28 KASIM 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz, "Hükümet, AB sürecini kullanarak Türkiye'de yargıyı, orduyu, bürokrasiyi dizayn etti, işine gelen her şeyi AB sürecine saklanarak yapmaya çalıştı. Sonrasında FETÖ olayı patladı ve akabinde de tek adam rejimine devam etmek için Avrupa'nın buluşmamasını istiyor. Böyle bir nokta üzüntü vericidir. Kendi rejim tartışmasıyla ilgili bir konuda, Türkiye'nin başka alanlarla ilgili bir politika değişikliğine gitmesi, Türkiye'nin çıkarlarına uygun olmayacak bir süreci başlatacak." görüşünü savundu.

Yılmaz, CHP Genel Merkezi'ndeki basın toplantısında, Türkiye'nin dış politikasında yaşanan gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Kıbrıs konusundaki kapsamlı müzakerelerin kritik bir aşamaya geldiğini belirten Yılmaz, Kıbrıs'ın AK Parti'nin değil, partiler üstü, milli bir mesele olduğunu söyledi. Müzakerelerin, Türkiye tavize hazırmış, psikolojik olarak yenilmiş gibi yürütüldüğünü savunan Yılmaz, "Biz, nereye kadar taviz vereceğimizi biliyoruz." tarzında açıklamaları "talihsizlik" olarak nitelendirdi. Yılmaz, müzakerelerde "taviz" kelimesini kullanmanın doğru olmayacağını ifade etti.

KKTC'nin kendi içindeki tartışmalar yerine, Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ndeki partilerin danışıklı dövüşüne ve oyunlarına odaklandığını öne süren Yılmaz, müzakere tekniği açasından KKTC'deki partilerin ne dediğine odaklanılmasının daha doğru olacağının altını çizdi.

Garanti ve ittifak anlaşmasıyla ilgili konuların en sona bırakılmaması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "En önce görüşülmeli. Siz, toprağı, mülkiyeti, yönetim ve güç paylaşımı başlıklarını görüştükten sonra eğer sadece garantilerde bir ayak diretirseniz, çözümü istemeyen taraf olarak yaftalanırsınız. Garantilerin en sona bırakılması, geciktirilmesi, hatta toprak konusunun ve haritaların gündeme getirilmesi tamamen yanlıştır ve biz bunun maliyetini ağır ödeyeceğiz. Yarın masadan kalkıldığı zaman hafızalarda Türkiye'nin ve KKTC'nin kabul etmiş olduğu tavizler konuşulacak ve görsel olarak bu haritalar akılda kalacak." ifadelerini kullandı.

Yılmaz, çözüm istemeyen tarafın Güney Kıbrıs Rum Kesimi olduğunun referandumda ortaya çıktığını hatırlatarak, bundan sonraki süreçte AB'nin hiçbir sözünü tutmadığını, Rum kesimine karşı ABD'nin baskı uygulamadığını, Rusya'nın ve diğer ülkelerin herhangi bir yaptırıma gitmediğini, KKTC'ye herhangi bir kolaylık sağlanmadığını dile getirdi.

Kıbrıs konusunun, milli bir çerçevede bütün partilerin katıldığı bir formatta değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yılmaz, bu konuda muhalefetin bilgilendirilmediğini, konunun sessiz, sedasız yürütüldüğünü söyledi. "Yarın duvara toslandığı zaman, maliyetini paylaşmak için herhalde bizi çağıracaklar anamuhalefet partisi olarak." diyen Yılmaz, şöyle konuştu:

"Bir çelişki var, biz bir taraftan AB'ye 'Gerekirse biz de müzakereleri durdururuz.' tehdidinde bulunuyoruz, daha önce biz üye olmadan AB'ye Kıbrıs'ı üye yapamazsınız tezini savunuyorduk, şimdi biz çıkmaya, Kıbrıs'ı içeri sokmaya çalışıyoruz. AKP'nin bütün tezleri çökmüştür. Dış politikada bu bir iflastır, hiçbir tutarlılığı kalmamıştır. Siz KKTC'yi çözüm için zorluyorsunuz ama kendiniz 'Gerekirse referandum yapıp çıkarız.' diyorsunuz. KKTC'yi sizin olmadığınız bir platformda, yerde görmek istiyorsanız, o zaman AB'nin bütün müktesebatları sizin o altına imza atacağınız anlaşmayı aşındırır ve hiçbir şey yapamazsınız."

