ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

DARBE GİRİŞİMİ SONRASI ALINAN ACİL TEDBİRLER

  • OHAL İlanı

Olağanüstü hâl rejimleri, devletin, normal hukuk düzeninin kuralları ile karşılanmasına imkân olmayan olağanüstü bir tehdit veya tehlike karşısında başvurduğu özel yönetim usulleridir. Olağanüstü hâl rejiminin konusu veya içeriği, ülkelere ve olağanüstü hâl rejiminin çeşidine göre değişmekle beraber, bütün olağanüstü hâl rejimlerinde, bu rejimlerin mahiyeti gereği olarak görülen özellik, idarenin yetkilerinin ve özellikle takdiri yetkilerinin normal zamanlara göre genişlemesi, kişilerin temel hak ve hürriyetlerinde de yine normal zamanlara oranla daha ileri ölçüde sınırlamalar yapılabilmesidir.

15 Temmuz 2016 gecesi Türkiye Cumhuriyeti Devleti olağanüstü hal ilanının gerektirecek ciddi bir durum ile karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle Anayasanın 120. maddesi ile 2935 sayılı olağanüstü Hâl Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre ülke genelinde 21.7.2016 Perşembe günü saat 01.00’dan itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca 20.07.2016 Tarih ve 2016/9064 sayılı kararı ile karar verilmiş, bu Karar Türkiye Büyük Millet Meclisinin 21.07.2016 tarih ve 1116 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.

  • KHK Düzenlemeleri

Darbe girişimi sonrası alınan en acil ve etkili hukuki tedbirler Anayasamızın 119 ve 120. maddeleri çerçevesinde olağanüstü hâl ilan edilmesi ve 121. maddesi kapsamında kanun hükmünde kararnamelerin çıkarılmasıdır. Bu kararnameler yasa gücünü haiz olmaları nedeniyle, darbe girişiminin etkilerinin kısa süre içerisinde bertaraf edilmesi için kullanılabilecek en etkili idari işlemler olarak uygulamaya konulmuştur.

  • Yargılama Usullerine İlişkin Alınan Tedbirler

667 sayılı KHK kapsamında; Türk Ceza Kanununda yer alan devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine, milli savunmaya ve devlet sırlarına Karşı suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından, olağanüstü halin devamı süresince;

  • Gözaltı süresinin üst sınırı otuz güne çıkarıldığı,
  • Yürütülen soruşturmalar kapsamında görev ve unvan ayrımı yapılmaksızın kamu görevlileri de dâhil olmak üzere bütün şüpheli, mağdur ve tanık ifadelerinin adli kolluk görevlileri tarafından da alınabileceği,
  • Yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda,
    • İfade alma ve sorgu sırasında veya duruşmada en çok üç avukatın hazır bulunabileceği,
    • Ceza mahkemelerinde duruşmanın başlamasından önce iddianame veya iddianame yerine geçen belgenin okunabileceği gibi özetlenerek de anlatılabileceği;
    • Tutukluluğun incelenmesi, tutukluluğa itiraz ve tahliye taleplerinin dosya üzerinden karara bağlanabileceği;
    • Hâkim veya mahkemenin uygun gördüğü durumlarda aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle şüpheli veya sanığın sorgusunun yapılabileceği yahut duruşmalara katılmasına karar verilebileceği,
  • 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler nedeniyle açılan davalarda terörle mücadelenin sekteye uğramaması açısından yürütmenin durdurulmasına karar verilemeyeceği,

hususları düzenlenmiştir.

Keza 668 sayılı KHK hükümlerine göre; olağanüstü hal süresiyle sınırlı olmak kaydıyla, olağanüstü hal kapsamında Devletin güvenliğine, anayasal düzene, milli savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçlar ile terör suçları ve toplu işlenen suçlar nedeniyle gözaltında bulunan ve tutuklanan şüpheli sayısının fazlalığı, soruşturmanın çok yönlü ve ülke çapında yürütülmesi ve milli güvenliğe yönelik tehditlerin en aza indirgenmesi bakımından bir kısım tedbirler alınmıştır. Bu kapsamda;

  • Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından doğrudan yakalama emri verilebileceği düzenlenmiş, yakalama emirleri üzerine yakalanan kişiler için azami 30 günlük gözaltı süresi öngörülmüştür.
  • Soruşturmaların sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içi veya yurt dışında saklanan kişilerin, soruşturma evresinde kaçak sayılacağı düzenlenmiştir.
  • Tutuklama kararlarına itirazın azami on gün, tahliye taleplerinin ise azami 30 günlük süreler zarfında değerlendirilmesi zorunluluğu getirilmiştir.
  • Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle arama yapılabilmesi öngörülmüş, Cumhuriyet savcısının kararı ile el koyma işlemi yapılmış ise en geç 5 günlük süre zarfında el koyma işleminin hâkim onayına sunulması zorunlu tutulmuştur.
  • Askeri mahallerde hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının emriyle Cumhuriyet savcısının katılımı aranmaksızın ve asker kişiler haricindeki sivil kolluk makamları tarafından arama ve el koyma işlemleri gerçekleştirilmesi olanağı getirilmiştir.
  • Şüpheli veya sanığın milli güvenlik açısından tehdit oluşturabilecek haberleşmesi ile terör faaliyetlerini engellemek amacıyla ve bu amaçla sınırlı olarak yakınları ile yaptıkları görüşmelere ilişkin belgelere el konulabilecektir.
  • Terör örgütlerinin finansmanında kullanıldığı veya terör suçu kapsamında elde edildiği hususunda kuvvetli şüphe bulunan durumlarda BDDK, SPK, MASAK vb. kurumlardan rapor beklenmeksizin el koyma işlemi gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı, diğer hallerde hâkim veya mahkeme tarafından gerçekleştirilebilecektir.
  • Avukat kişilerin bürolarında yapılacak aramalarda Cumhuriyet savcısının katılımına gerek görülmemiştir. Bu yerlerde hâkim kararı yanında gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da arama yapılabilmesine olanak sağlanmıştır.
  • Bilgisayar ve kütüklerinde arama ve iletişimin tespiti, teknik araçlarla izleme, gizli soruşturmacı görevlendirme gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı kararıyla yapılabilecek ancak bu karar 5 gün içerisinde görevli hâkim onayına sunulmak zorundadır. Karar onaya sunulmadığı ya da hâkim tarafından karar onaylanmadığı durumda tedbir kendiliğinden kalkacak ve elde edilen deliller hükme esas teşkil edemeyecektir.
  • Milli güvenlik ve soruşturmaların selameti bakımından Cumhuriyet Savcısı tarafından müdafinin soruşturma dosyasını inceleme veya şüpheli ile görüşme yetkisi kısıtlanabilecektir. Ancak, bu süre zarfında ifade alınması yasaklanarak savunma hakkı korunmuştur.
  • Son olarak delillerin teyidi bakımından zorunlu görülen hâllerde, tutuklu veya hükümlüler hâkim kararı ile geçici sürelerle ceza infaz kurumundan alınabilecektir.
  • Olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler nedeniyle açılan davalarda yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
  • Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişi, kurum ve kuruluşlar ile ilgili olarak 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanunun “yapılmaya teşebbüs edilen ya da hâlihazırda devam eden işlemleri, işleme konu malvarlığının aklama veya terörün finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair şüphe bulunması üzerine; Başkanlıkça şüpheyi teyit etmek, işlemi analiz etmek ya da gerekli görüldüğünde analiz sonuçlarını yetkili makamlara intikal ettirmek amacıyla yedi iş günü süreyle askıya almaya veya bu işlemlerin aynı süreyle gerçekleşmesine izin vermemeye” şeklindeki hükmündeki 7 günlük sürenin otuz işgünü olarak uygulanacağı,
  • TCK’nın Devletin Güvenliğine, Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine, Milli Savunmaya ve Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarla sınırlı olarak, terör örgütlerinin yapısı ve oluşumunun sağlıklı bir şekilde tespiti ve yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin hızlandırılması bakımından, şüphelinin aynı olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı veya Cumhuriyet savcısının yazılı emri üzerine kolluk tarafından yeniden ifadesinin alınabileceği,

Düzenlenmiştir.

671 sayılı KHK muvacehesinde; Terörle Mücadele Kanununa 20. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen madde ile TCK’da yer alan Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar, Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar, Milli Savunmaya Karşı Suçlar, Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk ile 3713 sayılı TMK kapsamına giren suçlar nedeniyle gerçek veya tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarının uğradığı zararların tazmini amacıyla, şüpheli veya sanıklara ait taşınmazların veya kara, deniz ya da hava ulaşım araçlarının devir ve temlikini veya bunlarla ilgili hak tesisi ya da tasarruf yetkisini kısıtlama imkânı getirilmiştir. Kısıtlama kararı, soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında ise mahkeme tarafından verilebilir. 1 yıl içinde hukuk mahkemesi tarafından şerhin devamına yönelik ihtiyati haciz/tedbir kararı verilmezse şerh kendiliğinden terkin edilecektir.

673 sayılı KHK kapsamında; ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının başkan ve üyelerinin üyeliklerinin sona ereceği ve yeniden seçim yapılacağı düzenlenmiş, böylece bu kurullarda görevli üyelerin FETÖ yahut diğer örgütlerle bağlantısı olmaksızın kurulların tamamen bağımsız ve tarafsız üyelerden oluşması amaçlanmıştır.

674 sayılı KHK hükümlerine göre; Adli soruşturmalarda bilişim uzmanlığı gerektiren hususlarda hızlı, tarafsız ve şeffaf bilirkişilik sisteminin sağlanması bakımından Adli Tıp Kurumu bünyesinde Adli Bilişim İhtisas Dairesi kurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemelerinin bir dairesinin hukuki veya fiili nedenlerle toplanamadığı durumlarda başkan tarafından başka dairelerden kıdem ve sıraya göre üye görevlendirmesi yapılabilecektir.

Bölge Adliye Mahkemelerine kanun yolu inceleme talebiyle gelen dosyaların savcılıklarda yığılmasını önlemek ve süratle heyet önüne getirilmesini sağlamak amacıyla Bölge Adliye Mahkemeleri Cumhuriyet Savcılarının yazılı ön görüş verme sorumluluğu yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak Cumhuriyet Savcıları duruşmalara katılacak ve duruşma esnasında görüşünü sunmaya devam edecektir.

Ceza Muhakemesi Kanununda değişiklik yapılarak ağır ceza mahkemelerine soruşturma kapsamında taşınmaz, hak ve alacaklara el koymanın yanında kayyım atama yetkisi de tanınmıştır.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunda değişiklik yapılarak, terör suçlarından hükümlü ve tutuklu olanların, ceza infaz kurumu düzeni ile toplum güvenliğini tehlikeye düşürebileceği, terör örgütü veya diğer suç örgütü üyelerinin örgütsel amaçlı faaliyet ve haberleşmelerine imkân sağlayabileceği, yol, kalınacak ceza infaz kurumu ya da sınav merkezi veya okulda güvenlik açısından sakınca bulunabileceği değerlendirildiği takdirde kurum dışına çıkmaları Cumhuriyet başsavcılığı tarafından kısıtlanabilecektir.

675 sayılı KHK çerçevesinde, olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri gereğince kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanalları ile bunların sahibi gerçek veya tüzel kişiler aleyhine açılan davaların ve icra takiplerinin husumet şartı gerekçesi ile reddedileceği ve düşürüleceği, bu neviden taleplerin ilgisine göre Maliye Bakanlığı veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne iletileceği 30 günlük sürede cevap verilmemesi veya talebin karşılanmaması halinde idari yargıda dava açılabileceği düzenlenmiştir. Böylece uyuşmazlığın idari yolla daha kısa sürede çözümlenebilmesinin yolu açılmıştır. Yine, 15.7.2016 tarihinden olağanüstü halin ilan edilmesine kadar geçen süre zarfında ve olağanüstü halin devam ettiği süre içinde görevden uzaklaştırılanlar hakkında ilgili mevzuatta bu tedbir için öngörülen süre sınırlamasının olağanüstü hal süresince uygulanmayacağı belirlenmiştir.

676 sayılı KHK doğrultusunda, son dönemde özellikle FETÖ nedeniyle yapılan soruşturmalarda şüpheli sayısının çokluğu ve soruşturmaların kapsamı nazara alınarak, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından yürütülen kovuşturmalarda, duruşmada en çok üç avukat hazır bulunabileceği düzenlenmiştir.

TCK’nın 220 ve 314. maddesinde sayılan suçlar ile terör suçlarından şüpheli, sanık veya hükümlü olanların müdafilik veya vekillik görevini üstlenen avukat hakkında, bu fıkrada sayılan suçlar nedeniyle soruşturma ya da kovuşturma bulunması halinde müdafilik veya vekillik görevini üstlenmekten yasaklanabileceği belirtilmiş, Ceza Muhakemesi Kanunun 151. maddesinde yapılan bu değişiklik ile tutukluluk şartı yerine şüpheli veya sanık sıfatını almış olan kişiler hakkında bu tedbirin uygulanabilmesi sağlanmış ve müdafilik veya vekillik görevini üstlenen avukat bakımından hakkında bu suçlardan kovuşturma icra edilmesi şartı yerine soruşturma açılması şartı getirilmiştir.

Ceza Muhakemesi Kanununda değişiklik yapılarak, davaları uzatmaya yönelik tanık dinletme taleplerinin reddedilebileceği ve yine müdafinin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi durumunda devam edilebileceği belirtilmiştir.

  • FETÖ Üyelerinin Kamudan Tasfiyesi

15 Temmuz gecesi yaşanan darbe girişiminin bastırılmasında hemen hemen tüm toplum kesimlerininin rolü bulunmuştur. Tüm milletimiz tek yürek ve tek bilek olara badireyi atlatmayı başarabildik. Ancak özellikle belirtilmesi gereken önemli bir nokta bulunmaktadır. Darbe girişiminin bastırılması çabaları aslında FETÖ mensuplarının son birkaç yıldır kamu kurumlarındaki kritik pozisyonlardan tasfiyesine kadar geri götürülmelidir. Zira çeşitli kamu kurumlarından tasfiye edilen FETÖ mensupları eğer 15 Temmuz gecesi hala görevde olsalar muhtemelen çok daha vahim ve kanlı bir tabloyla karşı karşıya kalabilirdik Nitekim, Komisyon’a bir yazı göndererek soruları cevaplayan Eski Başbakan Sayın Ahmet Davutoğlu konuya ilişkin şunu ifade etmiştir:

“15 Temmuz hain darbe girişiminin akamete uğramasında, o gece milletçe gösterdiğimiz destansı direnişin payı kadar, 17-25 Aralık operasyonlarıyla devlet içine sızmış hain ve işbirlikçi bir yapılanmayla karşı karşıya olduğumuzu fark ettiğimiz andan itibaren sürdürdüğümüz kararlı politikalar belirleyici olmuştur. 17-25 Aralık süreci sonrasında, başta yargı ve emniyet olmak üzere, bürokraside topyekûn ve kararlı bir tasfiye süreci gerçekleştirilmemiş olması durumunda, 15 Temmuz gecesi girişilen hain darbenin çok daha yıkıcı sonuçlar üretmiş olabileceği yadsınamaz.”

Bu yüzden 15 Temmuz hain darbe girişimini FETÖ mensuplarının gerçekleştirdiği anlaşıldıktan sonra bu örgüte üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamudan tasfiyesi en önemli hukuki işlem haline gelmiştir. Bu nedenle Bakanlar Kurulunun 2016/9064 sayılı kararı ile 21 Temmuz 2016 tarihinden itibaren tüm ülke genelinde olağanüstü hal ilanından sonra çıkarılan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen;

  1. a) 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa tabi personelin, ilgili Kuvvet Komutanının teklifi, Genelkurmay Başkanının inhası, Milli Savunma Bakanının onayı ile,
  2. b) 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununa tabi personelin Jandarma Genel Komutanının teklifi, İçişleri Bakanının onayı ile,
  3. c) 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununa tabi personel Sahilin Güvenlik Komutanının teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ile,

ç) Milli Savunma Bakanına bağlı personelin Milli Savunma Bakanının onayı ile,

  1. d) 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa tabi personelin, Yükseköğretim Kurulu Başkanının teklifi üzerine Yükseköğretim Kurulunun kararıyla,
  2. e) Mahalli idareler personelinin, valinin başkanlığında toplanan ve vali tarafından belirlenen kurulun teklifi üzerine İçişleri Bakanının onayıyla,
  3. f) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile bu Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinde belirtilenler hariç diğer mevzuata tabi her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personelin, ilgili kurum veya kuruluşun en üst yöneticisi başkanlığında bağlı, ilgili veya ilişkili bakan tarafından oluşturulan kurulun teklifi üzerine ilgisine göre ilgili bakan onayıyla,
  4. g) Bir bakanlığa bağlı, ilgili veya ilişkili olmayan diğer kurumlarda her türlü kadro, pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personelin, birim amirinin teklifi üzerine atamaya yetkili amirin onayıyla,

kamu görevinden çıkarılması öngörülmüştür.

Ayrıca sadece bu şekilde bir uygulama ile yetinilmemiş, bundan sonra çıkarılan 668, 670, 672 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile de bu tür personelin kamu görevinden çıkartılması yoluna gidilmiştir.

29 Ekim 2016 tarih ve 29872 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 15. maddesi hükmü ile; gerek değerlendirme kurulu kararıyla gerekse Kanun Hükmünde Kararnameler ile kamu görevinden çıkartılan kişilerin 15 gün içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilmesi öngörülmüştür.

Komisyon olarak 11.11.2016 tarih ve 24301011-66504 sayılı yazı ile bu tür personele ilişkin istatistiki analiz raporları Devlet Personel Başkanlığından istenilmiştir.

Devlet Personel Başkanlığınca 25.11.2016 tarih ve E.6874 sayılı yazısı ekinde kamu kurum ve kuruluşlarınca Başkanlığın e-Uygulama sistemi üzerinden girilen bilgilerden derlenerek elde edilen analiz raporları Komisyona gönderilmiştir.

Bu raporlardan; cinsiyet ve istihdam şekline göre kamu görevinden çıkarılan görevli sayıları şu şekildedir:

Tablo 4: FETÖ İle Mücadele Kapsamında Kamu Görevinden Çıkarılan Sayıları

İstihdam Şekli

Kadın

Erkek

Genel Toplam

Memur

14.187

44.525

58.712

Hakimlik Savcılık

7

147

154

Öğretim Elemanları

545

3.091

3.636

Sözleşmeli Personel

147

1.312

1.459

Sürekli İşçi

86

734

820

Sürekli İşçi - Kapsam Dışı

4

89

93

Geçici İşçi

4

14

18

Geçici Personel

29

47

76

Askeri Personel

40

4.887

4.927

Genel Toplam

15.049  

54.846  

69.895  

Bu rakamlar, 24.11.2016 tarihine kadar kamu kurum ve kuruluşlarınca Devlet Personel Başkanlığının sistemine giriş yapılan bilgileri yansıtmakta olup halen verilerin sisteme girilme işlemleri devam etmektedir. Ayrıca yine bu tarih itibariyle Başbakanlık OHAL Merkezine bildirilmiş Adalet Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarından toplam 6.479, Milli Savunma Bakanlığı’ndan da 5.684 personel bulunmaktadır.

Tablodaki rakamlar 24.11.2016 tarihi itibariyle sadece sisteme girilen bilgileri yansıtmaktadır.

Kaldı ki bu rakamlar 15 Temmuz sonrası OHAL kapsamında çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler ile kamu görevinden çıkarılanlara ilişkin bilgilerdir. Örgüt mensuplarının kamudan tasfiye süreci 15 Temmuz sonrası başlayan bir süreç değildir.  Nitekim 17/25 Aralık Yargı Darbesi Girişimi sonrası bu örgütün bir terör örgütü olduğu ve kamu kurumlarını ele geçirerek ülke yönetimine el koymayı amaç edindiğinin anlaşılması üzerine birçok kamu kurum ve kuruluşunda Örgütle irtibatlı olanlar pasif görevlere çekilmeye çalışılmış, hatta bazı kurumlarda yasal düzenlemeler yoluyla erken emekliye sevk işlemi dahi gerçekleştirilmiştir. Nitekim bu kurumların başında gelen Emniyet Genel Müdürlüğünde 15 Temmuz öncesi üst düzey emniyet personeli değerlendirmeye tabi tutularak 2.207 personel resen emekliye sevkedilmiştir. Bunun 1.394’ü FETÖ şüphelisidir. Bunlardan 734’ünün ise 15 Temmuz sonrası çıkarılan 675 sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi ile rütbeleri de geriye alınmıştır. Keza yine 15 Temmuz öncesi Polis Koleji ile Polis Akademisi ve Polis Okulları da kapatılarak bu okullardaki mevcut öğrenciler okula giriş puanı ve branşlarına uygun sivil okullara aktarılmıştır.

Kamu kurum ve kuruluşlarında bu kadar yaygın bir örgütlenme yoluna gitmiş  örgüt mensuplarının kamudan tasfiyesi Devletimizin ve anayasal düzenin bekası için ne kadar önemli ise örgütle ilişkisi olmayan ancak bu süreçte zarar görme ihtimali bulunan kamu personelini ayrı tutabilmek de o kadar önemlidir. Bu nedenle kamu görevlileri tüm Bakanlıklarda oluşturulan komisyonlar tarafından Sayın Başbakan tarafından açıklanan;

  • 17/25 Aralık'tan sonra Bank Asya ve Paralel Yapı'nın diğer şirketlerine parasal katkı sağlamak.
  • FETÖ'nün sendikaları ve derneklerinde yönetici veya üye olmak.
  • By Lock ve benzeri özel şifreli yazışma programını kullanmak.
  • Kimse Yok Mu Derneği'ne bağışta bulunmak.
  • Emniyet ve MİT ve MASAK raporlarının olması.
  • Kapsamlı sosyal medya taraması.
  • Örgütün sivil toplum kuruluşları adı altında sohbet ve toplantılarına katılmak.
  • Doğal akış dışında kısa sürede terfi etmiş veya özel görevlere getirilmiş olmak.
  • Örgüte ''himmet'' adı altında para aktarmak.
  • Güvenilir ihbarlar, ifade ve itiraflar bulunması.
  • Takip ettikleri sitelerin incelemesinden elde edilen edilen sonuçlar.
  • FETÖ üyesi şirketlerin normal olmayan işlemlerini yapmak, koruyup kollamak.
  • Yargıda ve emniyette örgüt lehine hareket ettiği tespit edilen kişiler arasında yer almak.
  • Paralel Yapı'nın ev ve yurtlarında kalanların sonraki yıllarda gösterdiği davranışlar.
  • İşyerinde diğer çalışanlardan, tanıyan kişilerden elde edilen bilgiler.
  • Örgütün gazete, dergi aboneliği ve çocuğunu okullarına göndermeyi 17/25 Aralık'tan sonra sürdürmek.

şeklindeki (16) kriter açısından değerlendirmeye tabi tutulması öngörülmüştür.[1] Bütün bunlara rağmen tasfiyeler sırasında suça bulaşmamış ve örgütle organik bağı olmayan kişilerden zarar gördüğü anlaşılanları hakkında ise hatanın düzeltilmesi yoluna gidilmektedir.

23 Temmuz 2016 tarihinde yayınlanan ilk Olağanüstü Hal Kararnamesi ile 934 okul, 109 öğrenci yurdu, 15 üniversite olmak üzere toplam 1058 özel eğitim kurumu ile 35 özel sağlık kuruluşunun kapatılmasını da FETÖ’nün kamudan tasfiyesi kapsamında değerlendirmek gerektir.

Yine 31 Temmuz 2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 669 sayılı OHAL Kararnamesi ile de mevcut askeri okullar kapatılmıştır.

FETÖ ile mücadele kapsamında yükseköğretimde de önemli adımlar atılmıştır. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca Komisyona sunulan 28.12.2016 tarihli ve 82444403-299-6066 sayılı cevabi yazıda aşağıdaki bilgilere yer verilmiştir:

“Fetullahçı Terör Örgütü ile mücadele kapsamında 15 Temmuz Darbe Girişimi öncesinde ve sonrasında bugüne dek YÖK tarafından yürütülen faaliyetler ve yapılan işlemlere ilişkin olarak; Kurul’da Başkanvekilinin Başkanlığında OHAL Komisyonu kurulmuş ve yöneticiler, öğretim elemanları ve diğer çalışanların durumlarının ivedilikle değerlendirilerek işlem yapılmıştır. Ayrıca yurtdışına öğretim elemanı görevlendirilmemesi, halen yurtdışında bulunan öğretim elemanlarının en kısa sürede yurda dönüşleri sağlanmıştır. Fetullahçı Terör Örgütü ile mücadele kapsamında 3.834 akademik ve 947 idari olmak üzere toplam 4.781 kişi kamu görevinden çıkarılmıştır. 4.841 personelle ilgili inceleme ve soruşturma işlemleri devam etmektedir.”

  • FETÖ’nün Ekonomik Gücünün Tasfiyesi

15 Temmuz 2016 tarihli Darbe Girişimi öncesi ve sonrasında FETÖ'nün mali gücünün tasfiyesine yönelik Maliye Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, Hazine Müsteşarlığı, Borsa İstanbul, Sermaye Piyasası Kurulu ve Dışişleri Bakanlığı başta olmak üzere birçok kurum tarafından bir dizi çalışma gerçekleştirilmiştir. Komisyonumuz tarafından bu kurumlara gönderilen bilgi ve belge talebini havi yazılara cevaben kurumlardan gelen yazılarda yürütülen faaliyetlerle ilgili ayrıntılı bilgiler sunulmuştur. Bu bilgiler ışığında, darbe girişimi öncesi ve sonrasında FETÖ’nün ekonomik gücünün tasfiyesi amacıyla alınan çok sayıda karar ve önlem hakkında bilgiye bu bölümde yer verilmiştir. 

