Öne Çıkanlar
Son Dakika

Yüksek Seçim Kurulu, 16 Nisan'daki anayasa değişikliği referandumu için CHP'nin yaptığı itirazın gerekçesi olarak "Tam kanunsuzluk koşulları oluşmadı" açıklamasını yaptı. İşte YSK'nın CHP'nin itirazını reddetme gerekçesinin tam metni...

CHP'nin 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa Değişikliği Halkoylamasının iptaline yönelik talebinin reddine ilişkin olarak verilen YSK'nın 2017/573 sayılı kararı

Kurulumuz Başkanlığına Cumhuriyet Halk Partisi adına Genel Başkan Yardımcısı Bülent TEZCAN ve Cumhuriyet Halk Partisi Yüksek Seçim Kurulu Temsilcisi Mehmet Hadimi YAKUPOĞLU tarafından müştereken imzalanarak verilen 18/4/2017 tarihli dilekçede;

Yüksek Seçim Kurulunun 16/4/2017 tarihinde yapılan Anayasa Değişikliği Halkoylamasında doğu illerinde sandıkların açılıp, oy sayım döküm işlemleri devam ederken Adalet ve Kalkınma Partisi Temsilcisi Recep ÖZEL'in talebi üzerine sandık kurulu mührü olmayan oy pusulalarının ve zarflarının geçerli sayılmasına karar verildiği,

Yüksek Seçim Kurulunun benzer kararlarının geçmişte de verildiğini, mühür basma görevinin sandık kurullarında olduğunu ve bu görevin yapılmamasından seçmenin sorumlu tutulamayacağını belirterek seçme hakkına üstünlük sağlanması gerektiğini gerekçe kıldığını, ayrıca oy pusulasının sahteliği kanıtlanmadıkça mühürsüz oy pusulalarının tamamının geçerli say ılacağının belirtildiği,

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 77. maddesinde, sandık kuruluna oy pusulasının arkasını ve zarfları mühürleme görevi verildiğini, aynı Kanunun 98. maddesinin mühürsüz oy zarflarının, 101 . maddesinin ise mühürsüz oy pusulalarının geçersiz olacağını düzenlediğini, kanun koyucunun sahtelik ve hileyi önlemek için seçim güvenliğini her şeyin üstünde tuttuğunu,

Bunun yanında Yüksek Seçim Kurulunun, 135 sayılı Genelgesinin 41 ve 43. maddeleri nde oy pusulaları ve zarflarının, sandık kurulu tarafından mühürlenmemesi halinde geçersiz olacaklarının açık olarak - son üç seçimde olduğu gibi - düzenlendiği,

belirtilerek,

Yüksek Seçim Kurulu kararının, kanun ve Genelge hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, tüm siyasi partilerin bu genelge hükümleri çerçevesinde kendi sandık kurulu başkan ve üyelerine, müşahitlerine, bina sorumlularına, hukukçularına ve üyelerine mühürsüz oy pusulası ve zarflarının geçersiz olacağı yönünde eğitim verdiğini, Yüksek Seçi m Kurulunun da gerek sandık başkanlarına gerekse üyelerine verilen eğitimlerde bu konuyu önemle vurguladığını, ayrıca; 16 Nisan 2017 oy verme günü Yüksek Seçim Kurulu tarafından sandık başkanlarına saat 05.58'de gönderilen ilk kısa mesajın "Oy zarfı ile bi rleşik oy pusulalarını sayıp, tutanak defterine geçiriniz. Oy pusulalarının arka tarafını ve oy zarflarını sandık kurulu mührü ile mühürleyiniz." talimatı olduğunu, oylama devam ederken Kurulca alınan 559 sayılı kararda "Oy pusulalarının sandık kurulu mühr ü ile mühürlenmesinin amacı, oylamada sahte oy pusulası kullanımını engellemek için olup, bu amacı gerçekleştirmeye yönelik mührün sandık kurulu tarafından sehven oy pusulasının ön yüzüne basılmış olması veya arka yüzüne basılmış olmakla birlikte mürekkep fazlalığı nedeniyle ön yüzüne yansımış olması, oy pusulalarının geçersiz sayılmasını gerektirecek nitelikte görülmemektedir" denildiğini, aynı gün, doğu illerindeki sandıklar açıldıktan sonra, Kurul tarafından Adalet ve Kalkınma Partisinin talebi üzerine, oy sayım döküm işlemi devam ederken verilen mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçerli olacağı şeklindeki kararın, 298 sayılı Kanunun 77, 98 ve 101. maddeleri, 135 sayılı Genelgenin 41 ve 43. maddeleri ile gün içinde YSK tarafından alınan tedbir ve diğer ka rarlara aykırı olduğu, YSK'nın, Kanunun amir hükmü, kendi hazırladığı genelgesi ve aynı gün içindeki önceki uygulamalarıyla çeliştiğini, YSK'nın bu kararla oy sayım döküm işlemi başladıktan sonra kural değiştirdiğini, kendisini kanun koyucu yerine koyarak yasama yetkisi kullandığını,

Kararın önceki kararlarla benzer nitelikte olmadığı, Kurulun karar gerekçesinde ve kamuoyuna yapılan açıklamada, YSK’nın 2014/1439 sayılı kararında, "298 sayılı Kanunun 101/3 ve 138 sayılı Genelgenin 44/B - 3 maddesinde, arkası nda sandık kurulu mührü olmayan birleşik oy pusulalarının geçerli olmayacağının açık bir şekilde düzenlendiği" gerekçesi ile bu pusulaları geçerli sayan Antalya İl Seçim Kurulu kararının kaldırılmasına karar verdiği, sandık kurulu mührünün bulunup bulunmam ası ile ilgili verilen son kararların, bu tür oy pusulaları ve zarfların geçersiz sayılması gerektiği yönünde olduğu, seçim yargısının, her bir olay için aynı kuralı farklı şekilde değer lendirmesinin, oy kullanan seçmenin güven duygusunu sarsacak nitelikte olduğu, seçmenin oy kullanma yönteminin ve kurul uygulamalarının her dönemde değişiklik gösterdiği bir ortamda oyunun hesaba katılması konusunda güven duygusunu kaybedeceğini, vatandaşl ar ve siyasi partilerin, halkoylamasına giderken kararların bu şekilde olduğu fikri ile hareket etmiş olduklarını, her seçim döneminde farklı bir karar alınmasının izahı olamayacağını, oylama günü alınan kararın somut bir olay üzerine YSK'nın önüne gelmiş bir itirazla ilgili olarak alınmamış olduğunu, AKP temsilcisinin itiraz niteliğini taşımayan soyut bir iddiası/talebi üzerine alındığını, YSK'nın somut uyuşmazlık olmaksızın yapılan başvurularda görüş vermeme yönündeki ilkesinin bilindiğini ve buna ilişkin onlarca kararının bulunduğunu, söz konusu kararın açıkça, somut bir iddia olmaksızın soyut bir talep üzerine talimat verilmesi niteliğinde olduğunu ve bu itibarla dayanılan önceki kararlardan farklı olduğunu, YSK'nın bu nitelikte daha önce aldığı hiçbir k ararın olmadığını, aynı zamanda alınan bu kararın yargısal bir karar değil bir talimat olduğunu, oylama devam ederken talep üzerine verilen bir talimatın karar niteliğinde bulunmadığını, Yüksek Seçim Kurulunun bu talimatının 298 sayılı yasaya açıkça aykırı olduğu, daha önce alınan bu konudaki kararların, sandık kurullarının sayım döküm işlemlerini bitirmesi ve tutanakları bağlaması sonrasında, tutanaklara ve kurulların kararlarına karşı yapılan itirazlar sonrası alınmış kararlar olduğu, YSK'nın eski uygulam alarında bitmiş bir sayım döküm sonrası, sandık kurullarının, ilçe seçim kurullarının ve il seçim kurullarının kararlarını etkilemeyecek şekilde, bu kurulların kararlarını itirazen sonuca bağlarken karar verdiğini, YSK'nın oylama günü verdiği kararın ise s andık kurullarının uygulamalarına doğrudan müdahale niteliğinde olduğu, haliyle veriliş şekli ve aşağıda anlatılacak sonuçları bakımından bu kararın önceki kararlardan farklı olduğu,

Alınan bu karar ile itiraz hakkının kısıtlandığı, bu kararın bir sonuc u olarak da; sandık kurullarının, sandık kurulu mührü bulunmayan oy pusulaları ve zarfları, hakkında geçerli geçersiz tartışması yapmadan geçerli kabul edip oy torbasına koydukları, pusula ve zarflarla ilgili tutanaklara kayıt geçilemediği, bu hususta yapı lan şikâyetlerin dahi tutanak defterine geçirilmediği, dolayısıyla tüm seçim çevrelerinde kaç tane oy pusulasının mühürsüz olduğunun tespit edilmediği gibi tespit edilmesi imkânının da ortadan kaldırıldığı, bu durumda küçük bir farkla sonuçlanan seçim sonu cuna, mühürsüz oy pusulalarının geçersiz sayılmaları halinde etki edip etmediğinin denetlenmesi imkânının fiilen ve hukuken ortadan kaldırıldığı, verilen kararın, seçim sonucunun denetlenmesi imkânını ortadan kaldırdığı, evet ve hayır oyları arasındaki far kın altında veya üstünde mühürsüz oy pusulası olup olmadığının tespit edilemediği sürece seçim sonucunun denetlenmesi mümkün olmadığından, halk oylamasının güvenilirliğinden de söz edilemeyeceği, şu anda dahi geçersiz oy sayısının 846.000 civarında olduğu, Kurul, bu kararı oy kullanma anında almamış ve seçimin akışına müdahale etmemiş olsaydı, sandık kurullarının geçerli geçersiz tespitini itiraz yolları ile inceleseydi, aradaki farkın seçim sonucunu etkileyecek nitelikte olup olmadığının ortaya çıkacağını, YSK'nın bu değerlendirmenin yapılmasını engelleyerek halk oylamasının sonucuna doğrudan etki ettiğini, bu durumda geçerli geçersiz denetiminin yapılamamasının en önemli sonucunun, bu durumun siyasi partilerin geçerli ve geçersiz oylara ilişkin itirazda bu lunmasının önüne geçilmesine neden olduğunu, zira siyasi partilerin hangi oylara itirazda bulunacağını öğrenme imkânını kaybettiklerini, ortada Anayasal bir ihlalin bulunduğunu,

Sahteliğin ispatı imkânının ortadan kalktığını, sahte oy pusulası kullanıldığı şüphesinin arttığını, sahteciliğin ispatı konusunda en önemli hususun sandık kurulu mührü olduğunu, bu konudaki ispat yolunun YSK kararı ile ortadan kaldırıldığını, Türkiye'nin birçok yerinde, oy torbalarından eksik oy pusulası ve zarf çıktığını, bu yay gın usulsüzlüğün, YSK tarafından paketleme hatası olarak açıklandığını, oysa bundan önceki seçimlerin hiçbirinde bu ölçüde yaygın eksik oy pusulası gönderilmesinin söz konusu olmadığını, seçim kurulu ve sandık kurulu mührü olmayan zarf ve sandık kurulu mührü olmayan oy pusulalarının geçersiz olması, oyların çalınarak dışarıda hazırlanıp sahteciliği önleyecek bir önlem olduğunu, YSK kararı ile mühürsüz oy pusulası ve zarfların geçerli sayılmasının bu önlemi etkisiz hale getirdiği, bu hususun, sabah oy kulla nma başlamadan önce sandık kurullarına yaygın bir şekilde eksik oy pusulası ve zarf gönderilmesi ile birlikte ele alındığında, organize olarak filigranlı oyların önceden çalınıp sonradan sandığa sokulduğunun kanıtı olduğu,

Kararın, Anayasa'da güvence altında bulunan temel hakların ihlali niteliğinde olduğu, YSK'nın anılan kararının, seçim hukukunun temel ilke ve kurallarına aykırı olmasının yanı sıra, sandık kurullarında üyesi bulunan siyasi partilerin, mühürsüz oy pusulalarının ve mühürsüz zarfların geçersizliğine ilişkin itiraz haklarının da ellerinden alınmasına yol açmış olduğunu, zira anılan karar neticesinde, geçersiz oyların tespiti ile tutanağa geçirilmelerinin mümkün o lmadığı, bunun sonucu olarak da, Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu oyların tespiti ve geçersizliğine ilişkin olarak Yüksek Seçim Kurulu'na yargısal anlamda "etkili bir başvuru yapma hakkı" nın ortadan kaldırdığını, Cumhuriyet Halk Partisi'nin söz konusu usuls üzlüklerle ilgili olarak, bağımsız, etkili, temel hak ve özgürlüklerin çiğnendiğini belirleme ve buna son verme gücüne sahip bir ulusal makama başvurma hakkını fiilen ortadan kaldıran bu durumun ise, Anayasa'nın 40. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 13. maddesinde düzenlenen güvencelerin ihlali anlamına geleceğinin açık olduğu, dahası, bu durumun Anayasa'nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddelerinde düzenlenen "Adil Yargılanma Hakkı" nın da, söz konusu itirazın incelenmesi amacıyla bağ ımsız ve tarafsız bir yargı organına erişim hakkı yönünden ihlali anlamına geldiğini, bütün bunların ise, yine Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan ve bizzat bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer tüm temel hak ve özgürlüklerden ger eken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olan "Hak Arama Özgürlüğü"nün de bir bütün olarak ihlali sonucuna yol açtığını,

16 Nisan 2017 Halkoylamasının açık oy, gizli sayım esasına göre yapıldığı, İçişle ri Bakanının 10 Nisan 2017 tarihli, sayım döküm işlemleri esnasında sadece görevlilerin sandık başlarında bulunması ve seçmenlerin sandık alanına sokulmayacağı yönünde önlemler alınacağına ilişkin açıklaması sonrası konunun, Kurulun gündemine sunulduğu, y ine vali, kaymakam ve güvenlik güçlerinin birçok ilde seçmenleri açık oylamaya zorladığı, teşvik ettiği, tahrik ettiğine dair taraflarına birçok şikâyet geldiği, bu konuda da Yüksek Seçim Kuruluna ve ilçe seçim kurullarına bildirimde bulunulduğu ve gerekli önlemlerin alınmasının istendiği, oylamadan bir gün önce, seçmenlerin açık oy kullanmaya zorlanacağını bildiren ve buna karşı önlem alınmasını talep eden dilekçelerinin YSK'ya iletildiği, oy kullanma anında da Erzurum İli Karayazı İlçesinde seçmenlere bas kı yapıldığını bildiren ve tedbir alınması talebini içeren dilekçelerinin YSK'ya gönderildiği,

Bu konulardaki uyarılar ve tedbir alınması taleplerine karşın YSK tarafından konunun geçiştirildiği ve önceden hiçbir önlem alınmadığı, YSK'nın kamu otoritesi nin seçime müdahalesine engel olmadığı, öte yandan oylama günü boyunca özellikle doğu illerinde açık oy kullanıldığı ve sayım döküm esnasında oy kullanılan binalara seçmenlerin alınmadığı şikâyetlerinin gelmeye devam ettiği, bu durumun da YSK'ya anında dil ekçe ile bildirildiği, Şanlıurfa Eyyübiye İlçesinde 2016 numaralı sandıkta oyların açık şekilde kullanıldığına dair sosyal medyada bulunan görüntü kaydının da dikkat çekici olduğu, kamu otoritesi müdahalesi nedeni ile aynı usulsüzlüğün kayıt altına alınama dığı birçok yerin bulunduğu, sayım dökümün başlamasından sonra ülke çapında gizli sayım şikâyetlerinin artarak devam ettiği, üstelik bu şikâyetlerin aynı yerlerde birden fazla kişilerce taraflarına iletildiği, gizli sayım yapıldığı şikâyeti gelen 19 yer olduğu, gizli sayım nedeni ile birçok yerde sandık kurullarınca geçersiz oyların sonradan geçerli hale getirildiği, sayım döküm sırasında seçmen iradesinin sonuçlara doğru yansıtılmadığının bilindiği, mühürsüz oy pusulası konusunda seçmen iradesini gerekçe g österen YSK'nın, öncelikle gizli sayımı engellemek için çözmesi gereken somut olayları çözüme kavuşturmadığı, YSK'nın bu konuda da önlem alma hususunda geciktiği, doğu sandıklarının birçoğunda sayım dökümün tamamlanması ve batıda da sandıklarda sayım döküm işlemlerine devam etme anı olan 17.21'de ısrarlı talepleri sonucu kurullara, "seçmenlerin ve müşahitlerin sayım döküm işlemlerini izlemesine imkân sağlanması gerektiğine" dair bir kısa mesaj gönderildiği, bu mesajın dahi başlı başına gizli sayımın delili olduğu, YSK'nın seçime ilişkin tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeni ile halkoylaması sonuçlarının şaibeli hale geldiği,

