26 MART 2017
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, anayasa değişikliği referandumuyla halkın yeni bir yönetim sistemini seçeceğini belirterek, "Türkiye'nin önündeki birtakım bürokratik engeller, sisteme ilişkin zaaflar bu vesileyle ortadan kalkacak ve Türkiye çok daha etkili, şeffaf ve hızlı bir yönetim modeline kavuşacak. Dolayısıyla bu modelin ne olduğunu insanların bilmesi, gerekçelerini anlaması çok önemli ama en önemlisi bilgiyle tartışmak." dedi.

Kalın, Üsküdar Bağlarbaşı'ndaki Nev Mekan'da "Ben, Öteki ve Ötesi" adlı kitabının imza gününe katılarak, okurlarıyla bir araya geldi.

Burada konuşan Kalın, İslam ve Batı ilişkisinin bu çağın temel konularından biri olduğunu ifade ederek, bunun, felsefeden, siyasete, kültür ilişkilerinden ekonomiye ve küresel düzenden Avrupa merkezciliğe kadar her anlamda karşılarına çıkan temel bir mesele olduğunu anlattı.

"İKİ TARİHİN BİRBİRİNE TEMAS ETTİĞİ DÖNEMLERİ ELE ALDIK"

Kitabını yazarken sadece İslam-Batı ilişkilerinin tarihini kronolojik olarak anlatma kaygısıyla hareket etmediğini dile getiren Kalın, "İslam ve Batı tarihini ayrı ayrı anlatıp, bunları yan yana koyma gibi bir düşüncemiz de olmadı. Tersine bu iki tarihin kesiştiği, birbirine temas ettiği dönemleri, anları, durumları, ortaya çıkan neticeleri ele almaya çalıştık." diye konuştu.

İbrahim Kalın, hiçbir medeniyetin ne tek başına bütünüyle dünyaya kapalı ne de bütünüyle dünyaya açık olduğunu vurgulayarak, her medeniyetin tarihinde dayandığı bir merkezin bulunduğunu ve bu merkezle başka dünyalarla temas içerisinde olduğunu kaydetti.

Kitabının içeriğine de vurgu yapan Kalın, eserinin adını aldığı "ben", "öteki" ve "ötesi" kavramları hakkında detaylı bilgi verdi.

Batı'nın İslam algısına bakıldığında 7. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar 3 temel algının öne çıktığını anlatan Kalın, 3 tehdit algısının ilk dönem tarihini belirlediğini görüyoruz. Birincisi meydan okuma algısıdır yani İslam'ın teoloji, kelam, ahlakla ilgili ortaya koyduğu görüşler, Hristiyan teologlar tarafından bir meydan okuma olarak algılanmıştır." ifadesini kullandı.

Kalın, birçok Hristiyan'ın Hazreti Meryem'in Kur'an'da geçtiğini bilmediğini dile getirerek, "Onu duyduklarında çok şaşırırlar çünkü Meryem ismi İncil'de geçmez. Hazreti Meryem, bizde bir anlamda feminel maneviyatın kutuplarındandır. Onun Allah'a olan bağlılığı, sadakati, iffeti, samimiyeti bizim maneviyat dünyamızın çok önemli unsurlarından birisidir. Özellikle İslam'da kadın meselesi ele alındığında çok gözardı ettiğimiz bir boyuttur bu. Çünkü sadece fıkhi açıdan tartışmak meseleyi çözmüyor. İşin asıl maneviyat, fikriyat boyutuyla düşündüğümüzde daha anlamlı bir çerçeveye oturuyor." değerlendirmesinde bulundu.

Teolojik meydan okuma algısının, siyasi ve kültürel tehdit algısı ile birleşmesiyle iki temanın ön plana çıktığını vurgulayan Kalın, şunları kaydetti:

"Biri İslam'ın bir şiddet dini olduğu, İslam'ın kılıç zoruyla yayıldığı iddiasıdır. İkincisi de İslam'ın aslında özünde irrasyonel, insanın hayvani duyularına, şehvetine hitap ettiği için başarılı olduğunu iddia eden bir perspektiftir. 'İslam, kılıç dinidir, şiddet yoluyla yayılmıştır.' tezi, 'Hristiyanlık sevgi dinidir.' teziyle karşı karşıya getirilmiş ve Ortaçağlarda bu algı, derinlemesine işlenmiştir."

"CUMHURBAŞKANIMIZ ANINDA CEVAP VERDİ"

İbrahim Kalın, İslam'ın kelime itibarıyla "barış" anlamına geldiğine dikkati çekerek, aynı zamana teslimiyeti de ifade ettiğini söyledi.

Kalın, bugün de İslam'la şiddet ve terör bir araya getirilerek, yeni bir algının inşa edilmeye hatta zaman zaman küresel siyasetin bu algılar üzerinde şekillendirilmeye çalışıldığını anlattı.

