05 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Her yerde gördüğümüz ancak çoğu zaman görmezden geldiğimiz otizmli çocuklarımız onlar bizim… Geçmiş yıllarda kendileri için tahsis edilen okullarda 23-24 yaşlarına kadar idare edilerek eğitim gören bu çocuklar, şimdilerde 18 yaşına geldiğinde bir diploma töreniyle kendilerine tahammül edemeyen bireylerin çoğunlukta olduğu toplumun içinde yaşamaya mecbur bırakılıyor.

CAN VE BABASININ HAYATI BELGESEL OLDU

Daha önce bu çocuklar farklı yönlerinin konu edildiği birçok proje ile topluma anlatılmaya çalışıldı. Gelin görün ki hiçbiri istenen etkiyi yaratamadı. Ancak uzun ve büyük emek isteyen bir çalışmanın ürünü olan otizmli Can ve babasının hikayesinin anlatıldığı 'On Dokuzuncu Çocuk' isimli belgesel filmi bu çocukların anne ve babaları için yeni bir umut ışığı oldu.

PROJE; BELGESEL VE FOTO KİTAPTAN OLUŞUYOR

Tek amacı; toplum tarafından dışlanan ve yarım yamalak eğitimle devletin başından savdığı bu çocukların sesini duyurmak olan Şule Pasin'in yapımcılığını üstlendiği projede, yönetmenlik koltuğunda ise Gökhan Begen oturuyor. Bir belgesel film ve bir foto kitaptan oluşan projenin yapımcısı Şule Pasin, toplumun kanayan yarası olan otizmli çocuklar konusunda bir hayli dertli…



"BASİT BİR BECERİYİ UZUN VE CİDDİ BİR EĞİTİMLE ÖĞRENİYORLAR"

Yaptıkları çalışmanın amacını anlatması için uzatılan mikrofona içini döküyor. Otizmlilerin engel grupları içerisinde en ağır olanlarından biri olduğunu belirten Pasin, "Gerek sosyal hayatta, gerek eğitim hayatlarında, gerekse bireysel yaşam alanlarında ciddi problemler yaşamaktadırlar. Toplumda Otizmlilerle ilgili bilinç ve duyarlılıkta eskiye nazaran bir nebze de olsa bir iyileşme gözükse de 'Yağmur adam' karakterinden öteye geçememektedir. Otizmliler ve aileleri hâlâ tam olarak anlaşılmış değiller. Diğer taraftan onların eğitim hayatlarında karşılaştıkları engellerle ilgili kalıcı ve yapıcı bir adım atılamamıştır. Otizmli bireyleri diğer bireylerden ayıran en belirgin özellik, onların basit bir beceriyi bile uzun ve ciddi bir eğitim ile öğrenebildikleridir. Mühim olan ise öğrenilen becerilerin, eğitim desteği kesildiğinde zamanla kaybedilmesidir. Bu bireylerin hayat boyu eğitim almaları gerekirken son yıllarda yapılan 4+4+4 sistemiyle de diğer bireyler gibi okudukları eğitim kurumlarından 18 yaşında mezun olmak durumunda kalmışlardır. Bundan sonra devam edecekleri resmi bir kurum ise yoktur. Bu da Otizmlileri ve ailelerini çıkmaza sokmaktadır" sözleriyle aksayan düzenin tekerine çomağını sokuyor.

"UMARIZ UMUDUMUZ BOŞA ÇIKMAZ"

Yaptıkları çalışmanın etkisinden uzun süre çıkamamış Şule Pasin… Açıklamalarının devamında "Umarız umudumuz boşa çıkmaz" diye başlıyor söze ve şöyle devam ediyor: "On Dokuzuncu Çocuk belgeseliyle ağır Otizmli bir birey olan Can Dersim Kaya'nın ve ailesinin yaşadıklarını göstererek bütün Otizmlilerin sıkıntılarını anlatmaya çalıştık. Evde, sokakta, parkta, ulaşımda, okulda ne gibi zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını doğal ve en gerçekçi haliyle vermeye çalıştık. Diğer taraftan Kaybedilmiş Toplumun Çocukları foto kitabıyla onlarca çocuğun gerçek yaşamlarını fotoğraflarla ifade etmeye çalıştık. Umudumuz bu proje aracılığıyla Otizmlilerin ve ailelerinin toplumumuz tarafından daha iyi anlaşılması hem de yetkili kurumların bu sıkıntıların giderilmesi için somut adımları atmalarıdır."

YÖNETMENİ ŞİKAYET ETMİYOR

Projenin yönetmenliğini üstlenen ve bu sürede insanüstü bir çaba ortaya koyan fotoğraf sanatçısı Gökhan Begen ise projeyle ilgili görüşlerini şu cümlelerle ifade ediyor: "Yapılan bazı uzun ve meşakkatli çalışmalardan sonra söylenen o klişe 'zorluk-sıkıntı' cümlelerini söylemek otizmlilere ve ailelerine saygısızlık olur. Elbette bu işin bu noktaya getirilmesinde birçok zorluklar yaşadık. Ancak onların yaşadıklarının yanında söylenecek hiçbir söz anlam taşımayacaktır. Benim için başarı ise toplumun birazcık olsun empati yapmasından başka bir şey değildir. En azından bu konuda başarılı olabiliriz."


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300