YSK, Anayasanın 67. maddesindeki, seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içindeki seçimlerde uygulanmayacağına ilişkin hükmüne rağmen, bir Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi ile propaganda yasaklarına uymayan televizyon kanallarına yaptırım uygulanması maddesinin değiştirilmesini yürürlükte saydığı, oylama günü basın yayın organlarının yaptığı yasak propaganda faaliyetlerine ilişkin YSK’ya başvurularının bulunmasına karşın, hiçbir işlem yapılmadığı, bu taleplerinin karara dahi bağlanmadığı, YSK’nın oylama günü, yasak propaganda faaliyetinde bulunan televizyon kanallarının bu faaliyetini engelleme konusunda hiçbir çaba göstermediği, konuyu görmezden geldiği, seçime ilişkin her türlü tedbiri alma hakkı ve görevi olan YSK’nın görevini yerine get irmemesinin izahının bulunmadığı,

Oylama sürecinde düzensizliklerin önlenemediği, 135 sayılı Genelge ’de Halkoylamasında yalnızca “TERCİH” mührünün kullanılması hükmü bulunmasına rağmen, ülke genelinde yaygın bir biçimde oy torbalarının içinden “EVET” mührünün çıktığı, seçmenlerin “Evet” ve “Hayır” tercihinin bulunduğu oylamada “Evet” mührünü kullanmak zorunda kaldığı, yine oy torbalarından birçok eksik oy pusulası ve zarf çıktığı, bazı sandıklarda eski oy pusulalarının kullanılması nedeni ile kahverengi kısımlarda renk farklılığı oluştuğu, bu durumda da seçmenlerin sahte oy pusulası basıldığı endişesi taşıdığı, belki sadece bir ya da birkaç yerde olsa göz ardı edilebilecek bu ihlallerin, tüm ülke genelinde olduğu, oylamanın birçok yerde durmak zorunda kal dığı, Yüksek Seçim Kurulunun yanlış uygulamaları engellemekte gecikmiş olduğu, gün boyu oylamanın tartışmalı şekilde yapılmasına neden olduğu,

Tüm bu usulsüzlükler yanında, başka şehirde olan seçmenlerin yerine oy kullanıldığı, birden fazla sandıkta oy kullanıldığı, kabine başkaları ile girilerek oy kullanıldığı, kolluk güçlerinin sandık başında sürekli bulunduğu, görüntü alınacak cihazlarla oy kabinine girildiği, Örnek 142 Belge ile sandık başına gelenlerin oy kullandığının ilçe seçim kuruluna bildirilm emesi nedeni ile bu kişilerin mükerrer oy kullandığı yönünde birçok usulsüzlüğün taraflarına ihbar edildiği, bu konuların gün boyunca sosyal medyada da sıkça yer aldığı, AKP’nin mühürsüz pusulalar konusundaki soyut başvurusu üzerine sonucu etkileyecek şeki lde karar alan YSK’nın, ülke çapında konuşulan usulsüzlüklerin hiçbirisine etkili müdahalede bulunmadığı,

Kamuoyunda da yaygınca örnekleri görüldüğü üzere, bazı sandık kurullarının geçerli geçersiz tartışması içinde arkası mühürlenmemiş oy pusulalarını zarflar açıldıktan sonra mühürlediği, bunun yanında ilçe seçim kuruluna teslim edilen sandık torbalarının, siyasi partilerin kontrolü dışında muhafaza edildiği, bu noktadan sonra, mühürsüz zarf ve pusulalara mühür vurulup vurulmadığı ve torbaların içine müdahale edilip edilmediğini tespit etmenin de mümkün bulunmadığı, bu nedenle, sayım dökümün yeniden yapılması halinde, artık sağlıklı sonuç alınması mümkün olmayacağından, halkoylamasının iptalinin zorunlu hale geldiği, bütün bu olumsuzlukların tam kanunsuz luk hali oluşturduğu, tam kanunsuzluk hali nedeni ile halkoylamasının tümümün iptalinin gerekeceği, bu nedenlerle, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa Değişikliği Halkoylamasının tam kanunsuzluk nedeni ile iptaline karar verilmesi istenilmiş olmakla, k onu incelenerek;

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun;

“Kimlerin itiraz edebileceği” başlıklı 110. maddesinde;

“Bu kanunda gösterilen kurulların veya kurul başkanlarının kesin olmayan kara rlarına karşı seçme yeterliğine sahip yurttaşlar, siyasi partiler veya bunların tüzüklerine göre kuruluş kademelerinin başkanları veya vekilleri, müşahitler, adaylar ve Cumhuriyet Senatosu üyeleri ile milletvekilleri itiraz edebilirler.”

“İtiraz mercileri” başlıklı 111. maddesinin 2. fıkrasında; “Yüksek Seçim Kurulunun re'sen veya itiraz üzerine vereceği kararlar kesindir.”

“İtirazın şekli” başlıklı 112. maddesinde;

“İtiraz yazı ile v eya sözle yapılır. Sözle yapılacak itirazlar gerekçesiyle birlikte tutanağa yazılır. İtiraz edenin adı, soyadı, açık adresi yazılarak imza ettirilir. İmza bilmeyenlere parmak bastırılır.

Kimliğini ispat edemeyenlerin, delil ve gerekçe gösteremeyenlerin itirazları incelenmez, bu sebeple incelenmediği tutanağa yazılır.

Yazılı itirazlarda da yukarıdaki şartlar aranır ve deliller itiraz dilekçesine eklenir. Gerekçesi ve delili olmayan yazılı itirazlar da incelenmez. Her iki halde de itirazın alındığına ve hangi tarihte yapıldığına dair, itiraz yapana alındı belgesi verilir. İtirazlar seçim kurulu başkanına yapılır. Seçim kurulu başkanı bulunamazsa, yazılı itiraz nöbetçi savcıya alındı belgesi ile yapılır. Savcı yapılan itirazın kaydını işleyerek hemen seçim kurulu başkanına gönderir.

Siyasi partiler, seçim başlangıcında partileri adına kimlerin itiraz edebileceklerini mühür ve imzalı bir yazı ile seçim kurullarına bildirirler. İtiraz edebileceklerin imza sirküleri parti başkanınca onaylanarak bildirilir. Parti adına itiraz edeceklerden kimlik aranmaz.

İtirazlarda, delillerin hangi resmi makamlarda bulunduğunun bildirilmesi delil yerine geçer ve bu delili seçim kurulu temin eder.

Yüksek Seçim Kuruluna yapılacak itirazların yazılı olması lazımdır.”

“İl seçim kurulu ve başkanlarının şikayet üzerine verecekleri kararlarla, sair kararlarına ve tutanaklara itiraz ve olağanüstü itiraz” başlıklı 130. maddesinin olağanüstü itirazı düzenleyen üçüncü fıkrasında;

“...

Şu kadar ki; siyasi partilerin il başkanlarıyla genel merkez leri veya bağımsız aday tarafından tutanağın düzenlenmesinden sonra (7) gün içinde seçimin neticesine müessir olaylar ve haller sebebiyle yapılan itirazlar, seçimin sonucu hakkında kesin karar vermek yetkisine sahip olan kurullarca, seçimin neticesine mües sir görüldüğü takdirde, alt kademelerce verilen kararların kesin veya kesinleşmiş olması veya kurullara derece derece ve müddeti içinde müracaat edilmemiş olması, bu itirazın incelenmesine ve reddine sebep teşkil etmez.

Bu itirazlar yazılı olarak yapılır. İtiraz dilekçesine, itiraz edenin adının, soyadının ve açık adresinin yazılması, ihbar ve iddia olunan vakıaların mahiyetinin ve gerekçesinin beyanının, delillerinin gösterilmesi ve belgelerinin bağlanması, bu belgelerin elde edilmesi mümkün değil ise, seb eplerinin ve nereden ve ne suretle temin olunabileceğinin bildirilmesi lazımdır.

...

Bu şartları haiz olmayan dilekçeler reddolunur.”

3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun’un 8. maddesinde;

“İl Seçim Kurulları, İlçe Seçim Kurullarından gelen tutanakları toplar. İl birleştirme tutanağında beliren sonuçları derhal en seri vasıta ile Yüksek Seçim Kuruluna bildirir ve tutanağın onaylı bir örneğini gönderir.

Yüksek Seçim Kurulu, İl Seçim Kurullarından gelen sonuçları birleştire rek ilan eder.

Geçerli oyların yarısından çoğu "Evet" ise, Anayasa değişikliği Türk Milleti tarafından kabul edilmiş olur.”

hükümleri yer almaktadır.

3376 sayılı Kanunun 8. maddesine göre halkoylaması sonucu hakkında kesin karar verme yetkisinin Yüksek Seçim Kuruluna ait olması nedeniyle, 298 sayılı Kanunun 130. maddesi uyarınca halkoylamasının neticesine müessir olaylar ve haller sebebiyle olağanüstü itiraz yoluyla Yükse k Seçim Kuruluna başvurulabileceği sonucuna ulaşılmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi adına Genel Başkan Yardımcısı Bülent TEZCAN ve Cumhuriyet Halk Partisi Yüksek Seçim Kurulu Temsilcisi Mehmet Hadimi YAKUPOĞLU tarafından müştereken imzalanarak Kurulumuz B aşkanlığına verilen 18/4/2017 tarihli dilekçede ileri sürülen hususların aşağıdaki başlıklar altında incelenmesinde;

A) Yüksek Seçim Kurulu tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmayan hallerde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy z arfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi gerektiğine ilişkin Yüksek Seçim Kurulunun 16/04/2017 tarihli ve 2017/560 sayılı kararının, Kanun ve Genelge hükümlerine açıkça aykırı olduğu genel iddiası bakımından;

1- ) Yüksek Seçim K urulu kararının, Kanun ve Genelge hükümlerine açıkça aykırı olduğu iddiası ile ilgili olarak;

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının;

67. maddesinin;

Birinci fıkrasında; “Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağı msız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.”

İkinci fıkrasında; “Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.”

79. maddesinin;

Birinci fıkrasında; “Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır.”

İkinci fıkrasında; “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie b aşvurulamaz.”

90. maddesinin beşinci fıkrasında; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”

298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un

14. maddesinin birinci fıkrasının bir ve ikinci bentlerinde; “Yüksek Seçim Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:

1. Seçimlerde, içine oy pusulası konulacak olan zarfların, icabında her seçim için başka başka renk ve ölçüde olmak ve gerek pi yasada, gerek Devlet Malzeme Ofisince imal edilen veya ettirilen veya depolarında bulunan zarfların renklerinden ve ölçülerinden farklı ve kağıdında "Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu" filigranı bulunmak üzere, yeteri kadar özel zarf imal ettirmek ve bu imalatı, kağıt hamurundan başlıyarak zarfın, imaline ve teslim alınmasına kadar olan safhalarını; yapılacak işin hacmi, süresi ve niteliği dikkate alınarak belirleyeceği kendi üye veya üyelerinin veya imal ve teslim yerinde yetki vereceği ilçe seçim kurulu başkanının, il seçim kurulu başkanı ya da üyesi hakim veya hakimlerinin devamlı gözetim ve denetimi altında yaptırmak ve bu zarfları il seçim kurullarına, her ilin ihtiya cına yetecek sayıda, alındı belgeleri karşılığında göndermek,

2. Özel zarfların imali için gerekli "Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu" filigran kalıpları ile zarf ölçü kalıplarını yaptırıp gerekli miktarda kağıt ve zarf imalinden sonra saklamak,

Katlanıp bir kenarı yapıştırıldıktan sonra zarf haline gelebilen "Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu" filigranını taşıyan birleşik oy pusulalarını, her (400)'ü ve her (400)'lük paketi, aynı numarayı taşımak üzere bastırmak ve her sandık için bir paket , ilçe seçim kurullarına zamanında ulaştırmak”

23. maddesinde; “Sandık kurulu üyelikleri aşağıdaki şekilde belli edilir:

İlçe seçim kurulu başkanı, o seçim çevresinde seçime katılan ve ilçede teşkilatı bulunan siyasi partilerden, son milletvekili genel seçiminde o ilçede en çok oy almış olan beş partiye, her sandık için birer asıl ve birer yedek üye adını beş gün içinde bildirmelerini tebliğ eder.
Bu yoldan tespit edilen sandık kurulu üye sayısı beşten az olduğu takdirde, eksik kalan üyelikler, aynı ş artları taşıyan diğer siyasi partilerden, aldıkları oyların büyüklük sırasına göre, aynı usulle tamamlanır.

Oylarda eşitlik halinde ad çekilir...”

24. maddesinde; “Sandık kurulları Yüksek Seçim Kurulunca tespit ve ilan edilen tarihte kurulur.

Bu kurulların asıl ve yedek üyeleri, her seçim çevresinin yerel özellikleri gözönüne alınarak Yüksek Seçim Kurulunca tespit edilecek tarihlerde göreve başlarlar ve sayıma ilişkin evrak ve belgeler ilçe seçim kuruluna teslim edilinceye kadar aralıksız çalışmaya de vam ederler...”

“Oy verme araçları ve teslimi” başlıklı 68. maddesinin sandık kurulu başkanlarına teslimi gereken eşyayı düzenleyen yedinci fıkrasının,

Üçüncü bendinde; “İlçe seçim kurulu mühürü ile mühürlenmiş ve oy pusulalarının konulmasına mahsus zarfları havi bir paket,”
Onaltıncı bendinde; “Üstü ilçe seçim kurulunca mühürlü ve numaralı birleşik oy pusulası paketi,”
77. maddesinde; “Sandık kurulu başkanı, oy verme işlerine başlamadan önce, sandığın boş olduğunu hazır bulunan sandık kurulu üyeleri ile müşahitler önünde tespit ederek sandığı kapatır, mühür bozulmadan açılamıyacak şekilde sandık mühürü ile mühürler.

Birleşik oy pusulası kullanılan seçimlerde, (Katlanıp zamklı kenarı yapıştırılarak kapatılmak suretiyle zarf haline getirilen birleşik oy pusulaları) bu Kanunda (zarf) deyimi geçen hallerde zarf olarak kabul edilir.

Şu kadar ki, zarflar için öngörülen çift mühür bulunmasına ilişkin hükümler birleşik oy pusulalarına uygulanmaz.

Sandık kurulu, and içme, sandığı yerleştirme, kapalı oy verme yerini düzenleme işlerini bitirdikten sonra, hazır bulunanlar önünde, birleşik oy pusulalarını sayar, her birinin üzerine, sandık kurulu mühürünü basar, böylece üzerinde sandık kurulunun mühürü bulunan birleşik oy pusulalarının sayısını tesb it eder. Birleşik oy pusulası kullanılmayan seçimlerde, ilçe seçim kurulu başkanından teslim alınan ve ilçe seçim kurulu başkanlığı mühürünü taşıyan özel zarfları sayar, her birinin üzerine sandık kurulu mühürünü basar, böylece üzerinde biri ilçe seçim kur ulunun, diğeri sandık kurulunun mühürleri bulunan çift mühürlü özel zarfların sayısını tespit eder.

Sandık kurulu, bu madde gereğince yaptığı işlemleri tutanak defterine geçirip imzalar.”
86. maddesinin birinci fıkrasında; “Onaylı sandık seçmen listesinde yazılı her seçmen, oy verme yetkisine sahiptir.”

95. maddesinde; “Sayım ve döküm açık olarak yapılır. Oy verme yerinde hazır bulunanlar sayım ve dökümü takip ederler.

Kurul, faaliyetinin selamet ve düzeni bakımından, sayım ve döküm masası etrafında boş kalması gereken kısmı, bir karar ile belirtir ve bu kısım etrafında (İp germek gibi) hazır bulunanların bu işlemleri takip etmelerine engel olmayacak tedbirleri alabilir. ”

96. maddesinde; “Sandık, 89 uncu maddenin son fıkrası uyarınca Yüksek Seçim Kurulu tarafından başka bir süre konulmamış ise saat 17.00'den önce açılamaz. Oy verme işi bitince kurul başkanı bunu yüksek sesle ilan eder. Masa üzerinde, sandıktan başka ne varsa kaldırılır. Oy vermenin bittiği saat tutanak defterine geçirilir.

Bundan sonra, sandık seçmen listesinde yazılı seçmenlerin toplamı ile adları hizasındaki imza veya parmak izleri sayılarak oy vermiş olanların toplamı tesbit edilir ve tutanağa geç irilir. Netice yüksek sesle ilan edilir.

97. maddesinde; “Oy zarflarından veya birleşik oy pusulalarından kullanılmayanlar sayılır, oylarını veren seçmen sayısına eklenir ve böylece kurula teslim edilen zarf veya birleşik oy pusulaları toplamına uygun olup olmadığı tespit edilir. Kullanılmayan zarflar veya birleşik oy pusulaları bir paket halinde mühürlenir ve üzerine sayısı yazılır.