Zaman zaman bazı Batılı liderlerin, İslam ve terör kelimelerini bir araya getirerek "İslami terör" gibi tabirler kullanmasının üzerinde durulması gerektiğini belirten Kalın, şöyle devam etti:

"İki gün önce Alman Şansölyesi ülkemizdeydi, basın toplantısında 'İslamist terör' gibi bir kelime kullandı. Cumhurbaşkanımız anında cevabını verdi fakat bu konunun ne kadar acil ve önem arz ettiğini göstermek açısından önemli bir enstantane. Yani Avrupa'nın en önemli ülkelerinden bir tanesi, topraklarında 3-4 milyondan fazla Müslüman'ın yaşadığı bir ülkede bile hala bu ayrımlar net bir şekilde yapılamıyorsa ortada başka bir sorun var demektir. Biz bugüne kadar 'Semitik terörizm' diye bir şeyden bahsettik mi? 'Yahudi terörizmi' diye bir tabir kullanılıyor mu? 'Hristiyan terörizmi' diye bir tabir kullanılıyor mu? Kullanılmıyor ama Hristiyan olduğunu iddia ederek terörizm yapanlar yok mu? Elbette var. Yahudi olduğunu iddia ederek, Budist olduğunu iddia ederek terörizm yapanlar yok mu elbette var. Onlarca örneğini de verebiliriz ama küresel tedavüle sokulan kelimelere baktığınız zaman, bunların anında bloke edildiğini, gündemden düşüldüğünü ama İslam ve terörü bir araya getiren terimlerin sistemli bir şekilde ısrarla gündeme getirildiğini görüyoruz."

Bunun muhasebesini yapmak gerektiğini dile getiren Kalın, "Batılı devletler, DEAŞ gibi El Kaide gibi terör örgütleriyle gerçek anlamda mücadele etmek yerine onlarla mücadele ediyormuş görüntüsü vererek, buradan birtakım avantajlar elde etmeye çalışıyorlar çünkü bu şekilde Avrupa'da yükselişe geçen aşırı sağcılığı, popülizmi meşrulaştırma gayreti içinde oluyorlar. Bu anlamda Batılı toplumların, İslam ve Müslümanlar hakkındaki bu öğrenilmiş veya öğretilmiş cehalet tavrından artık kurtulması gerek." ifadelerini kullandı.

"MÜSLÜMANLAR İKİ DEFA KURBAN OLMAKTADIRLAR" 

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, küresel iletişim çağında hala bin yıllık ön yargıların tekrar edilmesinin ortada çok daha derin bazı sorunların var olduğu anlamına geldiğini söyledi.

Kalın, şunları kaydetti:

"Çünkü bugün terör, İslam'a saldırmak ve Müslüman toplumları baskı altında tutmak için kullanılan bir manivela haline gelmiş durumda. Üstelik El Kaide, DEAŞ gibi örgütler saldırı yaptıkları zaman Müslümanlar iki defa kurban olmaktadırlar, iki defa saldırıya uğramaktadırlar. Baktığınız zaman özellikle DEAŞ gibi örgütler daha çok Müslümanlara saldırmış ve çok daha fazla Müslüman kanı akıtmışlardır. Müslümanlar zaten bundan zarar görmekte ama aynı şekilde bu saldırılar üzerinden yükseltilen İslamofobi dalgası dönüp tekrar Müslümanları vurmaktadır. Bu sefer Batı'da yaşayan Müslüman topluluklar, bu ırkçı saldırıların hedefi haline gelmektedir."

Antisemitizme yönelik hassasiyetin onda birinin İslam karşıtlığı ve bu tür ırkçı tutumlar söz konusu olduğunda gösterilmediğini belirten Kalın, burada açık bir çifte standardın uygulandığını kaydetti.

İbrahim Kalın, 19. yüzyılda "Beyaz adamın yükü" olarak tanımlanan ya da "medenileştirme misyonu" kelimeleriyle ifade edilen müstemleke ilişkileri tarzının, bugün çok farklı kavramlarla, demokrasi, insan hakları, kalkınma, uluslararası standartlar adı altında yeni bağımlılık ilişkileri kurulmak üzere kullanıldığını söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yaklaşık 2 hafta önce Afrika'ya gittiklerini anlatan Kalın, "Fakirliğin ne olduğunu görmek istiyorsanız, Afrika'ya gitmeniz lazım ama asıl acı olan, asıl trajik olan, bu kadar zenginliğin bu kadar fakirlikle bir arada olduğu tek kıta herhalde Afrika'dır. Dünyanın başka hiçbir kıtasında bu kadar zenginliğin arasında bu kadar yakıcı bir fakirliği görmezsiniz. Gittiğiniz zaman Fransa sömürgeciliğinin Madagaskar, Mozambik gibi ülkelerde gene Afrika'nın insanını kullanarak, diğer Afrikalılara karşı savaştırarak oraları nasıl sömürgeleştirdiklerini görürsünüz." diye konuştu.