  • Asya Katılım Bankası A.Ş. (Bank Asya) Süreci

Darbe girişiminin ardından alınan acil tedbirlere geçmeden önce, örgütün finansmanında önemli bir rol üstlenen Asya Katılım Bankası A.Ş. (Bank Asya/Banka) ile ilgili olarak alınan bazı kritik kararların hatırlatılmasında fayda bulunmaktadır. Örgütün ekonomik gücünün tasfiyesi için gerekli mücadele 15 Temmuz öncesinde başlamış olmakla birlikte, 15 Temmuz sonrasında daha etkin hale gelmiştir.

Bank Asya Sürecinde Yaşananlar ve BDDK'nın FETÖ ile Mücadele Kapsamındaki Çalışmaları:

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunca (BDDK) Komisyonumuza sunulan  21 Aralık 2016 tarihli ve 90102173-645[21473]-E.20814 sayılı cevabi yazıda, Bank Asya süreci detaylı olarak anlatılmış ve bu süreçte BDDK'nın aldığı kararların yanı sıra, Bank Asya'da FETÖ ile ilgili olabileceği düşünülen birtakım hususlar ve kurumsal yönetim ilkeleri ile örtüşmeyen çok sayıda uygulama çarpıcı bir şekilde anlatılmıştır. Bu bilgiler ışığında, FETÖ’nün Bank Asya üzerinden örgüt şirketlerini finanse ettiği ve bankacılık düzenleme ve teamüllerine aykırı uygulamaları hayata geçirdiği anlaşılmaktadır. 

BDDK denetim elemanlarınca Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde yapılan incelemelerde Bankanın aktif kalitesine, kârlılığına, likiditesine, bilanço dışı risklerine, sermaye yeterliliğine ve özkaynağına ilişkin olarak tespit edilen sorunlar karşısında faaliyetine devamının mevduat ve katılım fonu sahiplerinin haklarıyla mali sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arz ettiğinin tespit edilmesinin yanı sıra, Bankanın ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının FETÖ yapılanmasından kaynaklanan; yönetimsel, kurumsal nitelikte birçok bankacılık teamüllerine aykırı uygulamalarla karşılaşılmış ve bu kapsamda anılan Banka ve ortakları hakkında 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamında öngörülen tedbirler uygulanmıştır.

Bu çerçevede, Bankanın likidite ve kredi portföyünde yaşanan gerilemeye bağlı olarak varlık kalitesinde yaşanan bozulmanın 2014 yılı içinde artarak devam etmesi sonucunda likidite durumu, Bankanın yükümlülüklerini vadesinde yerine getirememe riski, varlık kalitesindeki bozulma ve özkaynak yapısı değerlendirilmek suretiyle 28.08.2014 tarih ve 5982 sayılı Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (Kurul) kararıyla 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 67. Maddesi kapsamında "önlem alınmasını gerektiren" durum oluştuğu gerekçesiyle Bank Asya, Bankacılık Kanunu’nun "kısıtlayıcı önlemlerin alınmasını" düzenleyen 70. maddesi kapsamına alınmıştır. Mezkur Kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması talebi ile Banka tarafından açılan davada, "davanın reddine" karar verilmiş olup, söz konusu Karar müdahiller tarafından temyiz edilmiştir.

Ayrıca, 2014 yılında Bankada A grubu nitelikli pay sahiplerinin Bankacılık Kanunu'nun 18. maddesinin beşinci fıkrasında, Kanunun 8. maddesinde belirtilen kurucularda aranan nitelikleri güncel durumda taşıyıp taşımadıklarının tespitine yönelik olarak söz konusu ortaklardan bilgi ve belge talep edilmiş, ortakların mali güç, itibar ve Kanunda belirtilen diğer şartlar açısından yeterliliklerinin tespiti amacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının bilgilerine başvurulmuştur. BDDK'nın söz konusu talimatına rağmen belgeleri onaylayacak noter bulunamadığı, resmi kurumlardan çok kolaylıkla temin edilebilecek belgelerin temin edilemediği gibi gerçekçi olmayan sebeplerle birçok ortak istenilen bilgi ve belgeleri vermekten kaçınmıştır.

Bu çerçevede, 03.02.2015 tarihli ve 6187 sayılı Kurul Kararı ile imtiyazlı pay sahipleri açısından BDDK'nın etkin denetimini engelleyecek şeffaf ve açık bir ortaklık yapısının Banka tarafından sunulamaması nedeniyle Bankada nitelikli pay sahibi olan 185 ortaktan verilen süreye rağmen bilgi ve belge vermeyen 122 ortak hakkında temettü dışındaki ortaklık haklarının Kanunun 93. maddesi ve Kanunun 18. maddesinin beşinci fıkrası çerçevesinde Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından kullanılmasına karar verilmiştir. Anılan Kurul Kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Ankara İdare Mahkemeleri nezdinde açılan davalarda, Kurul’un 03.02.2015 tarihli ve 6187 sayılı Kararında hukuka aykırılık bulunmadığına hükmedilerek davanın reddine karar verilmiştir. Davacıların temyiz istemleri Danıştay tarafından reddedilerek  ilk derece mahkemesi kararları onanmıştır.

Fon Kurulunun (TMSF) aldığı 03.02.2015 tarih ve 2015/27 sayılı kararıyla, ortaklık haklarının Fon tarafından kullanılmasını teminen, Bank Asya’da görevli yönetim kurulu başkan ve üyelerinin tamamı ile Genel Müdürün görevden alınmaları ve Yönetim Kurulu Başkanlığı ve üyeliği görevlerine yeni atamaların yapılmasına karar verilmiş, buna istinaden gerekli atamalar yapılarak Banka yönetimi Fon tarafından devralınmıştır.

Ayrıca, ortaklara yönelik BDDK nezdinde yürütülen çalışmalar sırasında Bankada (A) grubu nitelikli paya sahip Sürat Basım Yayın Reklamcılık ve Eğitim Araçları San. Tic. A.Ş. ile Forum İnşaat A.Ş.’de kontrol gücünü elinde bulunduran Kaynak Holding A.Ş.’nin hisselerinin tümünün Hollanda’da mukim bir özel limited şirket olarak 16.01.2015 tarihinde kurulan INL Partners B.V. şirketine devredildiği tespit edilmiş ve Kurulun 27.02.2015 tarih ve 6207 sayılı Kararı ile bu devir işleminin 29.11.2012 tarihli ve 5054 sayılı Kurul Kararına aykırı şekilde izin alınmaksızın yapılması nedeniyle, Bankacılık Kanunu'nun 18. maddesinin yedinci fıkrası hükmüne istinaden Kaynak Holding A.Ş.’nin kontrol gücüne sahip olduğu Sürat Basım Yayın Reklamcılık ve Eğitim Araçları San. Tic. A.Ş. ile Forum İnşaat A.Ş.’ye ait Banka pay defterine kayıtlı (A) grubu hisselerin temettü dışındaki ortaklık haklarının TMSF tarafından kullanılmasına karar verilmiş olup, mezkur Karara karşı açılan davalarda; Mahkemece davanın reddine karar verilmiş olup, söz konusu kararlar kesinleşmiştir.

Diğer yandan, Banka ile ilgili olarak yapılan denetimler neticesinde, Banka’nın mali bünyesi, ortaklık ve yönetim yapısı ile faaliyetlerinde yaşanan sorunların katılım fonu sahiplerinin hakları ve mali sistemin güven ve istikrarı bakımından tehlike arz ettiğinin ortaya çıkması nedeniyle Kurulun 29.05.2015 tarih ve 6318 sayılı Kararıyla, Banka’nın temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin, zararın mevcut ortakların sermayesinden indirilmesi kaydıyla, kısmen veya tamamen devri, satışı veya birleştirilmesi amacıyla Kanunun 71. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi hükmü gereğince TMSF’ye devredilmesine karar verilmiş, Fon Kurulunun 29.05.2015 tarih ve 2015/134 sayılı kararı ile Bankanın yönetim ve denetim yetkisi bu kapsamda Fon tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

Mezkur kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması talebiyle açılan davalarda; davacıların tüm talepleri reddedilerek mezkur davaların reddine karar verilmiştir. Bununla birlikte, bir kısım dosya yönünden halihazırda temyiz incelemeleri devam etmektedir.

Son olarak, Bankacılık Kanunu'nun 107. maddesi kapsamında faaliyetlerine devir tarihinden itibaren TMSF’nin kontrolü altında devam eden Bank Asya'ya ilişkin çözümleme süreci olumsuz neticelendiğinden, 23.07.2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Kurul’un 22.07.2016 gün ve 6947 sayılı Kararı ile de, TMSF’nin talebi üzerine Kanunun 107. maddesinin son fıkrası uyarınca Bankanın faaliyet izninin kaldırılmasına karar verilmiş olup, mezkur kararın iptali istemiyle BDDK aleyhine açılan dava halihazırda dilekçelerin teatisi aşamasındadır.

Yukarıda bahsi geçen 5411 sayılı Bankacılık Kanununu çerçevesinde öngörülen tedbirler ve BDDK denetim elemanlarınca tespit edilen hususlar dışında Bankanın Fon’a devrine sebep olan bir çok tespitin yanı sıra, FETÖ ile ilgili olabileceği düşünülen birtakım hususlara aşağıda yer verilmektedir.

Bu kapsamda; yıllar itibarıyla Asya Katılım Bankası mali bünyesindeki bozulmanın artarak devam ettiği,

  • Banka’nın ortaklık yapısının şeffaf olmadığı, banka nitelikli pay sahiplerinin, sahipliğe ilişkin iradelerini kim olduğu bilinmeyen kişi ya da kişilere teslim etmiş olduğunu açık bir biçimde gösteren hususlara rastlanıldığı,
  • Banka kaynak yapısı ve likiditesinin sürdürülebilir bir yapı arz etmediği, Banka varlık kalitesinin bozulduğu ve bozulma trendinin artarak devam ettiği,
  • Banka’nın mali yapısı ve likiditesinin kırılgan bir yapı arz etmesi, kar üretememesi, zarar rakamının yüksek tutarlara ulaşması, ortaklık yapısındaki şeffaf olmayan hususların netliğe kavuşmamış olması ve Moody’s tarafından Bankanın kredi notunun aşağı yönlü revize edilmesi gibi sebeplerden ötürü iç ve dış kaynaklar kullanılarak sermaye artırma imkânının bulunmadığı,
  • Bankanın gelir – gider dengesinin bozulduğu, Banka’da kârlılık düzeyi ve yönetimi ile kârın kalitesinin yetersiz düzeyde olduğu, yüksek montanlara ulaşan Banka zararının artış trendinde olduğu ve yapısallığa dönüşme eğilimi taşıdığı,
  • Bankacılık ilke ve teamülleri ile bankacılık mevzuatı hükümlerine aykırı çok sayıda kredilendirme işleminin gerçekleştirildiği, bu uygulamaların Banka’nın donuk alacak portföyünün sektörden keskin bir şekilde negatif ayrışmasında etkili olduğu,
  • Yurtdışında mukim vakıf dernek vb. isimlerle kurulu ve genel mahiyeti eğitim kuruluşu olan yapılara bankacılık ilke ve teamüllerine ayrıca meri mevzuata uygun olmayacak şekilde kredi verildiği,
  • Söz konusu kuruluşlara kullandırılan kredilerin normal bir bankacılık işlemi olmadığı, yasal düzenlemelere ve Banka’nın iç düzenleme ve süreçlerindeki gerekliliklere uyulmaksızın kullandırıldığı, bu kuruluşların kredi geri ödemelerinin ağırlıklı olarak yurtiçindeki gerçek ve tüzel kişilerden sağlanan bağış, yardım vb. mahiyetteki tutarlarla finanse edildiği,
  • Gelecekteki bağış tutarlarını defaten (topluca) Banka’dan kredi adı altında temin etmeye, alınan kredinin de gelen bağış tutarları ile Banka’ya geri ödenmesini sağlamaya dönük bir özel finansman şekli oluşturulduğu, söz konusu kuruluşların faaliyetlerinin yurtdışında bulunduğu, şeffaf olmadığı, mali durumları gösterir belgelerin ibraz edilmediği ve/veya alınan kredileri ödeyebilecek mali güce sahip olmadıkları dikkate alındığında ve sektörde başka bankalarda kredilerinin olmaması gibi unsurlar dikkate alındığında, bu kuruluşların Bank Asya dışında başka kredi kuruluşlarından fon temin etmesinin olası görülmediği,
  • Dolayısıyla, söz konusu kuruluşlardan mevzuat gereğince alınması gereken belgelerin alınmamasının ve kredi kullandırım süreçlerindeki aksaklıkların, söz konusu kuruluşların FETÖ olarak adlandırılan yasa dışı organizasyon ile organik bağı nedeniyle olabileceği, bu işlemleri normal bir bankacılık faaliyeti olarak değerlendirmenin mümkün görünmediği,
  • Katılım bankacılığı prensiplerine aykırı olarak çok sayıda mudiye başlangıçta anlaşılan katılma payı oranlarını aşacak şekilde kâr payı ödendiği,
  • Bankanın yasal likidite rasyolarının muvazaalı işlemler ile karşılanmış gibi BDDK’ya yanıltıcı raporlamalar yapıldığı, dolayısıyla Kamu Otoritesinin ilgili dönemde Banka hakkında alması muhtemel ilave tedbirlerin alınmasına engel olunduğu,
  • Bankanın, yoğun mevduat çıkışının yaşandığı dönemde çıkan mevduatları karşılamak amacıyla, 01.08.2014 ve 15.08.2014 dönemlerinde Türk Lirası, 28.02.2014, 15.08.2014 ve 29.08.2014 dönemlerinde ise yabancı para zorunlu karşılık tutarları için Merkez Bankası nezdinde eksik zorunlu karşılık tesis ederek Merkez Bankası'na olan yükümlülüklerini ilgili dönemde karşılayamadığı için eksik tesis edilen tutarlar üzerinden yaptırım uygulanmış ve bu yaptırımlar konusunda Merkez Bankası Kanunu'nun ilgili maddeleri gereğince BDDK'ya bilgi verilmiştir[2],
  • Banka risk grubuna kullandırılan kredilerin tutarının bankacılık mevzuatında belirtilen yasal sınırı aşmasına rağmen yasal rasyonun altında BDDK’ya raporlandığı,
  • BDDK’nın Bankacılık Kanunu'nun 70. maddesi kapsamında verdiği talimatlara aykırı uygulamaların olduğu

tespit edilmiştir[3].

            Ayrıca; Banka’da kurumsal yönetim ilkeleriyle örtüşmeyecek şekilde bir takım uygulamaların olduğu yönünde;

  • Banka organizasyon yapısında ve personel listesinde herhangi bir şekilde yer almamakla birlikte Bankanın irtibatlı olduğu FETÖ yapılanmasında “Abi” olarak tanımlanan ve FETÖ adına Banka personelinden kurban, himmet, gazete aboneliği topladığı iddia edilen kişilere Banka üst yönetimince Banka içinde bu faaliyetleri gerçekleştirmeleri için izin verildiği,
  • Banka’nın kurumsal yapısının (organizasyon, bilgi işlem sistemi, şube ağı, personel vb.) kullanılmak suretiyle kurumsal yönetim anlayışıyla bağdaşmayacak şekilde siyasi faaliyetler içerisinde olduğu, dolayısıyla Banka'nın Kanun kapsamında kendisine verilen faaliyet izinleri dışında başka faaliyetler içerisinde organize bir şekilde yer aldığı, konuya ilişkin olarak inceleme yapıldığı dönemde personele bir siyasi parti aleyhinde oy hedefi verildiği, bu konunun tüm Banka genelinde gündem yapıldığı,
  • Yapı ve misyon itibarıyla Banka kurumsal yapısının dışında, Banka Yönetim Kurulu kararlarına etki etme potansiyeli taşıyan ve düzenleyici ve denetleyici kamu otoritesi olan BDDK’nın bilgisi haricinde varlığını sürdüren bir İstişare Heyeti olduğu, söz konusu İstişare Heyeti'nin Banka’da bir yönetim zafiyeti oluşturduğu,
  • 01.2014 tarihinde ulusal medyada, 14.01.2014 tarihinde video paylaşım sitesi olan www.youtube.com’da yayımlanan ve Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen 25.12.2013 tarihli bir telefon konuşmasında[4]; mezkur şahısla konuşan kişinin Banka’nın likidite durumuna ilişkin olarak bilgi verdiği ve FETÖ içerisindeki kişiler ile bu kişilerin çevrelerinin Banka’ya yönlendirilmesi noktasında mezkur şahıstan onay talep ettiği ve mezkur şahsın da bu talebe onay verdiği, ayrıca Banka tarafından bazı basın ve yayın organlarında yayınlanan haberlerin tekzip edilmesi amacıyla Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan özel durum açıklamalarında bu haber ve paylaşımlar için bir açıklama yapılmadığının anlaşıldığı[5], Fetullah Gülen’e ait olduğu iddia edilen bu konuşmanın içeriği ile Banka’dan mevduat çıkışının yoğun bir şekilde yaşandığı Aralık 2013 – Haziran 2014 arasındaki döneme ilişkin yapılan incelemeler neticesinde olağan bankacılık faaliyetleri ile bağdaşmayacak şekilde Banka’ya mevduat yönlendirilmesi yapıldığı,
  • Banka üst yönetiminin; personel atamalarında FETÖ aidiyetini göz önünde bulundurduğu, A Grubu hisse değişiminin hissedarların iradeleri dışında yapıldığı ve Banka’nın rutin faaliyetlerindeki anlaşmazlıklarda Banka yöneticileri ile hissedarlar arasında Fetullah Gülen’in refere edilmesi, Bankaya mevduat yönlendirilmesindeki verdiği şifahi talimat ile birlikte değerlendirildiğinde, Fetullah Gülen’in Banka yönetiminde gayri resmi anlamda önemli bir güç merkezi olduğunun anlaşıldığı

tespit edilmiştir[6].

Diğer taraftan, Cumhuriyet Savcılıkları ve diğer kamu kurumlarından gelen inceleme talepleri, BDDK denetim elemanları tarafından yapılan denetimlerde elde edilen tespitler ve BDDK'ya iletilen ihbar ve şikayetler çerçevesinde Bankanın geçmiş dönemdeki işlemleri incelenmeye devam edilmektedir. Bu kapsamda, FETÖ’nün finansmanına yönelik yurtdışı para hareketleri, kullandırılan krediler, örgütle bağlantısı olan kişilerin hesap hareketleri vb. hususlar incelenmekte, elde edilen bilgiler ilgili kurum ve makamlara iletilmekte ve bankacılık mevzuatı kapsamında yapılması gereken işlemler (suç duyurusunda bulunma, imza yetkisini kaldırma, idari para cezası) ivedilikle yerine getirilmektedir.

Yine, yukarıda belirtildiği üzere, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun 22.07.2016 gün ve 6947 sayılı Kararı ile; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun talebi üzerine Kanun’un 107. maddesinin son fıkrası uyarınca Asya Katılım Bankası A.Ş.’nin faaliyet izni kaldırılmış olup, Banka’nın tasfiye süreci TMSF tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda, Asya Katılım Bankası A.Ş. nezdinde hesabı bulunan müşterilerin (bireysel, ticari veya kurumsal) hesap bilgileri, hesap hareketleri vb. nitelikte bilgi ve belgelerin doğrudan Asya Katılım Bankası A.Ş. veya TMSF’den talep edilmesi mümkün bulunmaktadır.

Diğer taraftan, bir banka nezdindeki hesaplar üzerinde FETÖ’ye finansal destek sağlanması, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerinin aklanması, kara paranın aklanması vb. suçların işlendiği şüphesine ilişkin bildirimler ile bu hesaplara ilişkin diğer şüpheli işlem bildirimlerinin 18.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Mali Suçları Araştırma Kurulunun görev ve yetki alanına girmektedir.

Ayrıca, yine BDDK gözetim ve denetimi altında bulunan Türkiye Finans Katılım Bankası A.Ş.’nin (Türkiye Finans) ortakları arasında %22,34’lük hisse oranı ile Boydak Grubu yer almaktadır. Bu hissedar grubu 35 gerçek ve tüzel kişiden oluşmakta olup, Mahkeme kararı uyarınca söz konusu ortaklardan Boydak Holding A.Ş.’nin yönetimi TMSF tarafından gerçekleştirilmekte olup, ayrıca 8 kişinin mal varlığına ise el konulmuştur. 

Öte yandan, BDDK’nın Komisyonumuza ilettiği 18 Ocak 2017 tarihli cevabi yazıya göre ; 17-25 Aralık 2013 sürecinde bazı tüzel ve gerçek kişilerin sır niteliğindeki bilgilerinin hukuka aykırı olarak el geçirilerek ifşa edildiği hususunda yazılı ve görsel medyada yer alan birtakım haberlere ilişkin olarak, ilgili bankalar nezdinde yapılan inceleme ve değerlendirmeler sonucunda söz konusu BDDK personeli hakkında gerekli yasal işlemlerin yapılmasını teminen; BDDK, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Bu suç duyurusuna konu olan fiillerle benzer nitelikte olan eylemlere ilişkin olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yürütülen soruşturmada, anılan Başsavcılık tarafından Bankacılık Kanununun 104 üncü maddesi kapsamında talep edilen soruşturma izni 22.01.2016 tarihli BDDK Başkanlık Kararı ile verilmiştir.

17-25 Aralık süreci ile bağlantılı olarak, bazı tüzel ve gerçek kişilerin sır niteliğindeki bilgilerin hukuka aykırı şekilde ele geçirilerek ifşa edildiği iddialarına ilişkin BDDK Başkanlık Makamının 23.03.2016 tarihli Onayı kapsamında oluşturulan denetim ekibince, bankaların bilgi işletim sistemleri üzerinde incelemeler yapılmış olup, söz konusu incelemeler neticesinde; yapılan sorgulamaların usulsüz ve örgütlü bir şekilde yapılmış olabileceği değerlendirilmiş ve ilgili şahıslar hakkında BDDK 22.07.2016 tarihli yazı ile Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuruda bulunmuştur.

Asya Katılım Bankası TMSF'ye Devredildikten Sonraki Süreç

BDDK, 29 Mayıs 2015'te Bank Asya'nın faaliyet iznini doğrudan kaldırmadan, bankayı TMSF'ye devretmiştir. Böylece bankanın akibeti hakkında, TMSF karar verici durumuna geçmiştir. . Kanunen Bank Asya’nın 12 ay içerisinde, yani 29 Mayıs 2016 tarihine kadar çözümlenmesi gerekirken, çözümleme süreci 18-22 Temmuz 2016 haftası gerçekleşmiştir. TMSF, Komisyonumuza 30 Kasım 2016’da gönderdiği bilgi notunda[7]  ve Komisyonumuzun sorularına cevaben ilettiği 27 Ocak 2017 tarihli cevabi yazısında , devir sonrası süreci şu şekilde ifade etmiştir: [8],

"Banka hisselerinin önemli bir kısmının halka açık olduğu ve katılım bankacılığına ilişkin olarak son dönemde dünya genelinde ve ülkemizde gözlemlenen olumlu ekonomik konjonktür dikkate alınarak, ayrıca Banka hisselerinin %54,98’inin halka açık ve borsada işlem görmekte olması nedeniyle borsada işlem gören hisse sahipleriyle doğması muhtemel hukuki ihtilafların önlenmesi bakımından Banka’nın hisse satışı yoluyla çözümlenmesinin öncelikli yöntem olarak denenmesine karar verilmiştir.

Diğer taraftan, satış sürecinin başlatılması için, Banka hisseleri TMSF’nin mülkiyetinde bulunmadığından, Devletimize karşı kötü niyetli şekilde ileri sürülebilecek iddialardan kaynaklanması muhtemel ihtilafların bertaraf edilmesini teminen doğrudan hisse satışı yoluna gidilmemiş, yönetim kurulunu tayin etme yetkisi vermesi nedeniyle Bankanın yönetim gücünü temsil eden A grubu hisselerin %51 oranındaki pay sahibinin müracaatı ve muvafakatının TMSF’ye iletilmesi beklenmiştir. Belirlenen asgari oranın 09.05.2016 tarihinde sağlanmasının ardından da TMSF Kurulunun 18.05.2016 tarih ve 2016/95 sayılı kararıyla ihale sürecinin başlatılması kararı alınmıştır. Bankanın hisse satış ilanı, 12 aylık çözümleme süreci içerisinde, 24.05.2016 tarih ve 29721 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak satış süreci başlatılmış, satış takvimi kamuoyuna ilan edilerek 24.06.2016 tarihinde ihalenin yapılacağı duyurulmuştur.

Satışa ilişkin süreç içerisinde üç ayrı katılımcı şartname temin ederek ihale sürecine dahil olmuşlardır. İsteklilerden birinin ek süre talebi üzerine 10.06.2016 olan ön yeterlilik başvuru süresi 17.06.2016’ya uzatılmış, müteakiben ön yeterlilik şartlarını sağlayan bir diğer katılımcının bankaya ilişkin finansal ve hukuki incelemelerini son teklif verme süresine kadar gerçekleştiremeyeceği gerekçesiyle 22.06.2016 tarihinde ilave süre talep etmesi nedeniyle 24.06.2016 olan ihale tarihi 15.07.2016 günü olarak yeniden belirlenmiştir. 15.07.2016 tarihinde yapılan ihaleye herhangi bir katılımcının teklif vermemesi üzerine ihale sonuçsuz kalmıştır."

