04 OCAK 2017
İnternet Explorer tarayıcısının 8.0 ve daha eski sürümlerini desteklememekteyiz.
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Eski başbakanlardan Tansu Çiller, FETÖ'nün birtakım dış odaklar ve çevrelerce maşa olarak kullanılmak üzere korunduğunu belirterek, "Bir 'üst akıl' olmadan bu kadar gaddarca bir darbe hazırlığı ve uygulaması içine girmeleri mümkün görülmemektedir." dedi.

Çiller, TBMM FETÖ'nün Darbe Girişimini Araştırma Komisyonunun yazılı 16 sorusuna 19 sayfalık cevap gönderdi.

Tansu Çiller, cevabında, Refah-Yol Hükümeti'ne yönelik FETÖ’nün yayın organı Zaman gazetesinde yer alan "beceremediniz artık bırakıp gidin" manşetini, o günün şartlarında basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirdiğini, ancak geriye baktığında FETÖ'nün duruşunun basın özgürlüğü dışında bir yanı olduğu kanaatine vardığını söyledi.

Çiller, Fetullah Gülen'in siyasi tercihlerine ilişkin "Fetullah Gülen siyasi tercihlerinde genelde merkez solun daha solunda ve uçta olan partiler ile merkez sağın daha sağında ve uçta olan partilerle işbirliğinden çekinirdi. Nitekim, merkez soldan DSP ve merkez sağdan ANAP ilk dönemlerde Fetullah Gülen'le temas kuran partiler olarak gözlemlenmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

Gülen'in merkez sağın daha sağındaki partilerle görüşleri örtüşse bile, bu partilerden uzak durmasının kendi menfaatlerini koruma içgüdüsü ile izah edilebileceğini belirten Çiller, bu gözleminin de Gülen'in, Milli Selamet Partisi, Refah Partisi gibi partilerden bilinçli olarak uzak durması ile somutlaştığını kaydetti.

"28 ŞUBAT SÜRECİNDE FETHULLAH GÜLEN İLE GÖRÜŞMEM OLMAMIŞTIR"

FETÖ'nün kendisini Necmettin Erbakan'dan uzak tuttuğunu ifade eden Çiller, "Bu uzaklık merhum Erbakan'dan kaynaklanmamakta idi. Zira, merhum Erbakan bütün mütedeyyin kesimleri ve cemaatleri kucaklayan bir tutum içinde idi. Fetullah Gülen'i bunun dışında tutmak gibi özel bir gayretinin olduğunu söylemek doğru olmaz. Bunu merhum Erbakan'ın kendisi de bizzat ifade etmiştir." ifadesini kullandı.

FETÖ'nün yayın organı Zaman gazetesinde Refahyol Hükümeti'ni düşürme yönündeki çağrıları yadırgamadığını belirten Çiller, "Post modern darbe sürecini yönlendiren koalisyon içinde Fetullah Gülen örgütünün de olduğu ve kendi gazeteleri, kendi televizyonu ve toplumun, eğitimin ve belki devletin diğer kurumlarının içine serpiştirilmiş elemanları ile bu koalisyonun katalizörü ve temel unsurlarından birisi olduğu kanaatine varıyorum. 28 Şubat sürecinde Fetullah Gülen'le görüşmem olmamıştır." dedi.

Başbakanlığı döneminde Fetullah Gülen'in kendisini ziyaret ettiğini, bazı sosyal aktivitelerde bir araya geldiklerini ve bu ortamlarda devlet protokolünün farklı mensuplarının da bulunduğunu vurgulayan Çiller, Gülen'in bu görüşmelerde kendisinden Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ilişkin taleplerde bulunmadığını söyledi.

Çiller, Gülen'in din adamı olarak kendisini devletin ve siyasetin dışında tutan, laik bir duruşa özen gösteren bir ifade tarzı bulunduğunu ifade etti.

Tansu Çiller, Gülen'in ABD dahil yurtdışına çeşitli seyahatleri olduğunu medyadan öğrendiğini, ABD'de çeşitli lobilerle çalıştığı duyumlarının mevcut olduğunu ve yapının, ABD'de lobiler Kongre ve Senato ile bağlantıları oluşturmaya muktedir olduğunu kaydetti. Çiller, FETÖ'nün sahip olduğu ileri sürülen maddi gücün, ABD'deki lobileri harekete geçirmede imkan yarattığını, bu konudaki haberlerin Türk ve ABD medyasında yer aldığını belirtti.

