03 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

14 Ocak 2011’de Tunus’u 23 yıldır yöneten diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’nin devrilmesiyle sonuçlanan Yasemin Devrimi, Arap Baharı’nın tek başarılı örneği olarak kabul ediliyor. Öyle ki muhafazakâr ve seküler partiler arasındaki işbirliğiyle barışçıl bir geçiş süreci yaşanmasına katkıda bulunan Ulusal Diyalog Dörtlüsü’ne geçen yıl Nobel Barış Ödülü verilmişti.

Ne var ki görünüşteki bu parlak tabloya rağmen gerçekte ülkedeki durum pek iç açıcı değil. Derin bir ekonomik krizle boğuşuyorlar. Devrime rağmen politik istikrar da sağlanabilmiş değil. 5 yılda 5 başbakan değiştirdiler. Yeni anayasanın kabulünden sonra ilk göreve gelen Başbakan Habib Esid hükümeti, göreve geldikten sadece 6 ay sonra, geçtiğimiz temmuzda düştü. Cumhurbaşkanı Beji Caid Essebsi, yerine bir teknokrat olan Yusuf el-Şahid’i atadı. Aradan çok kısa bir süre geçmesine rağmen yeni başbakan El-Şahid hakkında da yoğun eleştiriler var.

Devrimden sonraki seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olan Munsef Marzuki, geçtiğimiz günlerde uluslararası bir konferans için Türkiye’ye geldi. Marzuki’ye hem Tunus’taki son durumu hem de sol-liberal görüşten biri olarak neden Türkiye’yi model ülke olarak gördüğünü sordum...

 

- Arap Baharı sürecindeki tek başarı öyküsünün Tunus olduğu söylenir ama şu an ülkenizde yaşanan ekonomik ve politik krizi göz önünde bulundurursak buna gerçek bir başarı öyküsü diyebilir miyiz?

Haklısınız, buna yarım kalmış bir başarı öyküsü demek daha doğru olur. Suriye’deki, Mısır’daki ya da Libya’daki durumla kıyaslarsak elbette Tunus bir başarı öyküsüdür. Barışçıl bir geçiş süreci yaşandı, kan akmadı. Fakat bu tamamen başarı sayılmaz çünkü temel problemler çözülemedi. Hâlâ derin bir ekonomik kriz yaşıyoruz. Yozlaşmış bir demokrasimiz ve yozlaşmış bir medyamız var. İfade özgürlüğü tehdit altında. Eski rejim geri dönüyor, çamura batmış durumdayız. Bakın, devrimin üzerinden geçen 5 yılda 5 başbakan değiştirdik. Bu demek oluyor ki her yıl bir başbakan değiştirmişiz. Bu hem ulusal hem de uluslararası yatırımlar açısından çok kötü bir durum.

- Tunus örneği, sekülerler ile muhafazakârlar arasında diyalog kurulması açısından da örnek gösterilir. Geçen yıl muhafazakâr Nahda Hareketi’nin lideri Raşid Gannuşi ile bir röportaj yapmıştık ve bana “2011’de seçimi kazanmamıza rağmen, haklarımızdan ödün verip geri adım atmasaydık Tunus devrimi başarılı olmazdı” demişti. Ülkenizde sekülerler ile muhafazakârlar arasındaki çekişme gerçekten azaldı mı?

Hayır, elbette azalmadı. Ben bu konuda Gannuşi’den farklı düşünüyorum, çünkü o eski rejimle idareli geçinmemiz gerektiğini savunuyor. Aksi halde iç savaş çıkabileceğine inanıyor. Buna katılmıyorum. Unutmayın, Tunus bir orta sınıf toplumu ve eğitim oranı çok yüksek. Şii-Sünni ayrımı gibi bir mezhep çatışması yok. Dolayısıyla toplumumuz çok ayrık değil ve Suriye ya da Irak’ta olduğu gibi vahşi bir iç savaş yok. Bence eski rejimden tamamen kurtulmalıyız. Onlarla iyi geçinmeye çalıştığımız sürece bu yolsuzlukları ve hatta diktatörlüğü de kabul etmiş oluyoruz. Bundan kurtulmamız lazım.

- Son seçim sonuçlarına bakarak Tunus’ta seküler modernistlerin muhafazakârlara karşı yarışı kazandığını söyleyebilir miyiz?

Hayır, bu yanlış bir algı. Tunus’ta kırmızı çizgi muhafazakârlar ile laikler arasında değil, demokrat olanlar ile olmayanlar arasında. Örneğin, solcu olup demokrasiye karşı olanlar var. Eski rejim demokrat değil. Tam da bu yüzden onlarla ilişki kurulmamalı.