Bundan sonra, sandıktan çıkacak oy pusulalarının konmasına mahsus torbanın boş olduğu tespit edilir. Bütün bu işlemler tutanağa geçirilir.”

98. maddesinin bir ve ikinci fıkralarında; “Sandık, yukarıdaki maddelerde belirtilen iş ve işlemler tamamlandıktan sonra, oy verme yerinde hazır bulunanların gözü önünde, sandık kurulu başkanı tarafından açılır.

Sandıktan çıkan z arflar, sandık kurulu başkanı tarafından yüksek sesle iki defa sayılır. İki sayım arasında fark olursa, üçüncü sayım yapılarak sonucuna göre işlem yapılır ve o seçimde kullanılan toplam zarf sayısı tespit edilir. Tespit edilen zarf sayısı, o seçim türüne a it özel tutanağın ilgili yerine işlenir.”

101. maddesinin birinci fıkrasının 3. numaralı bendinde; “Arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan,

...

birleşik oy pusulaları geçerli değildir."

107. maddesinde “Hesaba katılan ve muteber sayılan oy pusulaları, sandık kurulunca düzenlenen tutanaklar, sayım ve dökümde kullanılıp alt tarafı, kurulca imza edilen sayım cetvelleri, hesaba katılmayan, muteber sayılmayan veya itiraza uğrayan oy pusulaları ve hesaba katılmayan zarflar, tutanak defteri, kurulca mü hürlü ve imzalı ayrı ayrı paketler halinde kurulun mührü ile mühürlenmiş ve başkan ve üyeler tarafından imzalanmış bir torbaya konularak, kurulun bağlı olduğu ilçe seçim kuruluna sandık kurulu başkanı ve ad çekme ile seçilecek en az iki üye tarafından götü rülüp teslim olunur.

Kurulun diğer üyeleri ile, müşahitler de isterlerse ve taşıtta yer varsa veya taşıt kendileri tarafından sağlanmak suretiyle katılabilirler.

...”

3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunun 3. maddes inde; “Halkoyuna sunulma işlemleri, Yüksek Seçim Kurulunun yönetim ve denetiminde seçim kurullarınca yürütülür.

Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması için bütün tedbirleri alır ve hazırlıkları yapar. Kurul, halkoylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak amacıyla gerekli ilke kararlarını almaya yetkilidir.”

hükümleri yer almaktadır.

Bu yasal düzenlemelerin uygulamasına ilişkin 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılacak halkoylamasının sağlıklı ve düzen içinde yürütülüp sonuçlandırılması ve yurt genelinde uygulamada birliğin sağlanması amacı ile hazırlanan ve 14/02/2017 tarihli, 29979 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yüksek Seçim Kurulunun 14/02/2017 tarihli ve 2017/97 sayılı kararı ile kabul edilen “Sandık Kurullarının Oluşumu, Görev ve Yetkilerini Gösterir 135/I sayılı Genelge”nin 43/c maddesinde de aynı uygulama kabul edilmiş ve arkasında sandık kurulu mührü olmayan birleşik oy pusulalarının geçerli olmayacağı belirtilmiştir.

16/04/2017 tarihli ve 2017/560 sayılı kararımızda da belirtildiği üzere;

Serbest ve demokratik seçim hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi ile güvence altına alınmışt ır.

Ek 1 Protokol 3. madde, sadece milletvekili seçimine ilişkin seçme hakkını düzenlemekle birlikte özü itibariyle serbest seçim hakkını önemsemekte ve koruma altına almaktadır. Zira söz konusu hak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre “gerçekten demok ratik siyasal bir rejimin temel ilkelerinden biridir”. Mahkeme “aktif” ve “pasif” seçim hakkı, yani seçime oy kullanarak katılma hakkı ile seçimlerde aday olma hakkı arasında ayrıma gitmektedir. “Pasif” seçim hakları, oy kullanarak katılma hakkı olan “a ktif” haklara göre daha az korunmaktadır. Oy kullanma hakkı, kişinin devlet yönetimine katılmasını sağlayan haklardandır. Bu nedenle, öğretide oy kullanma hakkı “katılma hakkı” olarak kabul edilmektedir.

Anayasa ve Uluslararası Sözleşmeler ile yukarıda değinilen mevzuat hükümleri ile koruma altına alınan temel bir hakkın kullanılması sırasında uyulması gereken kurallara aykırı davranılması halinde, somut olayla ilgili olarak yapılacak olan değerlendirmede; hakkın özünün korunması ve normun yorumunun, ge rçekleşmesi beklenilen amaçla uyumlu olması gerekir.

Asıl olan temel bir hakkın korunması olup, hakkın kullanılmasına ilişkin belirlenen usul kuralları hakkın güvenli bir şekilde kullanılmasını temin eden araç niteliğindedir. Bireye tanınan hakkın güve nli şekilde kullanıldığının tespit edildiği hallerde, hakkın kullanılmasının korunmasına yönelik bir araç olan usul hükümlerinden birine aykırılığın, hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması mümkün değildir.

298 sayılı Kanunun, seçim sürec i ve oy verme gününe ilişkin yukarıda yer alan hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, seçimlerin güven içinde yapılması, seçmen iradesinin tam olarak belirmesi açısından aşamalı ve birden fazla kontrol mekanizması öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Seçim güven liğinin tek bir usul işlemine bağlanmadığı, aksine birden çok mekanizmayla bu güvenliğin temininin amaçlandığı görülmektedir. Nitekim, seçimlerde kullanılan oy pusulası ve zarfların sadece Yüksek Seçim Kurulu tarafından ve filigranlı olarak üretileceği, za rfların üzerinde Yüksek Seçim Kurulu logosunun yer alacağı, zarfların ve oy pusulalarının paketler halinde ilçe seçim kurullarına ulaştırılacağı, zarfların önce ilçe seçim kurulu mührü ile mühürleneceği, yine oy pusulası ve zarflarının yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde oluşturulan sandık kurullarına mühürlü paket olarak teslim edileceği, paketlerin, beşi siyasi parti temsilcilerinden oluşan yedi kişilik sandık kurulunun huzurunda ve birlikte açılacağı, bu kurulca teslim alınan oy pusulası ve zarflar ının sayısının tespitine ilişkin tutanak düzenleneceği, oy pusulalarının ve zarflarının sandık kurulunca mühürleneceği, oy verme işleminin belirlenen saatte bitmesinden sonra kullanılmayan oy pusulası ve zarflarının sayılarak tespitinin yapılacağı, sandıktaki oy zarflarının sayısının belirleneceği, kullanılan oy zarfları ile oy kullanan seçmen sayısı ve artan zarf sayısının sayılarak sağlamasının yapılacağı, tüm bu işlemler bittikten sonra oy sayım işlemine geçileceği, oy sayımının, parti müşahitleri ve vatandaşların izlemesine olanak sağlayacak şekilde gerçekleştirileceği, sayım işlemleri tamamlandıktan sonra sandık kurulunca ıslak imzalı olarak tutanağa bağlanacağı, tutanak örneğinin sandık kurulunun siyasi partili üyelerine ve talep halinde sandık kurulunda temsil edilmeyen diğer siyasi parti müşahitlerine de verileceği ayrıntılı olarak düzenlenerek seçim güvenliği, birden çok yöntemle denetlenerek teminat altına alınmıştır.

Seçim güvenliğini teminat altına alan önemli olan hususlardan biri de, seçim iş ve işlemlerinin çoğunluğu siyasi parti temsilcilerinden oluşan ilçe seçim kurulları ve sandık kurulları eliyle yürütülmesidir.

16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşmekte olan oy verme işlemleri sırasında, münferit de olsa bazı sandıklarda, Yüksek Seçim Kurulunca gönderilen ve sahte olarak benzerlerinin üretilmesinin engellenmesi amacıyla sandık kurullarına filigranlı olarak teslim edilen oy zarfları ve oy pusulalarının san dık kurullarınca mühürlenmeden seçmenlere verildiği, kullanılan oy zarfları ve oy pusulalarının Yüksek Seçim Kurulunca gönderilen filigranlı oy pusulası ve zarfları olduğu, oy pusulası ve zarflarının mühürlenmemesinin sandık kurulunun ihmal i veya hatasından kaynaklandığı, bu sorunun yaşandığı sandıkların bağlı olduğu bazı ilçe seçim kurulları tarafından Kurulumuza şifahi olarak iletilmiştir.

Münferit de olsa bazı sandık kurullarının 298 sayılı Kanunun 77. maddesinin dördüncü fıkrasında ki görevini yapmaması, netice itibariyle yukarıda özetlenen usule uygun olarak sandık kurullarına ulaştırılan oy pusulası ve zarf kullanılmak suretiyle gerçekleşen oylamada, seçmene yüklenebilecek bir kusur olmamasına rağmen Anayasal hakkını kendisinden be klenen yükümlülüklere uygun olarak kullanan seçmenin oyunun geçerli sayılmamasının, yönetime katılma hakkının özünü ortadan kaldıracak bir sonuç yaratacağı açıktır.

Oy kullanma işleminin ; seçim güvenliğini sağlamaya yönelik ve sahte oy kullanılmasını eng ellemek amacıyla getirilen kontrol mekanizmalarına uygun olarak, Yüksek Seçim Kurulunca üretildiğinden kuşku bulunmayan oy pusulası ve zarf kullanılarak gerçekleşmesi halinde, sandık kurulunca mühürleme işleminin yapılmaması tek başına seçmenin oyunun geçe rsiz sayılması için yeterli değildir. Aksine bir uygulama, bu hakkı korumak için getirilen ve araç niteliğinde olan usul kurallarından sadece birinin ihlalinin, hakkın özünü ortadan kaldıracak şekilde uygulanması sonucunu doğurur ki; bu sonuç, beklenilen a maca aykırıdır.

Bu nedenledir ki, Yüksek Seçim Kurulunca geçmiş yıllarda istikrarlı olarak, Yüksek Kurul tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmayan hallerde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile seçmene kullandırılan oyların geçerli olduğu kabul edilmiştir.

Anılan karar, sandık kurulunca mühürlenmeyen zarf ve oy pusulası ile kullandırılmış olan oyların belirli şartların gerçekleşmesi halinde geçerli sayılmasını öngören bir karar olup, diğer kontrol mekani zmaları ile sahih olduğu teyit edilmeyen oyların geçerli sayılması sonucunu doğurmamaktadır.

Sandık seçmen listesinde yazılı herkesin oy kullanma hakkı bulunmaktadır. Anayasanın 67 ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi se rbest seçim hakkı bakımından birlikte değerlendirildiğinde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi anılan Kanun ve Genelge hükümlerinin amacına aykırılık oluşturmam aktadır. Bu karar, mevcut olan yasa hükmünün değiştirilmesi mahiyetinde olmayıp, oylamanın devam ettiği sırada muhtelif ilçe seçim kurullarından somut olarak intikal ettirilen vakıa ile sınırlı biçimde önceki uygulamalara ve kararlara uygun olarak alınmışt ır.

Diğer taraftan 298 sayılı Kanunun 14. maddesinin 10. bendinde; “İl seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak ve seçimin bütün yurtta düzenle yapılmasını sağlayacak tedbirleri alm ak ve bu hususta gereken genelgeleri zamanında yapmak,” görevi Yüksek Seçim Kuruluna verilmiştir. Bu görev kapsamında, kanuna uygun olarak düzenlenen Genelgede, sandık kurulu başkan ve üyelerinin görevleri arasında mühürleme işlemini yapmaları gerektiği belirtilmiş, aynı husus verilen eğitimler sırasında tekrarlanmış, teslim edilen malzemeler arasında bulunan kontrol listesinde de (check list) bu hususa yer verilmiş ve oy verme günü s abahı oy verme başlamadan gönderilen SMS mesajı ile sandık kurulu başkanları oy zarfları ve oy pusulalarının mühürlenmesi için uyarılmıştır. Buna rağmen, oy verme günü bazı sandıklarda bu görevin ihmal edildiği bilgisinin Kurulumuza ulaşması üzerine bu som ut durumla sınırlı olarak tedbir almak ve seçim sonuçlarının oy kullanan seçmenlerin iradesine uygun olarak belirmesi amacıyla söz konusu karar alınmıştır.

Bu karar, 11 üyeden oluşan Yüksek Seçim Kurulunca dört siyasi parti (Ak Parti, Cumhuriyet Halk Pa rtisi, Halkların Demokratik Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi) temsilcisinin de hazır bulunduğu kesintisiz devam eden toplantıda ve henüz hiçbir sandık sonucu Kurula ulaşmadan alınmıştır. Henüz sandık sonuçları belirmeden ve tercihler üzerindeki olası et kisi bilinmeden alınan bu karar, eşitlik ve tarafsızlık ilkesine de uygun objektif bir karardır. Bu itibarla Kurul kararının seçimin neticesine tesir eden bir müdahale olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

2) Yüksek Seçim Kurulunca verilen 16/04/ 2017 tarihli ve 2017/560 sayılı kararın, önceki verilen kararlarla benzer nitelikte olmadığı iddiası ile ilgili olarak;

Yüksek Seçim Kurulunca verilen 01/04/1984 tarihli ve 272 sayılı kararda;

“...Gerçekten 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen K ütükleri Hakkında Kanunun 103/4. maddesi uyarınca, arkasında sandık kurulu başkanlığının mühürü bulunmayan birleşik oy pusulaları muteber değildir. Kurulumuzun bu seçimler dolayısıyla kabul ederek bastırıp gönderdiği 138 numara lı Genelgesinin 47/3. maddesinde de aynı esas tekrarlanmıştır. Kanun koyucunun bu esası benimsemesindeki gayesinin, seçimlerde kullanılacak oy pusulasının dışarıdan temin edilip atılmasını ve böylece seçime hile karıştırılmasını önlemek olduğu kuşkusuzdur...

... Görüldüğü üzere oy pusulalarının dışarıdan temin edildiği yolunda bir iddia yoktur. Olay tamamen, bu konuda eğitilmediği anlaşılan sandık kurulunun hatasından kaynaklanmaktadır. Seçmen, kendisine sandık kurulunca verilen oy pusulalarını alarak oyunu kul lanmıştır. 298 sayılı Kanunun 103/4. maddesi gayesine uygun olarak yorumlandığında, bu sandıkta kullanılan bahse konu seçimlere ait oy pusulalarının geçersiz sayılması, olayımız bakımından, seçmenin iradesini ve hakkı şekle mahkûm edecek sonuçlara götürür. Açıklanan hukuki ve maddi olgular nedeniyle itiraz kabul edilmesi ve 35 No.lu bahse konu sandıktaki sonuçların da nazara alınarak seçim sonuçlarının belirlenmesine karar verilmelidir...”

Yüksek Seçim Kurulunca verilen 02/04/1994 tarihli ve 334 sayılı karar da;

“...Olayda, sandık mühürü ile mühürlenmemiş olduğu ileri sürülen oy pusulalarının il seçim kurulu gözetiminde bastırılıp ilçe seçim kurulunca sandık kuruluna teslim edilen filigranlı oy pusulaları olduğu açık olup, dışardan bu oy pusulaları dışında bir oy pusulasının getirilerek oy kullanıldığı iddia edilmediği gibi sandık kurulu başkanınca da bu oyların kontrolleri altında kullandırılan ve seçim kurullarınca hazırlanan oy pusulaları olduğu ancak acemiliklerinden dolayı mühür basmadıkları, mühür basmamanın yanlışlıktan kaynaklandığı belirtildiğine göre seçmenin seçme kararını yansıtan bu oy pusulalarının geçerli sayılmasına ilişkin il seçim kurulu kararında hukuka aykırılık görülmediğinden itirazın reddine karar verilmesi gerekmiştir...”

Yüksek Seçim Kurul unca verilen 08/04/1994 tarihli ve 680 sayılı kararda;

“...298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 103/4. maddesi, arkasında sandık kurulu başkanlığının mühürü bulunmayan birleşik oy pusulalarının muteber olmadığını kurala bağlamış ve Kurulumuzun bu seçimler dolayısıyla kabul ederek gönderdiği 138 numaralı Genelgesinin 44/B - 3. maddesinde de aynı esas tekrarlanmıştır. Kanun, seçimlerde kullanılacak oy pusulalarının dışardan temin edilmesini, böylece seçime hile karıştırılmas ını önlemek amacıyla, arkasında sandık kurulu mühürü bulunmayan oy pusulasını geçersiz saymıştır. Olayımızda sandıktan çıkan birleşik oy pusulalarının tümünün arkasının mühürsü z oluşunun sandık kurulu hatasından kaynaklandığı, seçmenin sandık kurulunca verilen oy pusulalarını kullandığı anlaşıldığına ve oy pusulalarının dışardan temin edildiği yolunda bir iddia da bulunmadığına göre bu oyların geçerli sayılması gerekir...”

Yüksek Seçim Kurulunca verilen 03/04/2004 tarihli ve 935 sayılı kararda;

“...