"Yapılan ihalenin sonuçsuz kalması üzerine, TMSF Kurulunun 18.07.2016 tarihli ve 142 sayılı kararı ile, Bankadan para çıkışını engellemek amacıyla Bank Asya’nın faaliyetlerinin geçici olarak durdurulmasına ve Bankanın faaliyet izninin kaldırılmasının BDDK’dan talep edilmesine karar verilmiş, Fonun talebi üzerine BDDK’nın aldığı 22.07.2016 tarih ve 6947 sayılı karar uyarınca Bankanın faaliyet izni kaldırılmış ve söz konusu karar 23.07.2016 tarih ve 29779 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak Bankanın tasfiye süreci başlatılmıştır."

15.07.2016 tarihinde yaşanan darbe girişimi sonrasında 20.07.2016 tarih ve 2016/9064 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ülke genelinde ilan edilen olağanüstü hal kapsamında 17.08.2016 tarihinde yürürlüğe giren 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, kamu kurum ve kuruluşlarının personel, eş ve çocuklarının Banka nezdindeki hesap bilgileri için 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73. maddesinin birinci fıkrasında yer alan sınırlamanın uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda, 17.08.2016 tarihinden 24.11.2016 tarihine kadar olan dönem içerisinde 2.861 adet kamu kurum ve kuruluşundan gelen 4.225 adet yazı ile 1.542.287 adet şahsın hesap bilgilerine ilişkin bilgiler TMSF tarafından ilgili kurumlara gönderilmiştir.

Bunun yanı sıra, terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı olan şahıs ve şirketlerin tespiti amacıyla Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturmalar kapsamında, ilgili Cumhuriyet Başsavcılıkları ya da Emniyet Müdürlükleri tarafından gönderilen 8.401 adet yazı ile talep edilen 181.241 kişiye ilişkin hesap bilgileri, TMSF tarafından talep eden makam ve mercilere ulaştırılmıştır.

Halihazırda, Banka, Kanun’un 106. maddesi kapsamında ayrı bir tüzel kişilik olarak ve tasfiye işlemlerini matuf şekilde faaliyetlerine devam etmektedir. Bu çerçevede, TMSF tarafından Bankanın doğrudan doğruya iflasının istenmesinden önce Kanun’un 106. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında Banka nezdindeki sigortalı katılım fonunun hak sahiplerine ödenmesi gerekmektedir.

Bu kapsamda, sigorta kapsamındaki katılım fonu listesinin  Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına (MASAK) gönderilerek herhangi bir nedenle ödeme yapılmasında sakınca görülen kişilerin bildirilmesi talep edilmiş, MASAK tarafından hakkında FETÖ bağlantılı inceleme bulunan 6.342 kişinin mudi listesinde adının geçtiği belirtilmiş, MASAK’ın hakkında bildirimde bulunduğu söz konusu kişilerin hesapları üzerine bloke tesis edilerek ödeme bankasına gönderilmesinin ve bu kapsama giren kişilere bu aşamada herhangi bir ödeme yapılmasının önüne geçilmiştir.

Aynı kapsamda, Bank Asya nezdinde bulunan ve muhteviyatı TMSF tarafından şüpheli olarak değerlendirilen kiralık kasalarla ilgili olarak MASAK’tan incelemesi sonuçlanmış 101 kişi ile incelemesi sürmekte olan 41 kişiye ait olmak üzere toplam 142 adet kasa bulunduğuna ilişkin bilgi alınmış, söz konusu kasa sahipleriyle ilgili Bankaya bilgi verilerek bunların üzerinde bloke tesis edilmesi sağlanmıştır. Diğer taraftan, kasaların oluşturulan komisyon nezdinde kontrollü bir şekilde açılması işlemleri devam etmekte olup, içeriği şüpheli görülen kasaların sahiplerine teslimi yapılmamaktadır.

Ayrıca, Bank Asya Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan raporlara istinaden FETÖ örgütüyle bağlantısı tespit edilen ya da bağlantılı olabileceği yönünde şüphe barındıran şahısların hesapları üzerine bloke tesis edilmiş olup bu şahıslara da bu aşamada herhangi bir ödeme yapılması söz konusu değildir.

Bunların yanı sıra, 674 sayılı KHK kapsamında Fonun kayyum olarak atandığı şirketlerin gerçek kişi ortakları içerisinde Banka nezdinde sigortalı katılım fonu olduğu belirlenen 223 adet mudinin 1.316.699,85 TL bakiyesi bulunan hesapları üzerinde bloke tesis edilmiş ve ödeme kapsamı dışında tutulmuştur. Banka Teftiş Kurulu raporlarına ve Fon (TMSF) Denetim Daire Başkanlığınca sürdürülen incelemelere konu edilen 29.160 adet mudinin toplam 205.661.741,23 TL tutarındaki hesabı üzerine bloke tesis edilerek ödeme bankasına blokeli olarak gönderilmesine ve blokenin devamı süresince hesap sahiplerine herhangi bir ödeme yapılmamasına ilişkin çalışmalar tamamlanmıştır. Sigorta kapsamında mudilere yapılması öngörülen 974 milyon TL’den, mudilerin Maliye Bakanlığına olan borçları nedeniyle 27.085.845,04 TL, SGK’ya olan borçları nedeniyle 33.873.085,77 TL ve diğer blokelerle birlikte 76.404.312,15 TL bloke tesis edilerek Fon ve şirketlerinin yaklaşık 70 bin TL’lik alacaklarının tahsili sağlanmıştır.

Kanunun 64. maddesi c kapsamına giren ve bu nedenle sigorta kapsamı dışında bırakılacak katılım fonu hesaplarına yönelik olarak yapılan çalışmalar neticesinde toplam 3.719 adet mudinin de ödeme listelerinde blokeli olarak yer almasına karar verilmiştir.

03.02.2015 tarihinden itibaren, FETÖ kapsamında Banka Teftiş Kurulu tarafından 16 adedi inceleme raporu, 11 adedi soruşturma raporu olmak üzere toplam 27 adet rapor hazırlanmış, söz konusu raporlar FETÖ kapsamında yürütülen soruşturmalarda değerlendirilmesini teminen ilgili Cumhuriyet savcılıkları ile Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına gönderilmiştir.

Ayrıca, Banka nezdindeki katılım fonu sahiplerinin hakları ile sigortaya tabi katılım fonlarının hak sahiplerine ödenmesi nedeniyle oluşacak Fon alacağının korunması ve güvence altına alınması amaçları doğrultusunda, Bankanın halihazırda faaliyetlerini devam ettirmekte olan bağlı ortaklık ve iştiraklerinden satış kabiliyeti olanların belirlenerek satılması, satışa çıkarılmayan ve/veya satışı gerçekleştirilmeyen bağlı ortaklık ve iştiraklerin tasfiyesine yönelik çalışmalara başlanmıştır. Işık Sigorta AŞ'nin sermayesinin %67,62'si Asya Katılım Bankası AŞ'ye aittir. BDDK tarafından Bankanın yönetiminin değiştirilmesi ve çoğunluk hisselerinin yönetim ve denetiminin TMSF'ye devredilmesini takiben bu şirketin 17/07/2015 tarihinde Yönetim Kurulu, 01/10/2015 tarihinde Genel Müdürü ve 01/02/2016 tarihinde Genel Müdür Yardımcıları değiştirilmiştir. TMSF tarafından Asya Katılım Bankası AŞ'nin Işık Sigorta AŞ'deki %67,62 payının satışı amacıyla ihale açılmış ancak 31 Ekim 2016 tarihinde düzenlenen ihalede gelen teklifin muhammen bedelin altında kalması nedeniyle tekrar ihale kararı alınmıştır.

Asya Emeklilik ve Hayat AŞ'nin sermayesinin %98'i Asya Katılım Bankası AŞ'ye aittir. BDDK tarafından Asya Katılım Bankası'nın yönetiminin değiştirilmesi ve çoğunluk hisselerinin yönetim ve denetiminin TMSF'ye devredilmesini takiben Şirketin 05/10/2015 tarihinde Yönetim Kurulu, 12/11/2015 tarihinde Genel Müdürü ve 17/11/2015 tarihinde iki Genel Müdür Yardımcısı değiştirilmiştir. TMSF tarafından Asya Katılım Bankası AŞ'nin Asya Emeklilik ve Hayat AŞ'deki %98 payının satışı amacıyla ihale açılmış ve 14 Kasım 2016'da düzenlenen ihalede Türkiye Tarım Kooperatifleri Merkez Birliği tarafından verilen teklif uygun görülerek satışına karar verilmiştir. Devir işlemleri halen devam etmektedir.

Borsa İstanbul'un Asya Katılım Bankası İle İlgili Çalışmaları

Borsa İstanbul A.Ş. Başkanı Sayın Himmet Karadağ, 22.12.2016 tarihindeki Komisyon toplantısında bir sunum gerçekleştirmiş[9], ayrıca, 15 Temmuz Darbe Girişimi'nin Piyasalara etkilerini, Borsa İstanbul'a etkilerini ve darbe girişimi öncesi ve sonrasında Borsa İstanbul'un FETÖ kapsamındaki çalışmalarını anlatan ayrıntılı bir bilgi notunu[10] Komisyon'a iletmiştir. Bu bilgi notuna göre:

İstanbul Borsası Yönetim Kurulunun 14.08.2014 tarihli toplantısında; ortaklık yapısı ve yönetim değişimi ile ilgili belirsizlikler nedeniyle işlem sırası 07.08.2014 tarihinde kapatılmış bulunan Asya Katılım Bankası A.Ş. (Bank Asya) ile ilgili olarak basın yayın organlarında çelişkili haberlerin yer alması, bu haberlerin pay senedi fiyatında ciddi ve süreklilik arz eden dalgalanmalara yol açması, Bankanın ortaklık yapısı ve yönetim değişimi ile ilgili olarak yürütülen sürecin açık ve net olarak duyurulmaması, yatırımcıların algısında Bankanın ortaklık yapısı ve yönetiminin değişimine ilişkin  oluşabilecek  muğlaklığın  sağlıklı   fiyat  oluşumunu  zedeleyebilecek olması sebepleriyle, Bankanın durumuna ilişkin makul bir iktisadi ve finansal gerekçeyle açıklanamayan dalgalanmalar meydana gelebileceğinden ve piyasanın güven, açıklık ve istikrar içinde çalışmasını bozacak nitelikte eylemler için elverişli bir ortam oluşmasına imkan vermemek amacıyla ilgili tarihte yürürlükte olan Kotasyon Yönetmeliği'nin 24. maddesinin (c) bendi gereğince Bankanın uyarılmasına ve paylarının işlem sırasının kapalılık halinin ortaklık yapısındaki belirsizlik giderilene dek sürmesine karar verilmiş, konuya ilişkin gelişmeler üzerine 15.09.2014'te Banka paylarının Ulusal Pazar'daki işlem sırası yeniden açılmıştır.

15.09.2014 tarihinde pay senedinin sırası yeniden işleme açılmış, 18.09.2014 tarihine kadar her seans taban fiyattan işlem görmüş, 18.09.2014 tarihinde ise tavan fiyattan açılmış ve BİAŞ Yönetmeliği'nin 25/b maddesi uyarınca işleme kapatılmış, daha sonra sıra tekrar açılmıştır. Aynı gün tekrar işleme kapatılan pay senedinin sırası 24.09.2014 tarihinde yeniden açılana dek kapalı tutulmuştur. Pay senedinin işlem sırası 26.09.2014 tarihli ilk seansta iki kez kapatılıp açıldıktan sonra ikinci seans öncesinde tekrar kapatılmıştır.

İstanbul Borsası Yönetim Kurulunun 26.09.2014 tarihli toplantısında, İstanbul Borsası Denetim ve Gözetim Kurulu'nun tespitleri çerçevesinde, 21.07.2004 tarih ve 206 sayılı "Gözaltı Pazarı Kuruluş ve Çalışma Esasları" Genelgesinin (Genelge) III. maddesinin (b) bendinde belirtilen "Şirket ve/veya ilgili pazarda işlem gören hisse senetleri işlemlerine ilişkin olağan dışı durumların ortaya çıkması" durumunun oluştuğu anlaşıldığından, Genelgenin IV. maddesi gereğince, konunun Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) duyurulmasını izleyen iş günü Şirket paylarının işlem sırasının kapalı kalmasına ve ikinci iş gününden itibaren Gözaltı Pazarı'nda işlem görmeye başlamasına karar verilmiştir.

BDDK'nın Asya Katılım Bankası'nın TMSF'ye devredilmesi kararının 30.05.2015 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından 01.06.2015 tarihinde Pay Piyasası Yönetmeliği'nin 25/a maddesi uyannca geçici olarak işleme kapatılmış, TMSF tarafından daha sonra resmi web sitesinde yapılan duyurusunda da belirtildiği üzere, TMSF'den alınan bilgiye göre Bankanın paylarının mülkiyeti TMSF'ye intikal etmemiş olup söz konusu payların mülkiyet hakkına ilişkin hukuki durum BDDK'nın 30.05.2015 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan kararından önceki haliyle devam ettiği anlaşıldığından 02.06.2015 tarihinde ise pay sırası işleme açılmıştır.

23.05.2016 tarihinde TMSF tarafından daha önce fona devredilmiş olan payların satışa çıkarılması kararı alınmıştır. Pay senedinin işlem sırası 15.07.2016'te gerçekleştirilecek olan ihale sonuçlanıncaya kadar "Pay Piyasası İşleyişine İlişkin Uygulama Usulü ve Esasları"nın "4.3.2 Bir Sermaye Piyasası Aracına İlişkin Seansın Geçici Olarak Durdurulması" maddesi uyarınca 15.07.2016 tarihinde işleme kapatılmıştır.

15.07.2016 tarihinde şirket tarafından KAP'ta yayımlanan TMSF açıklamasında, Banka paylarının satışına ilişkin ihalede, sürecin olumlu bir şekilde neticelendirilmesinin mümkün   olmadığı   belirtilmiştir.   Borsa   Yönetim   Kurulu'nun   21.07.2016 tarihli toplantısında, 15.07.2016 tarihinde işlem sırası kapatılan Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin faaliyetinin geçici olarak durdurulduğu dikkate alınarak işlem sırasının kapalılık halinin azami 6 ay süreyle devam etmesine ve konunun KAP'ta duyurulmasına karar verilmiştir.

BDDK'nın 23.07.2016 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan kararı ile faaliyet izni kaldırılan ve ayrıca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından tasfiye sürecinin başladığı duyurulan Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin Borsa İstanbul Yakın İzleme Pazarı'nda (Eski adıyla Gözaltı Pazarı) işlem gören payları, Kotasyon Yönergesinin kottan çıkarma şartlarını düzenleyen 23. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi kapsamında 25.07.2016 tarihinden itibaren Borsa kotundan çıkarılmıştır.

22.07.2016 tarihinde BDDK'nın faaliyet iznini, SPK'nın da yetki belgesini iptal ettiği Asya Katılım Bankası A.Ş.'nin işlem yapma yetkisi, 25.08.2016 tarihinde Borsa İstanbul Yönetim Kurulunca iptal edilmiş ve anılan kurumun Borsa üyeliği sona erdirilmiştir.

Şirketin işlem gördüğü son tarih itibarıyla toplam piyasa değeri 783 milyon TL, halka açık kısmın piyasa değeri 410,1 milyon TL olup, şirketin 20.144 yatırımcısı vardır.

SPK'nın Asya Katılım Bankası İle İlgili Çalışmaları

Sermaye Piyasası Kurulunca (SPK) Komisyonumuza sunulan 12 Aralık 2016 tarihinde ilettiği cevabi yazıda, Asya Katılım Bankası A.Ş. ile ilgili olarak alınan kararlar bildirilmiştir:

Asya Yatırım Menkul Değerler A.Ş.’nin 20.03.2014 tarihli 140.000.000-TL tahvil ihraç talebi Kurul Karar Organı’nca 19.08.2014 tarihli Kurul kararı ile reddedilmiştir. Asya Katılım Bankası A.Ş.’nin bazı şubelerinin kapatılması ve personel sayısında meydana gelen azalmalara ilişkin olarak yapılması gereken özel durum açıklamalarının zamanında yapılmaması nedeniyle Bankaya idari para cezası uygulanmıştır.

Asya Katılım Bankası A.Ş.’nin imtiyazlı pay sahipleri H.S., İ.S., M.E.K., C.T. ve F.A.  isimli şahıslar hakkında, Sermaye Piyasası Kurul karar organının 03.03.2016 tarih ve 7/237 sayılı kararı gereğince, Asya Katılım pay piyasasında 25.03.2014 tarihli yapılan özel durum açıklaması öncesi ve sonrasında gerçekleştirdiği işlemlerin tanımlanan bilgi suistimali suçunun unsurlarını oluşturması nedeniyle, 6362 sayılı SPK Kanunu’nun 106/1 maddesi uyarınca, SPK tarafından 14.04.2016 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Anılan suç duyurusu üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde başlatılan soruşturma Kaçakçılık, Narkotik ve Ekonomik Suçlar Soruşturma Bürosu nezdinde devam etmektedir.

SPK’nın Komisyonumuzun sorularına cevaben ilettiği 2 Şubat 2017 tarihli yazıya göre[11] Bank Asya pay piyasasında 25.03.2014-03.04.2014 döneminde gerçekleştirilen işlemlere ilişkin olarak ilk görevlendirme SPK Başkanlığı tarafından 02.04.2014 tarihinde yapılmış, denetim ve inceleme süreci bu tarih itibariyle başlatılmıştır. Yapılan incelemenin genişletilmesi gereğinin doğması nedeniyle konunun incelenmesi amacıyla SPK Başkanlık Makamı tarafından farklı tarihlerde ek görevlendirme onayları tesis edilmiştir.

Asya Katılım Bankası, 25.03.2014 tarihinde Katar’dan ortak bulma girişimi ile ilgili kamuoyuna açıklama yapmıştır. Bu açıklamanın öncesinde özellikle 19.03.2014 tarihindeki Katarlı ortak girişimi ile ilgili toplantıya katılan isimlerden bazılarının 19.03.2014 tarihinde ve 25.03.2014 tarihi öncesinde Banka hisselerinden yüklü miktarda net alım yaptıkları ve 25.03.2014 sonrasında satış işlemi gerçekleştirerek realize menfaat elde ettiği anlaşılmıştır.

Bu olay, örgütün kirli yüzünü gösterme adına önemli bir örnek teşkil etmektedir. FETÖ, 2014 yılı Mart ayında bir taraftan Asya Katılım Bankası'na mevduat getirmeleri, bir taraftan da banka hisse senetlerinden alım yapmaları yönünde etki alanındaki küçük yatırımcılara yönlendirmede bulunurken, bankanın yöneticileri bilgi suistimali suçu işleyerek realize menfaat elde etmiş ve küçük yatırımcıyı zarara uğratmıştır.

  • TMSF'nin KHK’lar Kapsamındaki Şirketlerle İlgili Çalışmaları

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından Komisyonumuza sunulan 30.11.2016 tarih ve  81514179-100-E.17780 sayılı cevabi yazıya ekli bilgi notunun[12] ikinci bölümünde, TMSF'nin darbe girişimi sonrası çıkarılan KHK'lar kapsamındaki şirketlerle ilgili olarak  yaptığı çalışmalar ortaya konmuştur. 

Resmi Gazete’nin 01.09.2016 tarihli ve 29818 sayılı 2. mükerrer nüshasında yayımlanan 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 19. maddesinde ve 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinde kayyumluk yetkisinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devri düzenlenmiştir.

Kanun Hükmünde Kararname’nin 19. maddesinin birinci fıkrasında; maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle CMK madde 133 uyarınca kayyım atanmasına karar verilen şirketlerde görev yapan kayyımların yetkilerinin hakim veya mahkeme tarafından TMSF'ye devredileceği, ikinci fıkrasında ise; maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra ve olağanüstü halin devamı süresince terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle CMK madde 133 uyarınca şirketlere ve bu Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesi uyarınca varlıklara kayyım atanmasına karar verildiği takdirde kayyım olarak TMSF'nin atanacağı hüküm altına alınmıştır.

677 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin “Kayyımlık yetkisinin devri” başlıklı 7. maddesi ise “Bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihten önce terör örgütlerine aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 133. maddesi uyarınca kayyım atanmasına karar verilen şirketlerde görev yapan kayyımların yetkileri, hâkim veya mahkeme kararı ya da talep olmaksızın bu Kanun Hükmünde Kararnamenin yayımı tarihinde sona erer ve şirketlerin yönetimi kayyımlar tarafından derhal Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilir.” hükmünü havidir.

674 ve 677 sayılı KHK’ler Kapsamında 30/11/2016 Tarihi İtibariyle Kayyımlık Yetkisi Fona Devredilen veya Fonun Kayyım Olarak Atandığı Şirketler

  • Türkiye’nin 33 farklı ilindeki Mahkeme/Hâkimlik kararlarıyla veya kayyımların talebi üzerine 694 şirketin kayyımlık yetkileri Fona devredilmiş veya Fon bu şirketlere kayyım olarak atanmıştır.
  • Kayyımlık yetkileri devir alınan 694 şirkete ilişkin olarak; 83’ü Fon personeli olmak üzere toplam 212 kişinin yönetim organlarına ataması gerçekleştirilmiştir. Şirketlere atanan yöneticiler, konusunda uzman, kamu ve/veya özel sektör tecrübesi bulunan, aynı zamanda mali ve hukuki konularda deneyimli, yetkin ve güvenilir kişiler ile Fon personeli arasından Fon Kurulu tarafından atanmaktadır. Atanan kişilerden şirketlerde yapmış oldukları işlemler hakkında, Fon tarafından düzenli olarak bilgi talep edilmekte, dolayısıyla hem şirketler hem atanan kişilerin şirketlerdeki işlemleri yakinen takip edilmektedir.
  • TMSF tarafından bu şirketlerin yönetim organlarına atanan üyeler öncelikli olarak şirketin mevcut durumunun tespitini yapmakta, şirket hesaplarını ve fiziki mevcutlarını inceleyerek gerekli gördükleri hususları TMSF'ye ve savcılıklara bildirmektedir.
  • Yine yönetim organlarına atanan üyeler tarafından şirketlerin ortaklık yapıları incelenerek, ortaklarının ilişkili olduğu başka şirketlerin tespit edilmesi halinde, bu durum savcılıklara bildirilmekte ve söz konusu şirketlerin de incelenmesi talep edilmektedir.
  • TMSF tarafından şirketlerin Türk Ticaret Kanunu'na, esas sözleşmeye, hedef ve politikalarına uygun biçimde basiretle yönetilmesinin sağlanması, bu kapsamda şirketlerin varlık ve yükümlülüklerinin doğru bir şekilde tespit edilerek muhafaza ve kontrol altına alınması, acilen yapılması gereken iş ve işlemlerinin süratle sonuçlandırılması, şirketlerin hukuki ilişkide bulunduğu 3. kişilerin haklarının korunması ve etkinlik ve verimliliğin artırılarak şirket faaliyetlerinin devamının sağlanması, nihai olarak değer ihtiva eden şirketlerin ivedi olarak milli ekonomiye yeniden kazandırılmasını amaçlamaktadır.
  • TMSF, şirketlerin satış sürecinin profesyonel danışmanlardan hizmet alınmak suretiyle şirketlerin satış şeklinin, öncelik sıralamasının bu danışmanların değerlendirmeleri dikkate alınarak belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde yürütülmesi ve sonuçlandırılmasını planlanmaktadır.  TMSF bu kapsamda hazırladığı Çağrı İlanı'nı kamuoyu ile paylaşmış, yatırım danışmanı olarak hizmet vermek isteyen gerçek veya tüzel kişilerin tekliflerini toplamış ve yatırım danışmanı seçimini sonuçlandırmıştır.
  • TMSF mevcut piyasa koşullarını en sağlıklı şekilde değerlendirmek suretiyle, şirketlerin satış sürecinin ve satış işlemine ilişkin (ihale öncesi ve sonrası dönem de dâhil) tüm altyapının hazırlanmasını ve satış neticesinde mümkün olan en yüksek tutarın elde edilmesini teminen rekabete dayalı, şeffaf ve uluslararası standartlara uygun bir süreç yürütmeyi amaçlamaktadır. Böylelikle, şeffaf bir süreç izlenerek kamuoyu denetimi sağlanmak suretiyle oluşabilecek şüphelerin önüne geçilecektir.
  • Satışı mümkün olmayan ve tasfiye edilmesi gerektiği düşünülen şirketlere ilişkin olarak, mali durum tespit raporu yapılmasını teminen yeminli mali müşavirlerin görevlendirilmesine başlanmıştır.
  • Gerek satışı düşünülen gerekse tasfiyesi planlanan şirketlerde TMSF'nin önceliklerinden biri çalışanların mağdur olmamaları ve istihdamın olumsuz etkilenmemesi olarak ortaya konmaktadır.

