06 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan geçtiğimiz hafta Aydın’da silahlı saldırıya uğradı. Tedavi süreci devam eden Tezcan’ı Ankara’da kaldığı hastanede ziyaret ettim ve saldırının arka planını sordum. Bülent Bey, saldırgan yakalansa bile tetikçiyle değil, kimin azmettirdiğiyle ilgilendiklerini söylüyor ve “Türkiye’de bu tür siyasi cinayetlerin ve suikastların planlayıcısı karanlık bir el vardır. Amaç MHP ve CHP tabanı arasında çatışma çıkarmak olabilir. Toplumu ‘milliyetçiler ve bölücüler’ diye ikiye ayırmaya çalışıyorlar” diyor...
 
-Geçmiş olsun, sağlığınız nasıl şu anda?

Çok teşekkürler. Ağrılarım gün geçtikçe azalıyor. Mermi sağ uyluk kemiğimin yanından kasığa yakın bölgeden girdi. “Bir santim daha gitse ölürdünüz” diyor doktor. Orada sinir damar takımı varmış, onu parçalasa kan durmaz, 10 dakikada öldürürmüş. Mermi hayatım boyunca orada kalacakmış. “Alırsak damarı ya da siniri zedeleriz, daha büyük sıkıntı yaşarız” diyorlar. Artık böyle yaşayacağız.

-O gün nasıl başlamıştı?

Aydın’da saat 4’te arkadaşlarımızın düzenlediği bir sergi açılışı programımız vardı. Program sonrası uzun zamandan beri görüşemediğim partili arkadaşlarım, eşleri, kayınvalidem ve kendi eşim bir arada bir restorana gittik. 30 kişilik büyük bir masada oturuyorduk. Beni vuran şahıs, bize uzak bir yere, bizden önce gelip oturmuş. Arkamdan doğru gelmiş. Birden sağ ayağımda bir el, tabanca ve patlama... Hepsini aynı anda gördüm. 1-2 cm kadar yakınımdaydı. Tabii ben tabancanın tepkimesiyle bir ağrı hissettim ama vurulduğumu anlamadım. Önce ayağa kalktım, adam ‘‘Öldürürüm, oturun’’ gibi silahı herkese doğrultmuş tehditler savuruyordu. O arada yere düştüm. Ağrıyan yerimi tutuyordum. Kan gelmeye başlayınca vurulduğumu anladık. Sonra ambulans ve polis geldi. Hastaneye gittik.

-Silahı ateşlemeden önce bir şeyler söyledi mi? Aranızda tartışma yaşandı mı?

Hayır, bizimle bir diyalogu ya da tartışması hiç olmadı.

-Peki, o ana kadar sizi takip mi etmiş?

Muhtemelen takip etmiştir. Tesadüfi bir karşılaşma olduğunu zannetmiyorum. Çünkü bizden 1 saat önce rezervasyon yaptırmış. Orası rezervasyonla çalışan bir yerde değil. Hatta ilk rezerve etmek istediği yer bizim oturduğumuz yerin arka tarafındaki masaymış.

-İlk ifadesinde “Sarhoştum” demiş. Öyle bir izlenim edinmiş miydiniz?

O halini görebileceğimiz bir pozisyon yoktu. Her suç işleyen suçunu hafifletmek için bir gerekçe bulur. O da çeşitli gerekçeler uydurmuş. Sarhoş olduğunu, beni HDP kongresine katıldığım için vurduğunu söylemiş. Vatanseverlikse, biz onların hepsinden vatanseveriz. Ama bu bir provokasyon...

-Neden hedef alındınız sizce?

Dediğim gibi bu bir provokasyon. Yani bu tip insanlar tetikçi olarak kullanılırlar. Biz tetikçiyle meşgul değiliz, kimin azmettirdiğiyle ilgiliyiz.



‘PLANLAYICISI KARANLIK BİR EL’

-Kim azmettirmiştir?

Türkiye’de bu tür siyasi cinayetlerin ve suikastların planlayıcısı karanlık bir el vardır. Türkiye son dönemde provokatif bir çatışma ortamında. Toplumu “milliyetçiler ve bölücüler” diye ikiye ayırmaya çalışıyorlar. Böyle bir tabloda, bana yapılan saldırının amacı bizim tabanımızla MHP tabanı arasında bir çatışma yaratmaktır. Saldırgan ülkücü geçmişi olan birisiymiş. ‘Ülkücü’ demiyorum. Yanlış anlaşılmaya fırsat vermemek için özellikle bunu belirtiyorum. Çünkü Aydın’ın ülkücüleri de MHP’lileri de beni severler. Ben de onları severim. Sayın Devlet Bahçeli de beni aradı ‘‘Geçmiş olsun’’ dedi. Bu adam gibileri, ülkücü geçmişi olan ama ülkücülerin ya da MHP’lilerin de kontrol edemediği, derin devletin, derin ilişkilerin, çetelerin kullandığı tiplerdir. Yarın aynı karanlık eller solcu görünümlü teröristi alır, bir MHP milletvekilini azmettirirler. Sonra bir başkasını alırlar AKP’li bir milletvekilini öldürürler. Mesele siyasetin mümkün olduğunca kanlı, çatışmalı yürümesidir. Neden Aydın? Aydın, CHP’nin 1. olduğu, milliyetçi duyguların baskın olduğu bir şehir. Bölünme hassasiyetleri açısından önemli bir şehir. Türkiye’nin bugüne kadar çatışması doğusunda yürüyordu. Çatışmayı batıya taşıma planıdır bu.