2- Sandık kurulu başkanının yasa ve genelgeye göre oy pusulalarının arkasını mühürleyeceği ve olayda bu mühürleme işleminin yapılmadığı,

- Kusurun sandık kurulu başkan ve üyelerinden kaynaklanıp, sahtecilik iddiası olmadığı,

4- Yasanın amacının dışardan getirilen oyların sandığa atılmasının önlenmesi olduğu, oysaki olayda böyle bir durum olmayıp, sandık kurulunun görevi ihmal ettiği,

Bu nedenle, mühürlenmemiş oyların muteber sayılarak, görevi ihmal eden sandık görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunulması gerektiği...”

hususlarına yer verilmiştir.

Görüldüğü üzere Yüksek Seçim Kurulunun yukarıda belirtilen ve istikrar kazanmış kararlarında, oy pusulası ve zarfında sandık kurulu mührü bulunmayan ve bu konuda seçmene yüklenecek bir yükümlülük olmayan ve oy pusulasının sahteliğinin iddia edilmemesi halleri ile sınırlı kalmak kaydıyla, sandık kurulunca mühürlenmesi ihmal edilen oy pusulası ile kullanılan oyların geçerli olarak kabul edilme si gerektiği belirtilmiştir.

Söz konusu karar, soyut bir iddia üzerine değil, bazı yer ilçe seçim kurullarından intikal ettirilen sandık kurulunun oy pusulalarını ve zarflarını mühürlemeden seçmenlere oy kullandırıldığı yönündeki bildirimleri ve bir si yasi parti temsilcisinin bu konuyu yazılı olarak gündeme getirmesi üzerine Yüksek Seçim Kurulunun Anayasanın 79. maddesinin yüklediği seçimlerin düzen içinde yürütülmesi görevinin gereği olarak oy verme süresi sona yaklaşırken, sayım döküm işlemlerine geçilmeden, sandık sonuçları henüz belirmeden önce, seçmenin iradesinin ortaya çıkmasını temin amacıyla, objektif şekilde uygulama birliğini sağlamak üzere alınmıştır.

Anılan karar, belli hallere ilişkin olarak hangi ilkenin uygulanacağını gösterir prensip k ararıdır. Anayasanın 79/son maddesi çerçevesinde tüm ülke çapında devam etmekte olan Halkoylamasının düzen içerisinde yürütülmesi gerekliliği ve halkoylamasının neticesinin ülke çapındaki oy kullanan seçmenlerin tamamının tercihine göre ortaya çıkacak tek bir sonuca bağlı olması, sayım ve döküm işlemlerine ilişkin genel bir karar alınmasını zorunlu kılmıştır.

3) Yüksek Seçim Kurulunca verilen 2017/560 sayılı karar ile itiraz hakkının kısıtlandığı iddiası ile ilgili olarak;

Bu kararın alınmış olması 298 sa yılı Kanundaki sandık kurulu işlemlerine karşı itiraz hakkını ortadan kaldırmamaktadır. 298 sayılı Kanunun 23. maddesine göre, 7 kişilik sandık kurulunun 5 üyesi son milletvekili genel seçiminde o ilçede en çok oy almış siyasi parti temsilcilerinden oluşma ktadır. Oy verme süresince bu sandık kurulu görev yapmakta, ayrıca siyasi parti müşahitleri de hazır bulunmaktadır.

298 sayılı Kanunun 98 ve 100. maddelerine göre gerçekleştirilen sayım - döküm işlemleri, yukarıda sayılanların yanında izlemek isteyen vatan daşların da huzurunda açık olarak yapılmaktadır.

Seçimi izleyen vatandaşlar da dâhil olmak üzere, yukarıda sayılanların ayrı ayrı itiraz etme hakkı bulunmaktadır.

Kanunun 98. maddesinde , itiraza uğrayan zarflar ile itiraza uğramadan geçersiz sayılan zarfların başkan tarafından bir kenara ayrılacağı, bütün zarflar kontrol edildikten sonra, sandık kurulu tarafından incelenerek geçerli ve geçersiz sayılması yönünde karar verileceği, geçerli ve geçersiz sayılan oy zarflarının toplam sayısının ayrı ayrı o seçim türüne ait tutanağın ilgili bölümüne işleneceği kuralı yer almaktadır.

Aynı Kanunun 100. maddesine göre, geçersiz sayılan veya geçerli olmasına rağmen hesaba katılmaması gereken oy pus ulaları ile geçerli olup olmadığı veya hesaba katılıp katılmaması yönünden tereddüt edilen veya itiraza uğrayan oy pusulalarının sayım döküm cetveline işlenmeksizin ayrılacağı ve sandık kurulu başkanı tarafından muhafaza altına alınacağı, geçerli oyların s ayım ve döküm cetvellerine işlenmesinden sonra, hesaba katılıp katılmaması veya geçerli sayılıp sayılmaması yönünden tereddüt edilen veya itiraza uğrayan oy pusulaları sandık kurulunca ayrı ayrı değerlendirilerek karara bağlanacağı ve bu kararın tutanak de fterine yazıldıktan sonra mühürlenip imzalanacağı hüküm altına alınmıştır.

Buradan da anlaşılacağı üzere, sayım döküm işlemleri sırasında geçerli ve geçersiz oylar yönünden itirazı bulunan siyasi parti temsilcilerinin veya seçmenlerin bu itirazlarını iler i sürme ve bu itirazların sandık kurulunca tutanağa bağlanmasını sağlama imkânları mevcut bulunmakta olup, anılan karar ile bu haklara herhangi bir müdahale söz konusu değildir.

Söz konusu karar, Yüksek Seçim Kurulunun bastırıp filigranlı olarak imal ett irdiği oy pusulalarının ve zarflarının kullanıldığı sabit olan hallerde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi gerektiğine ilişkin olduğundan, anılan karar uyarınc a geçerli sayılan oyların sayısının, EVET ya da HAYIR oyları arasındaki farkın altında veya üstünde olup olmadığına ilişkin bir tespit, sonuca etkili olmayacaktır. Bununla birlikte, önceki paragrafta belirtildiği gibi, sayım döküm işlemleri sırasında ilgililerinin itirazen, mühürsüz zarf veya oy pusulalarının sayısını sayı olarak tutanağa geçirilmesini isteme imkânlarının ortadan kalktığından bahsedilemeyeceğinden, mühürsüz oy pusulalarının denetlenmesinin mümkün olmadığına ilişkin iddia yerinde görülmemişt ir.

4) Sahteliğin ispati imkânının ortadan kalktığı, sahte oy pusulası kullanıldığı şüphesinin arttığı iddiası ile ilgili olarak;

Seçimlerde içine oy pusulası konulacak zarflar ile oy pusulaları Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu filigranı bulunmak üzere yeteri kadar özel olarak Yüksek Seçim Kurulu tarafından üretilmekte, kâğıt hamurundan başlayarak imaline ve teslim alınmasına kadar olan safhalarına Yüksek Seçim Kurulu üyeleri ve görevlileri nezaret etmektedir. Filigranlı olarak üretilen oy pusulala rı her sandık için ayrı ayrı paketlenmekte, diğer araçlarla birlikte ilçe seçim kurullarına ulaştırılmaktadır. İlçe seçim kurulları yine mühürlü paket ve torbalar halinde bunları sandık kurullarına teslim etmektedir. Sandık kurulu, and içme, sandığı yerleş tirme, kapalı oy verme yerini düzenleme işlerini bitirdikten sonra, hazır bulunanlar önünde mühürlü torbaları açarak birleşik oy pusulalarını ve zarfları saymakta ve sayısını tespit etmektedir. Oy verme işlemi bitince sandık kurulu başkanı bu hususu yüksek sesle ilan etmekte, masa üzerinde sandıktan başka ne var ise kaldırılmakta, oy vermenin bittiği saat tutanağa geçirilmekte, sandık seçmen listesinde yazılı seçmenlerin toplamı ile adları hizasındaki imza veya parmak izleri sayılarak oy vermiş olanların to plamı tespit edilmekte, oy zarflarından veya birleşik oy pusulalarından kullanılmayanlar sayılmakta, oylarını veren seçmen sayısına eklenerek sandık kuruluna teslim edilen zarf veya birleşik oy pusulaları toplamına uygun olup olmadığı tespit edilmekte, kul lanılmayan zarflar veya birleşik oy pusulaları bir paket içinde mühürlenerek üzerine sayısı yazılmakta, bu işlemler bittikten sonra sandık, oy verme yerinde hazır bulunanların gözü önünde sandık kurulu başkanı tarafından açılmakta, sandıktan çıkan zarflar sandık kurulu başkanı tarafından yüksek sesle iki defa sayılmakta, iki sayım arasında fark olması halinde üçüncü sayım yapılmakta, bu suretle seçimde kullanılan toplam zarf sayısı tes pit edilmekte, tespit edilen zarf sayısı tutanağın ilgili yerine işlenmektedir. Bu şekliyle, oy verme ve sayım işlemlerinin her bir aşaması birden fazla kontrol mekanizmasıyla denetlenmektedir. Onaylı sandık seçmen listesinde yazılı her seçmenin oy verme y etkisi bulunduğundan, kullanılan oy zarfları ile seçmen listesine göre elde kalan oy zarfları sağlaması yapılmaktadır. Bu nedenle, oy pusulası ve zarflarının sandık kurulunca mühürlenmemiş olması tek başına dışarıdan sahte oy pusulası ve zarfın getirilmesi ne yol açabileceği anlamına gelmez. Sandık kurullarına teslimi yapılan ve içerisinde birleşik oy pusulalarının bulunduğu mühürlü paket açıldıktan sonra paket içerisinden çıkan birleşik oy pusulaları sayılarak sayısı tutanak altına alındığından, kullanılan oy pusulası ile oy kullanan seçmen sayısının eşitliğinin sağlanması gerekeceğinden, sandık kurullarına öngörülen sayıdan daha az birleşik oy pusulasının gönderilmesi sahtecilik iddiasının varlığının kanıtı olamaz. Zira o yer sandık seçmen listesinde yer al mayan bir kişinin dışarıdan oy pusulası getirerek oy kullanması mümkün bulunmamaktadır.

İddia edildiği gibi filigranlı oyların önceden çalınıp bazı kişilerce ele geçirildiğine yönelik hiçbir ihbar veya şikâyet alınmamış, bu hususla ilgili soruşturma açıld ığına dair hiçbir bilgi ve belge Kurula intikal etmemiştir.

5) Kararın, Anayasa’da güvence altında bulunan temel hakların ihlali niteliğinde olduğu iddiası ile ilgili olarak;

Oy kullanma hakkı, Anayasanın 67. maddesi ile birlikte taraf olduğumuz Uluslarar ası sözleşmelerce koruma altına alınan ve kişilerin devlet yönetimine katılmasını sağlayan en temel haklardandır.

Demokratik toplum gereklerine uygun olarak yurttaşların oy kullanarak yönetime katılma hakkı, her türlü engellemelere karşı korunmalıdır. Bu nedenle, vatandaşların oy kullanma hakkı seçim güvenliğini ihlal etmeyen hallerde mutlaka korunması gereken bir haktır.

Kaldı ki, kararımızın 3 numaralı bölümünde ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, oy pusulaları ve mühürsüz zarfların geçersizliğine iliş kin itiraz hakkı hiçbir şekilde ortadan kaldırılmamıştır.

B- ) 16 Nisan 2017 tarihli Halkoylamasının gizli oy açık sayım esasına göre yapılmadığı iddiası ile ilgili olarak;

İtiraz dilekçesinde bu iddia ile ilgili olarak somut bilgi ve belge sunulmamıştır. G üroymak İlçe Seçim Kurulu Başkanlığına 15/04/2017 tarihinde sunulan ve dilekçe içeriğinde belirtilen sandıklarda seçmenlerin oylarını açık şekilde atmaları, oylarını oy kullanma kabinleri içinde veya dışında başkalarının görebileceği şekilde kullanmaları için baskı yapıldığı ihbarı belirtilmiş ise de, buna ilişkin herhangi bir belge sunulmamış, bununla beraber, dilekçe içeriğindeki sandıklara ait Sandık Sonuçları Paylaşım Sisteminden (SSPS) yapılan sandık sonuç tutanakları incelemesinde, tutanakların yöntem ine uygun olarak tanzim edildiği, sandık kurulu üyelerince birlikte imza altına alındığı ve tutanağın itiraz bölümüne herhangi bir itiraz kaydının da düşülmediği görülmüştür.

16/04/2017 tarihli dilekçeyle Karayazı İlçe Seçim Kurulu Başkanlığına seçmenleri n oylarını açık şekilde kullanmaları yönünde baskı yapıldığının iddia edilmesi üzerine, ilçe seçim kurulu başkanınca sandıkların gezilerek denetlendiği ve iddiaların varit bulunmadığına ilişkin 16/4/2017 tarihli ve 2017/5 sayısı ile karar verildiği belirle nmiştir. Ayrıca, Karayazı İlçesi ile ilgili olarak Kurulca bazı sandıklara ilişkin SSPS üzerinde yapılan kontrolde de, tutanakların yöntemine uygun olarak tanzim edildiği görülmüştür.

Yine gizli sayım yapıldığı iddia edilen ve dilekçe ekinde gösterilen 19 yerle ilgili olarak sistem üzerinden yapılan incelemede sandık sonuç tutanaklarında buna ilişkin itiraz kaydına rastlanılmadığı ve o sandıklara ilişkin geçersiz oyların da ilgili hanelerine işlendiği görülmüştür.

C- ) Yasak propagandanın engellenmediği iddiası ile ilgili olarak;

298 sayılı Kanunun 149/A maddesi, Resmî Gazete’nin 9 Şubat 2017 tarihli 29974 sayılı nüshasında yayımlanan 687 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılması karşısında, konu Yüksek Seçim Kurulunun 13/03/2017 tarihli ve 297 sayılı kararı ile değerlendirilerek;

“3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunun 2. maddesinde; “Anayasa değişikliğinin halkoylaması, ilgili Anayasa değişikliği Kanununun Resmi Gazetede yayımını takip eden altmışıncı günden sonraki ilk pazar günü yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükümler çerçevesinde, Yüksek Seçim Kurulunun 11 Şubat 2017 tarih ve 74 sayılı kararı ile Anayasa Değişikliği Halkoylamasının 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılması karar altına alınmıştır.

Ulusal iradenin sağlıklı ve serbest biçimd e oluşabilmesi amacıyla Anayasa'nın 79. maddesiyle; seçimlerin yargı yönetim ve denetimi altında yapılması kurala bağlanmış; seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama görevi Yüksek Seçim Kuruluna verilmiştir.

Kamuoyunu etkileyip, yönlendirebilmeleri nedeniyle radyo ve televizyon yayınları, seçim (halkoylaması) döneminde daha ayrıntılı ve özenle uygulanması gereken usul ve esaslara tabi tutulmuştur. 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun, radyo ve televizyo n, basın, iletişim araçları ve internet yayınları ile ilgili düzenlemeleri içermektedir.

6 112 sayılı Kanun'un;
"Seçim dönemlerinde yayınlar" başlıklı 30. maddesinin;

Birinci fıkrasında; ”Seçimlerle ilgili olarak seçim dönemlerinde yapılan yay ınlara ilişkin usul ve esaslar Yüksek Seçim Kurulu tarafından düzenlenir.”

İkinci fıkrasında; “Üst Kurul, medya hizmet sağlayıcılarının seçim dönemlerindeki yayınlarını Yüksek Seçim Kurulunun kararları doğrultusunda izler, denetler ve değerlendirir.”

Üçün cü fıkrasında; “26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 149/A maddesinde düzenlenen hükümler, Yüksek Seçim Kurulu kararlarını müteakip Üst Kurulca yerine getirilir.”

298 sayılı Kanun'un 55/A maddesin in;

Birinci fıkrasında; “Seçimlerin başlangıç tarihinden oy verme gününün bitimine kadar özel radyo ve televizyon kuruluşları, yapacakları yayınlarda 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu'nun 5, 20, 22 ve 23. maddeleri ile 31. maddesinin ikinci fı krası hükümlerine tabidir.”

İkinci fıkrasında; “Seçimin başlangıç tarihinden itibaren oy verme gününden önceki yirmi dört saate kadar olan sürede, siyasi partiler veya adaylar radyo ve televizyonlarda birlikte veya ayrı ayrı açık oturum, röportaj, panel gi bi programlara katılarak görüşlerini açıklayabilirler. Siyasi partiler veya adayların açık veya kapalı yer toplantıları, radyo ve televizyonlarda canlı olarak yayınlanabilir.”

hükümleri yer almaktadır.

298 sayılı Kanunun özel radyo ve televizyon yayınları na ilişkin suçlar başlıklı 149/A maddesinde; aynı Kanunun 55/A maddesine ve Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek esaslara aykırı yayın yapılması halinde uygulanacak “cezalar” belirlenmiştir.