TMSF’nin Komisyonumuzun sorularına cevaben ilettiği 27 Ocak 2017 tarihli cevabi yazısında[13] şu ifadelere yer verilmiştir:

680 sayılı KHK ile TMSF’nin kayyımlık sıfatı muhafaza edilmiş ancak 6758 sayılı Kanun ile TMSF’ye verilen yetkilerin bir kısmı (kayyımlık yetkileri kendisine devredilen ya da kayyım olarak görevlendirildiği işletmelerin yöneticilerini belirleme yetkisi ile bunlardan gerekli görülenlerin satılması yahut tasfiye edilmesine karar verilmesine dair yetkiler) TMSF’nin ilişkili olduğu Bakan’a devredilmiştir. Aynı KHK ile, işletmelerin Bakan tarafından satış veya tasfiyesine karar verilmesi halinde bu işlemlerin şirket yönetim kurulları tarafından yürütülmesi, TMSF’nin ise bu süreçlerde gözetim vazifesi üstlenmesi hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda, söz konusu işletmeler, görevlendirilen yönetim kurulları tarafından ticaret kanunu hükümlerine göre ve basiretli tüccar yaklaşımı içerisinde yönetilmekte; işletmelerin gerçek bir ticari ilişkiye dayanıp dayanmadığı konusunda şüphe mevcut olmayan borçları da, söz konusu terörist organizasyonlarla ilgili olmamak kaydıyla ve işletme imkânlarının elverdiği ölçüde ilgili yönetim organları tarafından işletme kaynaklarından ödenmektedir.”

  • Maliye Bakanlığının FETÖ ile Mücadele Kapsamındaki Çalışmaları

Maliye Bakanlığınca Komisyonumuza sunulan 9 Aralık 2016 tarihli ve 81904599-000-966 sayılı cevabi yazıya göre; FETÖ'nün yapısı ve ekonomik gücünün ortaya çıkarılması ve tasfiyesi amacıyla Maliye Bakanlığınca yürütülen iş ve işlemlere aşağıda yer verilmiştir:

1) Olağanüstü hal kapsamında alınan tedbirlere ilişkin kanun hükmünde kararnamelerle; milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen terör örgütlerine veya milli güvenlik kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı belirlenen;

  • 34'ü özel sağlık kurum ve kuruluşu,
  • 1411'i özel öğretim kurum ve kuruluşu,
  • 995'i özel öğrenci yurt ve pansiyonu,
  • 1326'sı dernek ile bunların iktisadi işletmeleri,
  • 15'i vakıf yükseköğretim kurumu,
  • 31'i sendika, federasyon ve konfederasyon,
  • 733'ü dershane,
  • 70'i özel radyo ve televizyon kuruluşu,
  • 109'u gazete, dergi ile yayınevi, dağıtım kanalı ve haber ajansı

olmak üzere toplam 4.724 kurum ve kuruluşun kapatılmasına karar verilmiştir.

Kapatılan bu kurum ve kuruluşlara ait olduğu tespit edilen 3361 adet 7,2 milyon m2taşınmazın tapuda hazine adına tescilleri sağlanmıştır.

2) İdarece tespit edilen ve Hazine adına tescil edilen,

  • Malvarlığının kayıt, defter ve belgelere uygunluğunun denetimini yapmak,
  • Malvarlığına dahil edilmesi gereken başkaca mal, hak ve alacak olup olmadığının araştırılmasını yapmak,
  • Alacak ve hakların takip ve tahsilinin sağlanması konusunda değerlendirme yaparak sonucunu rapora bağlamak ve alınması gereken tedbirlere ilişkin önerilerde bulunmak üzere;

345 adet İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu oluşturulmuştur.

Olağanüstü hal (OHAL) kapsamında alınan tedbirlere ilişkin kanun hükmünde kararnamelerle (KHK) kapatılan kurum ve kuruluşlara ilişkin işlemlerin yürütülmesi amacıyla 81 ilde Defterdarlıklar bünyesinde KHK İşlemleri Büroları oluşturulmuştur.

3) 670 Sayılı KHK ile; kapatılan kurum ve kuruluşların FETÖ ile bağlantısı olmayan kişilere ait gerçek mal ve hizmet ilişkisinden doğan borçlarını bir plan dahilinde, borç sıralaması dikkate alınmak suretiyle ödeme yapılması konusunda Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır. Bu kapsamda alacaklılık iddiasında bulunmuş olanların talepleri alınmış olup doğrulama işlemleri devam etmektedir.

4) OHAL kapsamında alınan tedbirlere ilişkin KHK'lar ile hazinece devralınan yerlerin tahsis veya diğer yöntemlerle değerlendirilmesine ilişkin işlemler tesis edilinceye kadar;

  • Özel sağlık kurum ve kuruluşları Sağlık Bakanlığının,
  • Özel öğretim kurum ve kuruluşları ile ortaöğretim özel öğrenci yurtları ve pansiyonları Milli Eğitim Bakanlığının,
  • Vakıf Yükseköğretim kurumlarının sağlık uygulama ve araştırma merkezleri haricinde kalan kısımları Üniversitelerin,
  • Yükseköğretim özel öğrenci yurtları ve pansiyonları Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun,

Geçici kullanımına bırakılmıştır.

Kapatılan kurum, kuruluş, özel radyo ve televizyonlar, gazete, dergi, yayınevi ve dağıtım kanallarının bağlı oldukları şirketlerin de ticari faaliyetleri sonlandırılmış ve bunların tüm malvarlığı Hazineye bedelsiz devredilmiş olup, bunlar satış ve tasfiye edilmek üzere Tasarruf Mevduatı ve Sigorta Fonuna devredilmiştir.

Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının (MASAK) FETÖ ile Mücadele Kapsamındaki Çalışmaları

Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığınca Komisyona sunulan 22.12.2016 tarih ve 92283605-000-E.19334 sayılı yazıya göre; darbe teşebbüsünde bulunan askerlere ilişkin ilgili Başsavcılıklar tarafından başlatılan soruşturmalar kapsamında MASAK'a talepler gelmekte olup, bu talepler kapsamında yapılan analiz çalışmalarında da analiz konusu askerlerin FETÖ’ye yönelik iltisak ya da irtibatına ilişkin bulgular MASAK tarafından ivedilikle raporlanarak ilgili Başsavcılıklara gönderilmektedir.

MASAK tarafından FETÖ’ye ilişkin çalışmalara 2014 yılında başlanmış olup, çalışmalar sonucunda çok sayıda analiz raporu, ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına ve diğer kurumlara gönderilmiştir. Ayrıca MASAK'ın çalışmaları sonrasında, Emniyet ve İstihbarat birimlerinin de katkılarıyla FETÖ’ye yönelik soruşturmalar genişlemiş ve ülke geneline yayılmıştır. Bu çerçevede Türkiye genelinde neredeyse her Cumhuriyet Başsavcılığından MASAK'a yönelik analiz talepleri gönderilmiş ve hazırlanan raporlar ilgili savcılıklara intikal ettirilmiş olup halihazırda da çalışmalar devam etmektedir.

Yapılan çalışmalarda; FETÖ konulu dosyalarda, örgütün mali yapısına ilişkin çok sayıda bilgi, belge ve bulgu ortaya çıkmıştır. Örgütün finansal hareketliliği, örgütle ilişkili kişilerin mali profili, örgütün eğitim kurumları, örgütle iltisaklı banka, holding ve şirketler ve bunların profilleri, kamu kurumlarında örgütle bağlantılı kişiler, örgütün yurt dışı para transfer profili gibi hususlar MASAK tarafından hazırlanan raporlara konu edilmiş ve ilgili Başsavcılıklarla paylaşılmıştır.

MASAK’ın Komisyona sunduğu cevabi yazıya göre, 1 Ocak 2014 – 25 Kasım 2016 tarihi arasında FETÖ ile ilgili olarak; MASAK'a Savcılıklar, Mahkemeler, HSYK ve diğer birimlerden;

  • Toplam 4.031 adet talep intikal etmiştir.
  • Toplam 468 adet ihbara ilişkin bağlantı/bilgi notu hazırlanmış, 1663 adet ihbara ilişkin yazı ekinde CD ile veri gönderilmiş, 130 adedinin işlemi devam etmektedir.
  • Toplam 70.988 kişi hakkında toplam 1305 Analiz/İnceleme Dosyası açılmıştır.
  • Toplam 45.899 kişi hakkında 586 adet Analiz Dosyası tamamlanarak ilgili Savcılıklara gönderilmiştir.
  • 729 adet dosyada bulunan toplam 29.784 kişinin analizi devam etmektedir.

Aynı dönemde MASAK'a 5549 sayılı Kanun’un 19/A maddesi kapsamında erteleme talepli açıklamalı ve FETÖ ile bağlantılı toplam 2.261 adet Şüpheli İşlem Bildirimi (ŞİB) gelmiş, bunların 1.792 adedi Maliye Bakanlığı Olurlarına arz edilmiştir. 69 adedinin Bakan Oluru süreci devam etmekte olup geriye kalan ŞİB’lerde ise erteleme konusu işlem bulunmadığı anlaşılmıştır. Makama arz edilen bu ŞİB’lerin 819’u hakkında işlem ertelemesi kararı verilmiş, 982’si hakkında ise işlemlerin ertelenmemesi kararı verilmiştir. Konuyla ilgili olarak toplam 1006 kişi hakkında yazılan rapor sayısı 675 adettir. Ertelenen işlemlerin toplam tutarları aşağıdaki tabloda sunulmuştur. Bu tutarlara “hesap bakiyesinin tamamı çekilmek istenmektedir”… vb. ifadelerle tutar belirtilmeyen bildirimler dahil değildir.

Tablo 5: MASAK’a Gelen Ertelemeli Şüpheli İşlem Bildirimleri

Tür

Tutar

TL

84.006.377

Dolar

33.427.846

Avro

2.738.007

Sterlin

51.337

Altın (Gram)

117.305

Gümüş (Gram)

10.231

Kaynak: Maliye Bakanlığı

  • Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün FETÖ İle Mücadele Kapsamındaki Çalışmaları

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün, Komisyonumuza ilettiği 8 Aralık 2016 tarihli bilgi notuna[14] göre; kayyımlar ile iletişim halinde bulunan Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü bünyesinde 15 Temmuz öncesinde paralel yapıya ait vakıf ve üniversitelere ilişkin dikkat çekici taşınmaz satış hareketleri tespit edildikten sonra kurumda özel bir birim oluşturularak; konu ile ilgili emniyet birimleri, YÖK ve Vakıflar Genel Müdürlüğü nezdinde gerekli girişimler yapılmış, devamında bu yapıya ait kurumlara tayin edilen kayyumlarla da irtibat kurmak sureti ile tapu müdürlüklerinde ciddi tedbirler alınmıştır. Alınan tedbirler çerçevesinde 18.05.2016 ve 25.05.2016 tarihli talimatlar ile bu örgütün ya da mensuplarının mal kaçırmaları büyük çapta önlenmiştir.

Darbe girişiminden sonra 23.07.2016 tarihli 667 Sayılı KHK yayımlanmadan önce, 19.07.2016 ve 21.07.2016 tarihlerinde "idari önlemler" konusunda Tapu ve Kadastro Bölge Müdürlüklerine, bu yapıyla ilişkili kişi, vakıf, dernek ve şirketlerin tapu işlemlerinde daha dikkatli davranılması ve bu durumlarda karşılaşılması halinde Valilik/Kaymakamlık veya emniyet birimleriyle irtibata geçilerek işlemlere yön verilmesi talimatı verilmiştir. Bu talimatlar uyarınca; KHK listelerinde yer almayan, henüz adlarında adli ve idari takibat başlatılmayan ancak tapu müdürlüklerince duyulan şüphe üzerine emniyet, valilik, kaymakamlık vs. birimlerce teyit alınmak sureti ile tespit edilen kişilere ait 1174 adet tapu işlemi tamamen dondurulmuştur.

Tapu ve Kadastro Müdürlüğünce alınan idari önlemler, gelinen aşamada tapu müdürlüklerindeki bürokrasiyi artırdığı için yukarıda anlatılan hususlarla birlikte değerlendirilerek 04/10/2016 tarihinde kaldırılmış ve tapu işlemleri normal seyrine döndürülmüştür. Bundan böyle Maliye Bakanlığı, Valilik/Kaymakamlık veya emniyet birimlerinden gönderilen yazılarda kişilerin veya taşınmazların "bloke edilmesi" veya "herhangi bir işlem yapılmaması" şeklinde net ifade bulunmaması durumunda bu talepler risk bildirim ve sorgulama ekranına girilmeyerek ilgili kurumdan bu talebin netleştirilmesi istenmektedir.

Ayrıca 667 Sayılı KHK'nın Resmi Gazete'de yayımlandığı ilk andan itibaren, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün daha önceki çalışma ve hazırlıklar sonucu oluşan öngörüsü çerçevesinde herhangi bir talep beklemeksizin, KHK eki listelerde yer alan kurum taşınmazlarını tespit etmek ve gerekli önlemleri almak üzere çalışmalara başlanılmıştır. Aynı gece tüm ülke genelindeki taşınmazlar üzerinde Maliye Hazinesi ve Vakıflar Genel Müdürlüğü adına gerekli devirler sistem üzerinden gerçekleştirilerek oluşabilecek mal kaçırma ihtimali tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Yine bu kurum ve şirketlere ait olup da 23.07.2016'dan önce devrederek el değiştiren taşınmazlara da muvazaalı devir ihtimaline karşılık tedbiren sadece elektronik ortamda ihtiyati bloke ve belirtme yapılmış, konu ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı birimleri ile sürekli toplantılar yapılarak sürece yön verilmiştir. Maliye Bakanlığının herhangi bir talebinin olmadığını belirtir cevap yazısının ardından bu belirtmeler 11.10.2016'te kaldırılmıştır.

29.10.2016 tarihinde Resmi Gazete'de ilan edilen 675 Sayılı KHK ile muvazaalı devirler düzenlenmiş ve olağanüstü hal kapsamında yürürlüğe konulan KHK gereğince kapatılan özel öğretim kurum ve kuruluşları ile özel öğrenci yurtları ve pansiyonlarının faaliyetlerinin sürdürüldüğü dönemde üzerlerinde bulundukları, mülkiyeti kapatılanların sahibi gerçek veya tüzel kişilere ait taşınmazlardan 1.1.2014 tarihi ila bahse konu yerlerin kapatılma tarihleri arasında üçüncü kişilere devri yapılmış olan ve üzerinde kapatılanlar tarafından aynı faaliyete kapatılma tarihi itibarıyla devam edilen taşınmazların devir işlemleri muvazaalı kabul edilerek tapuda ilgisine göre Hazine veya Vakıflar  Genel Müdürlüğü adına her türlü kısıtlama ve taşınmaz yükünden ari olarak tescil edileceği hükme bağlanmıştır.

Daha önce tespit edilen şüpheli işlemlerin sistemli bir şekilde takibinin sağlanması amacıyla 16 Ağustos 2016 tarihinde TAKBİS üzerinde "Risk Bildirimi ve Sorgulama Ekranı" adı altında adli ve idari kurumların teyitleri ile bir veri bankası oluşturulmuştur. Bu yazılımın en önemli özelliği; riskli olarak girişi yapılan gerçek ya da tüzel kişilerin veya temsilcilerinin ülke genelinde herhangi bir tapu müdürlüğünde işlem talebi olduğu esnada sistem tarafından otomatik olarak kullanıcıyı uyararak işlemin yapılmasını engellemesidir. Darbe girişiminin ardından personel tarafından riski olan bir işlemin kötü niyetli olarak yapılması durumunda, sistemde bunu tespit eden ilave bir kontrol mekanizması da tesis edilmiştir.

Yapılan tüm işlemler neticesinde 08 Aralık 2016 itibarıyla,

  • Hazine'ye devredilen taşınmaz adedi: 4351
  • Vakıflar Genel Müdürlüğüne devir edilen taşınmaz adedi: 2214
  • İdari mercilerin talebi ile bloke konularak inceleme altına alınan taşınmaz adedi: 59666
  • Adli mercilerin talebi ile bloke konularak inceleme altına alınan taşınmaz adedi: 154030'dur.
    • Gümrük ve Ticaret Bakanlığının FETÖ ile Mücadelede Kapsamındaki Çalışmaları

Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca Komisyona sunulan 13.12.2016 tarihli ve 61990029-251.04 sayılı cevabi yazıya göre, özetle;

  • Adli ve İdari makamlarca Bakanlığa bildirilen bilgilere göre TMSF’ye devir ve kayyım atama işlemleri gerçekleştirilmiş, şirketleri gösterir listeler hazırlanmıştır. Buna göre;

-1.075 adet Şirket, OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar ile kapatılmıştır.

-508 adet Şirkete, adli makamlarca kayyum atanmış ve OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lar ile kayyımlık yetkisi TMSF’ye devredilmiştir.

-43 adet Şirket, Bakanlıklarına ulaşan ihbar dilekçeleri doğrultusunda FETÖ’ye iltisaklı olduğu ihbar edilmesi nedeniyle Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına (MASAK) bildirilmiştir.

  • 11 adet Şirket hakkında inceleme ve soruşturma faaliyeti gerçekleştirilmiştir.
  • Ayrıca; Cumhuriyet Başsavcılıklarınca bildirilen 1.844 adet şahsın sorgulama işlemleri yapılarak gerekli idari işlemler gerçekleştirilmiştir. Bakanlığa bildirilen gerçek ve tüzel kişiler hakkında risk değerlendirmeleri yapılmıştır.
  • Bakanlığa intikal eden ihbar dilekçeleri kapsamında, Gümrük Müdürlüklerinde rastlanılan sahte, sanal, karşılıksız veya götürü teminatlar nedeniyle ortaya çıkan ve ÖTV borçlarını ödemeyerek yüksek miktarda kamu zararının doğmasına sebep olan firma ve şahısların hesap hareketleri dahil her türlü bağlantıları değerlendirilmiştir.
    • Borsa İstanbul'un FETÖ İle Mücadele Kapsamındaki Çalışmaları

Borsa İstanbul'un Asya Katılım Bankası ile ilgili çalışmaları Bank Asya Süreci başlığının bir alt başlığı olarak verildiği için, bu bölümde FETÖ ile mücadele kapsamında, Borsa İstanbul'un diğer şirketlerle ilgili olarak yaptığı çalışmalara yer verilecektir. Borsa İstanbul Başkanı Sayın Himmet Karadağ, 22 Aralık 2016 tarihindeki Komisyon toplantısında bir sunum gerçekleştirmiş[15], ayrıca, 15 Temmuz Darbe Girişimi'nin Piyasalara etkilerini, Borsa İstanbul'a etkilerini ve darbe girişimi öncesi ve sonrasında Borsa İstanbul'un FETÖ kapsamındaki çalışmalarını anlatan ayrıntılı bir bilgi notunu[16] Komisyona sunmuştur. Bu nottaki bilgiler, şirket bazında aşağıda özetlenmiştir:

Koza-İpek Grubu Şirketleri

Borsaya kote oldukları için İpek Doğal Enerji Kaynakları Araştırma ve Üretim A.Ş., Koza Anadolu Metal Madencilik İşletmeleri A.Ş. ve Koza Altın İşletmeleri A.Ş. ile ilgili olarak Borsa İstanbul'un bir takım kararları bulunmaktadır.

Koza-İpek Grubu şirketlerinin yönetim kurullarına Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi kararıyla 26/10/2015 tarihinde kayyım atanmış, şirketlerin 30/09/2015 tarihli finansal raporlarının yayımlandığı 09/11/2015 tarihini izleyen 10-13/11/2015 tarihlerinde Şirketler ziyaret edilerek inceleme raporları hazırlanmıştır. Rapor sonucunda 10/12/2015 tarihinde; finansal yapılarında sıkıntı bulunmayan ve ticari faaliyetlerine devam eden Şirketler hakkında devam eden hukuki sürecin sonuçlanmasının beklenmesi ve çıkacak sonuca göre durumlarının değerlendirilmesine ve inceleme kapsamında tespit edilen

1) Şirketlerin 2010-2015 döneminde toplam 188,5 milyon TL bağış yapması, bağışların 175 milyon TL'sinin Koza İpek Üniversitesi ve Koza İpek Eğitim Sağlık Hizmet Yardım Vakfı'na yapılması, sadece 2015 yılında yapılan bağış tutarının 78,2 milyon TL olması, konuya ilişkin KAP'ta yapılan açıklamalar ile birlikte Koza Altın tarafından yapılan bağış tutarlarının halka açık bir şirket için yüksek düzeyde olması,

2) Düzenli olarak kâr payı dağıtan Koza Altın'ın dağıttığı kâr paylarından en büyük payı alan ve dönem kârı elde eden ATP İnşaat'ın bu kaynakların büyük kısmını faaliyetlerinden zarar eden bağlı ortaklıklarına borç olarak vermesi, akabinde alacaklarını bu şirketlerin yaptığı sermaye artırımlarına katılmak suretiyle tasfiye etmesi ve kâr dağıtmaması sonucunda, ATP İnşaatın Koza Altın'dan sağladığı temettü gelirinden ATP İnşaat'ın ortağı olan Koza Anadolu, İpek Enerji ve halka açık olan bu şirketlerin yatırımcılarının faydalanamaması,

3) Koza Altın'ın paylarının tamamı kendine ait olmak üzere 60 milyon Pound sermayeyle (Koza Altın'ın sermayesinin 1,71 katı) İngiltere merkezli olarak kurduğu Koza Ltd.'ye mahkeme tarafından kayyım atanmaması, Yönetim Kurulunun halen İpek ailesi fertlerinden oluşması, Koza Ltd.'in banka hesaplarında yaklaşık 62,6 milyon Pound tutarında mevduatın bulunması, Koza Ltd.'in ve dolayısıyla söz konusu tutara ilişkin kontrolün Koza Altın tarafından sağlanması konularının Şirket nezdinde devam eden hukuki süreç dikkate alındığında önem arz etmesi,

4) Koza Altın'ın, 30/03/2015 tarihinde Londra'da 6,8 milyon Pound (yaklaşık 26,3 milyon TL) bedelle satın aldığı 2 adet rezidans dairenin, yatırım amacıyla alındığı ve şirketin faaliyetleriyle bir ilgisinin olmadığı Koza Altın yöneticileri tarafından ifade edilmiş olmasına karşın, finansal tablolarda "Duran Varlıklar" içinde sınırlandırıldığı ancak söz konusu gayrimenkullerin "TMS 40. Yatırım Amaçlı Gayrimenkuller Standardı" gereğince finansal tablolarda "Yatırım Amaçlı Gayrimenkul" olarak sınıflandırılması gerektiği

hususlarının Sermaye Piyasası Kurulu'nun değerlendirmesine sunulmasına karar verilmiştir.

Söz konusu hususlar 10/12/2015 tarihli ve BİAŞ-4-12293 sayılı yazı ile Sermaye Piyasası Kurulu'na iletilmiştir.

Sermaye Piyasası Kurulunca ilgili şirketler ve grup şirketleri nezdinde yürütülen incelemeler neticesinde:

  1. Maddede belirtilen hususa ilişkin olarak;

04/03/2016 tarihinde Hamdi Akın İpek, Cafer Tekin İpek, M.İ. ve P.Z. hakkında; halka açık Koza Grubu şirketleri ve bağlı ortaklıkları tarafından ilişkili taraflara yapılan bağışlar neticesinde halka açık Koza Grubu şirketlerinin ve bağlı ortaklıklarının zarara uğratılması ve Koza Altın yönetim kurulu üyelerine sağlanan menfaat toplamının emsal şirketlere göre bariz şekilde farklı olması neticesinde Koza Altın'ın zarara uğratılması nedeniyle suç duyurularının yapılmasına karar verilmiştir. 09/12/2016 tarihinde ise, suç duyurusuna neden olan bağışların tutarının yasal faizler dâhil 01/12/2016 tarihi itibariyle 292.577.312,84 TL olarak belirlenmesine karar verildiği duyurulmuştur.

25/10/2016 tarihinde Koza Anadolu Metal Madencilik İşletmeleri A.Ş. ve İpek Doğal Enerji Kaynakları Araştırma ve Üretim A.Ş. hakkında esas sözleşmede hüküm bulunmaksızın bağış ve yardımda bulunulması, yapılan bağış ve yardımlarda özel durum açıklamasında bulunulmaması nedenleriyle toplamda 2,1 milyon TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.

  1. Maddede belirtilen hususa ilişkin olarak;

-25/10/2016 tarihinde Koza Altın İşletmeleri A.Ş. hakkında kar dağıtım politikasında ortaklar için belirlenen kâr payı dağıtım oranının net olarak belirtilmemesi ve kar dağıtım politikasında kâr payı avansı dağıtılıp dağıtılmayacağına ilişkin bilginin bulunmaması ve yapılan bağış ve yardımlarda özel durum açıklamasında bulunulmaması nedenleriyle toplamda 1,2 milyon TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiştir.

-09/12/2016 tarihinde İpek Medya Grubu Kuruluşlarına 2007-2015 yılları arasında fon aktarılması ve bu kuruluşlara yatırım yapılmasında emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel ve şartlar içeren ticari uygulamalar yapılmak gibi işlemler yoluyla halka açık Koza Anadolu ve İpek Enerji'nin 01/12/2016 tarihi itibariyle en az 762.359.124 TL tutarında sermaye ve/veya malvarlığı kaybına uğratılması nedeniyle H.A.İ, C.T.İ ve M.İ. hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.

  1. Maddede belirtilen hususa ilişkin olarak 04/02/2016 tarihinde;

Hamdi Akın İPEK ve Cafer Tekin İPEK hakkında; Koza Altın'ın %100 bağlı ortaklığı olan Koza Ltd.'in sermayesinde 11.09.2015 tarihinde oluşturulan her biri 1 GBP değerinde 2 adet A grubu pay ile Koza Ltd'nin yönetim kontrolünün ve tüm malvarlığının yönetiminin ilişkili taraflara verilmesi suretiyle Koza Altın'ın zarara uğratılması nedeniyle suç duyurularının yapılmasına karar verilmiştir.