"KAVGANIN ÖZÜ BU"

Kalın, Avrupalıların kolonyalizm tarihinin bittiğini artık bir kenara konması gerektiğini söylediklerine vurgu yaparak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ama işin hakikati emperyalizmin, kolonyalizmin tarihi, bu coğrafyalarda yaşamaya devam ediyor. Yeni sömürge ilişkileri buralarda kurulmak isteniyor. Buna karşı direnen ülkeler, o ülkelerin liderleri de anında diktatör, kötü adam, baskıcı, otoriter ilan ediliyor.

Bugün Türkiye'nin de Batı'nın uluslararası alanda göç krizinden Filistin'e, Somali'den Myanmar'a kadar en temel insani konularda ahlaki çöküntüsünü, siyasi istikametsizliğini ve vizyonsuzluğunu yüzüne vurduğu, onlara bir ayna tuttuğu için nasıl saldırılara maruz kaldığını hepimiz görüyoruz. Aslında o lider, Batı'ya bir ayna tutuyor. Batılılar aynada gördükleri imajdan çok rahatsızlar ama o imajı yani kendilerini düzeltmek yerine aynayı kendilerine tutana saldırıyorlar. Kavganın özü de bu."

İbrahim Kalın, İslam ve Batı toplumunun çatışmak zorunda olmadığını dile getirerek, ama onları çatıştırmak için uğraşan pek çok kişi ve çevrenin bulunduğunu ifade ederek, daha geniş bir bakış acısıyla daha iyi bir geleceği inşa edebilmek için Türkiye'ye ve İslam dünyasına düşen çok önemli görevlerin olduğunu aktardı.

TRUMP'IN VİZE YASAĞI KARARI

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı ve Sözcüsü İbrahim Kalın, bir katılımcının, ABD Başkanı Donald Trump'ın vize yasağına ilişkin görüşlerini sorması üzerine, İslam'la terörü bir araya getiren bütün söylemlerin yanlış olduğunu her vesileyle anlattıklarını kaydetti. Belli ülkelerden gelen insanlara dönük bu tür yasakların da bir faydasının olmadığını geçmişte de gördüklerini dile getiren Kalın, ayrıca bunun oluşturabileceği negatif sonuçları da dikkate almak gerektiğini vurguladı. İbrahim Kalın, "Şimdi ABD'de yeni bir yönetim var. Önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanımızın görüşmesi olacak. Telefon görüşmesi, ardından farklı düzeylerde temaslarımız olacak. Bu konuları da ele almaya devam edeceğiz." dedi.

Kalın, "Yeni sistemle Türkiye'de yaşayan bireyin kendi ötekisini ötelememe konusunda bir gayret sarf edeceği bir atmosfer olabilecek mi?" şeklindeki soruya, kişinin, kutuplaşmadan farklı tercihlerde bulunulabileceğini söyledi.

Herkesin başkasının, ötekinin tercihine saygı göstermesi esasına dayanması gerektiğini dile getiren Kalın, halk oylamasında "evet" ya da "hayır" denildiği zaman herkesin kendi tercihini özgür bir şekilde yapacağını kaydetti.

İbrahim Kalın, bunun aksinin düşünülemeyeceğine dikkati çekerek, şöyle konuştu:

"Türkiye özgür bir ülke, aklı ve iradesi olan bireyler olarak gidip bir tercihte bulunacağız. Bu tercihi yaparken gerekçelerimizin neler olduğunu elbette tartışacağız ki, şu anda da bu tartışma devam ediyor. Dolayısıyla bu süreci de götürürken birilerinin kendini 'Ben kutuplaşmanın hedefi oluyorum.' gibi algılamasından ziyade yaptığı tercihle ilgili rasyonel argümanlarını ortaya koyması esas olmalıdır. Tartışma bu yönde devam ederse daha hayırlı, daha verimli, üretken bir zeminin oluşacağı kanaatindeyim."

Referandumla Türkiye'nin çok önemli bir seçim yapacağını dile getiren Kalın, "Halk, yeni bir yönetim sistemi seçecek ve Türkiye'nin önündeki birtakım bürokratik engeller, sisteme ilişkin zaaflar bu vesileyle ortadan kalkacak ve Türkiye çok daha etkili, şeffaf ve hızlı bir yönetim modeline kavuşacak. Dolayısıyla bu modelin ne olduğunun insanların bilmesi, gerekçelerini anlaması çok önemli ama en önemlisi bilgiyle tartışmak." ifadelerini kullandı.

Kalın, konuşmasının ardından okurlarına kitabını imzaladı.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300