Ancak 298 sayılı Kanunun 149/A maddesi Resmî Gazete’nin 9 Şubat 2017 tarihli 29974 sayılı nüshasında yayımlanan 687 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılmas ı Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile y ürürlükten kaldırılmıştır.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 67/son maddesi “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz” hükmünü içermektedir. 687 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 298 sayılı Kanunun 149/A maddesi hükmünün yürürlükten kaldırılması seçim yasalarında yapılan bir değişikliktir.

Seçim iş ve işlemlerine ilişkin değişikliklerin Anayasanın 67/son maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği de kuşkusuzdur. Ancak 687 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile yapılan değişiklik le, özel radyo ve televizyonların 298 sayılı Kanunun 55/A ve Yüksek Seçim Kurulu kararlarına aykırı yayınları sonucu verilecek cezaları düzenleyen 298 sayılı Kanunun 149/A maddesi ortadan kaldırılmıştır. Değişikliğin bu kapsamda ceza hukukunun genel ilkele ri açısından da değerlendirilmesi gerekir.

4 Kasım 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Cezaların Kanuniliği” başlıklı 7. maddesinin 1. fıkra ikinci cümlesinde “suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” hü kmü yer almaktadır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 10 Aralık 1948 tarih 217 sayılı kararıyla kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 11/2. maddesinin 2. cümlesi “kimseye suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ce za verilemez” hükmünü içermektedir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde açık olarak düzenlenen suç ve cezaların kanuniliği ilkesi milli hukukumuzda da düzenlenmiştir.

Anayasanın suç ve cezalara ilişk in esaslar başlıklı 38. Maddesi, suç ve cezaların kanuniliği ilkesini düzenlemektedir.

Madde; “Kimse işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş ola n cezadan daha ağır bir ceza verilemez” hükmünü içermektedir.

Burada üzerinde durulması gereken en önemli husus; kimsenin işlendiği zaman “yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağı” hükmüdür.

298 sayılı Kanunun 55/A maddesi ve Yüksek Seçim Kurulunun kararına aykırı davranan özel radyo ve televizyonlara ceza verilmesine ilişkin 149/A maddesi 687 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmıştır . Kanun Hükmünde Kararname yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anayasanın 38. maddesi anlamında yürürlükte olan hükmün, Anayasanın 67/son maddesi yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamayacağını belirtmektedir.

Yü rürlükte olan Kanun Hükmünde Kararname cezai hükmünü ortadan kaldırmıştır. Anayasanın 38. maddesi de suç ve cezada kanuniliği düzenlemiştir.

Suç ve cezada kanuniliğin bir gereği de lehe olan kanunun uygulanmasıdır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrası “ Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmünü içermektedir. Anayasanın 67/son maddesi değerlendirilecek olsa bile sonradan yürürlüğe giren kanun hükümlerinin farklı olması halinde failin lehine olan kanununun uygulanacağı açıktır. Daha da önemlisi kanun za ten yürürlüğe girmiştir. Uygulamasının ertelenmesi halinde bile işlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre cezası olmayan fiilden dolayı kimse cezalandırılamaz. Lehe olan kanun zaten geriye yürüyebilmektedir.”

gerekçesiyle RTÜK tarafından medya kuruluşl arı yayınlarına ilişkin gönderilen dosyalar ile ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

İddia konusu husus ile ilgili olarak, anılan değişiklikle YSK’nın yaptırım uygulama imkânı ve yetkisi kalmamıştır. Bununla birlikte 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, bu kanundaki yayın ilkelerinin ihlalinin yetkili Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca tespiti halinde anılan kanundaki müeyyidelerin uygulanmasına mani hal bulunmamaktadır.

D- ) Oylama süresince düzensizliklerin önlenemediği genel iddiası bakımından ;
1) 135 sayılı Genelge’de Halkoylamasında yalnızca “TERCİH” mührünün kullanılması hükmü bulunmasına rağmen, ülke genelinde yaygın bir biçimde oy torbalarının içinden “EVET” mührünün çıktığı, seçmenlerin “Evet” ve “Hayır” tercihinin bulunduğu oylamada “Evet” mührünü kullanmak zorunda kaldığı, yine oy torbalarından birçok eksik oy pusulası ve zarf çıktığı, bazı sandıklarda eski oy pusulalarının kullanılması nedeni ile kahverengi kısımlarda renk farklılığı oluştuğu, bu durumda da seçmenlerin sahte oy pusulası basıldığı endişesi taşıdığı, belki sadece bir ya da birkaç yerde olsa göz ardı edilebilecek bu ihlaller, tüm ülke genelinde olduğu, oylamanın birçok yerde durmak zorunda kaldı ğı, Yüksek Seçim Kurulunun yanlış uygulamaları engellemekte geciktiği, iddialarıyla ilgili olarak;

Hatay İli Reyhanlı İlçesi Atatürk İlköğretim okulundaki sandıklara “TERCİH” mührü yerine “EVET” mührü verilmiş, durumun fark edilmesi üzerine ilçe seçim kurulunca oylamaya ara verilmeksizin “EVET” mühürleri “TERCİH” mühürleriyle değiştirilmiş ve Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığına bilgi verilmiş, bu durumla ilgili olarak bilgi verilmesi üzerine her bir sandık kurulu tarafından da durumun tutanak a ltına alınması Başkanlığımızca istenilmiş, bir kısım ilçe seçim kurullarından da sandık kurulları tarafından “TERCİH” mührü yerine “EVET” mührü dağıtıldığı ve bu mühürlerle oy kullandırıldığı bilgisinin alınması üzerine konu Kurul gündemine alınarak 16/4/ 2017 tarih ve 559 sayılı karar verilmiştir. Anılan kararda;

“Yüksek Seçim Kurulunun 14/02/2017 tarihli, 97 sayılı kararı eki Anayasa Değişikliği Halkoylamasında Sandık Kurullarının Görev ve Yetkilerini Gösterir 135/I sayılı Genelgenin “Geçerli olmayan oy pusulaları” başlıklı 43. maddesinin (h) bendinde; “Üzerine “TERCİH” mührü dışında veya “TERCİH” mührü yerine herhangi bir özel işaret, herhangi bir isim, imza kaşesi, mühür veya parmak izi basılmış olan birleşik oy pusulaları geçerli değildir.” düzenlemes ine yer verilmiştir.

3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunun 1. maddesinde; “Anayasa gereğince yapılacak olan halk oylamalarında bu Kanun hükümleri uygulanır. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 298 sayılı Seçimlerin T emel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkında Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri tatbik edilir.” hükmü yer almaktadır.

Bununla birlikte, 298 sayılı Kanunun “Oy verme araçları ve teslimi” başlıklı 68. maddesinde; ilçe seçim kurulu başkanlarınca, sandık kurulu başkanlarına her sandık için “Evet” mührü teslim edileceği hususu düzenlenmiştir

Aynı Kanunun 94/C maddesinde; “...seçmen, sandık kurulu mührüyle mühürlenmiş olan oy pusulası ve oy zarfı ile “Evet” veya “Tercih” yazılı mührü alarak oyunu kullanmak üzere kapalı oy verme yerine girer ve oy verme işlemini genel esaslara göre tamamlar.” hükümleri yer almaktadır.

Oylamada kullanılan bu mühür seçmenin iradesini yansıtan işaret niteliğinde o lup, kanunda yer alan “EVET” veya “TERCİH” mühürlerinden biri yerine diğerinin kullanılmış olması seçmenin iradesini etkileyecek nitelikte görülmemiştir.

Esasen 135/I sayılı Genelgede sandık kurullarına “TERCİH” mührünün teslim edilmesi gerektiği ve üzer ine “TERCİH” mührü dışında başka bir mühür basılı olan birleşik oy pusulalarının geçerli olmayacağı şeklindeki düzenleme, seçim kurulları tarafından verilenlerin dışında materyal ile kullanılan oyları geçersiz kılmaya yöneliktir. Kurulumuza intikal eden o laylarda kullanılan “EVET” mühürlerinin ilçe seçim kurulları tarafından dağıtıldığı sabittir.

Her ne kadar 135/I sayılı Genelgede sandık kurullarına “TERCİH” mührünün teslim edilmesi gerektiği kuralı esas olmakla birlikte, gerek 298 sayılı Kanun’da seçiml erde “EVET” mührünün de kullanılabileceğinin belirtilmiş olması, gerekse ilçe seçim kurullarınca sehven yapılan hatada, oy kullanan seçmenin kusurunun bulunmaması karşısında, Kurulumuzca daha önce belirlenen şekil kuralına aykırılığın seçmenin iradesini ya nsıtan bu oyların geçersiz sayılmasını gerektirecek nitelik ve ağırlıkta olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.”

gerekçesiyle,

Oylamada kullanılan “EVET” mührü seçmenin iradesini yansıtan işaret niteliğinde olup, kanunda yer alan mühürlerden biri yerine diğe rinin kullanılmış olması seçmenin iradesini etkileyecek nitelikte görülmediğinden, “EVET” mührüyle mühürlenmiş oy pusulalarının da geçerli sayılmasına,

Karar verilmiştir.

Diğer taraftan 298 sayılı Kanunun 14. maddesinin 10. bendinde; “İl seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak ve seçimin bütün yurtta düzenle yapılmasını sağlayacak tedbirleri almak ve bu hususta gereken genelgeleri zamanında yapmak,” görevi Yüksek Seçim Kuruluna veril miştir. Bu görev kapsamında oy verme günü karşılaşılan sorunlarla ilgili olarak tedbir almak ve seçim sonuçlarının oy kullanan seçmenlerin iradesine uygun olarak belirmesini sağlamak amacıyla alınan ve gerekçesi yukarıda izah edilen Kurul kararının seçimin neticesine tesir eden bir müdahale olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.

2) Başka şehirde olan seçmenlerin yerine oy kullanıldığı, birden fazla sandıkta oy kullanıldığı, kabine başkaları ile girilerek oy kullanıldığı, kolluk güçlerinin sandık başınd a sürekli bulunduğu, görüntü alınacak cihazlarla oy kabinine girildiği, Örnek 142 Belge ile sandık başına gelenlerin oy kullandığının ilçe seçim kuruluna bildirilmemesi nedeni ile bu kişilerin mükerrer oy kullandığı yönünde birçok usulsüzlüğün taraflarına ihbar edildiği, bu konuların gün boyunca sosyal medyada da sıkça yer aldığı, AKP’nin mühürsüz pusulalar konusundaki soyut başvurusu üzerine sonucu etkileyecek şekilde karar alan YSK’nın, ülke çapında konuşulan usulsüzlüklerin hiçbirisine etkili müdahalede bulunmadığı iddiaları ile ilgili olarak;

Bu tür iddialara dayanak teşkil eden işlem ve uygulamalar, 298 sayılı Kanunun 110. ve 112. maddelerine göre itiraz hakkı olanlar tarafından yetkili kurullara itiraz edilmesi gereken hususlardan olup, itirazı incelem eye yetkili kurullarca silsile yoluyla incelenebilecektir.

Başvuru dilekçesinde yer alan düzensizliğin önlenemediğine ilişkin yukarıdaki iddiaların, nerede, ne zaman, ne şekilde ve genel olarak gerçekleştiğine ilişkin somut bilgi ve belge sunulamadığınd an soyut nitelikteki bu iddialar seçimin neticesine müessir olay ve hal olarak görülmemiştir.

298 sayılı Kanunun 107. maddesinde tarif edildiği üzere, sayım ve döküm işlemleri bitti kten ve sonuçları sandık sonuç tutanağına geçirildikten sonra, bütün araç gereçler ile kullanılan zarf ve oy pusulaları ile kullanılmayan zarf ve oy pusulaları, geçer ve geçersiz oy pusulaları ve zarfları ayrı ayrı tasnif edilerek sandık kurulunca bir torbaya konulup ağzı bağlandıktan sonra sandık kurulu mührü ile mühürlenerek, sandık kurulu başkanı ve iki üye tarafından ve istedikleri takdirde siyasi parti müşahitleri ve diğer sandık kurulu üyeleri eşliğinde, dört üyesi siyasi partili olan ilçe seçim kurul una teslim edilmektedir. İlçe seçim kurulunca muhafaza edilen oy torbalarının siyasi partilerin kontrolü dışında muhafaza edildiği, bu sebeple mühürsüz zarf ve oy pusulalarına sonradan mühür vurulup vurulmadığı ve torbaların içerisine müdahale edilip edilm ediğinin tespitinin mümkün olmayacağı iddiası geçerli görülmemiştir.

Tüm bu değerlendirmeler sonucunda;

İleri sürülen hususlar halkoylamasının iptalini gerektirecek nitelikte görülmediğinden talebin reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle;

1- 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Anayasa Değişikliği Halkoylamasının iptaline ilişkin talebin REDDİNE,

2- Karar örneğinin Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığına gönderilmesine, Seçmen Kütüğü Genel Müdürlüğünce www.ysk.gov.tr adresinde yayınlanmasına,

19/04/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

Başkan
Sadi GÜVEN

Başkanvekili
Erhan ÇİFTÇİ

Üye
Zeki YİĞİT
Sadi SARIYILDIZ
Nakiddin BUĞDAY
Muharrem AKKAYA
Cengiz TOPAKTAŞ
İlhan HANAĞASI
Z.Nilgün HACIMAHMUTOĞLU
Yunus AYKIN
Kürşat HAMURCU

Cumhuriyet Halk Partisinin 16/04/2017 tarihinde yapıla n halkoylamasının tam kanunsuzluk nedeniyle iptaline karar verilmesini talep etmesi üzerine Yüksek Kurulumuzun sayın çoğunluğu 19/04/2017 tarih ve 573 sayılı kararla talebin reddine karar vermiştir. Bu karara katılmamaktayım. Şöyle ki;

Adalet ve Kalkınma Partisi Yüksek Seçim Kurulu temsilcisi Recep Özel'in 16/04/2017 günü yapılmakta olan halkoylamasında bazı sandıklarda oy pusulalarının veya oy zarflarının ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü ile mühürlenmediği, seçmenin hiç bir kusuru olmadan bunun g erçekleştiği, seçmenin iradesinin tam bir şekilde sandığa yansıması için söz konusu oy pusulalarının ve zarfların geçerli olması yönünde karar verilmesine dair saat 16:10'da verdiği dilekçesi ile müracaatı üzerine, Yüksek Kurulumuz 16/04/2017 tarihinde, ül kemizin doğu kesimindeki sandıklar açıldıktan sonra, ancak saat 17:00' de açılması gereken sandıklar açılmadan önce, Yüksek Kurulumuza henüz hiç bir sandık sonucu intikal etmeden, saat 16:45'de mühürsüz oy zarfları ve oy pusulalarında geçerli sayılması ge rektiğine dair karar vermiş, bu karar saat 16:50' de sandık görevlileri ile birlikte Yüksek Seçim Kurulu üyelerimize kısa mesaj olarak bildirilmiştir.

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, Kurulumuz 16/04/2017 tarihli 560 sayılı bu kararı, sandık görevlil erinin yaptıkları hatalar nedeniyle seçmenlerin Anayasal oy haklarının ellerinden alınmaması dışında bir gerekçeye dayalı olarak vermemiştir. Bu talep geldiğinde kurulumuzda konu tartışılmış bir kısım kurul üyelerimiz böyle bir kararın alınmasının 298 sayılı yasanın 101. maddesine uymayacağını dile getirmişler, bir kısım kurul üyelerimiz ise oy kullanan seçmenlerin iradesinin sandığa yansıması gerektiğini, bunun vatandaşların Anayasa ile güvence altına alınmış oy haklarını ellerinden almak olduğunu, görevli lerin hatası yüzünden vatandaşların oy haklarının ellerinden alınamayacağını söylemişler, daha önce Yüksek Seçim Kurulunun benzer kararlar verdiğinin değerlendirilmesi ve tartışılması üzerine bu karar oy birliği ile alınmıştır.

560 sayılı karara katıld ıktan sonra şimdi bu kararın yanlışlığını iddia etmenin gerekçesini yazmak zorunda olduğum için bunların açıklanması gerektiğini düşünmekteyim. Bu karar alınırken, bu konuda önceden karar vermemiz gerekmediğini, öncelikle sandık kurullarınca karar verilmes i gerektiğini, daha sonra ilçe ve il seçim kurullarına itiraz üzerine silsile yoluyla konunun bize gelmesi halinde karar verebileceğimize dair itirazlarımı kurulda belirttikten ve bunların kurulda kabul görmemesi üzerine, kararımızın şu anda kamuoyuna yans ıdığı şekilde spekülasyonlara neden olabileceği de şahsım tarafından öngörülmediğinden, muhalif olmayarak aşağıda ayrıntılı olarak hatalı yönlerini anlatacağım Kurulumuz kararına katıldım.