‘ARAP BAHARI BAŞARISIZ DİYEMEYİZ’

- Bu soru size defalarca sorulmuştur ama yineleyelim. Arap Baharı diğer ülkelerde neden başarısız oldu? Bu, devrim sonrası hükümetlerin hatalarından mı kaynaklandı yoksa dış müdahalelerin sonucu muydu?

“Arap Baharı başarısız oldu” diyemeyiz. Rusya’da devrimin ilk adımı 1905’te atılmıştı, tamamlanması için 1917’ye kadar beklememiz gerekti. Keza Fransa’da da 1789 devriminin başarılı olması 70 yıl aldı. Arap Baharı’nın da daha başındayız. Yeni politik düzenin kurulması on yıllar alacak.

- “Müslüman Kardeşler yeterince demokratik değildi” ya da “İslam’la demokrasi arasında uyuşmazlık var” şeklindeki eleştirilere ne dersiniz?

İslamcı hareketler dediğimizde çok geniş bir spektrumdan bahsediyoruz. Bir uçta DEAŞ ve El Kaide gibi demokrasiye karşı olanlar duruyor. Geride kalan Mısır’daki Müslüman Kardeşler, Tunus’taki Nahda Hareketi ya da Fas’taki Biju Janata Dal (BJD) Partisi gibi hareketlerin demokrasiyle bir problemi yok. Dolayısıyla mesele İslam ile ilgili değil, eski rejimler ile yeni rejimler arasında...

‘BATI DEMOKRATİKLEŞMEMİZİ İSTEMİYOR’

- Peki ya Batı’nın bu süreçteki rolü? Devrimlerin başlangıcında ılımlı İslam modelini destekliyorlardı ama Mısır örneğinde olduğu gibi sonradan politika değiştirdiler.

Bu çok önemli bir soru. Bazı Batı ülkeleri Türklerin, bizim ya da bölgedeki bazı başka ülkelerin demokratikleşmemizi istemiyor. Örneğin Sisi denilen adamı insan haklarına karşı olduğunu bildikleri halde destekliyorlar, çünkü kendi çıkarlarına hizmet ediyor. İkiyüzlü davranıyorlar. Bir yandan sürekli demokrasiden, insan haklarından bahsediyorlar fakat iş realiteye gelince kim çıkarlarına hizmet ediyorsa onu tercih ediyorlar.

 

‘TÜRKİYE ‘YENİ ARAP DALGASI’ İÇİN ROL MODEL’

- Bir konuşmanızda Türkiye’nin Arap dünyası için rol model olduğunu söylediniz. Türkiye politik bir çalkalanma yaşıyorken sizi böyle düşünmeye sevk eden nedir?

Elbette Türkiye’nin pek çok problemle karşı karşıya olduğunu biliyorum. Ama bu atmosfere rağmen Türk insanının darbeyi kabul etmemesi takdire şayan. Bu, demokratik açıdan ne kadar olgun olduğunuzu gösteriyor. Bizim ihtiyacımız olan, yozlaşmamış bir demokratik düzen. Sizin ülke olarak bu seviyeye çıktığınızı düşünüyorum. İşte bu yüzden Türkiye ‘Yeni Arap Dalgası’ için rol model...

 

MUNSEF MARZUKİ KİMDİR?

- 1945 doğumlu olan ve sol-liberal demokrat çizgiyi benimseyen Marzuki, Tunus’un diktatör lideri Zeynel Abidin Bin Ali’nin devrilmesinden sonra seçimle gelen ilk cumhurbaşkanı.

- İnsan hakları savunucusu olarak ünlenen Marzuki, Gandhi’nin barışçıl direniş metodunu öğrenmek için Hindistan’da yaşadı.

- 2001 yılında Cumhuriyet İçin Kongre Partisi’ni kurdu. Partisi 2002’de yasaklandı, Fransa’ya taşınarak faaliyetlerine devam etti. Devrimden sonra aynı partiyle girdiği ilk seçimlerde 29 sandalye kazandı.

- Aralık 2011 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde Bin Ali döneminden sonra Tunus’un ilk seçilmiş cumhurbaşkanı oldu.

- Aralık 2014 seçimlerini kaybetti, yerine laiklerin çatı partisi olan ve eski rejimin temsilcilerini de barındıran Nida Tunus’un lideri Beji Caid Essebsi geçti.

- Aralık 2015’te “Tunus İrade Hareketi” adında yeni bir parti kurdu.

 

KÜBRA PAR / GAZETE HABERTÜRK

Fotoğraflar: Tayfun ÇETİNKAYA


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300