05 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Musul’un terör örgütü DEAŞ’tan temizlenmesi amacıyla başlatılan Musul operasyonunda 34üncü gün geride kalırken, Irak ordusu ve peşmerge güçleri Musul çevresindeki köyleri ele geçirerek ilerleme kaydediyor. Güneyden Irak ordusu, doğudan ise peşmerge güçlerinin, şu ana kadar toplam 552 kilometrekarelik alanda kontrolü sağladığı belirtildi. Teröristler ise kentten kaçışını engellediği sivilleri canlı kalkan olarak kullanıyor. DEAŞ, saldırılarda da çocuk yaştaki intihar bombacılarını kullanıyor.

Operasyonun 3’üncü gününde Irak ordusu, Şii milis grubu Haşdi Şabi ve federal polis, Musul’un güneyinde bulunan Geyara bölgesinde 21 köyde kontrolü sağladı.

MUSUL’A 10 KİLOMETRE

Peşmerge birlikleri ise DEAŞ teröristlerinin dün sabah saatlerinde bombalı araçlarla düzenlediği 3 saldırıyı püskürtürken, Musul’a 10 kilometre mesafedeki Şaguli bölgesinde kontrolü tamamen ele geçirdi. Peşmerge, DEAŞ’a ait 1 tonluk TNT’yi de etkisiz hale getirdi. Şaguli yakınlarındaki cephede de sıcak anlar yaşandı. DEAŞ ile mesafenin 500 metreye kadar düştüğü bölgede, gün boyunca silah sesleri yükseldi.

Irak askerleri ve peşmerge güçleri tarafından öldürülen militanların çoğunluğu çocuk yaşta ve intihar eylemleri için kullanılıyor. DEAŞ’ın, uluslararası koalisyon güçlerine hedef olmamak ve intihar saldırıları için tuzaklanmış uzun ve geniş tüneller kazdığı tespit edildi. Teröristler, operasyon sırasında görüşü engellemek için araç lastiklerini ve petrol dolu çukurları da ateşe veriyor.

Operasyonlar hakkında bilgi veren Amerikan Savunma Bakanlığı Sözcüsü Jeff Davis, DEAŞ’ın sivilleri canlı kalkan olarak kullandığını belirtti. Davis, “İnsanlar zorla Musul’da tutuluyor. Halkın kentten ayrılması yolunda herhangi bir değişim gözlemlemedik” dedi. DEAŞ, ajanlıkla suçladıklarını da kurşuna diziyor. Irak’ın kuzeyindeki kentte halen yaklaşık 700 bin kişinin yaşadığı sanılıyor.

 

‘BABA GİTME’

DEAŞ ile savaşmak için yola çıkan peşmergeyi engellemek isteyen bu çocuğun fotoğrafı, savaşın kirli yüzünün canlı örneği gibi.

 

BAŞARABİLEN KAÇIYOR

Operasyon un başlamasıyla bölgedeki sivillerin kaçışı hızlandı. Yaklaşık 900 kişi dün kentin çevresindeki yerleşim yerlerinden çıkış yaptı. Sığınmacılar kurulan kamplara yerleştiriliyor. Musul merkezden ise henüz bir toplu göç yaşanmadı. DEAŞ’ınMusul halkına sürekli gözdağı verdiği, dış dünya ile telefonla veya başka yollarla bağlantı kurmak isteyenleri ‘ajan’ ilan edip kurşuna dizdiği ileri sürülüyor. Operasyonda ilk hedef olacak kentin kenar mahallelerinde yaşayan yüzlerce ailenin merkeze taşındığı bildiriliyor. Kentin yiyecek stoku hızla tükeniyor.

Ele geçirilen köylerde teröristler tarafından tuzaklanmış çok sayıda tünel bulundu.

 

HAŞDİ ŞABİ’DEN TELAFER’DE TEHLİKELİ ADIM

Savaş suçlarına varan ciddi insan hakları ihlalleriyle suçlanan Şii milislerden oluşan Haşdi Şabi, internet sitesinden yaptığı açıklamada, “Irak ordusunu Telafer ve Musul’a yönelik operasyonlarda destekleyeceğini” bildirdi. Musul’a 55 kilometre uzaklıktaki Telafer’in nüfusunun çoğunluğunu Türkmenler oluşturuyor. Telafer’in Şii nüfusu, DEAŞ 2014’ün haziran ayında kenti ele geçirince Bağdat’a kaçmıştı. Telafer’de görevlendirilecek Haşdi Şabi militanlarının sayısının 300 kadar olduğu ileri sürülüyor. Telafer’in alınması, Musul’dan Suriye’ye kaçmak isteyen DEAŞ teröristlerinin önünün kesilmesi için etkili bir önlem olarak görülse de Musul’dan sivillerin kaçmasına engel olabileceği belirtiliyor. İnsan hakları grupları da Haşdi Şabi’nin operasyona dahil olmasının mezhepsel şiddete yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Türkiye de Şii milislerin Musul operasyonunda herhangi bir yerde görev almasına “mezhep savaşına neden olacağı” gerekçesiyle karşı çıktığını açıklamıştı.