560 sayılı kararımızdaki hatalı yönlerden en başta geleni kanun koyucu gibi hareket etmemiz olmuştur. Anayasamızın 67. maddesinde ''Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.'' denmektedir. 298 sayılı yasanın 98/4 maddesinde ise ''...üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü bulunmayan, tamamı yırtılmış olan, üzerinde ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü dışında herhangi bir mühür, imza, yazı, parmak izi veya herhan gi bir işaret bulunan zarflar geçersiz sayılır.'' denilmiştir. Aynı yasanın 101. maddesinde ise; arkasında sandık kurulu mührü bulunmayan oyların geçersiz sayılacağı belirtilmiştir. Görüldüğü gibi Anayasamızın 67. maddesi ile vatandaşa oy verme hakkı veril miş, 298 sayılı kanunun 98 ve 101. maddelerinde ise oy verme hakkı kullanılırken, bu oy verme hakkının sağlıklı ve düzen içinde yerine getirilmesi için kurallar konulmuştur. Kuşkusuz belirtilen bu kurallar, dışarıdan oy pusulası ve zarf getirilmesini, dola yısıyla hile yapılmasını önlemek amacıyla getirilmiştir. Vatandaşının oy verme hakkını Anayasa ile güvence altına alan kanun koyucunun, 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddelerindeki düzenlemeyi yapmak suretiyle vatandaşının oy hakkını elinden aldığını söyl ememiz mümkün değildir. Kanun koyucunun bunu düşünmediğini veya düşünemediğini söyleyemeyiz. Kurulumuzun yerindelik denetimi yapması da mümkün değildir. Bu itibarla 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddeleri Anayasaya aykırı olmadığına ve böyle iddiada bulunm adığımıza göre uygulanması zorunludur.

16/04/2017 tarihli ve 560 sayılı kararımızda, ''Yüksek Seçim Kurulu tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmayan hallerde, sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi gerektiğine'' denilmiştir. Yüksek Seçim Kurulu tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmayan hallerin tespitini yapacak olanlar sandık görevi ile ilgili eğitim aldıkları halde, zarfları ve oy pusulularını dahi mühürlemeyenlerdir. Bizler Hakim olarak baktığımız davalarda bir evrakın sahteliğini tespit etmek için uzman bilirkişilere başvurmaktayız. Sandık görevlilerin çoğunluğu değişik siyasi partiler in bildirdikleri kişilerden oluşmakta olup, sahtecilik konusunda özel bir eğitimleri olmadığı için, bu denetimi yapmaları onlardan beklenemez. Oyların seri bir şekilde sayılması gerektiği düşünüldüğünde de bu denetimin yapılmasının pek mümkün olmadığı görü lecektir. Mühürsüz zarflar ve oy pusulalarının, Yüksek Seçim Kurulu tarafından gönderildiğinde şüphe bulunmadığının tespitini sandık görevlilerine yaptırmaya çalışmak, sandık başlarında gereksiz tartışmalara neden olabileceği gibi, ancak bir soruşturma ile ispatlanabilecek sahtecilik veya hile iddiasının, bu yükün altından kalkamayacak olan kişilere verilmesi doğru olmayacaktır. Siyasi partilerin sandık görevlilerinin birbirlerini denetleyebilmeleri, sandık sonuçlarının seri ve tartışmaya meydan vermeyecek şekilde alınabilmesi için 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddelerindeki kuralların harfiyen uygulanması gereklidir.

Yüksek Seçim Kurulumuzun 560 sayılı kararının gerekçelerinden biriside, geçmiş yıllarda benzer kararların Yüksek Kurul tarafından alındığıdır. Kurulumuzun geçmiş yıllarda bu yöndeki kararlarına baktığımızda, konunun Yüksek Kurulun önüne bir silsileyi takip ederek, önce sandık kuruluna, sonra ilçe ve il seçim kuruluna intikal ettiği, buradan da Yüksek Kurulun önüne geldiği görülmektedir. Yükse k Kurulumuz ilk defa bir seçimin devamı sırasında böyle bir karara imza atmıştır. Bu kararın 298 sayılı yasanın 98 ve 101. maddelerine ve 14/02/2017 tarihli 29979 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 135/I sayılı genelgemize aykırı olması, tamamen seçmenlerin oy haklarını korumaya matuf olan bu kararı, kamuoyunda tartışmalı hale getirmiştir.

Sandıklardaki sayım işlemleri Yüksek Kurulumuzun bu kararına göre yapılmış, siyasi partilerin sandık görevlileri bu kararımız nedeniyle mühürsüz zarflar ve oy pusulaları na itiraz etmemişler, dolayısıyla mühürsüz zarflar ve oy pusulalarının miktarının tespiti imkansız hale gelmiştir. Gerek siyasi partilerce, gerekse Kurulumuzca, gerçekte ne kadar mühürsüz zarf ve oy pusulası olduğu bilinmemektedir. Siyasi partilerin ve Kur ulumuzun bilmediği bir şey kamuoyuna bu durumda 2.5 milyon oy olduğu şeklinde yansımıştır. Yeniden yapılacak sayımın kamuoyunda oluşturulan şüpheyi ortadan kaldırmaya yetmeyeceği gözetildiğinde, artık 2.5 milyon mühürsüz zarf ve mühürsüz oy pusulası olduğunu ya da olmadığını tartışmak anlamsız hale gelmiştir. Ülkemiz çıkan sonucun doğru olduğuna inanan ve inanmayan kesimler olarak ikiye bölünmüştür. Bu tartışmanın hiç bitmeyeceği gelecek kuşaklara da yansıyacak bir sürece girilmiştir.

Yüksek Seçim Kurul umuzun 560 sayılı kararının dışında seçim sürecinde yapılan iş ve işlemlerle ilgili aşağıda gösterilen kararlarında değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kararlar:

1- Yüksek Kurulumuzun 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 80. maddesiyle getirilen düzenle me ile ilgili 12/01/2017 tarih ve 28 no'lu kararı.

2- Yüksek Kurulumuzun 13/03/2017 tarih ve 297 no'lu TGRT HABER TELEVİZYON A.Ş ile ilgili kararı.

3- Yüksek Kurulumuzun 13/03/2017 tarih ve 298 no'lu HALK RADYO VE TELEVİZYON YAYINCILIK A.Ş ile ilgili kar arı.

4- Yüksek Kurulumuzun 13/03/2017 tarih ve 299 no'lu NET YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş ile ilgili kararı. (TV Net)

5- Yüksek Kurulumuzun 13/03/2017 tarih ve 300 no'lu BİRLEŞİK YAYIN REKLAM SANAYİ VE TİCARET A.Ş ile ilgili kararı. (Kanal 16)

6- Yüksek Kurulumuzun 13/03/2017 tarih ve 301 no'lu R.M.B RADYO TELEVİZYON A.Ş ile ilgili kararı. (Bursa TV)

7- Yüksek Kurulumuzun 13/03/2017 tarih ve 302 no'lu ULUSAL KANAL İLETİŞİM HİZ METLERİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş ile ilgili kararı

8- Yüksek Kurulumuzun 13/03/2017 tarih ve 303 no'lu ALTUNBEY TELEVİZYON VE RADYO İŞLETMECİLİĞİ SANAYİ VE TİCARET A.Ş ile ilgili kararı (Abant TV)

9- Yüksek Kurulumuzun 13/03/2017 tarih ve 304 no'lu KANAL A YAYINCILIK TİCARET A.Ş ile ilgili kararı.

10- Yüksek Kurulumuzun 13/03/2017 tarih ve 305 no'lu MEGA AJANS VE REKLAMCILIK TİCARET A.Ş ile ilgili kararı.

11- Yüksek Kurulumuzun 23/03/2017 tarih ve 387 no'lu Halk TV, Bursa TV, A Haber, TGRT Haber, Ulusal 1 , Ege TV, TRT Haber, Kanal 5, Kanal A, Uzay Haber, Tele 1, Kanal Fırat ve RTV 23 ile ilgili kararı.

12- Yüksek Kurulumuzun 23/03/2017 tarih ve 388 no'lu Halk TV, Bengü Türk TV, TV A- Yerel, Kanal A, Fm TV, Kanal Urfa, Bursa TV, Kanal Fırat, TGRT Haber, Ül ke TV, Uzay Haber, Abant TV ile ilgili kararı.

13- Yüksek Kurulumuzun 28/03/2017 tarih ve 410 no'lu sivil toplum kuruluşlarının propaganda yapıp yapamayacakları ile ilgili kararı.

14- Yüksek Kurulumuzun 28/03/2017 tarih ve 422 no'lu Bağımsız Milletvekili Nuri Okutan'ın miting yapma isteği ile ilgili kararı.

15- Yüksek Kurulumuzun 30/03/2017 tarih ve 433 no'lu Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin stant açma isteği ile ilgili kararı.

16- Yüksek Kurulumuzun 30/03/2017 tarih ve 438 no'lu Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Marmaris ilçe temsilciliği ile ilgili kararı.

17- Yüksek Kurulumuzun 03/04/2017 tarih ve 464 no'lu TGRT Haber, Halk TV, Kanal 24, Bursa TV -Uydu, Kanal Urfa, TV -A Yerel, ATV, Kanal D, Show TV, TV 8, NTV, 360 TV, TV Net, Bengü Türk TV, Kanal A, Beyaz TV, Ülke TV, A Haber, TV Kayseri ve Abant TV ile ilgili kararı.

18- Yüksek Kurulumuzun 06/04/2017 tarih ve 486 no'lu kısa adı TÜGVA olan vakfın çadır kurma isteği ile ilgili kararı.

19- Yüksek Kurulumuzun 11/04/2017 tarih ve 517 no'lu A Haber, Halk TV, TRT Haber, Kanal A, Tele 1, TV Kayseri, Bursa TV, Ülke TV Star TV ile ilgili kararı.

Yüksek Kurulumuzun 12/01/2017 tarih ve 28 no'lu kararı, 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 80. maddesiyle getirilen düzenleme ile ilgilidir. 298 sayılı Kanunun 35. maddesine istisna getiren geçici 23. maddesi 31/12/2016 tarihi itibarıyla yürürlükten kalkmıştır. Buradaki düzenleme yurt dışında seçmen olacaklarla ilgili kuralları belirlemekteydi. 5490 sayılı kanunun 49/3 maddesiyle yapılan değişiklik 298 sayılı yasanın yürürlükten kalkan geçici 23. maddesinin yerine yapılmıştır. Anayasamızın 67/son maddesinde, ''Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.'' denmektedir. Anayasamızın 67/son maddesinden çıkan sonuç, seçim kanunlarında yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdikten ancak bir yıl sonra uygulanabilir hale geldiğidir.

Yüksek Kurul üyesi bir arkadaşımız ile beraber bu karara yazdığımız muhalefet şerhi; ''Cumhuri yet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent TEZCAN 09/01/2017 tarihinde Kurul Başkanlığımıza verdiği dilekçede; daha önce 298 sayılı Kanun’un geçici 23. maddesinde düzenlenen ve 31/12/2016 tarihinde yürürlükten kalkan hükmün bu kez 680 sayılı Kanun Hük münde Kararname’nin 80. maddesiyle düzenlendiğini, bu Kanun Hükmünde Kararname ile 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanununun 49. maddesinin mülga 3. fıkrasına hüküm konulduğunu, her ne kadar değişiklik 5490 sayılı Kanunda yapılmış ise de, bunun seçim mevzuatında değişiklik mahiyetinde olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 67/Son maddesi hükmüne göre ancak yürürlüğe girdikten bir yıl geçmesinden sonra uygulanabileceğini, Kurulun bu k onuda karar vermesini istemiştir.

Kurulumuzun yaptığı toplantıda, Kurulumuzun çoğunluğu bu değişikliğin seçim kanunlarında yapılan bir değişiklik olmadığı kanaati ile, yürürlüğe girmesiyle birlikte hemen uygulanacağına karar vermişlerdir. Kurulumuzun çoğunluk görüşüne aşağıda göstereceğimiz gerekçelerden ötürü katılmıyoruz.

5490 sayılı Kanunun 49/3 maddesiyle getirilen düzenleme Anayasamızın 67/son maddesinde sözü edilen seçim yasalarında bir değişiklik olarak kabul edilebilir mi? sorusu tartışmamızın öz ünü oluşturmaktadır. Öncelikle bu konudaki yasal mevzuatlara bakmak gerekmektedir. Anayasamızın 67/son maddesinde; “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılan seçimlerde uygulanmaz.” 298 sayılı Seçi mlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun geçici 23. maddesi ise; “31/12/2016 son tarih olmak üzere milletvekili genel seçimi, cumhurbaşkanlığı seçimi ve halkoylamalarında 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesindeki hükümlerle sınırlı kalınmaksızın Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası esas alınarak veya mevcut bilgilerle Yurt Dışı Seçmen Kütüğü oluşturulabilir.” 298 sayılı Kanunun 35/1 maddesi ise; “Yurt dışı seçmen kütüğü, adres kayıt sis temindeki bilgiler esas alınarak Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde oluşturulur.” 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 80. maddesi ile 5490 sayılı Kanunun 49/3 maddesine getirilen yeni düzenlemede ise; “Yerleşim yeri adresi yurt dışında olan Türk vatandaşlarının adres kayıtları, yaşadıkları ülkede kullanılan adres verilerine veya o ülke ve bağlı olduğu temsilcilik bilgisine göre tutulur.” denilmiştir.

298 sayılı Kanunun geçici 23. maddesinde “Seçimlerin Temel Hükümleri ve Se çmen Kütükleri Hakkında Kanunun 35 inci maddesindeki hükümlerle sınırlı kalınmaksızın” denilmek suretiyle geçici 23. maddenin aynı Kanunun 35. maddesinin bir istisnası olduğu açıkça vurgulanmak istenmiştir. Şimdi 5490 sayılı Kanunun 49/3 maddesine konulan hüküm 298 sayılı Kanunla ilişkilendirilmemiş ise de, 298 sayılı Kanunun 35. maddesindeki yurt dışı seçmen kütüğünün oluşturulmasını doğrudan etkileyecek şekilde düzenlenmiştir.

298 sayılı Kanunun 35. maddesine istisna getiren geçici 23. madde 31/12/2016 tarihi itibarıyla yürürlükten kalkmakla, 35. maddenin bu konuda bir istisnası kalmamış olup, artık 01/01/2017 tarihi itibarıyla yurt dışı seçmen kütüğünün 35. maddeye göre düzenlenmesi zorunlu hale gelmiştir. 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname 06/01/2017 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 298 sayılı Kanunun 35. maddesine göre 01/01/2017 tarihi itibarıyla seçmen olamayanlar bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girmesiyle birlikte yurt dışı seçmen statüsü kazanmışlardır. 680 sayılı Kanun Hükmünde Kararname yle yapılan düzenlemenin doğrudan 298 sayılı Kanunun 35. maddesini etkilediğini izaha gerek yoktur. Kanun koyucu, 298 sayılı Kanunun geçici 23. maddesinde değişiklik yapması halinde, Anayasamızın 67/son maddesindeki derhal yürürlüğe giremeyeceği kuralını g öz önünde tutarak ve değişikliğin derhal yürürlüğe girmesini teminen, yeni düzenlemeyi seçim yasasında yapmamış, 5490 sayılı Kanunda yapmıştır.

Yukarıda da anlatıldığı gibi 5490 sayılı Kanunun 49/3 maddesiyle getirilen düzenleme doğrudan yurt dışı seçmen olmayı etkilediğinden, Anayasamızın 67/son maddesi kapsamında seçim yasalarında yapılan değişiklik mahiyetindedir. Bugün daha önceki düzenlemenin devamı mahiyetinde olduğu için ılımlı gözle bakılan bu değişiklik, ileride yapılacak ve olumsuz olabilecek de ğişikliklere zemin hazırlamamalıdır. Kanun koyucunun seçim kanunlarında değişiklikleri, seçim kanunlarında yapmayıp, başka kanunlarda yaparak Anayasamızın 67/son maddesinin uygulanmasını işlevsiz kılmasının önü açılmamalıdır. Kaldı ki, 5490 sayılı Kanunun

49/3 maddesi nüfus uygulamaları yönünden 06/01/2017 tarihinde yürürlüğe girse bile, yurt dışı seçmen olabilmeyi etkilediğinden ve doğrudan seçim hukukunu ilgilendirdiğinden, bu kıs ım yönünden ancak 06/01/2018 tarihinden itibaren uygulanabilir düşüncesindeyiz.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle Kurulumuzun çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.'' şeklindedir.

Yüksek Kurulumuzun yukarıda belirtilen 13/03/2017 tarih ve 297, 298, 299, 300, 30 1, 302, 303, 304, 305 sayılı kararları, 23/03/2017 tarih ve 387,388 sayılı kararları, 03/04/2017 tarih ve 464 sayılı kararı, 11/04/2017 tarih ve 517 sayılı kararı, 687 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kar arname'nin 10. maddesiyle yürürlükten kaldırılan, 298 sayılı Kanunun 149/A maddesinin, Anayasanın 67/son maddesi hükmü gözetildiğinde uygulanıp uygulanamayacağı ile ilgilidir.