"BOŞLUKLARIN İSTİSMARI BÜYÜK ÖLÇÜDE ORTADAN KALDIRILMIŞTIR"

Görev süresi içerisinde Fetullah Gülen ve PDY konusunda bir raporun eline ulaşmadığını ifade eden Çiller, "Ancak, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından Milli Güvenlik Kurulu toplantılarında irticai tehlikeyi iç tehdit olarak gören ve bu kapsamda genel olarak cemaat olgusuna dikkat çekilen bilgiler verilir, sunumlar yapılırdı." dedi.

FETÖ'nün 90'lı yıllarda, kurumsallaştığı, süratle büyüdüğü, himmet paraları ile devasa finansal güç oluşturduğu iddialarının gerçekle örtüşmediğini savunan Çiller, örgütün finans kurumu Bank Asya'nın da 1996 yılında kurulduğunu belirtti.

Üniversitede görevli olduğu dönemde inançları dolayısıyla mağdur edilen gençlerin zaman içinde, cemaatlere ve tarikatlara yöneldiğine şahit olduğunu anlatan Çiller, bu gençlerin bir bölümünün istismara açık olabileceğinin de yadırganacak bir tespit olmadığını söyledi.

Çiller, "28 Şubat postmodern darbe sürecinde Refahyol Hükümeti'nden sonra kurulan darbe ürünü hükümetler, Refah-Yol döneminde fiili olarak uygulanmayan 28 Şubat kararları uygulanmaya başladı. Din eğitimi üzerindeki baskılar arttı ve ortaya çıkan boşluklar tarikatlar tarafından doldurulurken muhtemelen bunların bir kısmı doğru olmayan amaçlarla istismar edildi. 2000'li yılların başlarında din ve vicdan özgürlüğü alanında herkesi rahatlatan bir evrim yaşandı. Dolayısıyla cemaatlere ve tarikatlara kalan boşluklar kapatıldığı için bu dönemde boşlukların istismar edilmesi imkanı büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır." değerlendirmesinde bulundu.

Fetullah Gülen'in örgütlenmeye başladığı 1970 ve öncesi yıllardaki gerçek hedeflerini tam olarak bilmenin mümkün olmadığını ancak zamanla bir değişim geçirdiği ve amacını devleti ele geçirmek ve darbeler yapmak olarak genişlettiğinin görüldüğünü ifade eden Çiller, "Bu çerçevede, birtakım dış odakların ve çevrelerin bu örgütü maşa olarak kullanmak üzere koruduğu ve kullanıldığı da gözlerden kaçmamalıdır. Bir 'üst akıl' olmadan bu kadar gaddarca bir darbe hazırlığı ve uygulaması içine girmeleri mümkün görülmemektedir." dedi.

Çiller, Türkiye'deki güvenlik ve istihbarat birimlerinin dağınık bir görünüm arz ettiğini, istihbarat kurumlarının ellerindeki istihbari bilgileri zaman zaman diğer kurumlarla paylaşmaktan imtina ettiklerini belirtti. Tansu Çiller, başbakanlığı döneminde terörle başarılı bir mücadele verildiğini, bu başarıda uygulanan doğru dış politikanın etkili olduğunu kaydetti.

"TERÖRÜN AMACI SİYASİDİR VE DIŞ ETKENLERİ İÇERİR" 

"Terörün amacı siyasidir ve dış etkenleri içerir. Bu noktada dış politika öne çıkar." diyen Çiller, terörle mücadele ve güvenlik politikaları için istihbaratın da çok önemli olduğunu, istihbaratın başarıya ulaşmasında ise istihbarat kurumlarının güncel sorunlar etrafında koordineli çalışmalarının önemli olduğunu ifade etti.

FETÖ mensuplarının 1990'lı yıllarda devlet kadrolarına sinsice sızmalarının mümkün olduğuna işaret eden Çiller, "Ne var ki bu sızmalar, ülke gerçeğine uygundur ve olağanüstü oranlarda değildir. Bu nedenle bazı birimlerde FETÖ'nün söz sahibi olduğuna ilişkin değerlendirmeye katılmak mümkün değildir. Özellikle kurmay subayların yetiştirildiği Harp Akademilerine 1990'lı yıllarda FETÖ sempatizanlarının sızması, sonraları ile mukayese edilemeyecek kadar, hatta yok denecek kadar azdır." dedi.

Çiller, inanç, ibadet ve vicdan özgürlüğü önündeki bazı engeller sebebiyle, insanların dini inançlarının icaplarını yerine getiremedikleri, kendilerini gizledikleri ve bu sebeple emniyet teşkilatı, ordu kadroları başta olmak üzere, kamu kurumlarına ancak takiyye yaparak girebildikleri yaklaşımında gerçeklik payı bulunduğunu söyledi.