"İSRAİL'E YANAŞMA İHTİYACI HİSSEDİLDİ"
Öztürk Yılmaz, her yıl "Kıbrıs'ta çözüm için bu son şans" denildiğini, bunun beyaz bir yalan olduğunu savunarak, müzakereler sürerken Türkiye'nin "Bu olmazsa, şu olacaktır" demesi gerektiğini, aksi takdirde sonuç alınamayacağını iddia etti. Yılmaz, şunları kaydetti:

"Hükümet, AB sürecini kullanarak Türkiye'de yargıyı, orduyu, bürokrasiyi dizayn etti, işine gelen her şeyi AB sürecine saklanarak yapmaya çalıştı. Sonrasında FETÖ olayı patladı ve akabinde de tek adam rejimine devam etmek için Avrupa'nın buluşmamasını istiyor. Ve Avrupa'dan bilerek uzaklaşmak istiyor. Böyle bir nokta üzüntü vericidir. Kendi rejim tartışmasıyla ilgili bir konuda Türkiye'nin başka alanlarla ilgili bir politika değişikliğine gitmesi, Türkiye'nin çıkarlarına uygun olmayacak bir süreci başlatacak. Zaten müzakereler işlemiyor, dolu. Şu anda isteseniz bile bir fasıl açamıyorsunuz. Hal böyleyken sürekli tehdit yapmak veya AB'nin tehditlerini ciddiye alıp, onların provokasyonuna gelip, böyle bir şeye karar vermek Türkiye'ye zarar verir."

Yılmaz, açıklamasının ardından, basın mensuplarının sorularını da yanıtladı. "İsrail'in Türkiye'ye büyükelçi atamasına" ilişkin bir soru üzerine Yılmaz, iki ülke arasında, Mavi Marmara ile ilgili varılan anlaşmada, Filistin'e yönelik ablukanın kalkmadığını, Türkiye'den kısmen özür dileyen İsrail'in askerlerinin yargısal süreçten muaf tutulmasının ön görüldüğünü savundu. Yılmaz, "Dış politikada irtifa kaybından sonra İsrail'e yanaşma ihtiyacı hissedildi, şimdi onun gereği yapılıyor." değerlendirmesinde bulundu.

Hükümetin, İslamcı bir anlayışla siyasetini şekillendirmesine karşı olduklarını vurgulayan Yılmaz, bütün coğrafyayla ilişkilerin çıkar temelinde yürütülmesi gerektiğini, İsrail'le ideolojik bir hesaplaşmaya girildiğini iddia etti. Yılmaz, İsrail'le ilişkilerin bozulmasına karşı olduklarını, düzelmesini desteklediklerini aktardı.

"SURİYE'İ ZİYARET PLANIMIZ YOK"
AB ile karşılıklı şantaj, tehdit politikasının Türkiye'nin alanını çok daralttığını savunan Yılmaz, şöyle konuştu:

"Türkiye'deki şu andaki yönetim, bütün yumurtalarını seçim kampanyasında karşı oldukları Donald Trump sepetine koymak istiyor ama Amerika'nın gerçeklerini ve devlet bürokrasisini bilmemiz gerekir. Bizim böyle bir hassas dönemde bütün dünyayı karşımıza alarak, tehditkar bir üslupla gidemeyeceğimizi bilmemiz lazım. Donald Trump'un bizim ülkemizle ilişkilerinin iyi olmasını elbette isteriz ama şunu unutmayalım, orada da çok büyük zorluklar çekiliyor ve Amerika'da nasıl bir zaman siyahi bir lider geldiğinde Amerikan halkı, devleti bunu hazmetme konusunda zorlandıysa, şimdi devletin desteklemediği bir aday seçimi aldı. Dolayısıyla aynı hazımsızlık orada da devam ediyor. Bizim böyle bir dönemde uluslararası topluma çok dikkatli bir dil götürmemiz gerekiyor."

Yılmaz, Irak ve Suriye'de olanların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, "IŞİD açısından Musul'daki bir kayıp, Rakka'da bir kazanıma dönüşmemeli. Bizim Musul'daki IŞİD sonrası dönemle ilgili bir hazırlığımız olması gerekirdi, o hazırlığın olmadığını görüyoruz. Suriye'de keza bir hazırlığımız yok." dedi.

Trump'un, neredeyse "Suriye'de Esad ile çalışmayı düşünüyoruz." dediğini aktaran Yılmaz, "Suriye bölünüyor. Suriye'nin birliğinden ziyade, bölünmesi konuşuluyor. Bizim o bütün Fırat Kalkanı operasyonumuz, El Bab'a gitmemizin pratikte çok fazla karşılığı olmayacak eğer Suriye bölünürse." ifadesini kullandı.

"CHP heyeti olarak Suriye'yi ziyaret etme planınız var mı?" sorusuna Yılmaz, "Hayır" karşılığını verdi.

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300