Öte yandan DEAŞ’a karşı savaşan uluslararası kara gücünün ABD’li komutanı General Gary Volesky, Şii militanları koalisyonun bir parçası olarak görmediklerini söyledi.

 

MUSUL’LA BİTMEZ

Türkiye’nin Musul operasyonuna havadan katılmasının yolu nasıl açıldı?

Hükümetin dış politikasının oluşumuna katkı veren isme bu soruyu yönelttiğimde yanıtı kısa ve netti:

“Biz Suriye-Irak DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu’nun bir parçasıyız. Muhataplarımız bunu böyle biliyor mu? ABD’li muhataplara yöneltilen soru budur...”

Aktarıldığına göre Türkiye eğer bu koalisyonun içindeyse o zaman kendisinin Musul’dan neden dışlanmaya çalışıldığını sorgulamış.

Yok, operasyonun içinde değilse bu durumda Türkiye’den beklenilenin ne olduğu sorulmuş.

Yani, havada jetlerin uçması için gerekli muhabere, arama-kurtarma merkezinden havaalanlarının kullanımına kadar olan lojistik destekten Musul’da savaşan koalisyon uçaklarının yararlanmasının zorlaşacağına dikkat çekilmiş.

Sonunda ABD tarafı, Bağdat yönetimiyle de konuşarak sorunu aşacağını bildirmiş ve prensipte uzlaşı sağlanmış.

Aktarıldığına göre, Türk jetleri Musul operasyonunda sadece DEAŞ unsurlarını hedef alacak, günde en az 2, en çok 10 kez görev üstlenecek.

Diyarbakır üssü muhabere, arama-kurtarma merkezi olacak.

SÜNNİ SORUNU

Peki ya sonrası...

Ankara’daki dış politika oluşturucuların Musul operasyonunun sonrasına ilişkin beklentileri farklı...

Sorunun Musul’la bitmeyeceği inancı ağırlıklı.

Nedeni de operasyona katılan grupların arasındaki güvensizlik sorunu...

Bir de sürekli değişen politik pozisyonları...

O nedenle meseleye tek başına Musul sorunu olarak bakmayıp daha geniş perspektiften değerlendiriyorlar.

İçlerinden birinin şu sözü de bakışlarını sergiliyor:

“Irak’ın sorunu, 1980 başından bu yana ambargoyla başlayıp küresel koalisyonun işgaliyle devam eden ve iç çatışmayla tırmanan bir kriz değil. Sorun, Sünni problemde yatıyor. Çünkü sürekli yeni sorunlar üretiyor...”

Gelecek okumalarına göre, DEAŞ Musul’dan çatışmadan çıksa bile sorun daha karmaşık hale gelecek.

Geçmişte DEAŞ’ın bölgede büyümesini sağlayan Sünni sorunu, bu kez bir başka yapı doğuracak.

YENİ TAMPON BÖLGE

Suçun bölgede sürekli şekil ve yer değiştiriyor olması buna eklendiğinde, Musul’dan başka alanlarda yeni çatışma bölgelerinin oluşması kaçınılmaz.

Beklentileri, bölgedeki Sünni güçlerle birlikteliği önceleyen Irak Bölgesel Kürt Yönetimi, yani Barzani’nin peşmerge güçleri ile Irak ordusunun eninde sonunda kapışacağı.

Her ne kadar Barzani Bağdat’la anlaşmış olsa da yakın geçmişteki Tuzharmutu örneğinde görüldüğü gibi çatışma zemini diri duruyor.

Ankara’daki kaynağım, bu aşamada şu noktanın altını çizdi:

“Erbil kendini Türkiye’nin koruması altında görüyor, Ankara da böyle kabul ediyor. Nasıl ki 36. paralelin kuzeyinde 1991’de bir “buffer zone” (tampon bölge) oluştu, şimdi yenisi oluşur; Türkiye, bugün Cerablus, Dabık’ta yaptığı gibi yarın da Kürtlerin, Arapların, Türkmenlerin güvenlik krizinin çözümüne yardımcı olur...”

Görünen o ki Ankara, 1 Mart tezkeresi ile elinden kaçana, oluşturacağı aktif politikayla kavuşma amacında.

Sorunun kendisini gelip bulması yerine, ön alıp üzerine giderek kaynağında tüketmeyi hedefliyor.

Cumhurbaşkanı’nın da altını dün çizdiği gibi, “kendi planlarını üreterek içine kapanık değil, tam tersine atak bir politika uygulama” kararlılığını sergiliyor.

Ankara, kara harekâtını bekliyor...

Muharrem SARIKAYA/ GAZETE HABERTÜRK - DIŞ HABERLER

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300