2000'li yılların başlarında, dini özgürlükler, din eğitimi ve dinin topluma anlatımındaki eksikliklerin, yetersizliklerin giderilmesiyle mütedeyyin ve inançlı insanların devlet kadrolarına girmesinin önündeki engellerin büyük ölçüde kaldırıldığını vurgulayan Çiller, dolayısıyla mütedeyyin insanların devlet kadrolarına girmek için takiyye yapmalarına ihtiyacı kalmadığını kaydetti.

MİT'in darbe girişimlerinden sivil kesime bilgi aktarmadığı kanısı nedeniyle 1990'lı yılların başında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından Büyükelçi Sönmez Köksal'ın bir sivil olarak MİT Müsteşarlığına atandığını hatırlatan Çiller, MİT'in başına askeri cenahtan birisi yerine bir sivilin atanmasının doğru bulunduğunu ve genel kabul gördüğünü belirtti.

Çiller, MGK toplantılarında terörün finansman kaynaklarının kurutulmasına büyük önem verdiğini, bunun için gerekli talimatları hükümetin ilgili birimlerine verdiğini anımsatarak, o dönem itibarıyle FETÖ'nün terör örgütü olma niteliğinin de ortaya çıkmadığını vurguladı.

DARBE GİRİŞİMLERİNE KARŞI ALINACAK TEDBİRLER

Tansu Çiller, başbakan yardımcısı ve dışişleri bakanı olduğu dönemlerde zamanın Başbakanı Erbakan ile Fetullah Gülen'e ilişkin önemli bir değerlendirmeleri olmadığını belirterek, başbakanlığı döneminde de eski Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş ile doğrudan FETÖ yapılanmasına ilişkin konuşmalarının olmadığını, genel olarak cemaatlerle ilişkin değerlendirmeleri Güreş'ten dinlediğini söyledi.

Çiller, şöyle devam etti:

"Merhum Doğan Güreş, gerek terfiler, gerekse Türk Silahlı Kuvvetlerinden uzaklaştırmalarla ilgili olarak kimi cemaatlere mensup askerlerin emir­ komuta zinciri içinde hareket etmekten çok bir klikleşme ruhuyla, birbirleriyle özel ve ayrıştırıcı dayanışma içinde hareket etme eğiliminde olduklarını, emir-komuta zinciri dışı cemaat dayanışması içinde olanların Türk Silahlı Kuvvetlerinin geleceği açısından sakıncalarını dile getirerek, bu tür davranışlarda bulunanların ihraç edilmesi gerektiğini, bunun dindarlık karşıtlığı ile ilgisinin olmadığını, namaz ve oruç gibi temel dini vecibelerini yerine getiren personelle bir sorunlarının bulunmadığı gibi bu vecibelerin yerine getirilmesi için gerekli şartların sağlandığını da ayrıca ifade etmiştir.

Genelkurmay Başkanı, mütedeyyin askeri personelin, sırf temel dini vecibelerini yerine getiriyor diye askerlikten uzaklaştırılmasına veya terfi ettirilmemesine şiddetle karşı olduğumu, esas olanın liyakat olduğunu ve bu ilkeden taviz verilmeyeceği ilkesine her zaman işaret ettiğimi, çok zor ama başarılı bir terör mücadelesinin yapıldığı o dönemdeki duruşumun, 'ben herkesin Başbakanıyım' sözleriyle özetlendiğini çok iyi anlamıştı. Bu anlayış ve karşılıklı güven ile yapılan YAŞ toplantılarında asker kişilerin, sırf mütedeyyin olduğu için TSK ile ilişiklerinin kesilmesine mani olduğum gibi ayrıştırıcı cemaat dayanışması gösteren, emir komuta zinciri dışına çıkan, gelenek ve disiplini bozmak suretiyle TSK'nın geleceğini tehlikeye atan, tehdit eden unsurların ihraç kararlarına şerh de koymadım."

Darbe girişimlerine karşı alınacak tedbirler olarak da Çiller, yargının bağımsız, tarafsız ve adil olması, her vatandaş kendini temel haklar ve hürriyetler bakımından güvencede hissetmesi gerektiğini söyledi.

Hukuk devletinin işleyişinde zaafiyetler bulunduğunu savunan Çiller, hukuk devletinin yeniden inşa edilmesi, yargıdaki FETÖ/PDY yapılanması nedeniyle yargıya olan güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini kaydetti.

Çiller, "FETÖ/PDY kalkışması sonrasında halk nezdinde asker ve polisle ilgili istenmeyen bir imaj söz konusu olmuştur. Bu durumun ülkenin geleceği açısından tehlikeli sonuçları vardır. Neticede ülkenin güvenliği bu iki kurum tarafından sağlanmaktadır. Bu nedenle asker ve polisle ilgili olumsuz imajın silinmesi konusunda çalışmalar yapılmalıdır." önerisinde bulundu.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300