SPK Kanunu'nun 21 . maddesinin dördüncü fıkrası uyannca; Kurulumuz kararından itibaren 3 ay içinde Koza Altın'ın 60 milyon GBP alacağının, yönetim kontrolünün kaybedildiği 11.09.2015 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle beraber Koza Altın'a ödenmesini veya A Grubu payların iptalini veya Koza Altın'a devrini teminen, Hamdi Akın İpek ve Cafer Tekin İpek nezdinde gerekli tedbirlerin alınması hususunun Koza Altın'ın kayyumlarından; söz konusu borcun yasal faizi ile birlikte Koza Altın'a ödenmesi veya A Grubu payların iptali veya Koza Altın'a devri hususunun ise  Hamdi Akın İpek ve Cafer Tekin İpek’den istenmesine karar verilmiştir.

06/09/2016 tarihinde kayyımların yetkisi TMSF'ye devredilmiş olup, halihazırda TMSF yönetiminde olan söz konusu Şirketler İstanbul Borsası Yıldız Pazarı'nda işlem görmeye devam etmektedirler.

Şirketlerin kayyım atama tarihlerinde ve güncel durumda toplam piyasa değerleri, halka açık kısmın piyasa değerleri ve yatırımcı sayıları aşağıdaki tabloda verilmiştir:

Tablo 6: Şirketlerin Kayyım Atama Tarihlerinde ve Güncel Durumda Toplam Piyasa Değerleri, Halka Açık Kısmın Piyasa Değerleri ve Yatırımcı Sayıları

 

1. Kayyım Tarihi

TMSF'ye Devir

19.12.2016

İpek Doğal Enerji Kaynakları Araştırma ve Üretim A.Ş.

Toplam Piyasa Değeri (TL)

503.983.989

280.568.406

607.898.214

Halka Açık Piyasa Değeri (TL)

190.052.362

105.718.175

229.056.047

Yatırımcı Sayısı

9.340

9.490

8.916

Koza Anadolu Metal Madencilik İşletmeleri A.Ş.

Toplam Piyasa Değeri (TL)

636.451.200

434.649.600

931.392.000

Halka Açık Piyasa Değeri (TL)

285.639.299

195.157.670

418.195.008

Yatırımcı Sayısı

11.491

10.607

10.631

Koza Altın İşletmeleri A.Ş.

Toplam Piyasa Değeri (TL)

2.653.500.000

2.176.175.000

2.513.200.000

Halka Açık Piyasa Değeri (TL)

795.784.650

652.634.883

753.708.680

Yatırımcı Sayısı

9.829

10.302

9.720

   Kaynak: Borsa İstanbul

Royal Halı İplik Tekstil Mobilya San. ve Tic. A.Ş. (ROYAL)

Naksan Grubu (Grup) şirketlerinden payları İstanbul Borsa'sında işlem gören Royal Halı İplik Tekstil Mobilya San. ve Tic. A.Ş. (Şirket)'nin 25.07.2016 tarihli özel durum açıklamasında, Şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Taner Nakıboğlu ve Yönetim Kurulu üyesi Cahit Nakıboğlu'nun tutuklandığı, Gaziantep 3.Sulh Ceza Hakimliği tarafından Şirketin ana ortağı Naksan Holding A.Ş. ve ilişkili tarafı Naksan Plastik ve Enerji Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne kayyım atandığı duyurulmuştur. İstanbul Borsası tarafından yazılı olarak söz konusu gelişmelerin Şirketin faaliyetlerine olan etkisi konusunda ilave açıklamalar talep edilmiş olup. Şirket KAP'ta yaptığı 27.07.2016 tarihli açıklamada vadesi geçmiş ticari, fınansal, kamu ve personel borcu olduğunu, kredilerinin vadesi gelmediği halde geri çağrıldığı belirtmiştir.

Bu kapsamda, Şirketin işlem sırası 27.07.2016 tarihinde durdurularak Şirket inceleme kapsamına alınmış ve Gaziantep'te bulunan merkezi ve üretim tesisleri 28-29.07.2016 tarihlerinde ziyaret edilerek hakkında düzenlenen 01.08.2016 tarihli inceleme raporundaki tespitler çerçevesinde İstanbul Borsası Yönetim Kurulu'nun 02/08/2016 tarihli toplantısında, Şirketin fînansal ve hukuki durumu dikkate alınarak;

  1. Şirketin 27/07/2016 tarihli özel durum açıklamasında, vadesi geçmiş ticari, finansal, kamu ve personel borcu olduğunun, vadesi gelmediği halde geri çağrılan finansal borcunun bulunduğunun belirtilmesi, finansal kuruluşların bir kısmının alacaklarını tahsil etmek üzere Şirket aleyhine haciz işlemi başlatması, ihtarname göndermesi, kredilerin geri ödenmesini talep etmesi, ayrıca bir alacaklı tarafından bazı makine ve ekipmanlar üzerine rehin konulması ve bu hususlara ilişkin Şirket tarafından herhangi bir özel durum açıklaması yapılmamış olması nedenleriyle, Kotasyon Yönergesi'nin 35/1-d maddesi hükmü kapsamında Ana Pazar'da işlem gören Şirket paylarının Yakın İzleme Pazarı'na (Eski adıyla Gözaltı Pazarı) alınmasına ve 23/1-a hükmü kapsamında Şirketin kamuyu aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle uyarılmasına,

B.Şirketin Naksan Grubu'nun diğer şirketlerine borç olarak verdiği tutarların tahsil edilememesi,

  1. Şirketin yönetim kurulunun iki üyesinin tutuklanmış olması, bir üyesinin yurt dışına çıkmış olması ve kalan bir üye ile bağımsız iki üyeden herhangi bir haber alınamaması nedeniyle Şirkette fiilen yönetim boşluğu yaşandığı, kamuyu aydınlatmanın düzenli olarak yapılamadığı, 21-25 Temmuz 2016 tarih aralığında aleyhine başlatılan hukuki takibatlara ilişkin olarak KAP'ta herhangi bir açıklama yapılmadığı,
  2. Şirketin 2015 yılında yurt dışında kurduğu 2 şirket ile Gaziantep’te kurduğu 1 şirket hakkında Şirket finansal tablo dipnotları dışında bir bilgiye ulaşılamadığı,

hususlarının değerlendirilmek üzere 03.08.2016 tarihli ve BİAŞ-4-7407 sayılı yazı ile Sermaye Piyasası Kurulu'na iletilmiştir. 06.09.2016 tarihinde kayyımların yetkisi TMSF've devredilmiş olup, halihazırda TMSF yönetiminde olan söz konusu Şirketin payları halihazırda Yakın İzleme Pazarı'nda (Eski adıyla Gözaltı Pazarı) işlem görmektedir.

Şirketin kayyım atama tarihlerinde ve güncel durumda toplam piyasa değeri, halka açık kısmın piyasa değeri ve yatırımcı sayısı aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Tablo 7: Şirketin Kayyım Atama Tarihlerinde ve Güncel Durumda Toplam Piyasa Değeri, Halka Açık Kısmın Piyasa Değeri ve Yatırımcı Sayısı

Royal Halı İplik Tekstil Mobilya

1. Kayyım Tarihi

TMSF'ye Devir

19.12.2016

Toplam Piyasa Değeri (TL)

65.400.000

58.200.000

54.600.000

Halka Açık Piyasa Değeri (TL)

16.055.700

14.288.100

13.404.300

Yatırımcı Sayısı

2.614

2.581

2.441

Kaynak: Borsa İstanbul

Karakaş Atlantis Kıymetli Madenler Kuyumculuk Telekomünikasyon San. ve Tic. A.Ş. (KRATL)

Şirketin Yönetim Kurulu Başkanının vadesi geldiği halde ödenmeyen borçlarının ve vadesi gelmediği halde geri çağrılan kredilerinin bulunması, bankalar tarafından kredileri kat edilmeye başlanarak icra takibine geçildiğinin açıklanması nedenleriyle Şirketin İzmir - Gaziemir'de bulunan üretim tesisleri 10-11.08.2016 tarihlerinde ziyaret edilerek incelenmiştir.

İnceleme sonucunda tespit edilen hususlar çerçevesinde Borsa Yönetim Kurulunun 19.08.2016 tarihli toplantısında Şirketin, ödenemeyen banka kredi taksitlerinin bulunması, bankaların kredileri geri çağırmaya ve icra takiplerine başlaması, Yönetim Kurulu Başkanının gözaltında olması nedeniyle Şirkette üretimin durdurulması ve üretime ne zaman yeniden başlanacağının belirsiz olması nedenleriyle faaliyetlerinin olumsuz etkilendiğinin anlaşılması üzerine ve Şirket tarafından 08.08.2016 ve 12.08.2016 tarihlerinde KAP'ta yapılan açıklamalar dikkate alınarak, Ana Pazar'da işlem gören Şirket paylarının Kotasyon Yönergesinin 35/1-d hükme gereğince Yakın İzleme Pazarı'na (Eski adıyla Gözaltı Pazarı) alınmasına karar verilmiştir. Şirket payları halen Borsa İstanbul Yakın İzleme Pazarı'nda işlem görmeye devam etmektedir.

Şirkete kayyım atanmamıştır.

Şirket aynı zamanda Borsa İstanbul Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasası üyesi olarak ağırlıklı olarak altın ithalatı işlemleri de yapmaktaydı. Hazine Müsteşarlığının 14.10.2016 tarihli ve E.29155 sayılı yazısıyla Şirketin Kıymetli Madenler Borsası Aracı Kuruluşlarının Faaliyet Esasları ile Kıymetli Madenler Aracı Kurumlarının Kuruluşu Hakkında Yönetmelik'in (Üyelik Yönetmeliği) 9. maddesinin 4. ve 5. fıkraları ile 14. maddesine aykırı hareket ettiğinin anlaşılması nedeniyle aynı Yönetmelik'in 21. maddesinin 3. fıkrası ile 24. maddesi uyarınca Şirketin faaliyet izninin iptal edildiği bildirilmiş olup. Şirketin Kıymetli Madenler Borsası'ndaki aracılık faaliyetleri Borsa İstanbul tarafından 21.10.2016 itibarıyla durdurulmuş ve 27.10.2016'da Borsa üyeliğinden çıkarılmıştır.

Şirketin güncel durum itibarıyla toplam piyasa değeri 34,7 milyon TL, halka açık kısmın piyasa değeri 9,1 milyon TL olup, 3.169 yatırımcısı vardır.

Taraf Gazetecilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. (TARAF)

Şirket 16.04.2014 ve 26.09.2014 tarihlerinde mevzuata aykırı ilişkili taraf işlemleri, kamuyu aydınlatma kurallarına aykırılık ve finansal durum açısından uyarılmıştır. Şirket payları uyarıya konu olan hususlarda bir değişiklik olmaması nedeniyle 15.04.2015 tarihinde Yakın İzleme Pazarı'na (Eski adıyla Gözaltı Pazarı) alınmıştır.

Taraf Gazetecilik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin, 27.07.2016 tarihli ve 668 sayılı KHK ile kapatılarak faaliyetleri durdurulması sonrasında, 28.07.2016 tarihinde Borsa İstanbul A.Ş. Yönetim Kurulunca borsa kotundan çıkarılmasına karar verilmiştir. Şirketin işlem gördüğü son tarih itibarıyla toplam piyasa değeri 4,6 milyon TL, halka açık kısmın piyasa değeri 2,3 milyon TL olup, 1.461 yatırımcısı vardır.

VİA Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. (VIAGO)

Sermaye Piyasası Kurulu, 26.07.2016 tarihinde VİA Gayrimenkul Yatırım A.Ş.'nin gayrimenkul yatırım ortaklığı statüsünün sona erdirilerek Sermaye Piyasası Kanunu kapsamından ve Borsa Kotundan çıkarılmasına karar verildiğini Borsa İstanbul'a yazı ile bildirmiştir. Söz konusu hususlar Kurulun aynı tarihli bülteni ile de kamuya duyurulmuştur. Bu kapsamda Şirket payları 27.07.2016 tarihinde Borsa kotundan çıkarılmıştır. Şirketin işlem gördüğü son tarih itibarıyla toplam piyasa değeri 1,12 milyar TL, halka açık kısmın piyasa değeri 269,4 milyon TL olup, 2.360 yatırımcısı vardır.

Aynes Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. (AYNES)

Şirket 01.02.2016 tarihinde iflas erteleme talebinde bulunmuş, Borsa İstanbul'da işlem gören tahviline ilişkin 02.02.2016 tarihli kupon ödemesini gerçekleştirememiştir. Bunun üzerine Şirketin farklı tarihlerde itfa olacak olan üç ayrı tertip toplam 100 milyon TL nominal değerdeki tahvilleri 11.02.2016 tarihli Borsa Yönetim Kurulu kararı ile, vadesi gelmemiş olan kupon ödeme tarihleri de beklenmeden Borsa kotundan çıkarılmıştır.

FETÖ soruşturması kapsamında Aynes Gıda firmasına 08.12.2016 tarihinde operasyon düzenlenmiş, aralarında Yönetim Kurulu üyeleri Nevzat Serin, Mehmet Ali Özkan ile Ayhan Batur'un da bulunduğu 17 kişi gözaltına alınmıştır. 28.12.2016 tarihinde de "Aynes Gıda'nın 5 gün önce TMSF bünyesine geçmiş olduğu" duyurulmuştur.

Bizim Menkul Değerler A.Ş.

Diğer taraftan, Borsa İstanbul’da işlem görmeyen ancak yatırım kuruluşu olması nedeniyle Borsa üyesi olan Bizim Menkul Değerler A.Ş.'ye, Ticaret Sicili Gazetesinden Kayseri 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 18.08.2016 tarih, 2016/3005 D. İş sayılı kararı ve Kayseri 2.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 26.08.2016 tarih, 2016/1391 D. İş sayılı kararı ile kayyım atanmıştır.

Darbe Girişimi Öncesinde 11-15 Temmuz Haftası İstanbul Borsası Piyasalarında Gerçekleştirilen İşlemlere İlişkin İnceleme

11.07.2016-15.07.2016 döneminde Pay Piyasası ile Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasasında (VİOP) en çok işlem gerçekleştiren ve darbe kalkışması öncesinde dikkat çekici nitelikte pozisyon oluşturan 117 yatırımcıdan yerli yatırımcı statüsünde değerlendirilen 88 yatırımcının 11.07.2016-15.07.2016 döneminde Borsa İstanbul'da gerçekleştirdiği işlemler incelenmiştir. SPK ile Borsa İstanbul'un birlikte yürüttüğü bu inceleme sonucu tespit edilen hususlarla ilgili olarak 11.11.2016 tarihli bir Rapor SPK'ya iletilmiştir.

11/07/2016-15/07/2016 döneminde Pay Piyasasında ve VİOP'ta gerçekleştirilen işlemlerin geçmiş işlem kalıplarına uygun olup olmadığı, VİOP işlemleri amacıyla bulundurduğu nakit teminatının veya çeşitli bankalar nezdindeki kaynaklarının ne kadarını VİOP işlemlerine yönlendirdiği ve emirlerini telefon ile ileten yatırımcıların ses kayıtlarında dikkat çekici bir hususun bulunup bulunmadığı hususları ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Yapılan incelemeler neticesinde 88 yatırımcıdan 5'inin işlemleri, işlemlerin niteliğine ilişkin maddi tespitlerin yanı sıra emirlerinin iletimine ilişkin ses kayıtlarında şüpheli ifadelerin yer alması ve/veya SPK tarafından kendilerine yazılı olarak yöneltilen soruları Rapor tarihi itibarıyla cevaplamaması nedeniyle dikkat çekici bulunmuştur.

  • SPK'nın FETÖ İle Mücadelede Kapsamındaki Çalışmaları

Sermaye Piyasası Kurulunca Komisyona sunulan 12.12.2016 tarih ve 24171390-622.03-E.13235 sayılı cevabi yazıda, Asya Katılım Bankası A.Ş., Taraf Gazetecilik Sanayi ve Ticaret A.Ş., Koza Grubu halka açık şirketleri (Koza Altın İşletmeleri A.Ş., İpek Doğal Enerji Kaynakları Araştırma ve Üretim A.Ş. ve Koza Anadolu Metal Madencilik İşletmeleri A.Ş.), Boydak Holding A.Ş. şirketleri (Bizim Menkul Değerler A.Ş. ve Hes Hacılar Elektrik Sanayi ve Ticaret A.Ş.) ve Royal Halı İplik Tekstil Mobilya Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ilgili olarak SPK Başkanlığınca gerçekleştirilen inceleme ve denetlemeler sonucunda alınan çeşitli Kurul kararlarına (suç duyurusu/ hukuk davası/ idari para cezası) yer verilmiştir. SPK'nın bu kararları aşağıda özetlenmiştir:

Taraf Gazetecilik Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ilgili olarak;

Taraf Gazetecilik’in yönetim kontrolüne sahip ortağı Alkım Basım Yayın Dağıtım A.Ş.’den, Mürekkep Matbaacılık Medya Basım Radyo ve Televizyon İşletmeciliği A.Ş. tarafından satın alınması işlemine ilişkin olarak, SPK Tebliğine aykırı olarak pay satış bilgi formu hazırlamadan ve Kurul onayına sunmadan satış gerçekleştirmesi nedeniyle 19.08.2014 tarihli Kurul Karar Organı kararınca Şirkete idari para cezası uygulanmış, satış işleminde bariz hesap hatası bulunan Değerleme Raporu’na dayalı olarak Taraf Gazetecilik’in Alkım Basım lehine faiz hariç yaklaşık 10 milyon TL zarara uğratılması nedeniyle SPK Kanunu’nun 115. maddesi uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur.

Koza Grubu halka açık şirketleri ile ilgili olarak;

İpek Doğal Enerji Kaynakları Araştırma ve Üretim A.Ş. ile Koza Anadolu Metal Madencilik İşletmeleri A.Ş.’ye 2010-2011 yılları finansal tablolarının mevzuata aykırı olarak düzenlenmesi gerekçesiyle, Kurul Şirkete idari para cezası uygulamıştır.

Koza Altın’a ait Himmetdede Altın Madeni tesisi inşaatı işinin ilişkili taraf İK Akademi İnşaat Proje ve Taahhüt A.Ş. tarafından emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel ve şartlar içeren ticari uygulamalar yapmak gibi işlemler yoluyla halka açık Koza Altın’ın karının veya malvarlığının 31.12.2015 tarihi itibariyle 70 milyon ABD Doları azaltılarak Koza Altın’ın ilişkili tarafı olan İK Akademi’ye bu tutarda kâr veya malvarlığı aktarımı yapılması nedeniyle suç fiilinde sorumluluğu bulunan Hamdi Akın İpek, Cafer Tekin İpek, Ali Serdar Hasırcıoğlu ve Şaban Aksöyek hakkında SPK Kanunu’nun 115. maddesi uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur,

  • Hazine Müsteşarlığının FETÖ İle Mücadele Kapsamındaki Çalışmaları

Hazine Müsteşarlığınca Komisyona sunulan 27 Aralık 2016 tarihli ve 60805253-619 sayılı cevabi yazıya göre, özetle; Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Başmüfettişi tarafından düzenlenen 18.12.2014 tarih ve 031/-B/12 sayılı İnceleme Raporu kapsamında, "Kimse Yok Mu Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği" hakkında 1567 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca yasal işlem başlatılması amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına bildirimde bulunulmuştur.

Borsa İstanbul A.Ş.'nin 23.02.2016 tarihli yazısının ekinde yer alan Denetim ve Gözetim Kurulu Baş Denetçileri tarafından düzenlenen 19.02.2016 tarihli Dış Denetim Raporunda yer alan hususları da içerecek şekilde; Özbey Kıymetli Madenler Ticaret A.Ş. unvanlı şirketin iş ve işlemlerinin incelenmesine için 10.03.2016 tarihinde söz konusu Rapor ve şirket incelenmek üzere Hazine Kontrolörleri Kuruluna (HKK) iletilmiştir.

Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER) kanalıyla yapılan ve Hazine Müsteşarlığına iletilen şikayetlerde listeler halinde ad-soyad bilgileri sunulmuş olan eksperler ve ticari unvanları ve/veya personel ad-soyad bilgileri sunulmuş olan acenteler hakkında gerekli incelemeler başlatılmış olup, soruşturma başlatılmak üzere Sigorta Denetleme Kurulu'na (SDK) yazı yazılmıştır. SDK'da yapılan çalışmalar halihazırda devam etmekte olup, soruşturmaların sonuçlanmasını müteakip gerekli işlemler yapılacağı belirtilmiştir.

Sigorta Denetleme Kurulu Başkanlığının görev ve yetki alanında bulunan sigortacılık ve bireysel emeklilik sektörlerinde FETÖ güçlü bir yapılanmaya sahip değildir. Halen TMSF bünyesindeki Asya Katılım Bankası'nın bağlı ortaklığı olan bir sigorta (Işık Sigorta AŞ) ve bir emeklilik şirketi (Asya Emeklilik ve Hayat AŞ) mevcut olmakla birlikte her iki şirket de ölçek büyüklüğüne göre küçük şirketler arasındır. Bu iki şirketin ihale süreçleri, TMSF ile ilgili başlık altında anlatılmıştır. 2016 Ekim ayı itibarıyla Işık Sigorta AŞ'nin prim üretimi %0,6 pazar payı ile 122,4 milyon TL'dir. Asya Emeklilik ve Hayat AŞ ise 194 bin TL prim üretimi ile son derece düşük pazar payına sahiptir.

21 Kasım 2016 tarihinden itibaren yapılan tüm ödemelerde Defterdarlık Soruşturma Ekranından ödeme yapılacak şahsın/firmanın FETÖ ile bağlantısı olup olmadığı kontrol edilmekte, ödemeler yalnızca söz konusu örgüt ile bir ilişkisi olmadığı tespit edilenlere yapılmaktadır. Ayrıca, büyük alımlarda alım yapılmadan önce firmalar hakkında bu yönüyle bir kontrol ve değerlendirme yapılmaktadır.

KHK'lar kapsamında kapatılan dernekler, vakıflar ve diğer kuruluşlar arasında mevcut uygulaması veya nihai ödeme süreci devam eden programlarda yer alan hibe faydalanıcısı kuruluşlar olup olmadığını kontrol eden Merkezi Finans ve İhale Biriminin tespit ettiği derneklerle ilgili olarak aşağıdaki işlemler yapılmıştır:

  • Uygulama süresi devam eden 1 adet sözleşme Koordinatör (Başvuru Sahibi) derneğin kapatılması sebebiyle feshedilmiştir.
  • Uygulama süresi devam eden 1 adet sözleşme Eş-faydalanıcı (Eş-başvuran/Proje ortağı) derneğin kapatılması sebebiyle askıya alınmıştır.
  • Uygulama süresi sona ermiş ve nihai ödeme süreçleri devam eden 3 adet sözleşme Koordinatör (Başvuru Sahibi) derneklerin kapatılması sebebiyle feshedilmiştir.

Merkezi Finans ve İhale Birimi sorumluluğunda yürütülen Jean Monnet Burs Programı ile 2015-2016 Akademik yılında yurtdışı yüksek lisans/araştırma programlarına gönderilen kamu görevlilerinden OHAL kapsamındaki KHK'larla kamu görevinden çıkarıldığı görülen 3 bursiyer ile Jean Monnet Burs Programı altında imzalanan sözleşmeler feshedilmiş ve kendilerine şimdiye kadar yatırılan burs tutarları geri istenmiştir.

İdari ve Mali İşler Dairesi Başkanlığı tarafından 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılan ihale ve diğer tüm işler EKAP (Elektronik Kamu Alımları Platformu) aracılığıyla ve firmaların FETÖ irtibatı da dahil olmak üzere sakıncalı olup olmadıkları kontrol edilerek yürütülmektedir.

  • Dışişleri Bakanlığının FETÖ’nün Yurtdışı Yapılanması ve Ekonomik Gücünün Tasfiyesine Yönelik Bazı Çalışmaları

Dışişleri Bakanlığının FETÖ ile mücadele kapsamındaki çok sayıdaki çalışmalarından bir kısmı örgütün yurtdışındaki ekonomik gücünün tasfiyesine yöneliktir.

Dışişleri Bakanlığınca Komisyona sunulan 29 Kasım 2016 tarihli ve 48193831-951.03-2016/11660778 sayılı cevabi yazıda özetle;

FETÖ’nün şirketler ve işadamları dernekleri gibi ekonomik kuruluşlar aracılığıyla yurtdışında yürüttüğü ticari faaliyetlerin Dışişleri Bakanlığının Dış Temsilciliklerince ilgili kurumlarla eşgüdüm içerisinde yakından takip edildiği, FETÖ iltisaklı şirket ve derneklerin ülkemizi temsil etmelerinin mümkün olmadığı hususunun tüm Büyükelçiliklerimizce düzenli olarak bulundukları ülkelerdeki resmi makamların dikkatine getirildiği, bu bağlamda, anılan şirket ve derneklerin uluslararası terörizmin finansmanına katkıları ve yasadışı ticari faaliyetleri aracılığıyla bulundukları ülkelere karşı oluşturdukları tehdit hakkında yabancı muhatapların bilgilendirildiği, ilgili ülke resmi makamlarının FETÖ iltisaklı ekonomik kuruluşlara ilişkin yürütebilecekleri hukuki soruşturma ve incelemelerde Dışişleri Bakanlığı Teşkilatının her türlü işbirliğine açık olduğu mesajının yabancı muhataplar nezdinde yinelendiği,

Belirtilmiştir.