Yüksek Kurulumuzun çoğunluğu, 298 sayılı Kanunun 149/A maddesinin radyo ve tel evizyonlara ceza verilmesi ile ilgili lehe bir değişiklik getirdiği için derhal uygulanması gerektiği gerekçesine dayanmış, radyo ve televizyonlara 298 sayılı kanunun 55/A maddesi ve Yüksek Seçim Kurulunca belirlenen esaslara aykırı yayın yapmaları halinde ceza verilemeyeceğini kabul etmişlerdir.

Yüksek Kurul üyesi bir arkadaşımız ile benim bu kararlara yazdığımız muhalefet şerhlerinde, Anayasamızın 67/son maddesi gereğince normun yürürlükte olduğu ve uygulanması gerektiği açıkça belirtilmiştir.

Muha lefet şerhlerinde;

''298 sayılı Kanunun özel radyo ve televizyon yayınlarına ilişkin suçlar başlıklı 149/A maddesinde; aynı Kanunun 55/A maddesine ve Yüksek Seçim Kurulunca belirlenecek esaslara aykırı yayın yapılması halinde uygulanacak “cezalar” belir lenmiştir.

Ancak 298 sayılı Kanunun 149/A maddesi Resmî Gazete’nin 9 Şubat 2017 tarihli 29974 sayılı nüshasında yayımlanan 687 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile yürürlükten kaldırılmıştır.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 67/son maddesi “Seçim kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygu lanmaz” hükmünü içermektedir. 687 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile 298 sayılı Kanunun 149/A maddesi hükmünün yürürlükten kaldırılması seçim yasalarında yapılan bir değişikliktir.

687 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 298 sayılı Kanunda yapılan değişikliğin Anayasa’nın 67. maddesinin son fıkrası göz önüne alındığında 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak olan halkoylaması sürecinde uygulanıp uygulanamayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmekt edir. Konunun açıklığa kavuşturulması, Anayasa’nın 67/son maddesinin gerekçesi, yapım sürecindeki komisyon raporları ile birlikte yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır.

Normun yorumlanabilmesi için normun ortaya çıkış sürecine ve gerekçesine bakmak gerekmekt edir. 67. Maddenin son fıkrasının gerekçesi, “seçim kanunlarında konjonktürel değişikliklere yer verilmemesi amaçlanmıştır” şeklindedir. Anayasa Uzlaşma Komisyonu ve Anayasa Komisyonundaki müzakere tutanakları incelendiğinde norma yüklenen amaç ve anlamın; bir yıllık süre içinde gerçekleşen seçimlerde yeni kuralın uygulanmaması ve değişiklik öncesi var olan ve müdahale edilen kuralın uygulanmaya devam edilmesi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Komisyonu üyesi Mustafa Kamalak’ın, norma yüklenen anlam yönünden bir tereddüt yaşanmaması için kuralın “seçim kanunları yayımlandıktan bir yıl sonra yürürlüğe girer” şeklinde modellenmesi önerisi, Komisyon tarafından taslak metin ile önerilen metin arasında anlam ve amaç yönünden bir farklılık bulunmadığı değer lendirilmesi yapılarak kabul edilmemiştir.

Bir kanunun gerçek anlamda yürürlüğe girmesi, sonuç doğuracak şekilde uygulanması ile mümkündür. Resmi Gazete’de yayımlanmakla birlikte, yürürlük maddesinde uygulanması ötelenen kanun, uygulanma tarihine kadar sonuç yaratmayan, icrailik kazanmayan ve kendisinden önceki kanun kuralını ilga etme kudreti bulunmayan bir kanundur. Kanunların yürürlük maddesinde uygulanmasının ertelendiği hallerde, yürürlük zamanı olarak Resmi Gazete’de yayımlanma tarihi değil, uygulanma tarihinin anlaşılması gerekir.

Nitekim tartışılan normun yapım sürecinde Anayasa Uzlaşma Komisyonu ve Anayasa Komisyonu Üyesi ve milletvekili sıfatıyla görev yapan Ahmet İyimaya, T ürkiye Barolar Birliği Dergisinin 373. Sayısında yayınlanan makalesinde “uygulanamazlığın” anlamını; “ Uygulanamazlığın anlamı, yeni kuralın seçim şartına bağlı olarak bir yıl askıya alınmasını, aynı süre için ilga fonksiyonunu yok etmesi, askı süresinde re alize olan seçimlerde askı sebebiyle yürürlükten kalkmamış, yürürlüğü süren, bir yıl sonra yürürlükten kalkacak olan (eski) kuralın uygulanması gerektiğidir.” şeklinde değerlendirmektedir.

Anayasa yapıcı TBMM’de çoğunluğu elinde bulunduran bir grubun seçim lere gidilirken kendi lehine olacak şekilde oyunun kurallarını değiştirmesini bertaraf etmek için seçim kanunlarındaki değişikliklerin yürürlük tarihini yasa koyucunun takdirine bırakmaksızın bir yıl ötelemeyi tercih etmekle hiçbir istisnaya yer vermeksizi n seçim kanunlarında yapılan değişikliklerden sonraki bir yıl içinde yapılacak seçimlerin, değişikliklerden önceki kurallara göre yapılmasını teminat altına almıştır.

Diğer taraftan seçim kanunlarında yapılacak değişikliğin, bir yaptırımın kaldırılmasına i lişkin olması, Anayasa’nın 67. Maddesinin son fıkrasının ihmal edilmesini gerektirmez. Seçim kanunlarında yeni suç ihdas eden bir değişikliğe dayanarak bir yıl içinde yapılacak seçimlerde kişilere cezai yaptırım uygulanamayacağı gibi, fiili suç olmaktan çı karan ancak henüz uygulanma kabiliyeti olmayan yasal düzenlemeye dayalı olarak bir suçun cezasız bırakılması da söz konusu olamaz.

Somut olayda Anayasada yer alan “uygulanamazlık” kuralı nedeniyle 687 sayılı KHK henüz askıda olduğundan 298 sayılı Kanunun 149/A maddesini ilga etmemiştir. Belirlenen yayın ilkelerine aykırı yayın yapılmasını yaptırıma bağlayan kural halen yürürlüktedir. Fiilin işlendiği tarihte fiili yaptırıma bağlayan kanun hükmü bulunmakla, olayda “cezanın kanuniliği” koşulu gerçekleştiği nden bu aşamada Anayasanın 38. maddesine aykırılıktan söz edilemez. Ceza hükmünü yürürlükten kaldıran 687 sayılı KHK hükmü henüz uygulanabilir olmadığından, bu aşamada lehe hükmün uygulanması tartışması da yapılamaz.

Açıklanan nedenlerle Radyo ve Televizy on Üst Kurulunun ... günlü, ... sayılı yazısında; ... logosuyla yayın yapan ... adlı kuruluşa ait izleme ve değerlendirme raporu ve buna ilişkin Üst Kurulun ... tarih ve ... sayılı toplantısında aldığı ... sayılı kararın esasına girilerek, Kurulumuzca bel irlenen yayın ilkelerine aykırı yayın yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi, aykırı yayın yapıldığının tespiti halinde anılan Kanunun149/A maddesi uyarınca işlem yapılması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz.'' denilmiştir.

Muhalefet gerekçemizden açı kça anlaşıldığı üzere, bir norm henüz uygulanabilir hale gelmeden uygulanabileceğine karar verilmiştir. 298 sayılı Kanunun 149/A maddesindeki düzenlemeye baktığımızda, bu Kanunun 55/A maddesine ve Yüksek Seçim Kurulunca belirlenen esaslara aykırı olarak ya yın yapılması halinde, cezai müeyyideler getirdiği görülmektedir. Bu cezai müeyyidelerin konuluş amacına baktığımızda, Anayasamızın 67 ve 79. maddelerindeki düzenlemelere paralel olarak seçimlerin eşit ve dürüst şekilde yapılmasını temin için olduğu anlaşı lmaktadır. 298 sayılı Kanunun 149/A maddesindeki müeyyideyi uygulamak yerine, uygulanamaz olduğuna karar verilmesi, propaganda açısından eşit olmayan şartlarda halk oylamasına gidilmesi sonucunu doğurmuştur. Kurulumuzun bu kararı ile radyo ve televizyonlarda kendi görüşleri dışında görüşlere yer vermeyen yayınların önü açılmıştır. 298 sayılı yasanın 149/A maddesinin yürürlükten kalktığı ve halk oylamasında uygulanamayacağı kararı ile Yüksek Seçim Kurulu günümüzde propaganda ile ilgili en önemli ve etkili bir yöntem olan radyo ve televizyonlar üzerindeki Anayasa'nın 67 ve 79. maddelerinden gücünü alan seçimlerdeki yönetim ve denetim yetkisini kaybetmiştir.

Bağıms ız Milletvekili Nuri Okutan'ın milli iradeye saygı adıyla bir miting düzenleme isteği ile ilgili olarak, Isparta İlçe ve İl seçim kurullarının mitingin yapılamayacağına dair kararlarının itirazen Yüksek Kurulumuza gelmesi üzerine, Kurulumuz çoğunluğu taraf ından, itirazın reddine karar verilmekle miting yapılamayacağı nihai karara bağlanmıştır.

Yüksek Kurulumuzun 28/03/2017 tarih ve 422 sayılı çoğunluk kararına iki üyemiz ve benim yazdığımız muhalefet şerhi; ''16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilecek halko ylamasının dayanağı olan 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunun 1. maddesinde; “... Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkında Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri tatbik edilir ” kuralı bulunmaktadır.

3376 sayılı Kanunun 3. maddesinin ikinci fıkrasında ise; “Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması için bütün tedbirleri alır ve hazırlıkları yapar. Kurul, halkoylamasının sağlıklı v e düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak amacıyla gerekli ilke kararlarını almaya yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre Yüksek Seçim Kurulu, halkoylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak için gerekli ilke kararlar ını almaya yetkili kılınmıştır.

Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması TBMM tarafından kabul edilen Anayasa değişikliğine ilişkin Kanun’un halkın onayına sunulması olup, bu oylamada partili ya da bağımsız adayların yarışması söz konusu değildir. Ha lkoylaması; oylama yapılacak olması nedeniyle geniş anlamda bir seçim olmakla birlikte, bu oylamada partili ya da bağımsız adayların yarışması söz konusu olmadığından bu yönüyle diğer seçimlerden ayrışmaktadır. Dolayısıyla 298 sayılı Kanunun propaganda hakkını, partili ve bağımsız adayların yarıştığı seçimleri esas alarak siyasi partiler ve bağımsız adaylarla sınırlayan hükümlerinin, atıf yoluyla halkoylamasında da uygulanması mümkün değildir.

Bu itibarla 3376 sayılı Kanunun 1. Maddesinden 298 sayılı Kanuna yapılan genel atfın, halkoylamasının, 298 sayılı Kanunun halkoylaması ile bağdaşan hükümleri ile sınırlı olarak anlaşılması, bağdaşmayan hususların ise 3376 sayılı Kanunun 3.maddesinin 2.fıkrasının verdiği yetki ve görev kapsamında Yüksek Seçim Kurulunca alınacak ilke kararlarıyla düzenlenmesi gerekmektedir. Bu düzenleme yapılırken de “Evet” ve “Hayır” tercihinden oluşan halkoylamasının diğer seçimlerden ayrılan bu özelliği nedeniyle siyasi partiler dışındaki kişi ya da grupların da oylanan kanunla ilgili görüşlerini propaganda yöntemlerini kullanarak açıklama ve yayma hakkı bulunduğunun kabulü gerekmektedir.

Öte yandan, Yüksek S eçim Kurulu tarafından halkoylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla propaganda hakkının kullanılma sı sırasında uyulması gereken usul ve esaslara ilişkin olarak daha önce alınmış olan kararların siyasi partiler dışındaki kişi ve gruplar yönünden de uygulanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle siyasi partiler dışındaki kişi ve gr upları da propaganda yapma hakkı bulunduğundan itirazın kabulü ile Isparta Merkez İlçe Seçim Kurulunun 24/03/2017 tarihli, 32 - 45 sayılı kararının tam kanunsuzluk nedeni ile iptaline ve “Milli İradeye Saygı” konulu toplantı için izin verilmesi talebinin Isp arta Merkez İlçe Seçim Kurulunca, Kurulumuzun 15/02/2017 tarih ve 2017/109 sayılı Genelgesi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğine karar verilmesi görüşü ile sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.'' şeklindedir.

3376 sayılı kanunun 1. maddesinde, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde 298 sayılı kanunun bu kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır denilmiştir. 298 sayılı Kanunun 49 ve devamı maddelerinde ise propaganda ile i lgili kurallar getirildiği görülmektedir. 298 sayılı yasanın ''açık yerlerde propaganda'' başlıklı 50. maddesinde siyasi partilerin dışında bağımsız adaylarında propaganda yapabilecekleri kurala bağlanmıştır. 298 sayılı yasanın propaganda ile ilgili düzen lemelerinin seçime giren siyasi partiler ve bağımsız adayların yarıştığı esası göz önüne alınarak yapıldığı anlaşılmaktadır. 16/04/2017 tarihinde yapılan Halk oylaması ise, adayı bulunmayan, bir yarış esasına dayanmayan, toplumun bütün kesimlerini ilgilend iren Anayasa değişikliği oylamasıdır. 298 sayılı yasa yarış esasına dayalı olarak propagandayı düzenlediği için halk oylamasının özü ile çelişmektedir. 3376 sayılı yasanın 1. maddesi gereğince, 298 sayılı yasanın aykırı olmayan hükümlerinin uygulanacağı g özetildiğinde, halk oylamasının ruhuna aykırı olan, 298 sayılı yasanın propaganda ile ilgili bir kısım düzenlemelerinin uygulanması mümkün değildir. Milli iradeye saygı mitingi yapmak isteyen kişi belirtilen tarihte Isparta bağımsız milletvekilidir. 298 sa yılı yasanın Milletvekili genel seçimlerinde sadece belli miktar ücret yatırmak suretiyle bağımsız aday olan kişilere tanıdığı propaganda hakkı kadar, halen bağımsız milletvekili olan kişininde Anayasa halk oylamasında miting yapıp görüş beyan etmeye hakkı vardır. Bağımsız Milletvekiline miting yapma izninin verilmemesi Anayasa değişiklerin halka anlatılmasında eşitsizlik yaratmıştır.

Yüksek Kurulumuzun 28/03/2017 tarih ve 410 no'lu sivil toplum kuruluşlarının ve platformlarının propaganda yapıp yapamayaca kları ile ilgili çoğunluk kararında, Üsküdar İlçe Seçim Kurulunun istediği görüşle ilgili olarak, '' Anayasa değişikliği halkoylamasında, propaganda döneminin başlangıç tarihinden bitimine kadar uyulması gereken usul ve esaslar Kurulumuzun 15/02/2017 tarih li ve 2017/109 sayılı kararı ile belirlenerek Resmi Gazete'nin 15/02/2017 tarihli, 29980 mükerrer sayılı nüshasında yayınlandığından görüş bildirilmesine yer olmadığına,'' şeklinde karar verilmiştir.

Yüksek Kurul üyesi üç arkadaşımız ile birlikte bu karar a yazdığımız muhalefet şerhi;

''16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilecek halkoylamasının dayanağı olan 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunun 1. maddesinde; “... Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 298 sayılı Seçiml erin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkında Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri tatbik edilir ” kuralı bulunmaktadır.

3376 sayılı Kanunun 3. maddesinin ikinci fıkrasında ise; “Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması i çin bütün tedbirleri alır ve hazırlıkları yapar. Kurul, halkoylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak amacıyla gerekli ilke kararlarını almaya yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre Yüksek Seçim Kurulu, halkoylamasının s ağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak için gerekli ilke kararlarını almaya yetkili kılınmıştır.

Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması TBMM tarafından kabul edilen Anayasa değişikliğine ilişkin Kanun’un halkın onayına sunulması ol up, bu oylamada partili ya da bağımsız adayların yarışması söz konusu değildir. Halkoylaması; oylama yapılacak olması nedeniyle geniş anlamda bir seçim olmakla birlikte, bu oylamada partili ya da bağımsız adayların yarışması söz konusu olmadığından bu yönü yle diğer seçimlerden ayrışmaktadır. Dolayısıyla 298 sayılı Kanunun propaganda hakkını, partili ve bağımsız adayların yarıştığı seçimleri esas alarak siyasi partiler ve bağımsız adaylarla sınırlayan hükümlerinin, atıf yoluyla halkoylamasında da uygulanması mümkün değildir.

