılar. 72 bin rakamı bu dağılımın toplamından çıkmış bir rakam. İnşallah bu 72 bin rakamıyla bu psikoloji oluşturulacaktır ve düzensiz göç sona erecektir. 72 bin kotası aşılırsa kendi aralarında bir karar alarak rakamı artırabilirler, bu bizim sorunumuz değil. Biz bire bir diyoruz, yani bir kişi gelirse bir kişiyi göndeririz."

        GELEN PARA NASIL KULLANILACAK?

        “AB'den gelecek toplam 6 milyar Euro'luk hibenin pratikte nasıl kullanılacağına dair endişelerimiz var. Eğer bu para mevcut AB sistemi içinde uluslararası kuruluşların aracılığıyla kullanılırsa, Türkiye'ye geliş uzun yıllar alabilir. Aracı kuruluşlar her gönderilen paradan komisyon alıyorlar. Bu komisyon yüzde 15'i bulabiliyor. Bu durumda 3 milyar Euro'nun 450 milyonu komisyon olarak uluslararası kuruluşlara gidecek. Buna karşılık yeni bir mekanizma talebinde bulunduk. Bu para Kızılay'a ya da AFAD'a verilsin. O takdirde ihalesi, inşaatı Türkiye'de bu işi bilenler tarafından yapılır, 450 milyon boşa gitmez. Kızılay ve AFAD Avrupa'da akredite değil fakat akreditasyon için gerekli girişimlere başladık. Bu para Türkiye'ye hemen gelmelidir. 2 yıl sonra gelmesinin burada yaşayan Suriyeli kardeşlerimize psikolojik olarak faydası olmaz”

        FİNLANDİYA BÜROKRASİSİNİ AŞAN FOTOĞRAF!

        Bakan Bozkır ile Finlandiya’nın başkenti Helsinki’ye yaptığı resmi ziyaret esnasında görüştük. Büyükelçimiz Adnan Başağa, Belediye Sarayı’nda Helsinki’nin 1877’deki halini resmeden harika bir tablo olduğundan söz edince, Volkan Bey “O tablonun önünde mutlaka Kübra Hanım’la fotoğraf çektirmeliyiz” dedi. Adnan Bey izin almanın zor olabileceğini söylese de sonunda ikna oldu. Tabloyu görmek üzere Helsinki Belediye Başkanı’nı ziyaret ettik. İş fotoğraf çektirmeye gelince beni bir telaş sardı. Volkan Bey’in uzun boyluluğu malum, aynı kadraja sığmamız zor! “Şu tablonun önüne iki sandalye çekebilir miyiz?” diye sordum. Finlandiyalı bürokratların şaşkın bakışları arasında Helsinki’nin en meşhur tablosunun önünde objektife gülümsedik... İşte Finlandiya bürokrasisini aşan o fotoğraf!

        HELSİNKİ POZU

        Buz gibi havaya rağmen paltolarımızı çıkarıp tarihi belediye binası ‘City Hall’ ve ‘Beyaz Kilise’ önünde poz vermeyi de ihmal etmedik!

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