  • Bankalararası Kart Merkezi’nin FETÖ İle Mücadele Kapsamındaki Çalışmaları

Bankalararası Kart Merkezi, Komisyonumuza 26 Ocak 2017 tarihinde ilettiği cevabi yazısında[17] FETÖ ile mücadele kapsamındaki çalışmalarını anlatmıştır. Buna göre;

  • 1990 yılında 13 kamu ve özel Türk bankasının ortaklığıyla kurulan Bankalararası Kart Merkezi A.Ş.’nin (BKM) tarafından yürütülmekte olan faaliyetlerden takas ve mahsup, ödeme sistemi işleticiliği ve kartlı sistem kurma faaliyetleri, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ile 6493 sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun ve bunlara ait düzenlemeler kapsamında, BDDK ve Merkez Bankası tarafından verilen izinler doğrultusunda, söz konusu kurumların denetim ve gözetiminde sürdürülmektedir.
  • 17-25 Aralık 2013 süreci sonrasında BKM faaliyetlerini mevcut en iyi uygulamalar, görevler ayrılığı prensibi doğrultusunda her türlü denetime tabi olarak yürüttüğünü ve denetim ve gözetimine tabi olduğu düzenleyici kurumlar dâhil olmak üzere hiçbir kamu kurumu tarafından çalışanları, tedarikçileri ve diğer iş ilişkileri ile ilgili olarak FETÖ konusunda BKM’ye herhangi bir bilgi, uyarı veya talimat iletilmediğini ifade etmiştir.
  • 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası, BKM’de FETÖ yapılanmasına karşı alınan tedbirler üç başlıkta özetlenmektedir:
  1. Mahkemeler ve çeşitli kamu kurum ve kuruluşları tarafından BKM’ye yöneltilen bilgi taleplerinin karşılanması: 15 Temmuz 2016 - 26 Ocak 2017 tarihleri arasında BKM’ye ulaşan 35 adet bilgi talebi, bankacılık sırrı ve müşteri sırrının korunmasına yönelik mevzuata ve kişisel verilerin korunması mevzuatına uygun şekilde ve mümkün olan en kısa sürede yanıtlamış, BKM’de olmayan bilgiler konusunda ise gerekli yönlendirmeler yapılmıştır.
  2. OHAL ile ilgili KHK’larla kapatılan işyerleri hakkında BKM üyeleriyle bilgi paylaşımı:KHK’lar ile kapatılan işyerlerine ait kartlı ödeme işlemleri için, söz konusu işyerlerinin müşterileri, ilgili kart çıkaran bankalara çok sayıda harcama itirazında bulunmuştur. Kartlı ödemeler sektörünün tamamını etkileyen bu durumun etkin bir şekilde yönetilebilmesi ve kart hamillerinin, kapatılan işyerlerinden olan alacakları bakımından Maliye Bakanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvurmaya yönlendirilmesi için gerek Türkiye Bankalar Birliği nezdinde gerekse BKM nezdinde bankaların katılımıyla düzenlenen bilgilendirme toplantıları yapılmıştır. Ayrıca, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73. Maddesine uygun olarak, kartlı ödemeler sektöründe yer alan tüm bankaların KHK’lar kapsamında kapatılan işyerleri hakkında birbirleriyle bilgi paylaşımında bulunabilmesi için bir çalışma başlatılmış; BKM üyelerinin çalışmakta oldukları ve KHK’lar kapsamında kapatılan işyerlerini BKM’ye bildirmesi ve BKM’nin bu listeleri konsolide ederek ve herhangi bir değişiklik yapmaksızın tüm üyelerine duyurması sağlanmıştır.
  3. Düzenleyici kurumlar ve kamu otoritesi tarafından belirtilen siber olaylara yönelik riski yönetmek amacıyla oluşturulan güvenlik seviyeleri ve aksiyon planları: Siber olaylar kapsamında, olası siber saldırılar durumunda belirlenebilecek 3 adet güvenlik seviyesi oluşturulmuştur:

Siyah Alarm: BKM’ye saldırı var.

Kırmızı Alarm: Sektöre siber saldırı var.

Sarı Alarm: Bir uyarı alındı, olası saldırı var.

Her bir seviye için aksiyonlar belirlenmiştir. Bu çerçevede, BTK-USOM’dan gelen Finans Sektörüne Siber Saldırı ihtimali bilgilendirmesinin ardından aşağıdaki tarihlerde Sarı Alarm’a geçilmiştir:

  • 21 Temmuz – 1 Ağustos 2016
  • 10 – 15 Ağustos 2016
  • 15 – 22 Ağustos 2016

Tüm sarı alarm geçişlerinden sonra diğer finans kuruluşları ile irtibat halinde durum incelenmiş, bir sorun tespit edilmediği ve tehdidin devam etmediği görüşüne yer verilerek normal çalışma şekline geri dönülmüştür.

  • BKM nezdinde, kredi kartı harcama ve diğer özel bilgilere ulaşma riski oluşturacak herhangi bir bilgi güvenliği olayı olmamakla birlikte, kartla yapılan harcama bilgilerine yetkisiz olarak üçüncü kişiler tarafından ulaşılmış olduğu varsayıldığında dahi; bu bilgilerden, kişilerin harcamalarına dair bilgilere ulaşılabilmesi için, BKM’den yetkisiz olarak bilgi edinen kişilerin aynı zamanda söz konusu kartı ihraç eden bankada tutulan kart hamili bilgilerine de ulaşması ve elde ettiği iki veri setini birbiriyle ilişkilendirmesi gerekecektir. FETÖ unsurlarının veya yetkisiz diğer kişilerin, sadece BKM’deki verilerden hareket ederek belirli kişilerin harcama bilgilerine ulaşması mümkün görünmemektedir. Bu nedenle, FETÖ unsurlarının tek başına BKM üzerinden belirli kişilere/firmalara ait harcama bilgilerine ulaşmış olmaları mümkün görülmediği için, BKM tarafından konuyla ilgili bir çalışma yapılmamıştır.
  • BKM’ye yönelik gözardı edilebilir veya kayıp potansiyeli düşük/bilinmeyen bilgi güvenliği olayları dışında, BKM’de toplanan kredi kartı harcama ve diğer özel bilgilere erişilme riskini oluşturabilecek nitelikte ve şiddette bir siber güvenlik olayı tespit edilmemiştir.
  • BKM vasıtası ile bankacılık sistemine bir saldırı olduğuna dair BKM’nın herhangi bir tespiti olmadığı gibi; BKM üyeleri ve yetkili kurumlar BDDK ve TCMB tarafından da bu konuya dair BKM’ye yapılmış herhangi bir bildirim veya şikâyet de bulunmamaktadır.
  • FETÖ’nün Medya Gücünün Tasfiyesi

“Her türlü kullanıma açık” dokusuyla iletişim teknolojileri 15 Temmuz darbe girişimcileri ve yanlıları tarafından da operasyonel biçimde kullanılmıştır. Özellikle yasa dışı dinlemeler ve dershanelerin kapatılması sürecinde yoğunlaşan Paralel Medya saldırıları, 17 ve 25 Aralık darbe girişimiyle en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Bu süreçte sıklıkla tekrar edilen “hırsızlık” ve “yolsuzluk” vurguları, MİT tırlarına yapılan yasa dışı operasyonla birlikte uluslararası boyut kazanmış, bu müdahale üzerinden dünya kamuoyuna Türkiye Cumhuriyeti devletinin terör örgütlerine yardım ettiği algısı yaratılmak istenmiştir. 15 Temmuz’dan önce de Paralel Yapı mensupları Twitter’ı ve diğer sosyal medya ağlarını, hükümete karşı kara propaganda yapmak ve algı yönetmek amacıyla etkin bir şekilde kullanmışlardır. Buna örnek olarak vatandaşları galeyana getirmek ve paylaşımlarıyla hükümete karşı şüphe uyandırmak adına paylaşımlar yapan “Fuatavni” gösterilebilir. FETÖ'nün darbe girişiminin başladığı saatlerde de, sosyal medyada örgüt kontrolündeki hesaplardan, vatandaşları yönlendirmek amacıyla paylaşımlar yapılmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın vatandaşları meydanlara çağırmasının ardından devreye giren Twitter ve Facebook'taki sosyal medya hesapları, halkı sokağa çıkmak yerine evlerinde kalmaya ikna etmeye çalışmıştır. Bir kısım hesaplar üzerinden ise darbe girişimine açıkça destek verilerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere kalkışma karşısında yer alanlara ağır hakaretler edilmiştir. 15 Temmuz gecesi gerçek dışı haberler de halkın darbeye karşı göstermiş olduğu direnişi kırmak ve Türkiye’yi kaosa sürükleme çabasıyla darbeciler ve destekçileri tarafından kullanılmıştır.

Örgütün medya gücünün tasfiyesi, örgütün iletişim ve propaganda imkan ve mecralarını ortadan kaldırmak bakımından ertelenemez bir gereklilik haline gelmiştir.

FETÖ’nün 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Kapatılan Medya Organları

Haber Ajansları

Cihan Haber Ajansı, Muhabir Haber Ajansı, Sem Haber Ajansı

Televizyonlar

Barış TV, Bugün TV, Can Erzincan TV, Dünya TV, Hira TV, Irmak TV, Kanal 124, Kanal Türk, MC TV, Mehtap TV, Merkür TV, Samanyolu Haber, Samanyolu TV, SRT Televizyonu, Tuna Shopping TV, Yumurcak TV.

Radyolar

Aksaray Mavi Radyo, Mavi Radyo, Berfin FM, Burç FM, Cihan Radyo, Dünya Radyo, Esra Radyo, Haber Radyo Ege, Herkül FM, Jest FM, Kanal Türk Radyo, Radyo 59, Radyo Aile Rehberi, Radyop Bamteli, Radyo Cihan, Radyo Fıkıh, Radyo Küre, Radyo Mehtap, Radyo Nur, Radyo Şimşek, Samanyolu Haber Radyosu, Umut FM, Yağmur FM.

Gazeteler

Adana Haber Gazetesi, Adana Medya Gazetesi, Akdeniz Türk, Şuhut'un Sesi Gazetesi, Kurtuluş Gazetesi, Lider Gazetesi, İşçehisar Durum Gazetesi, Türkeli Gazetesi, Antalya Gazetesi, Yerel Bakış, Nazar, Batman Gazetesi, Batman Postası, Batman Durum, Bingöl Olay, İrade, İskenderun Olay Gazetesi, Ekonomi, Ege'den Son Söz Gazetesi, Demokrat Gebze, Kocaeli Manşet, Bizim Kocaeli, Haber Kütahya Gazetesi, Gediz Gazetesi, Zafer Gazetesi, Hisar Gazetesi, Turgutlu Havadis Gazetesi, Milas Feza Gazetesi, Türkiye'den Yeni Yıldız Gazetesi, Yeni Yıldız Gazetesi, Hakikat Gazetesi, Urfa Haber Ajansı Gazetesi, Ajans 11 Gazetesi, Yeni Emek, Banaz Postası, Son Nokta, Mekür Haber, Millet, Bugün, Meydan, Özgür Düşünce, Taraf, Zaman, Today's Zaman.

Dergiler

Akademik Araştırmalar Dergisi, Aksiyon, Asya Pasifik, Bisiklet Çocuk, Diytalog Avrasya, Ekolife, Ekoloji, Funtain, Gonca, Gül Yaprağı, Nokta, Sızıntı, Yağmur, Yeni Ümit, Zirve Dergisi

Yayınevi ve Dağıtım Kanalları

Altın Burç Yayınları, Burak Basın Yayın Dağıtım, Define Yayınları Dolunay Eğitim Yayın Dağıtım, Giresun Basın Yayın Dağıtım, Gonca, Gülyurdu, GYV, Işık Akademi, Işık Özel Eğitim Yayınları, İklim Basın Yayın Pazarlama, Kaydırak Yayınları, Kaynak Yayınları, Kervan Basın Yayıncılık, Kuşak Yayınları, Muştu Yayıncılık, Nil Yayınları, Rehber Yayınları, Sürat Basın Yayın Reklamcılık ve Eğitim Araçları, Sütün Yayınları Şahdamar Yayınları, Ufuk Basın Yayın Haber Ajans Pazarlama, Ufuk Yayınları, Waşanxaneya Nil, Yay Basın Dağıtım, Yeni Akademi, Yitik Hazine, Zambak Basın Yayım.

  • FETÖ’nün Yurtdışındaki Gücünün Azaltılması ve Faaliyetlerinin Engellenmesine Yönelik Olarak Alınan Tedbirler

FETÖ eşine evvelce rastlanmamış genişlikte küresel bağlantıları bulunan bir örgüttür. Örgütün küresel bağlantıları ve yurtdışı faaliyetlerinin etkisiz kılınması örgütün çökertilmesinde büyük önem taşımaktadır. FETÖ’nün yurtdışındaki etkinliğinin azaltılması ve yok edilmesi amacına matuf olarak ilgili kurumlarca 15 Temmuz Darbe Girişimi öncesinde başlayan çalışma ve girişimler kalkışmanın akabinde de sürmüştür. 

  • FETÖ’nün Yurtdışındaki Dernek, Vakıf, Şirket, Lobi vb. Adı Altında Yürüttüğü Faaliyetlere Karşı Yürütülen Mücadele

Dışişleri Bakanlığının Komisyonumuza sunduğu 29.11.2016 tarih ve 48193831-951.03-2016/11660778 sayılı yazı ekinde yer verilen bilgiler;

FETÖ’nün 160’a yakın ülkede mevcut olduğunu, 800’e yakın okul ve üniversite, 100’e yakın öğrenci yurdu, 1000’den fazla STK/vakıf/dernek, 200’den fazla yazılı ve görsel medya, 500’den fazla şirketten oluşan devasa bir ağ üzerinden faaliyet yürüttüğünü,

Bu küresel ağ içerisinde sadece yönetici konumunda bulunan şahıslar dikkate alındığında örgüt üyelerinin sayılarının 3.000’i geçtiğini, FETÖ okullarındaki öğretmenler ve aileleri, FETÖ iltisaklı diğer oluşumlarda görev alanlar, aileleri, FETÖ okullarından mezun olmuş öğrenciler hesaba katıldığında, yurtdışında FETÖ’yle iltisaklı olup sayıları onbinlerle ifade edilebilecek bir grubun mevcudiyetinden bahsedilebileceğini,

Göstermektedir.

  • Dışişleri Bakanlığı ve Dış Temsilciliklerimiz Tarafından Gerçekleştirilen Bilgilendirme Çalışmaları

Dışişleri Bakanlığının Komisyonumuza sunduğu 29.11.2016 tarih ve 48193831-951.03-2016/11660778 sayılı yazıda belirtildiği üzere; 15 Temmuz gecesinden itibaren, uluslararası kamuoyu nezdinde Cumhuriyet tarihimizin en yoğun bilgilendirme çabalarından biri sürdürülmüş; 15 Temmuz sonrası yurtdışında ve ülkemizde gerçekleşen tüm üst düzey ziyaretlerde, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Dışişleri Bakanı düzeyindeki muhataplarımızla yapılan görüşmelerin ana gündemini 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve FETÖ oluşturmuştur.

Yurtdışındaki temsilciliklerimiz 24 Kasım 2016 tarihi itibariyle Cumhurbaşkanı düzeyinde 70, Başbakan seviyesinde 92, Bakan seviyesinde 682, Milletvekili düzeyine 1522, diğer üst düzey yetkililerle 6362 adet olmak üzere, toplam 8728 resmi girişimde bulunmuşlardır. Bu dönem zarfında dış temsilciliklerimizin yazılı ve görsel basınla gerçekleştirdiği mülakat sayısı 2.318; basın toplantısı sayısı 241; yayınlanan makale ya da mektup sayısı ise 500’dür.

Dışişleri Bakanı Sayın Çavuşoğlu, 120’yi aşkın mevkidaşıyla ağırlıklı olarak FETÖ konusunda yüz yüze veya telefon görüşmeleri yapmıştır. FETÖ ile mücadele, yurtdışında dış temsilciliklerimizce yürütüldüğü gibi, ülkemizdeki yabancı muhataplar da bu konuda düzenli olarak bilgilendirilmektedir. Bu çerçevede, Dışişleri Bakanlığı merkez teşkilatınca Ankara’daki yabancı temsilciliklere yönelik 3 ayrı brifing düzenlenmiştir.  Ayrıca, FETÖ ile mücadele kapsamında “www.15.07.gov.tr” adresli web sayfası temsilciliklerimizin önerileri doğrultusunda açılmıştır.

  • Yurtdışında FETÖ İle Mücadele Bağlamında Yürütülen Faaliyetler ve Alınmaya Başlanan Sonuçlar

Dışişleri Bakanlığının Komisyonumuza sunduğu 29.11.2016 tarih ve 48193831-951.03-2016/11660778 sayılı yazıda belirtildiği üzere; yurtdışındaki FETÖ yapılanmasıyla mücadele bağlamında Dışişleri Bakanlığının önceliklerinden biri FETÖ’nün yurtdışındaki yapılanmasının sağlıklı bir haritasının oluşturulması ve bu haritanın süreç içerisinde güncellenmesidir.

Diğer taraftan Dışişleri Bakanlığının çalışmaları, FETÖ bağlantılı okulların kapatılması veya devredilmesi, vakıf ve derneklerin faaliyetlerine izin verilmemesi, iltisaklı şahısların yurtdışında hareket alanı bulmalarının ve adaletten kaçmalarının engellenmesi, finans kaynaklarının kurutulması alanlarında yoğunlaşmaktadır.

Türkiye’nin girişimleri sonucunda, İslam İşbirliği Teşkilatı 19 Ekim 2016’da tarihi bir karar alarak FETÖ’yü terör örgütü ilan etmiştir. Üye devletler FETÖ’ye karşı gerekli her türlü tedbiri almaya ve bu yönde ülkemizle işbirliği yapmaya davet edilmiştir. Ayrıca, 12-13 Ekim tarihlerinde Riyad'da düzenlenen Körfez İşbirliği Teşkilatı Bakanlar Toplantısının ardından yayımlanan ortak bildiride, Türkiye'nin çabalarıyla gündeme alınan FETÖ gibi yapılardan kaynaklanan terörizmin yeni biçimlerine karşı koyma konusundaki kararlılık teyit edilerek bu örgütün terörist niteliği ortaya konulmuştur.

Son olarak, 28 Kasım-1 Aralık 2016 tarihlerinde Kamboçya'nın Siem Reap şehrinde düzenlenen Asya Parlamenterler Asamblesi (APA) Toplantısı Bildirisine, FETÖ'nün bir terör örgütü olduğunu, söz konusu terör örgütüyle mücadelesinde ülkemizle tam dayanışma içerisinde bulunulduğunu vurgulayan ve APA üyesi ülkelerin söz konusu terör örgütüne karşı gereken önlemleri almaları yönünde çağrıda bulunan bir paragraf eklenmiştir.

  • 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrasında FETÖ’nün Yurtdışındaki Faaliyetlerinde İzlenen Değişim, Nispeten Güçlü Olduğu ve Etkinliğinin Azaldığı Bölgeler

FETÖ’nün yurtdışı yapılanması, esasen 17/25 Aralık yargı darbesi teşebbüsünden sonra ısrarla sürdürülen girişimlerin etkisiyle etkinliğini kaybetmeye başlamıştır. 15 Temmuz sonrasında ise, örgütün yurtdışı yapılanmasının ciddi bir darbe aldığını söylemek mümkündür. Bu çerçevede, isimleri açığa çıkan FETÖ unsurları Türkiye’nin ve ilgili ülke makamlarının takibinden kurtulmak için yer değiştirmekte, bir kısmı Türkiye’ye sınır dışı edilmekte, okullar ve dernekler kapanmakta veya devredilmektedir. FETÖ iltisaklı şirketlerin iş yapabilme kapasiteleri ciddi oranda azalmış durumdadır. FETÖ iltisaklı olma keyfiyetinin, bu unsurlar bakımından ciddi bir yük oluşturduğu bir döneme girilmiştir. Dolayısıyla, evvelce bu bağlantılarını ortaya koymaktan çekinmeyen FETÖ unsurları, şimdi bu bağlantılarını gizlemeye çalışmaktadırlar. Böylece okul, dernek vs. isimleri değiştirilmekte, FETÖ şirketlerinin yönetim kurullarında değişikliğe gidilmekte, web siteleri kapatılmakta veya FETÖ/Gülen bağlantılı olduklarını ortaya koyan unsurlardan arındırmaya çalışılmaktadır.

Diğer taraftan, FETÖ unsurlarının, başta ABD ve Avrupa ülkeleri olmak üzere yerleştikleri tüm ülkelerde etkin PR/lobi/nüfuz mekanizmaları oluşturdukları, siyasi elitlere ve medyaya ulaşabildikleri ve bu araçları etkileri giderek azalmakla birlikte halen kullanabildikleri de bir vakıadır.[18]

  • FETÖ’nün Eğitim Kurumları ve Faaliyetlerinin Tasfiyesi

Milli Eğitim Bakanlığınca örgüte karşı alınan tedbirlerin önemli bir kısmı 15 Temmuz Darbe Girişiminden önce hayata geçirilmiş olmakla birlikte darbe girişiminden sonra da somut tedbirler alınarak örgütün etkisinin ortadan kaldırılması hedeflenmiştir. Öncelikle örgütle bağlantısı, irtibatı ve iltisakı olan kişiler  hem merkez hem de taşra teşkilatlarında görevlerinden uzaklaştırılmıştır. Yine FETÖ yapısıyla ilişkili olduğu tespit edilen tüm personel devlet memurluğundan çıkarılmıştır. Örgüte ait özel öğretim kurumlarında çalışan personelin çalışma izinleri iptal edilerek, bu kişilerin başka eğitim kurumlarında faaliyette bulunması engellenmiştir. 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümleri doğrultusunda 4 Ocak 2017 tarihi itibariyle 29.787 personel görevinden ihraç edilmiş, 7.515 personel ise tedbiren görevden uzaklaştırılmıştır.

Darbe girişimi sonrasında örgüte ait tüm eğitim kurumları ve öğrenci yurtları Devlet kurumlarının ortak çalışmaları neticesinde tespit edilmiş, örgüte ait 2257 kurum kapatılmıştır. Kapatılan bu kurumlardan 1.060’ı okul, 846’sı ise öğrenci yurdudur. Kapatılan diğer kurumlar arsında muhtelif kurslar, özel öğretim kursları, öğrenci etüt eğitim merkezleri ve motorlu taşıt sürücü kursları yer almaktadır. Örgüte ait dershanelerin faaliyetleri ise, yapılan mevzuat düzenlemeleri doğrultusunda 15 Temmuz Darbe Girişiminden önceki süreçte sona ermiştir.

Örgütün eğitim kurumlarındaki çalışmaları yakın bir şekilde takibe alan Bakanlık, 15 Temmuz Darbe Girişiminden önce gerekli mevzuat düzenlemelerini gerçekleştirmiştir. Özel Öğretim Kurumları Yönetmeliğine eklenen; “..hakkında 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun veyahut Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosunun yetki alanına giren suç veya suçlardan dolayı adli veyahut idari soruşturma bulunması halinde bu soruşturmalar sonuçlandıktan sonra…” hükmü ile bu madde hükümlerine göre soruşturma geçiren kurumların dönüşüm ve devir işlemlerinin soruşturmanın sonuçlanmasından sonra yapılabileceği hükme bağlanmıştır. Yine özel kurumlarının ruhsat işlemlerinin doğrudan Bakanlıkça kontrol edilmesi ve düzenlemesine yönelik tedbirler alınmıştır.

Yapılan yasal düzenlemelerle kurulan ve faaliyetine başlayan ‘Türkiye Maarif Vakfı’ da özellikle yurt dışı çalışmalarında önemli bir yer tutacaktır. Vakıf sayesinde Devletin, yurt dışında eğitim faaliyetlerinde doğrudan öncü olabilecek, örgütten devralınan kurumlar da bu Vakıf eliyle faaliyetine devam edecektir. Yine bu vakıf sayesinde, FETÖ diasporasının yurt dışındaki özellikle eğitim üzerindeki etkilerinin azaltılması mümkün olacaktır. Vakfın kuruluş amacı da; “Yurt dışında insanlığın ortak birikim ve değerlerini esas alarak örgün ve yaygın eğitim hizmetleri vermek ve geliştirmek amacıyla okul öncesi eğitimden üniversite eğitimine kadar tüm eğitim süreçlerinde burslar vermek, okullar, eğitim kurumları ve yurtlar gibi tesisler açmak, yurt içi de dâhil olmak üzere bu kurumlarda görev alabilecek eğitmenleri yetiştirmek, bilimsel araştırmalar ve araştırma-geliştirme çalışmaları yapmak, yayınlar yapmak ve metotlar geliştirmek ve faaliyet gösterdiği ülkenin mevzuatına uygun diğer eğitim faaliyetlerini yürütmek.” şeklinde açıklanarak, bu amaca göre de bir yapılanmaya gidilmiştir. Azerbaycan, Kazakistan, Somali, Gine ve Sudan gibi bazı ülkeler vakfın kurulması ile birlikte ülkelerindeki FETÖ okullarını bu vakfa devretmiştir.[19] Öte yandan Özbekistan 2000, Rusya Federasyonu ise 2008 yılında okulların tamamına yakınını kapatmıştır. Türkmenistan 2011’de, Tacikistan da 17-25.12.2013 olaylarının yaşanmasının akabinde FETÖ/PDY’ye ait okulları devletleştirmiştir.[20]

Yine 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununa; “Bu Kanun kapsamındaki eğitim-öğretim faaliyetlerini yapan ancak bu Kanuna uygun olarak kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmeyen yerleri kuran veya işletenlere brüt asgari ücretin 20 katı idari para cezası uygulanır ve bu yerler valiliklerce kapatılır.”hükmü eklenerek yasal olmayan yollardan eğitim yapmak isteyenlerin çalışmalarının engellenmesi hedeflenmiştir.