Bu itibarla 3376 sayılı Kanunun 1. Maddesinden 298 sayılı Kanuna yapılan genel atfın, halkoylamasının, 298 sayılı Kanunun halkoylaması ile bağdaşan hükümleri ile sınırlı olarak anlaşılması, bağdaşmayan hususların ise 3376 sayılı Kanunun 3.maddesinin 2.fıkrasının verdiği yetki ve görev kapsamında Yüksek Seçim Kurulunca alınacak ilke kararlarıyla düzenlenmesi gerekmektedir. Bu düzenleme yapılırken de “Evet” ve “Hayır” tercihinden oluşan halkoylamasının diğer seçimlerden ayrılan bu özelliği nedeniyle siyasi partiler dışındaki kişi ya da grupların da oylanan kanunla ilgili görüşlerini propaganda yöntemlerini kullanarak açıklama ve yayma hakkı bulunduğunun kabulü g erekmektedir.

Öte yandan, Yüksek S eçim Kurulu tarafından halkoylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla propaganda hakkının kullanılması sırasında uyulması gereken usul ve esaslara ilişkin olarak daha önce alınmış olan kararl arın siyasi partiler dışındaki kişi ve gruplar yönünden de uygulanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Üsküdar 1.İlçe Seçim Kurulunun görüş talebi üzerine siyasi partiler dışındaki kişi ve grupların da halkoylaması sürecinde prop aganda yapabileceklerine, 15.02.2017 tarih ve 2017/109 sayılı kararı ile belirlenen usul ve esasların bu kişi ve gruplar yönünden de geçerli olduğuna karar verilmesi gerektiği oyu ile sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.'' şeklindedir.

Türk Mühendis ve M imar Odaları Birliği tarafından Kurulumuz Başkanlığına gönderilen 27/03/2017 tarihli, 599 sayılı yazıda; 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak Anayasa Değişikliği Halk oylamasının yalnızca siyasi partileri ilgilendirmediği tüm yurttaşları ilgilendirdiği, Türki ye Cumhuriyeti yönetim şeklini önemli bir ölçekte değiştiren Anayasa değişikliğini siyasal partilerin kampanyalarıyla sınırlamanın demokrasi ve demokratik katılımcılık kavramlarıyla, yurttaşlık haklarıyla örtüşmediği, yurttaşı ve demokratik kurum ve kuruluşları yalnızca “oy” veren konumda tutup, düşünceyi açıklama ve yayma, gerçeğe ulaşma hakkının yasaklanmasının yürürlükteki Anayasanın ihlali olduğu, bugün “oy” kadar demokratik katılımcılığın değerinin varlığını tartışmanın ne insanlığın katettiği yol ne d e şu anda yürürlükte olan Anayasa karşısında anlamı olmadığı, çağdaş anayasaların demokrasiyi yalnızca “oy”a indirgeyen anlayıştan geçen yüzyılda vazgeçtiği, Birliğin Anayasa’nın 135. maddesinde düzenlenen anayasal bir meslek kuruluşu olduğu, Anayasa değiş ikliği konusunda görüş belirtme, toplumla paylaşma, toplantı yapma konusunda yasak konulamayacağı açık olmasına karşın, Yüksek Seçim Kurulu kararları ilgi tutularak mülki amirlerce yasak konulduğu, Anayasal ve yasal düzenlemeler ihlal edilerek, referandumu n amacına aykırı yasaklar konulduğu, halkın iradesinin serbestçe ortaya konulmasının engellendiği ve Yüksek Seçim Kurulu kararları ile getirilen serbest propaganda ortamının bozulduğu, Yüksek Seçim Kurulunun 15/02/2017 tarihli, 2017/109 sayılı kararında ka mu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarına yönelik bir yasak söz konusu değilken, Yüksek Seçim Kurulu kararını ilgi tutarak yasak koyan Valiliklere yönelik açıklayıcı bir karar alınmasını ve bu kararın Valiliklere bildirilmesini, yazıya konu Ankara Valiliğ inin kararının kaldırılması için gerekli işlemin yapılması istenildiğinde, Kurulumuz oy çokluğu ile;

''16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak Anayasa Değişikliği Halkoylamasında, propaganda döneminin başlangıç tarihinden bitimine kadar uyulması gereken usul ve esaslar Kurulumuzun 15/02/2017 tarihli, 2017/109 sayılı kararı ile belirlenerek Resmî Gazete’nin 15/02/2017 tarihli, 29980 mükerrer sayılı nüshasında yayımlanmış olup, anılan kararın “ Propaganda amaçlı yayın ve malzeme dağıtımı” başlıklı (F) maddesi uyarın ca uyuşmazlıkların çözümünde ilçe seçim kurulunun karar verme konusunda yetkili olduğuna ,'' denilmiştir.

Yüksek Kurulumuzun 30/03/2017 tarih ve 433 sayılı çoğunluk kararına bir üyemiz ve ben yazdığımız muhalefet şerhinde;

''Türk Mühendis ve Mimar Odaları B irliği’nin 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak Anayasa Değişikliği Halkoylamasının yalnızca siyasi partileri ilgilendirmediği, tüm yurttaşları ilgilendirdiği, siyasal partilerin kampanyalarıyla sınırlamanın demokrasi ve demokratik katılımcılık kavramlarıyla, yurttaşlık haklarıyla örtüşmediği, düşünceyi açıklama ve yayma gerçeğe ulaşma hakkının yasaklanmasının yürürlükteki Anayasanın ihlali olduğu, Birliğin Anayasa’nın 135. Maddesinde düzenlenen anayasal bir meslek kuruluşu olduğu, Anayasa değişikliği konusunda görüş belirtme, toplumla paylaşma, toplantı yapma konusunda yasa konulamayacağı, Anayasal ve yasal düzenlemeler ihlal edilerek, referandumun amacına aykırı yasaklar konu lduğu, Valiliklere yönelik açıklayıcı bir karar alınmasını ve bu kararın Valiliklere bildirilmesi istenilmekle, Kurulumuzun çoğunluk görüşü olarak, öncelikle ilçe seçim kurulu tarafından bir karar verilmesi gerektiğine dair karar verilmiştir.

Kurulumuzun bu kararına katılmamaktayız. Şöyle ki;

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 79/2 maddesinde; ''Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama... seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.'' denilmiştir.

3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulm ası Hakkında Kanun'un 3. maddesinin 2. fıkrasında ise; ''Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması için bütün tedbirleri alır ve hazırlıkları yapar. Kurul, halkoylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak am acıyla gerekli ilke kararlarını almaya yetkilidir.'' denilmiştir.

Kurulumuzun 15/02/2017 tarihli ve 109 sayılı kararı propagandayı düzenlemiştir. Bu kararla propagandanın çerçevesi çizilmiş olmakla birlikte, 109 sayılı kararın çerçevesi ile çözülemeyecek durumlar ortaya çıkmaktadır. Pratikte 109 sayılı kararın tam olarak çözemediği durumlarla karşılaşılıyor olması gözetildiğinde, Yüksek Seçim Kuruluna gerek Anayasamızın 79. maddesi, gerekse 3376 sayılı yasanın 3/2 maddesine göre verilen görev ve yetki çer çevesinde, Kurulumuzun tüm ülke çapında uygulama birliğini sağlamak ve halk oylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleştirilmesini teminen belirleyici kararlar alması gerektiğini düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun öncelikle ilçe seçim kurulu tara fından karar verilmesi gerektiğine dair görüşüne katılmıyoruz.'' denilmiştir.

Marmaris İlçe Seçim Kurulunun vermiş olduğu karar yönünden Yüksek Kurulumuza getirilen dosyada, Kurulumuz, ''Anayasa değişikliklerinin halkoylamasına sunulmasında, propaganda döneminin başlangıç tarihinden bitimine kadar uyulması gereken usul ve esasların belirlendiği Kurulumuzun 15/02/2017 tarihli, 109 sayılı kararı ve 2709 sayılı T.C. Anayasasının 135. maddesi ile 6235 sayılı Türkiye Mühendis ve Mimarlar Odası Birliği Kanunu kapsamında, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Marmaris İlçe Temsilciliğine ait binaya 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak olan Anayasa Değişikliği Halkoylamasına ilişkin olarak “HAYIR” afişinin asılıp asılamayacağı hususunda, ilçe seçim kurulunca verilecek kararın itirazen Kurulumuz önüne gelmesi ihtimaline karşı, konunun öncelikle Marmaris İlçe Seçim Kurulunca değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiğinden, görüş verilmesine yer olmadığına,'' karar vermiştir.

Yüksek Kurulumuzun 30/03/2017 tarih ve 438 sayılı bu çoğunluk kararına bir üyemiz ve ben yazdığımız muhalefet şerhinde;

''Türk Mühendis ve Mimarlar Odası Başkanlığı'na bağlı Marmaris İlçe Temsilciliğinin binasına halk oylaması ile ilgili propaganda amaçlı afiş asıp asamayacağı konusu nda Marmaris İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı tarafından Kurulumuzdan görüş sorulması üzerine, Kurulumuzun çoğunluk görüşü olarak, öncelikle ilçe seçim kurulu tarafından bir karar verilmesi gerektiğine dair karar verilmiştir.

Kurulumuzun bu kararına katılmam aktayız. Şöyle ki;

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 79/2 maddesinde; ''Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ... seçim tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.'' denilmiştir.

3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanun'un 3. maddesinin 2. fıkrasında ise; ''Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması için bütün tedbirleri alır ve hazırlıkları yapar. Kurul, halkoylamasının sağl ıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak amacıyla gerekli ilke kararlarını almaya yetkilidir.'' denilmiştir.

Kurulumuzun 15/02/2017 tarihli ve 109 sayılı kararı propagandayı düzenlemiştir. Bu kararla propagandanın çerçevesi çizilmiş olmakla birlikte, 109 sayılı kararın çerçevesi ile çözülemeyecek durumlar ortaya çıkmaktadır. Pratikte 109 sayılı kararın tam olarak çözemediği durumlarla karşılaşılıyor olması gözetildiğinde, Yüksek Seçim Kuruluna gerek Anayasamızın 79. maddesi, gerekse 3376 sayıl ı yasanın 3/2 maddesine göre verilen görev ve yetki çerçevesinde, Kurulumuzun tüm ülke çapında uygulama birliğini sağlamak ve halk oylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleştirilmesini teminen belirleyici kararlar alması gerektiğini düşündüğümüzden, sayın çoğunluğun öncelikle ilçe seçim kurulu tarafından karar verilmesi gerektiğine dair görüşüne katılmıyoruz.'' denilmiştir.

Amasya Merkez İlçe Seçim Kurulu tarafından kısa adı TÜGVA olan vakfın çadır kurmak suretiyle stant açıp açamayacağının Ku rulumuzdan sorulması üzerine, Kurulumuzca; ''TÜGVA Vakfının çadır kurmak suretiyle imza standı açıp açamayacağı hususunda, ilçe seçim kurulunca verilecek kararın itirazen Kurulumuz önüne gelmesi ihtimaline karşı, konunun öncelikle Amasya Merkez İlçe Seçim Kurulunca değerlendirilerek bir karar verilmesi gerektiğinden, görüş bildirilmesine yer olmadığına,'' şeklinde karar verilmiştir.

Yüksek Kurulumuzun 06/04/2017 tarih ve 486 sayılı çoğunluk kararına iki sayın üyemiz ve ben yazdığımız muhalefet şerhinde;

16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilecek halkoylamasının dayanağı olan 3376 sayılı Anayasa Değişikliklerinin Halkoyuna Sunulması Hakkında Kanunun 1. maddesinde; “... Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri hakkında Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri tatbik edilir” kuralı bulunmaktadır.

3376 sayılı Kanunun 3. maddesinin ikinci fıkrasında ise; “Yüksek Seçim Kurulu, Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması için bütün tedbirleri alır ve hazırlıkları yapar. Kurul, halkoylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak amacıyla gerekli ilke kararlarını almaya yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre Yüksek Seçim Kurulu, halkoylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleşmesini sağlamak için gerekli ilke kararlarını almaya yetkili kılınmıştır.

Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması TBMM tarafından kabul edilen Anayasa değişikliğine ilişkin Kanun’un halkın onayına sunulması olup, bu oylamada partili ya da bağımsız adayların yarışması söz konusu değildir. Halkoylaması; oylama yapılacak olması nedeniyle geniş anlamda bir seçim olmakla birlikte, bu oylamada partili ya da bağımsız adayların yarışması söz konusu olmadığından bu yönüyle diğer seçimlerden ayrışmaktadır. Dolayısıyla 298 sayılı Kanunun propaganda hakkını, partili ve bağımsız adayların yarıştığı seçimleri esas alarak siyasi partiler ve bağımsız adaylarla sınırlayan hükümlerinin, atıf yoluyla halkoylamasında da uygulanması mümkün değildir.

Bu itibarla 3376 sayılı Kanunun 1. Maddesinden 298 sayılı Kanuna yapılan genel atfın, halkoylamasının, 298 sayılı Kanunun halkoylaması ile bağdaşan hükümleri ile sınırlı olarak anlaşılması, bağdaşmayan hususların ise 3376 sayılı Kanunun 3.maddesinin 2.fıkrasının verdi ği yetki ve görev kapsamında Yüksek Seçim Kurulunca alınacak ilke kararlarıyla düzenlenmesi gerekmektedir. Bu düzenleme yapılırken de “Evet” ve “Hayır” tercihinden oluşan halkoylamasının diğer seçimlerden ayrılan bu özelliği nedeniyle siyasi partiler dışın daki kişi ya da grupların da oylanan kanunla ilgili görüşlerini propaganda yöntemlerini kullanarak açıklama ve yayma hakkı bulunduğunun kabulü gerekmektedir.

Öte yandan, Yüksek S eçim Kurulu tarafından halkoylamasının sağlıklı ve düzenli bir şekilde gerçekleştirilmesi amacıyla propaganda hakkının kullanılması sırasında uyulması gereken usul ve esaslara ilişkin olarak daha önce alınmış olan kararların siyasi partiler dışındaki kişi ve gruplar yönünden de uygulanması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Amasya Merkez İlçe Seçim Kurulunun görüş talebi üzerine siyasi partiler dışındaki kişi ve grupların da halkoylaması sürecinde propaganda yapabilecekleri, TÜGVA’nın stand açma talebinin 15.02.2017 tarih ve 2017/109 sayılı karar ile belirlenen usul ve esaslar uyarınca değerlendirilerek Amasya Merkez İlçe Seçim Kurulunca bir karar verilmesi gerektiği görüşü ile ilgili sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.'' şeklindedir .

Yukarıda ayrıntıları verilen 410, 433, 438 ve 486 sayılı kararlarımızda, sivil toplum kuruluşlarının afiş asma, stant açma, propaganda yapma ile ilgili müracaatları üzerine Kurulumuzca bu konuda hep ilçe seçim kurullarının karar vermesi gerektiği şeklinde görüş beyan edilmiştir. Bu kararlara yazdığımız muhalefet şerhlerinde işin esasına girilerek sivil toplum kuruluşlarının propaganda yapabileceklerine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştik. Kurulumuz, öncelikle ilçe seçim kurullarının karar vermesi ger ektiğini belirterek uygulamada tereddüde düşülen konularda, uygulamaya yol gösterici kararlar vermemiştir. Propaganda ile ilgili genelgemizin anlaşılamadığı veya genelgemizin karşılamadığı konularda, belirleyici olarak kurulumuz tarafından karar verilmemes i, pratikte uygulama birliğinin sağlanamamasına, farklı uygulamaların doğmasına, başka kurumların inisiyatif almasına neden olmuştur. Bu durum , seçimlerin yargı yönetim ve denetimi altında yapılacağına dair Anayasamızın 67 ve 79. maddelerine uygun düşmemiş tir.

Yukarıda ayrıntılı olarak yazıldığı üzere, Anayasa değişikliği gibi önemli bir halk oylamasının anlatılması noktasında, sivil toplum kuruluşlarının gerektiği gibi propaganda yapma haklarını kullanamamaları, seçim Kanunlarında yapılan değişikliklerin b ir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanamayacağı kuralının gözardı edilmesi sonucu, radyo ve televizyon kanallarının sadece kendi görüşlerine yer vermeleri ile Anayasa değişikliği metninin halka anlatılmasında farklı görüşlerin eşit temsil edilmemesi ve 560 sayılı kararımızın yarattığı sonuç gözetildiğinde, Anayasamızın 67 ve 79. maddelerinin ihlal edildiği, bu nedenlerle seçimlerin iptali yolundaki başvurunun kabulüne karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden, Yüksek Kurulumuzun sayın çoğunluğunun görüş üne katılmıyorum.


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
  • Misafir 28 Nisan 2017 Cuma 00:29
    bu kadar usulsüzlüğü yeterince kanunsuz bulmamışlar! tam kanunsuzluktan ne anlıyorlar acep?
Kalan karakter : 2000