-Neye dayanarak böyle düşünüyorsunuz?

Saldırgan benim HDP kongresine katılmamı gerekçe göstermiş. Zaten belli ki “Böyle diyeceksin” diye ifadesini hazırlamış, paketlemiş, eline vermişler. Sonra da ‘‘Vatan sağ olsun’’ edebiyatlarıyla bir tablo oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye’yi milliyetçiler ve bölücüler diye iki ana eksene ayırıp, o eksende olmayanları da öyleymiş gibi gösterip bir gerilim ortamı yaratmaya çalışıyorlar. Belli başlı medya gruplarının yayınlarına bakıyoruz; CHP’nin PKK’ya destek verdiği yönünde açıklamalar var. Bakın, Türkiye’de şu anki tabloda iktidarın dilini konuşmayan, iktidarın getirdiği çerçeveye uymayan kim varsa tehlikeyle karşı karşıya. Gazeteciler öyle, siyasetçiler öyle. Yani bir Türkiye tarifi yapmışlar. O tarifte muhalefete istedikleri kadar izin var. “Şunları söylerse o muhalefetle iyi geçineceğim, onun adına Yenikapı ruhu diyeceğim, onun dışındakilere bölücü, PKK’lı, terörist, FETÖ’cü diyeceğim” diyorlar. Siyaset kamplaştırılıyor. Bu çok ciddi bir risk. Biz başından bu yana PKK terör örgütüne, FETÖ terör örgütüne karşı çıktık, HDP’nin de PKK ile arasına ciddi bir mesafe koyması gerektiğini söyledik. “HDP parlamentoda PKK ile arasında ne kadar mesafe koyar ve legal siyasetin temsilcisi durumuna gelirse Türkiye’ye demokrasisi açısından ve terörle mücadele açısından o kadar çok yararı var” dedik.


 ‘AKP PİŞMAN OLMUŞ DEĞİL, KENDİSİNE TESLİM OLMUŞ GAZETECİ PEŞİNDE’

“Cumhuriyet Gazetesi basılıyor. 9 gazeteci tutuklanıyor. Fethullah Gülen’in gerçek yüzünü topluma daha kimse yazmazken ilk kitabı çıkan Hikmet Çetinkaya Fethullahçı diye gözaltına alınıyor. Bu şu demektir; öyle bir tablodan geçiyoruz ki geçmişte gazete köşelerinde ‘Fethullah hoca efendi’ diye önünde secdeye eğilen gazeteciler ‘‘Pişman olduk’ deyip kurtuluyorlar. Geçmişte Fethullah Gülen’in aleyhine gerçekleri söyleyen gazeteciler ise ‘Fethullahçı’ diye alınıyor. Demek ki AKP’nin gözünde sorun pişmanlık sorunu değil, teslim olma sorunudur. AKP pişman olmuş veya olmamış gazeteci peşinde değil. Kendisine teslim olmuş ya da olmamış gazeteci peşindedir. Bizim istediğimiz teslim olmayan bir basın.”


 ‘BU, SİYASİ SUİKASTLARIN TİPİK İFADE TİPİ’

-Saldırının arkasında siyasi olmayan bir neden olabilir mi? Size husumeti olan biri var mıydı?

Hayır, yoktu. Benim yıllardır ticaretim yok. Zaten ifadelerinde öyle bir iddiaları da yok. Ocak ayındaki HDP kongresine parti görevlisi olarak katılmamı gerekçe göstermiş. Bu, tipik siyasi suikastların ifade tipidir. Hrant Dink’i öldürenler, onu tanımaz bilmezlerdi. Onlar da vatan, millet için öldürdüklerini söylüyorlardı.

-Tehdit alıyor muydunuz?

Hayır, almadım.



‘HDP’LİLERİN İFADEYE GİTMEMELERİ YANLIŞ, TUTUKLANMALARI DA YANLIŞ’

-HDP’lilerin tutuklanmasına ne diyorsunuz?

Bu kabul edilebilir bir şey değil. HDP’lilerin ifadeye çağrıldığından gitmeleri gerekti. İfadeye çağrılıp da gitmeyerek gerginlik yaratma ve bu gerginlik üzerinden siyaset yaratma çabası Türkiye demokrasisine fayda getirmez. Bu HDP’nin ciddi bir hatasıdır. Böyle bir tablo içerisinde iktidarın yapması gerekense, gerilimi yükseltmek değil, düşürmektir. Dava açmak için çağırırsınız, gelmezse, konuşmaları elinizdedir, davayı açarsınız. İlla zorla ifade almanız gerekiyorsa, ifadeyi aldınız. Parti genel başkanlarını tutuklamak zorunda mısınız? Yurtdışına kaçmamışlar, bir şey yapmamışlar. Bir yapıyı parlamento dışına iterek Türkiye’nin normalleşmesi mümkün değil.

‘İNSANLARI SOKAĞA DÖKECEK HALİMİZ YOK’

-Economist dergisinde bir yazıda CHP’yi ‘Şaşkınlıktan donakalmış izleyici’ diye tarif etmişler. Son günlerde olanlar karşısında CHP’nin biraz pasif kaldığı eleştirisine ne dersiniz?

CHP ne yapacaktı ki? İnsanları sokağa döküp, polise, ‘Bunları gözaltına aldırmayız’ diyecek hali yok. Böyle bir tabloda yapacağımız, siyasetin kurumlarını işleterek demokrasi mücadelesi vermektir.

Kübra Par / GAZETE HABERTÜRK

Fotoğraflar: Tayfun Çetinkaya


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300