Aynı Kanuna“…özel hukuk hükümlerine göre yönetilen tüzel kişiler tarafından açılan özel öğretim kurumlarının kurucularında yabancı uyruklu gerçek veya tüzel kişilerin ortaklığının tespit edilmesi hâlinde söz konusu kurumlara brüt asgari ücretin 20 katı idari para cezası uygulanır ve bu kurumlara yabancı uyruklu gerçek veya tüzel kişilerin ortaklığının sona erdirilmesine ilişkin 30 iş günü süre verilir. Söz konusu süreye rağmen yabancı uyruklu gerçek veya tüzel kişilerin ortaklığının sona erdirilmemesi veya aynı kurumda ikinci kez yabancı uyruklu gerçek veya tüzel kişilerin ortaklığının tespiti hâlinde söz konusu kurumun kurum açma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir.”Hükmü eklenerek eğitim sistemimize muhtemel dış kaynaklı bir etkinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Maddi imkanı yetersiz öğrencilerin de özel okullarda öğrenim görmesine olanak tanıyan düzenlemeler yapılmış 5580 sayılı Özel Öğretim Kanununa eklenen;“Eğitim ve öğretim desteği, Bakanlıkça eğitim kademelerine göre her bir derslik için belirlenen asgari öğrenci sayısının üzerinde ve her hâlükârda derslik başına belirlenen azami öğrenci sayısını geçmemek üzere verilebilir. Eğitim ve öğretim desteği; yörenin kalkınmada öncelik derecesi ve gelişmişlik durumu, öğrencinin ailesinin gelir düzeyi, eğitim bölgesinin öğrenci sayısı, desteklenen öğrenci ve öğrencinin gideceği okulun başarı seviyeleri ile öncelikli öğrenciler gibi ölçütler ayrı ayrı veya birlikte dikkate alınarak verilebilir.”hükmü ile öğrencilere eğitim öğretim desteği hakkı tanınmıştır. Halen 2016-2017 eğitim öğretim yılında özel okullarda öğrenim gören yaklaşık 320 bin öğrenci eğitim öğretim desteğinden yararlanmaktadır. Bu öğrencilerin yaklaşık yüzde doksan dokuzunun ailesinin gelir düzeyi  5.000 TL’nin altındadır. Bu destek sayesinde özel okullarda öğrenim görme imkanı olmayan orta ve alt gelir düzeyine sahip ailelerin çocuklarının da özel okul imkanlarından yararlanmasına olanak sağlanmıştır. Eğitim ve öğretim desteği uygulaması özel mesleki ve teknik eğitim okullarında öğrenim gören öğrencileri de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Bu şekilde hem ülkenin kalifiye eleman ihtiyacını çözmeye yönelik bir katkı sağlanmakta, hem de erken yaşta çocukların mesleki bir alana  yönlenmesi sağlanarak çocukların FETÖ benzeri yapıların etkisine girmeleri engellenmektedir.

Öğrencilerin ders saatleri dışında desteklenmeleri için Milli Eğitim Bakanlığınca ‘Destekleme ve Yetiştirme Kursları’ açılmıştır.  Bu uygulama ile bir taraftan öğrencilerin ders saatleri dışındaki zamanlarının yararlı bir şekilde değerlendirilmesi sağlanmış, diğer taraftan da öğrencilerin ders dışı destek ihtiyaçlarına çözüm üretilmiştir. Böylece öğrencilerin eğitim ihtiyaçları doğrudan Bakanlıkça ve Devlet imkanlarıyla karşılanmaktadır. Bu uygulama ile eğitimde ‘fırsat ve imkân eşitliğinin’ sağlanmasına da önemli bir katkı sağlanmıştır. Sadece parası olanların gidebildiği dershanelerin yerine sosyal devleti harekete geçiren Milli Eğitim Bakanlığının uygulaması halkımızın bir dönem mahkum edildiği dershane uygulamasından kurtulmuştur.

Milli Eğitim Bakanlığınca, özel yurtların yapılandırılması ile ilgili önemli çalışmalar yapılmıştır. 02/12/2016 tarihli ve 6764 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ve 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de yapılan düzenleme ile özel öğrenci barınma hizmetleri veren kurumların kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı verme iş ve işlemleri Bakanlığa devredilmiştir. Yine yapılan Kanun düzenlemelerine bağlı olarak Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Yönetmeliği ve Özel Öğrenci Barınma Hizmetleri Standartlar Yönergesinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Buna göre; öğrenci barınma hizmetleri “yurt” ve “pansiyon” adı altında hizmet verirken, bu Yönetmelikle birlikte öğrenci barınma hizmeti verecek yerler kurum tanımı altında, “öğrenci apartı”, “stüdyo öğrenci dairesi”, “öğrenci pansiyonu” ve “öğrenci yurdu” adları ile tasnif edilmiştir. Böylece öğrencilere barınma hizmeti veren tüm kurumların denetlenmesi amaçlanmıştır. Yine öğrenci barınma hizmetleriyle ilgili bütün işlemlerin oluşturulan e-yurt modülü üzerinden yapılması hüküm altına alınmıştır.Bu kurumları işletenlerin ve kurumda görev alacak personelde ise;  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık ve aynı Kanunun Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar başlığı altında düzenlenen maddelerde yer alan suçlardan mahkûm edilmemiş olması şartı ile terör örgütlerine veya Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı bulunmaması şartı aranacaktır. Ayrıca izinsiz faaliyet gösteren yerlerin açılamayacağı, açılması halinde valilikçe kapatılacağı hüküm altına alınmıştır. Kanunda yer alan bu hükümler sayesinde FETÖ ve benzeri yapıların oluşumu, bu oluşumlarla irtibatı olanların eğitim kurumu açıp işletmesi ve bu yapıların kontrolündeki kişilerin eğitim kurumlarında görev alması engellenmiş olacaktır.

FETÖ’nün eğitim alanındaki faaliyetlerini tam anlamıyla tasfiye edebilmek sadece Örgüt’ün yurt içindeki kurumlarını ve faaliyetlerini tasfiye etmekle mümkün olmayacaktır. Örgütün yurtdışındaki kurum ve faaliyetlerine yönelik de adımların atılması gerekmektedir. Nitekim Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı, bir soru önergesine vermiş olduğu cevapta, FETÖ’Yle irtibatı ve iltisağı bulunan yurt dışı yükseköğretim kurumlarının tanınırlıklarının kaldırıldığını ve halihazırda devam eden denklik işlemlerine son verildiğini belirtmiştir.

  • FETÖ İle Mücadele Kapsamında TÜBİTAK Tarafından Yürütülen Faaliyetler ve Alınan Önlemler

Fethullahçı Terör Örgütünün kumpas ve manipülasyon girişimlerini kolaylaştırmak ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine etkili faaliyetler yürütmek üzere yerleştiği ve teknik imkan ve kabiliyetlerinden yararlandığı kritik kurumlardan biri de TÜBİTAK olmuştur.

Komisyonun 16.11.2016 tarihli toplantısında Komisyona bilgi veren YÖK Üyesi Abdullah Çavuşoğlu;

“2014 Şubat ayında Sayın Fikri Işık’ın önerisiyle TÜBİTAK’a Başkan Yardımcısı olarak atandığını, 2011’de göreve getirilen eski TÜBİTAK Başkanı Yücel Altunbaşak’ın stratejik pozisyonlarda görev yapan 600 kişinin görevine son verdiğini, bunların yerine 379’u Açık Öğretim Fakültesi mezunu, 180’i fizik bölümü mezunu olmak üzere TÜBİTAK gibi kritik bir kurumda yapacağı bir iş olmayan 559 kişiyi işe aldığını, örgüte himmet sağlamak için böyle bir mekanizma kurulduğunu, kendisinin Başkan Yardımcısı olarak atanmasından sonra 1000 kişinin görevine son verdiğini, yerlerine aralarında daha önce gönderilmiş olanların da bulunduğu kalifiye elemanlar aldıklarını,

TÜBİTAK’a yerleşen örgüt mensuplarının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın değişik telefon konuşmalarından aldıkları kısımları bir araya getirip yapıştırarak düzmece ses kayıtları oluşturduklarını,

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TÜBİTAK’taki örgüt mensuplarınca kriptolu telefonlar üzerinden dinlendiğini, Fikri Işık’a kriptolu telefonları toplamayı teklif ettiğini ve bu teklifin kabul edilmesi üzerine kurumlardaki tüm kriptolu telefonların toplandığını,

2010 KPSS sorularının çalınması ile ilgili soruşturmada TÜBİTAK’ın siber güvenlik birimlerinde yerleşmiş örgüt mensuplarının soruların çalınması gerçeğini örtbas etmeye yönelik güdümlü bir bilirkişilik yaptıklarını,

Başbakanlığa böcek yerleştirilmesi hadisesine bazı polislerin karışmış olduğunu, bu olay ile ilgili olarak, TÜBİTAK’ta görevli örgüt mensubu H.P. ve başka bir elektrik mühendisinin böceği yerleştirdiği video görüntüleriyle sabit polis memurlarını savunmak için Savcılık Makamına gerçeğe aykırı bilgi verdiğini,

Örgütün üniversite sınavları ve çeşitli statülerde memur/ kamu görevlisi alımına esas teşkil eden sınavlara (KPSS) müdahil olduğunu, soruları çaldığını”

İfade etmiştir.[21]

TÜBİTAK tarafından Komisyona sunulan 29.12.2016 tarih ve 42133951-900.E.264828 sayılı cevabi yazıda, Fetullahçı Terör Örgütü ile mücadele kapsamında Kurumca yürütülen faaliyetler çerçevesinde;

“15.07.2016-30.11.2016 tarihleri aralığında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Onaylarıyla oluşturulan Komisyon tarafından yapılan incelemeler neticesinde 205 TÜBİTAK personelinin kamu görevinden çıkarıldığı, haklarında duyulan şüphe gereğince 166 TÜBİTAK personelinin de iş akdine tazminatsız son verildiği, ayrıca 17/25 Aralık süreci sonrasında 4857 sayılı Kanun’un verdiği yetki çerçevesinde örgütle irtibatı olduğu düşünülen personelin iş akitlerinin feshedildiği, anılan rakamlara ek olarak 01.02.2014-15.07.2016 tarihleri arasında iş akdi feshedilen, deneme süresi sonunda iş akdi feshedilen, görevlendirilmesi sona erdirilen, süreli sözleşme bitiminde iş akdi feshedilen personel sayısının toplamda 674 olduğu,

17-25 Aralık sonrasında devlete ait kriptolu telefonların dinlendiği iddiası ile haklarında adli soruşturma başlatılanlarla ilgili kamu davasının sürdüğü, eski TÜBİTAK yöneticileri ve personeli H.P., G.V., İ.E., O.Ü., Ö.Ö. ve A.Y. hakkında silahlı terör örgütü kurma, yönetme ve üye olma, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini alenen ifşa etme, bilişim sistemlerinin işleyişini engelleme veya bozma, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, erişilmez kılma suçlarından açılan kamu davalarına TÜBİTAK’ın katılma talebinin kabul edilmiş olduğu, davaların devam ettiği,[22]

TÜBİTAK tarafından onaylanarak desteklenen ve proje yürütücüsü/yürütücüleri ile isimleri proje önerisi maliyet formlarında yer alan proje akademik danışmanı/danışmanlarının OHAL KHK’ları kapsamında görevlerine son verilen kişilerden olan projelerin değerlendirme sürecinin proje yürütücüsü/yürütücüleri ve/veya proje danışmanı/danışmanları değiştirilene kadar askıya alındığı,

OHAL KHK’ları kapsamında görevlerine son verilen kişilerin veya şirketlerin yer aldığı projelerin Kurumca tespit edilen birtakım ölçütlere göre durdurulduğu ya da iade edildiği,

Askeri teknoloji başta olmak üzere, ileri teknoloji geliştirmeye yönelik birtakım projelerin FETÖ soruşturmaları kapsamında tutuklu bulunan bazı eski TÜBİTAK yöneticilerinin şüphe çeken tasarrufları neticesinde akim bırakıldığı,

Kurumda hizmet veren ağ cihazlarının yönetim şifrelerinin değiştirildiği, serviste sıkılaştırma çalışmalarının yapıldığı,

Örgütle irtibatı ve iltisakı olup olmadığı kapsamında yapılan incelemelerin sonuçlarını içeren firma ve kişi listeleri kullanılarak destek programları değerlendirme ve izleme süreçlerinin devam ettirildiği, proje değerlendirme ve izleme süreçlerinde görevlendirilmiş hakem, izleyici ile yürütücü ve akademik danışmanlıkların kontrol edildiği, gerekli görülen hallerde görevlendirmelerin değiştirildiği, desteklenen/desteklenecek kurum/kuruluş tarafından değişiklik yapılmazsa projelerin yürürlükten kaldırıldığı,

Bazı kurum personeline yönelik başlatılan adli süreçlerin devam ettiği,

OHAL KHK’ları kapsamında kapatılan üniversitelere ait yayınların TÜBİTAK ağlarından çıkarıldığı”

Belirtilmiştir.

Darbe Girişiminin Ardından Yargısal Süreç

15 Temmuz Darbe Girişiminin önlenmesine ve FETÖ’nün ülkemize zarar verebilme potansiyelini yok etmek amacıyla alınan tedbirler, önceki bölümlerde kapsamlı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Darbe girişiminin bastırılmasına yönelik alınan tedbirlerin önemli bir kısmı Hükümetin ve İdarenin inisiyatifinde olan eylem, işlem ve düzenlemelerdir. Öte yandan darbe girişiminin bastırılmasının ve FETÖ’yle mücadelenin bir diğer önemli ayağı da, bu girişimde rol almış tüm aktörlerin işledikleri ve/veya iştirak ettikleri suçlarla birlikte ortaya çıkarılması, yargılanması ve cezalandırılmasıdır.

15 Temmuz Darbe Girişimi, önce sivil iradenin yanında saf tutan halkımızın, sonra da emniyet ve yargı mensuplarımızın cesur, özverili ve titiz çabalarıyla 16 Temmuz akşam saatlerine kadar zaten tümüyle bastırılmıştır. Darbe girişiminde rol almış şahısların çok önemli bir kısmı ilk günün sonunda derdest edilmiş, kaçanların ise önemli bir kısmı takip eden süreçte kolluk güçlerince ele geçirilip adli makamlara teslim edilmiştir ve hala da bu çerçevedeki operasyonlar devam etmektedir.

Darbe girişiminde rol alan faillerin ve işbirlikçilerinin yakalanmalarının ardından çok hassas, meşakkatli ve yorucu başka bir süreç başlamıştır; faillerin yargılanması süreci. On yıllar boyunca devletin çeşitli kurumlarına sinsice sızmayı başarabilmiş bir örgütün neredeyse Türkiye’nin her iline yayılan, uluslararası bağlantıları olan ve toplamda onbinlerce kişiyle giriştiği bu kalkışmanın tüm boyutlarıyla anlaşılabilmesi ve bütüncül resmin net bir şekilde ortaya konabilmesi, her bir failin bu resmin içindeki rolünün tespit edilebilmesi kolay ve basit bir iş değildir. Ancak yargı teşkilatımızın mensupları bu süreci özverili ve titiz bir şekilde yürütmektedir. Birçok ilde ve birçok farklı eyleme ilişkin, kalkışma girişiminin üssü, harekat merkezi, karargahı konumunda bulunan yerlere dair kapsamlı iddianameler teker teker ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu süreç iki açıdan çok önemlidir: Birincisi, birbiriyle ilişkili ancak birbirinden bağımsız bir şekilde yürütülen bu davalar darbe girişiminin boyut ve kapsam bakımından aslında ülkenin birlik ve bütünlüğüne hatta bekasına ne kadar hayati bir tehdit oluşturduğunu göstermektedir. İkincisi, bu davalar kapsamında ortaya çıkarılan tanık ve sanık beyanları ile kanıtlar; darbe girişimi ile FETÖ arasında nasıl güçlü ve organik bir bağ olduğunu, birbiriyle alakasız gibi görünen faillerin örgüt bağı sebebiyle nasıl gizlice, eşzamanlı ve ortak amaca yönelik hareket ettiklerini somut kişi ve olaylar bazında açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Meclis araştırması komisyonları, ilkesel olarak yargılama sürecini etkileyecek yorum veya tespit gibi herhangi bir yolla müdahalede bulunamazlar. Bu bilinç ve hassasiyetle hareket eden Komisyonumuz da halihazırda yürütülmekte olan bu davalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadan süreci dikkat ve ciddiyetle izlemiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme araçlarından birisi olan araştırma komisyonumuzun gerek bu Rapor çerçevesinde kişi ve olaylardan bağımsız olarak genel tabloya ilişkin yapmış olduğu tespitlerin ne kadar haklı ve yerinde olduğunu göstermesi açısından, gerekse Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve kamuoyunun bilgilenmesi açısından; tamamı Cumhuriyet savcıları tarafından elde edilen objektif kanıtlara ve avukatlar huzurunda alınan sanık savunmalarına, tanık beyanlarına dayanarak hazırlanmış ve mahkemelerce kabul edilmiş olan iddianamelerden önemli birkaç tanesi herhangi bir yorum içermeden aşağıda özetlenmiştir.  

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10.10.2016 tarih ve 2016/3799 sayılı İddianame

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin konusu, 15/07/2016 günü İstanbul’da FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetlerine yuvalanan, değişik rütbe ve kademedeki militanları aracılığıyla, Anayasal Düzeni Değiştirmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmak hatta Cumhurbaşkanının hayatına kast etmek için harekete geçmesidir.

İddianame, Emniyet mensubu 29 şüpheli hakkında düzenlenmiştir.

İddianamede, özetle; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün 15.07.2016 tarihli silahlı kalkışma-darbe teşebbüsü eylemini, sadece Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde bulunan militanları aracılığıyla değil, başta Emniyet mensupları olmak üzere, tüm kamu kurumlarına sızdırdığı militanlarının, gizli açık desteği ve farklı görev ifasıyla icra ettiği, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İstanbul Emniyet Müdürü’nün mesaj ve telsiz anonsuyla Emniyet mensuplarına, silahı bırakmama, silahlı terör örgütüne karşı direnme ve mücadele talimatı verdikleri, Emniyet Teşkilatına mensup bir kısım personelin bu talimatlar doğrultusunda, çeşitli bahanelerle görev yerine gelmemek, gelip de terör örgütüne direnmemek ya da terör örgütüne direnen vatandaş ve kolluk görevlilerinin şevk ve cesaretini kırmak için mesaj, söz ve davranışlarıyla bozgunculuk yapmak türü eylemlere giriştikleri belirtilmiştir.

İddianamede, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından silahlı kalkışma-darbe gecesi gönderilen ve bir kısım Emniyet mensubu şüphelinin telefonunda “Değerli abiler şu an askerler yönetime müdahele etmeye başladı herkes işini gücünü bıraksın bulunduğu yerde arkadaşlarını yönlendirsin ve askerlerin müdahalesine yardımcı olmalarını temin etsin, direnmesinler direnen emniyet güçlerine engel olsunlar her ilden ve bölgeden yapılan müdahele konusunda bilgi alalımbu satratejiyle hareket edip bizi her yerden bilgilendirin düzgün not yazın askerlere direnmesin arkadaşlar direnenlerin direncini kırsınlar özellikle özel harekatta ve çeviktekiler askere teslimiyet gösterip menfilerin direnci kırılsın herkese ulaşalım (Tem.15.22:39); abiler emniyetten gelen emirleri yerine getirmemeliler (Tem.15.22:40); herkes g.kurmaya gitsin devrelerle birbirleriyle bağlantı kursun zincir kursunlar haberdar olmayan kalmasın emekliler dahil (Tem. 15.22:44); silahını alıp genelkurmaya gitsin (Tem.15.22:45); ankarada muazzaf ve emekli olan kim varsa silahını alıp genkur. egm. ankara emniyet , kom. tem ve yıldızın önüne giderek direnen herkesi indirsin bu konuda askere yardımcı olsun kimse evinde durmasın duran vebaldedir... herkese duyurun (Tem.15 22:45)” şeklindeki mesajların tespit edildiği kayıt altına alınmıştır.

İddianamede yer alan şüphelilerle ilgili birtakım dikkat çekici tespitler aşağıda sıralanmaktadır:

Şüpheli Tolga Gültekin ile şüpheli Ender Küçükağ'ın Emniyet Genel Müdürlüğünde kadrolu, şüpheli Mehmet Barış Aktaş'ın ise sözleşmeli helikopter pilotu olarak görev yaptıkları, Silahlı kalkışma-darbe teşebbüsünün hemen başında henüz eylemin tam olarak tanımlanmadığı, darbe teşebbüsünün duyurulup ilan edilmediği anda örgüte ait gizli haberleşme programını kullanacak kadar örgütle iltisakları ve mensubiyetleri sabit olan şüphelilerin “Özel Harekatçıları oraya götürürsek bu darbeciler bizi asar” sözleriyle Özel Harekat Timlerini Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'ı korumak üzere -ki o anda Cumhurbaşkanının kaldığı yer bilinmemekte, Huber Köşkü de muhtemel bulunma yerleri arasında yer almaktadır- taşımayı reddetmeleri, hem darbe teşebbüsünden hem de Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'ın darbecilerin en önemli hedefi olduğundan haberdar olduklarını, ortaya koymuştur.

Rütbeli ve Amir pozisyonunda talimat verme, sevk ve idare etme konumunda olan şüpheliler, Ayhan Sevim, Muhammet Mustafa Işık ve Şahin Uluöz'ün, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüyle iltisaklı oldukları, birbirlerini tanıdıkları, silahlı kalkışma-darbe teşebbüsünün en yoğun devam ettiği anlarda gizlice buluştukları, Emniyet Genel Müdürlüğü ve İstanbul Emniyet Müdürünün silahların teslim edilmemesi, silahlı kalkışma-darbe teşebbüsü eylemine direnilip karşı konulması talimatına rağmen, mahiyetlerinde bulunan polis memurlarına darbe teşebbüsünde bulunan örgüt mensubu askerlere karşı konulmaması, direnilmemesi ve silah kullanılmaması yönünde talimat verip bozgunculuk yaptıkları, hatta bunun ötesine geçip, polis memurlarını engelleyici eylem ve söylemlerde bulunarak, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün silahlı kalkışma-darbe teşebbüsü eylemine açıkça destek verdikleri belirtilmektedir.

Amir pozisyonunda talimat verme sevk ve idare etme konumunda olan Silahlı kalkışma-darbe teşebbüsü sırasında kamuflaj elbiseyle tankın içerisine girecek kadar azılı örgüt militanı olan Mithat Ayrancı'yla irtibat kuran, darbe gecesi onun bulunduğu mahalle giden şüpheli şüpheli Zafer Kuloğlu ile kısa dönem öncesine kadar örgütün içerisinde yer aldığını ikrar eden şüpheli Halil İbrahim Alan'ın bu şekilde örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde yer alıp görev üstlenerek FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün silahlı kalkışma-darbe teşebbüsü eylemine açıkça destek verdikleri belirtilmektedir.

Komiser Yardımcısı olarak görev yapan şüpheli Ersan Gönül’ün telefonunda, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü yöneticileri tarafından, 16/07/2016 günü 05.20-05.29 saatleri arasında bölge imamları kaydıyla gönderilen “önemli durum kötü çok acil duyuru tüm İl ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, Demokrasi Seçilmiş irade falan desinler, ama fazlada asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler herkes darbeden haberim yok tv'de gördüm ilk kez desin, asla hükumete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi” şeklinde kayıtlı ve örgüt üyelerine talimat niteliğinde mesaj tespit edilmiştir.

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21.10.2016 tarih ve 2016/2090 esas sayılı iddianame

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin konusu, 15/07/2016 günü FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetlerine yuvalanan, değişik rütbe ve kademedeki militanları aracılığıyla, Anayasal Düzeni Değiştirmek, Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmak hatta Cumhurbaşkanının hayatına kast etmek için harekete geçmesi şeklinde cereyan eden darbe girişimi kapsamında İzmir ili dâhilinde meydana gelen olaylardır.

İddianame, terörist başı Fetullah GÜLEN ve çoğunluğu TSK bünyesinde görevli olan askeri personel olan toplam 267 şüpheli hakkında düzenlenmiştir.

Darbe girişimi gecesi, İzmir ilinde şüpheliler tarafından; Ege Ordu Komutanlığının ve Ordu Komutanı olan Orgeneral Abdullah RECEP’in enterne edilmeye çalışıldığı, şüpheli Kara Harp Okulu öğrencilerinin darbeye teşebbüs olayında kullanıldığı, Foça Deniz Üs Komutanlığındaki darbe girişimi gecesi gemilerde görev yapan nöbetçi konumundaki şüphelilerin darbe girişimini önceden planladıklarının anlaşıldığı ve yaklaşık Temmuz ayı başında yapılan nöbet listelerinde gemilerin kritik yerlerinde görev yapan rütbeli personelin özellikle seçilerek görevlendirildiği, Hava Kuvvetleri Komutanlığı bağlı birliklerde Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin ÜNAL’ın tüm uçuşları yasaklayan emrine uyulmadığı, Jandarma Tugay Komutanlığındaki ve Sahil Güvenlik Hava Komutanlığındaki bir kısım şüpheli personelin de darbe girişimine katıldığı, Sıkı Yönetim Planında kendilerine sıkıyönetim mahkemelerinde görev verilen askeri hâkim ve savcılar ile Emniyet Müdürlüklerinde darbe girişimine iştirak eden şüphelilerin eylemlerine İddianamede yer verilmiştir.

