28 NİSAN 2017
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Dün başlayan röportajımız bugün devam ediyor...

■ KHK’lar kapsamında, kar lastiği düzenlemesi, bankacılık mevzuatı gibi OHAL’in ilan edilme nedeni dışında da kararnameler çıkarıldı. Bunların hukuka uygun olmadığı eleştirisine ne diyorsunuz?

OHAL KHK’ları, OHAL’in gerektirdiği durumlarla sınırlıdır. KHK’ları eleştirenler, düzenlemelerin gerekçelerini incelerse neden ihtiyaç duyulduğunu anlarlar. Örneğin kar lastiği güvenlik nedeniyle alınmış bir karar.

■ Peki, OHAL bitince, bütün bu kararnameler hükümsüz mü olacak?

OHAL KHK’larını ikiye ayırmak gerekir. Sadece OHAL’le ilgili ve sınırlı kararnameler OHAL sona erdiğinde kendiliğinden yürürlükten kalkacaktır. Bir kısmı ise, OHAL yürürlükten kalksa dahi varlığını koruyacaktır. Örneğin; TSK’nın yeniden yapılandırılmasıyla ilgili düzenleme kalıcı olacak çünkü Meclis’ten geçti ve yasalaşmış oldu. Mevcut Anayasa’ya göre OHAL KHK’larının Meclis’ten geçmesi zorunlu değil. Oysa önerdiğimiz yeni sistemde OHAL döneminde çıkarılacak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi 3 ay içinde Meclis’te görüşülmek zorunda. Eğer görüşülmezse, kendiliğinden yürürlükten kalkıyor. Bu, bugünkü sistemden bin defa daha demokratik ve daha güvenceli.

■ Peki Anayasa Mahkemesi denetimi neden yok?

Muhalefet “Cumhurbaşkanı OHAL kararnameleri çıkararak ülkeyi canının istediği gibi yönetir” itirazında bulunuyor. Cumhurbaşkanı kararnameleri Meclis denetimine tabi. Muhalefet milleti korkutmak için çok abartıyor. Selin Sayek Böke Hanımefendi geçen gün “Yeni sistem gelirse OHAL ilan edip cinsel istismarı suç olmaktan çıkaracaklar” dedi. Yalan, yalan, yalan... Şu anda bu yetki Anayasa’da var fakat hükümet hangi kararnameyi çıkarmış da siyasi haklara, insan haklarına müdahale etmiş? Bir tane örnek gösteremezler. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri çok net; kanunla düzenleneceği belirtilen konularda, yasama ve yargıyla ilgili konularda, insan haklarına ve siyasi haklara ilişkin konularda çıkarılamaz. Yalnızca, bakanlıkların kuruluşu, görevleri yetkileri konusunda ve üst düzey görevlilerin görevden alınması, atanması gibi yürütmeyle ilgili konularda çıkarılabilir.

"HÜKÜMETİN KANUN TEKLİFİ VERME YETKİSİ OLMAYACAK"

■ Yeni sistemde, Cumhurbaşkanı’nın yasaları veto yetkisi de tartışma yaratıyor...

Bugünkü sistemde muhalefet partilerinin hükümete rağmen bir yasayı değiştirmesi mümkün değil. Cumhurbaşkanlığı sisteminde ise, hükümetin artık kanun teklifi verme yetkisi yok, tamamını milletvekilleri verecek. Cumhurbaşkanı sadece bütçeye ilişkin kanun teklifi verecek. Bakanlar komisyonda veya genel kurulda olmayacak. Cumhurbaşkanı bir yasaya ihtiyaç duyduğunda, grubuna mensup milletvekillerine teklif vermelerini söyleyebilir ve Meclis’e mesaj gönderebilir. Yani yürütme, milletvekillerine muhtaç olacak.

■ Ama “Cumhurbaşkanı aynı zamanda partisinin genel başkanı olabileceği ve o parti Meclis çoğunluğunu oluşturacağı için milletvekilleri üzerinde nüfuz kullanarak istediği yasayı çıkarttırabilir” diyor muhalefet...

Bu CHP’nin iflasını gösteren bir ifade. “Parlamentoda hiçbir zaman çoğunluk almayacağız” ön kabulünü gösteriyor. Yeni dönemde, parlamentodaki çoğunluğun çok farklı olacağını düşünüyorum. Ortaya iki sandık konacak. Yürütmede gittik oyumuzu A partisinin adayına verdik, siyasi istikrar sorunu çözülmüş oldu. Parlamentoya gelince gönlümüzün istediği partiye oy vereceğiz. Sandıkların aynı gün konulmuş olması yürütmeyi alan adayın partisinin yasamada çoğunluk elde edeceği anlamına gelmez. Yeni sistemde, yürütmenin yasama üzerindeki etkisi asla bugünkü gibi olmaz.

■ Seçim sistemi ve Siyasi Partiler Kanunu’nun değiştirilmesi 2019 öncesi gündeme gelir mi?

Anayasa değişikliği kabul edilirse uyum yasaları çıkması gerekiyor. Siyasi Partiler ve Seçim Kanunu’nda uyum gerektirecek bazı maddeler var. Örneğin, milletvekili sayısı 550’den 650’ye çıkıyor, seçilme yaşı 25’den 18’e düşüyor. 100 bin vatandaşın imzasıyla Cumhurbaşkanı adayı gösterilebiliyor. Bunlar bir müdahaleyi gerektirebilir ama uyum düzenlemeleri sınırlı sayıda. Aslında Türkiye siyasi partiler yasasını ve seçim yasalarını baştan sona yenilemeli. Fakat siyasi partiler ve seçim yasaları Anayasa gibidir. Değişiklik yapılacağı zaman partiler arası büyük bir uzlaşma ve hassasiyetle yapılması lazım. Ama şimdiden “Bu değişiklikler olacak” diyemem.

"HOLLANDA HALKINI VE KENDİNİ KÜÇÜK DÜŞÜRDÜ"

■ Hollanda kriziyle ilgili olarak AİHM’ye başvuracak mısınız?

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 16. maddesi devletlere yabancıların siyasi faaliyetlerini yasaklama hakkı tanıyor. Bu Türkiye’nin başvurusunu baştan geçersiz kılar mı? Hukuki yollara başvurma konusuna Dışişleri Bakanı’mız hükümetle birlikte karar verecek. Neler yapılacağı konusunun üzerinde çalışılıyor. Türk bakanlar giderken propaganda yapmak için değil, Türk toplumuyla buluşmak için gidiyorlar. Ben de Almanya’ya Türk toplumuyla buluşmak üzere gittim. Türkiye’deki konuları da konuştuk.

"CHP’Lİ BELEDİYELER ‘HAYIR’ ÇIKSIN DİYE ÇALIŞMIYOR MU?"

■ Ama CHP “Bakanların devlet uçağıyla, kendi partilerinin referandum propagandasını yapmak için gitmesi ne kadar doğru?” şeklinde bir itirazda bulunuyor.

Türkiye’nin bakanları Türk toplumu ile bir araya geliyor diye rahatsızlık duyup bunun üzerinden bir tartışma açılmasını etik bulmam. Şu an CHP’nin elinde bir sürü belediye var. O belediyeler ‘Hayır’ çıksın diye çalışmıyor mu? Belediyeler, devletin bir kurumu değil mi? Avrupa’da Irkçılık, ayrımcılık, yabancı karşıtlığı hastalığının çok yaygınlaştığını görüyorum. Hollanda adına üzüldüm, yaptıkları şey Hollanda’yı ve Hollanda halkını küçük düşürdü.

Kübra PAR / GAZETE HABERTÜRK 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000