İddianamede yer alan Şüphelilerle ilgili birtakım dikkat çekici tespitler aşağıda sıralanmaktadır:

Gizli tanık olarak ifadeleri alınan Kuzgun Kod ve Şapka Kod’un ifadelerinde açıkça bahse konu Askeri Darbe planlamalarının yapıldığı Üs olarak kullanılan Villa’da bulunanların bir kısmının sivil giyimli olduğu, toplantıya katılanların bazılarının askeri personel olduğu, bir kısmının ise örgüt içindeki üst düzey İMAMLAR olduğunun belirtildiği, bu ifadelerde yapılan konuşmalarda “ARKADAŞLAR BURADA ÇALIŞMALAR OLACAK, DETAYLARI BİLMESENİZDE ŞİMDİLİK TAKİP EDİN JANDARMA İLE İLGİLİ DİĞER KUVVETLERDEN HERHANGİ BİR TALEP OLURSA NOT ALIN” denildiği, bu villada soruşturmanın şüphelileri Kurmay Albay BİLAL AKYÜZ, Kurmay Yarbay BARIŞ AVIALAN, Tuğgeneral MEHMET PARTİGÖÇ, Havacı Tümgeneral GÖKHAN ŞAHİN SÖNMEZATEŞ, Denizci Koramiral ÖMER FARUK HARMANCIK’ın bulunduğunu, bunların haricinde tanımadıkları 4-5 kişi daha bulunduğunu, villanın içerisinde bulunan askeri personelin kuvvetlere göre gruplandırılarak planlamada çalıştırıldığını, verilen adreste yer alan villa içerisindeki çalışmalar devam ederken, soruşturmanın başında Hava Kuvvetleri İmamı olarak adı geçen, ancak alınan beyanlar ve toplanan deliller ışığında tüm kuvvetleri koordine etmeye çalışması göz önüne alınarak Silahlı Kuvvetler İmamı olduğu değerlendirilen ADİL ÖKSÜZ’ün villanın diğer katlarında da gezerek villada bulunan ve yapılacak olan Askeri Darbe ile ilgili çalışmaları yürüten diğer örgüt mensupları ile görüşmeler yaptığını, ADİL ÖKSÜZ’ün Namaz vakitlerinde Hocalık yaparak namaz kıldırdığını ve vakit namazlarının sonrasında bazen dini konular ile ilgili sohbetvari konuşmalar yaptığını, bu konuşmalarında birinde dini konu olmamakla beraber darbe yapılacak olan 15 Temmuz akşamını kastederek 15 Temmuz akşamında yapılacak ilk işlerden bir tanesinin görevlendirme verilecek kuvvetlerle halen Cezaevlerinde tutuklu bulunan cemaat mensubu kişilerin vakit kaybetmeksizin cezaevlerinden çıkartılmak olduğunu söylediğini, yine başka bir konuşmasında “Arkadaşlar biraz önce içerideki odadan büyüğümüzle görüştüm. Sizlere selamı var” dediğini, (ADİL ÖKSÜZ’ün bu konuşmasında BÜYÜĞÜMÜZ diye bahsetmiş olduğu kişinin örgüt lideri FETULLAH GÜLEN olduğunu) Başka bir konuşmasında ise yine ADİL ÖKSÜZ’ün “Arkadaşlar ben Cumartesi veya Pazar İstanbul’da olacağım, oradan yurt dışına uçacağım, bir aksilik olmazsa Salı günü büyüğümüzle görüşüp Çarşamba veya Perşembe döneceğim” dediğini, orada bulunan herkesin büyüğümüz sözünden kast edilenin Fetullah GÜLEN olduğunu bildiklerini, adresteki villa içerisindeki çalışmalar esnasında bazen halka rağmen söz konusu silahlı darbe girişiminin başarı ile sonuçlanamayabileceği görüşü dile getirildiğinde, ADİL ÖKSÜZ tarafından orada bulunan herkese “Bu tür olumsuz düşüncelerle şeytanı içimize karıştırmayalım. Allah’ın yardımı ile bu iş olumlu sonuçlanacaktır” mealinde dini ağırlıklı kısa sohbetvari konuşmalar yaparak fikirlerini bastırıcı ve engelleyici bir tavır sergilediğini, 15 Temmuz Askeri darbe ile ilgili Karargah olarak kullanılan Villada konuşulan konular yapılacak olan Askeri Darbenin Hazırlığı detayları, görev ve sorumluluklarının belirlenmesini içeren konular olduğunu, bu konular içerisinde geçen konuşmalarda; “15 Temmuz Darbe gecesi ilk yapılacak işin Özel Kuvvetler Komutanlığından görevli timlerce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın alınması ve bir yerde muhafaza edilmesi (Huber köşkünden alınarak Hava yolu ile İstanbul’da kısa bir süre bekletilip, yine hava yolu ile denize açılacak olan bir gemiye indirilerek muhafaza edilmesi), Başbakan Binali YILDIRIM’ın Ankara İlinden yine Özel Kuvvetler Komutanlığından görevli timlerce alınarak Akıncılar Hava Üssüne getirilerek burada muhafaza edileceği, İçişleri Bakanı Efkan ALA’nın Ankara ilinden yine Özel Kuvvetler Komutanlığından görevli timlerce alınarak Akıncılar Hava Üssüne getirilerek burada muhafaza edileceği, MİT Müsteşarı olan Hakan FİDAN’ın MİT Müsteşarlığından Özel Kuvvetler Komutanlığından görevli timlerce alınarak Akıncılar Hava Üssüne getirilerek burada muhafaza edileceği, Emniyet Genel Müdürü Celalettin LEKESİZ’in konutundan Jandarma Birimlerince alınarak Akıncılar Hava üssüne getirilerek muhafaza edilmesi, TEM Daire Başkanı Turgut ASLAN’ın konutundan Jandarma Birimlerince alınarak Akıncılar Hava üssüne getirilerek muhafaza edilmesi, Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin DİNÇ’in konutundan Jandarma Birimlerince alınarak Akıncılar Hava üssüne getirilerek muhafaza edilmesi, Gölbaşında bulunan Özel Harekât Daire Başkanının yine konutundan Jandarma Birimlerince alınarak Akıncılar Hava üssüne getirilerek muhafaza edilmesi konularının konuşulduğunu, Genelkurmay Başkanı Hulusi AKAR’ın ikna edilmeden bu darbenin kesinlikle başarılı olamayacağı konuşulmuş olup, özellikle ADİL ÖKSÜZ’ün Genelkurmay Başkanının ikna edilmesinde herhangi bir sıkıntı çıkmayacağı yönündeki düşüncesinin orada bulunanlar üzerinde hakim görüşü olduğunu, Yine Jandarma Genel Komutanı Orgeneral GALİP MENDİ’nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olmadığı, ancak yapılacak silahlı darbe girişimini destekleyebileceğinin Villada bulunanlar tarafından genel görüş olarak ifade edildiğini, yapılan bütün çalışmalarda; TSK içerisindeki FETÖ örgüt mensubu komutanlara aktif görevler verilmesi esas alındığını ve darbe girişiminde kullanılacak birliklerin komutanlarının FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olanlarından seçildiğini, görevlendirilen kuvvetlere mümkün mertebe birlik bütünlüğü içerisinde görev verildiğini, ancak Özel Kuvvetler Komutanlığından görevlendirilen unsurların tek tek FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu şahıslardan oluşturulduğunu, söz konusu silahlı darbe girişiminde birlik komutanı olarak kullanılması düşünülen personelin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olmasına özen gösterildiğini ve darbe girişiminin olumlu sonuçlanması halinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensubu olmayan TSK mensuplarının da darbe sonrası oluşturulacak olan yeni hiyerarşik yapıya uyacağının öngörüldüğü, bununla birlikte Çakırsöğüt’te bulunan komando Tugayının Ankara İline hava yolu ile getirilmesi ve getirilecek olan bu birliklerin Ankara ilinin genel güvenliğini sağlamak ve ihtiyaç olan diğer kuvvetlere takviye olarak verilmesi konularının da görüşüldüğünü, bu arada villada yapılan çalışmaların üs karargâh planlaması olduğunu, her kuvvetin alt çalışma gruplarının daha detaylı planları yapmak için farklı yerlerde çalışmalarının olduğunu düşündükleri, hususlarına değinilmiştir.

1.1.8.3. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/2691 Esas Sayılı (Şehit Ömer Halisdemir) İddianamesi

Şehit Ömer HALİSDEMİR İddianamesi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanmış;

Ahmet KARA, Ahmet Muhammed DEMİRCİ, Ali GÜRELİ, Ali SOLMAZ, Cemal GÜLEÇ, Cihat İbrahim YÖRÜK, Erhan ALMAZ, Erkan KÜTÜKCÜ, Fatih ŞAHİN, Furkan ASLANBAY, Gökay ENGİN, Halit ÇELİK, Harun TOPBAŞ, Hasan AKSOY, Hüseyin OĞUZ, İsmail ÇINAR, Mehmet BİLGE, Mihrali ATMACA şüpheli sıfatıyla yer almıştır.

Şüphelilerin, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme”, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme”, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör örgütüne üye olma, yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle bir kişiyi öldürme, bir suçu gizlemek veya başka bir suçun delillerini gizlemek ya da yakalanmamak amacıyla öldürme” suçlarını işledikleri İddianame’de kaydedilmiştir.

Şüphelilerin FETÖ/PDY terör örgütü içinde yer aldıkları ve Türk Ceza Hukuku’nda terör örgütünü diğer suç örgütlerinden ayıran “Yöntem (TMK m.1, m.7)”, “Amaç-Saik (TMK m.1)”, “Araç-Gereç (TMK m.7), (TCK m.314)”, “Elverişlilik (TMK m.7) (TCK m.314) (TCK m.220)”, “Üye sayısı (TMK m.7), (TCK m.314), (TCK m.220)” unsurlarının FETÖ/PDY yapılanmasında görüldüğü belirtilmiştir.

Bir terör örgütünün varlığının kabul edilebilmesi için “örgütlü bağlılık”, “üyeler arasında görev bölüşümü”, “kod isimleri”, “bir hiyerarşi” ve bu örgütün “ideolojisini savunan insanlar”ın olması gerektiği anlatılarak bütün bu özelliklerin FETÖ/PDY terör örgütü yapılanmasında olduğu kaydedilmiş,

FETÖ/PDY mensuplarının “hücre tipi”nde birbirleriyle bağlantılı oldukları, kendi aralarında bir rapor, talimat alışverişi bulunduğu, alttan yukarıya doğru “rapor”, yukarıdan aşağıya doğru “talimat” verildiği, örgüt mensuplarının, kendilerine yeni örgüt mensupları kazanma faaliyetinde bulundukları ve örgütün, ordu ve emniyet içerisinde teşkilatlanmış silahlı gücü bulunduğu belirtilmiş,

Devleti, kendilerine “hasım” ve “karşı cephe” olarak görerek, bir “istihbarat örgütü gibi” kod isimler, “özel haberleşme kanalları” kurdukları, diğer terör örgütleriyle temas ederek, onlara istihbarat, lojistik vs desteği sağladıkları,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün anayasal kurumlarını (“yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmek”, “Devlet modeline uygun bir paralel örgütlenme” ile “gizlice”, “başta siyaset, mülkiye, adliye, maliye, askeriye ve emniyet olmak üzere devletin tüm kılcal damarlarına sızarak”, “organize bir terör örgütü” şeklinde yapı kurdukları kaydedilmiştir.

Darbe teşebbüsüne ilişkin yürütülen soruşturmalar kapsamında, FETÖ/PDY üyesi bir kısım asker ve kamu görevlilerinin ifadelerinden; darbe teşebbüsünün adı geçen terör örgütünün Lideri F.G.’nin bilgisi ve talimatı ile yapıldığı ve sivillerin katledilmesi, kamu görevlilerinin şehit edilmesi başta olmak üzere ortaya çıkan maddi ve manevi zarardan bahsi geçen kişinin başında olduğu terör örgütünün sorumlu olduğu tespiti yapılmıştır.

Buna göre, 15 Temmuz Kakışmasının FETÖ tarafından gerçekleştirildiğinin en somut göstergelerinin başında gelen zaman, mekan ve şahıs olarak manidar bir anlam ifade edecek husus; Adil ÖKSÜZ, Kemal Batmaz, Harun Biniş’in kalkışmada ana üs olarak kullanılan Akıncılar Üssünde yakalanması olayıdır.

Darbeye teşebbüs eylemi kapsamında; 15/07/2016 tarihinde Genel Kurmay Başkanlığı'nı ele geçiren Türk Silahlı Kuvvetleri içerisine sızan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeleri tarafından sanki “emir komuta zinciri içerisinde” gerçekleşiyormuş gibi “sıkıyönetim emri” ve ekindeki “sıkıyönetim komutanları ve sıkıyönetim mahkemesi hakimlerinin isimleri”nin bulunduğu direktiflerin 15/07/2016 tarihinde saat 21:30 sıralarında Özel Kuvvetler Komutanlığına iletildiği, sözde atama listesinde Tuğ. Gen. Semih TERZİ'nin 1.Özel Kuvvet Tugay Komutanlığından Özel Kuvvetler Komutanlığına atandığı,

Kendisinin emirlerini dinlemesi konusunda Albay Ümit BAK'a uyarıda bulunduğu, ancak Kurmay Albay Ümit BAK'ın bu durumu kabul etmeyerek “elimde emir var”, “yeni komutan Semih TERZİ” ifadesiyle telefonda Korgeneral Zekai AKSAKALLI ile tartışarak telefonu kapattığı,

Bu durum üzerine Korgeneral Zekai AKSAKALLI'nın emir subayı olup o sırada karargahta bulunan Astsubay Ömer HALİSDEMİR'i cep telefonundan arayarak, Semih TERZİ'nin, “darbeye teşebbüs eyleminin içinde yer alan vatan haini olduğunu”, “kesinlikle karargahın komutasını ona bırakmamasını” ve bu işin sonunda şehadet olduğunu” söyleyerek emir verdiği, Astsubay Ömer HALİSDEMİR'in de vatansever bir asker refleksi ile kendisine verilen emri hiçbir şekilde sorgulamadan "emredersiniz komutanım" diye cevap verdiği tespiti yapılmış, bilahare Ömer HALİSDEMİR’in şehit edildiği belirtilmiştir.

1.1.8.4. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/114252 Esas Sayılı (Sabiha Gökçen Havalimanı) İddianamesi

15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimine ilişkin olarak, İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanı iddianamenin incelenmesi neticesinde özetle;

- 15 Temmuz gecesi gerçekleştirilen darbe kalkışması esnasında; Sabiha Gökçen Havalimanı gibi stratejik öneme sahip kurum ve kuruluşların hedef alındığı,

Darbe Kalkışması Ve Fetö/Pdy Bağlantısı başlığı altında özetle:

- İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/61972 sayılı dosyası üzerinden yürütülen soruşturmada gizli tanık olarak ifadesine başvurulan "Şapka kod" ifadesinde özetle;

5 Temmuz 2016 günü WhatsApp üzerinden CİHAN ... isimli örgüt mensubu tarafından 21:00-22:00 sıralarında "Acil Ankara'ya Gelmen Gerekiyor" şeklinde mesaj gönderilmesi üzerine, 06.07.2016 günü saat 07:30-07:40 sıralarında Ankara’ya gelmesini müteakip, Abdullah Kod ismini kullanan Kurmay Yarbay Turgay SÖKMEN tarafından, "bir çalışma başlatıldığını, çalışma ile ilgili planların devam ettiğini ve tüm kuvvetlerin katılımı ile bir darbe planlamasının yapıldığını, çalışmaların şuan gideceğimiz yerde devam ettiğini” söylediği,

Çay yolu içerisinde 3 katlı Villa tarzı bir binaya gittiklerini,

İçeri girdiklerinde yaklaşık 8-10 kişi bulunduğunu ve gördüğü şahıslar arasında;

-Kurmay Albay Bilal AKYÜZ,

-Kurmay Albay veya Yarbay Barış AVIALAN,

-Tuğgeneral Mehmet PARTIGOÇ,

-Havacı Tümgeneral Gökhan Şahin SÖNMEZATEŞ,

-Denizci Koramiral Ömer Faruk HARMANCIK isimli şahısların olduğunu,

Bu şekilde ev içerisindeki çalışmalar devam ederken, namaz vakitlerinde villa içerisinde bulunan herkesin abdest alıp namaz kıldığını fakat, namazın farzını orada bulunan sivil bir şahıs kıldırdığını ve bu şahsın 15 Temmuz sonrası yazılı ve görsel medyada çıkan haberlerden gördüğü kadarı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde Havacı İmam diye adı seçen Adil ÖKSÜZ olduğunu anladığını,

Bu şahısın, villanın diğer katlarında gezerek villada bulunan ve yapılacak olan Askeri Darbe ile ilgili çalışmaları yürüten diğer örgüt mensupları ile görüşmeler yaptığını,

Adil ÖKSÜZ’ün yapmış olduğu konuşmalardan bir tanesinde, darbe yapılacak olan 15 Temmuz akşamını kastederek; 15 Temmuz akşamında yapılacak ilk işlerden bir tanesinin görevlendirme verilecek kuvvetlerle halen cezaevlerinde tutuklu bulunan cemaat mensubu kişilerin vakit kaybetmeksizin cezaevlerinden çıkartılmak olduğunu söylediği,

Yine başka bir konuşmasında; "Arkadaşlar biraz önce içerideki odadan büyüğümüzle görüştüm. Sizlere selamı var" dediği,

Adil ÖKSÜZ'ün bu konuşmasında büyüğümüz diye bahsetmiş olduğu kişinin örgüt lideri Fethullah GÜLEN olduğunu orada bulunan herkesin anladığını düşündüğünü,

Adil ÖKSÜZ’ün yine bir başka konuşmasında ”Arkadaşlar ben Cumartesi veya Pazar İstanbul'da olacağım, oradan yurt dışına uçacağım, bir aksilik olmazsa Salı günü büyüğümüzle görüşüp Çarşamba veya Perşembe döneceğim" dediğini,

Villa içerisindeki çalışmalar esnasında halka rağmen söz konusu silahlı darbe girişiminin başarı ile sonuçlanamayabileceği görüşü dile getirildiğinde; Adil ÖKSÜZ tarafından orada bulunan herkese, “Bu tür olumsuz düşüncelerle şeytanı içimize karıştırmayalım, Allah’ın yardımı ile bu iş olumlu sonuçlanacaktır mealinde dini ağırlıklı kısa bir sohbetle" fikirlerimizi bastırıcı ve engelleyici bir tavır sergilediği şeklinde beyanda bulunulduğu,

Soruşturma Dosyasının Konusu başlığı altında özetle;

İstanbul ili Anadolu yakasında yer alan "Sabiha Gökçen Havalimanı" bölgesinde meydana gelen ve 2. Zırhlı Tugay Komutanlığında görevli asker kişilerin iştirak ettikleri olayla ilgili soruşturmanın, iş bu soruşturma dosyası üzerinden yürütüldüğü,

Darbe Kalkışması Öncesi Maltepe 2. Zırhlı Tugay Komutanlığındaki Hazırlıklar Ve Olay Gunu Yasanan Diğer Gelişmeler başlığı altında özetle;

- Özkan AYDOGDU’nun 13.08.2016 tarihli ifadesinde özetle;

Birinci Tank Taburu Komutanı Yarbay Şakir ÇINAR’a Sabiha Gökçen Havalimanını emniyet altına alması ile ilgili olarak görevlendirdiğini ve Sabiha Gökçen’e 4 tank, 2 ZPT Zırhlı Personel Taşıyıcı sevk ettiklerini,

- Murat YANIK’ ın 23.07.2016 tarihli ifadesinde özetle;

11 Temmuz günü saat 18:00 sıralarında Ankara'ya geldiğini ve Ertuğrul TERZİ isimli şahsın aracıyla kendisini aldığını ve Altınpark civarında bilmediği bir eve götürdüğünü,

Söz konusu evde, Mamak Tugayında görev yapan Kurmay Başkanı Yarbay Savaş KABAKLI, Mamak'ta Tabur Komutanı Yarbay Ercan, Ankara Kara Kuvvetlerinde Tuğgeneral Ali KALYONCU, Kurmay Albay Bilal AKYÜZ ve Kurmay Albay Orhan YIKILGAN’ın bulunduğunu,

Tuğgeneral Ali KALYONCU ve diğer personelin, "Yönetime El Koyacağız" bu kapsamda yapacağımız darbeye ilişkin planlama yapıyoruz dediklerini,

14 Temmuz Perşembe günü öğlenden sonra Tugay Komutanının brifing salonunda toplantı yapıldığını,

15 Temmuz Cuma günü 2. Zırhlı Tugay'a geçtiklerini ve saat 17:00 sıralarında Tugay komutanı Tuğgeneral Özkan AYDOGDU'nun yanına gittiklerini,

Ankara'dan harekat günü olarak cuma günü gece 03:00 olacağı haberinin geldiğini ve hazırlıklar ona göre tamamlansın diye Özkan AYDOGDU’nun birlik komutanlarına talimat verdiğini,

Saat 20:00 sıralarında telefonla Ankara'dan Albay Muzaffer DÜZENLİ’nin kendisini aradığını ve harekatın erkene çekildiğini söyleyerek hazır olun dediği,

Birkaç dakika sonra da Murat ÇELEBİOĞLU’nu aradığı ve harekata başlayın dediği,

Murat ÇELEBİOGLU’nun WhatsApp grubunu oluşturduğu, grubun adının da; Yurtta Sulh olduğu,

Muzaffer DÜZENLİ'den gelen haberden sonra herkesin harekata başladığı ve görev yerlerine ulaşanların WhatsApp grubunda hazırız dediği,

Belirtilmiştir.

1.1.8.5. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 02/01/2017 Tarihli 2017/2 Sayılı (Türksat) İddianamesi

İddianamede özetle; kalkışmanın 22.15 sularında haber alındığı, bunun üzerine izinli olan güvenlik personelinin kampüse davet edildiği, darbecilerin Konya yolunu kullanarak gelecekleri değerlendirilip yolun itfaiye aracı ve kepçe vasıtasıyla kapatılarak karadan giriş yolunun böylece engellendiği, 00.14'te korsan bildirinin okutulması üzerine TÜRKSAT 4A ve 3A uydularından TRT'nin yayınının kesildiği, ardından TRT'nin kontrol altına alınmasından sonra yayının tekrar verildiği, darbecilerin kampüse helikopterle 00.47'de 14 kişilik bir timle geldikleri, darbecilerin nizamiye önünde indirilmesinin ardından tesislerden sorumlu olan Direktör Ahmet Özsoy ve diğer çalışan Ali Karslı'nın otomobille nizamiyeye doğru giderken, üzerlerine ateş açıldığı ve ilk ateşte şoför Ali Karslı’nın şehit olduğu, Ahmet Özsoy’un ise ağır yaralandığı ve sonrasında şehit olduğu, bu sırada (Ahmet Özsoy ağır yaralı iken) ambulans ile arada 20 metre kadar mesafe olmasına rağmen ambülansa konularak götürülmesine darbecilerce müsaade edilmediği, darbeci askerlerin yayını kesmeyi başaramaması üzerine yayının kesilmesi için dışarıdan destek istedikleri ve bu kapsamda darbecilere destek için saat 02.00 civarında Megan marka bir araçla gelen 4 sivilin gelip TÜRKSAT'a girmeye çalıştığı, bu sırada yakalanan bu kişilerin FETÖ ile ilişkili olduğunun ve FETÖ ile irtibatlı bazı kurumlarda görev yaptıklarının öğrenildiği, darbecilerin iki şirket arabası bir de çalışanının minibüsünü alarak Konya yoluna doğru gittikleri ve fakat polislere haber verildiği için polislerle kısa süreli çatışmaya girmek durumunda kaldıkları, kaçan bu darbeci askerlerden birinin polisle girdiği çatışmada yaralandığı ve daha sonra bu askerin öldüğü (kendi arkadaşları tarafından infaz edildiğinin de değerlendirildiği), TÜRKSAT'ın 4 defa bombalandığı, ilk bombanın saat 03.12'de atıldığı,

Belirtilmiştir.

15 Temmuz darbe girişiminin FETÖ/PDY Terör Örgütü tarafından gerçekleştirildiğinin anlatıldığı “Darbe Teşebbüsü İle Örgüt Arasındaki Bağlantı” başlığında, bu kapsamda yürütülen soruşturmalarda FETÖ/PDY üyesi bir kısım asker ve kamu görevlilerinin bazı ifadelerine yer verilmiş ve bu ifadelerden “darbe teşebbüsünün anılan terör örgütünün lideri Gülen’in bilgisi ve talimatı ile yapıldığı ve sivillerin katledilmesi, kamu görevlilerinin şehit edilmesi başta olmak üzere ortaya çıkan maddi ve manevi zarardan adı geçenin başında olduğu terör örgütünün sorumlu olduğu” sonucuna varılmıştır. Bu bağlamda, ispat edici en somut göstergelerin başında, Adil Öksüz, Kemal Batmaz ve Harun Biniş’in kalkışmada ana üs olarak kullanılan Akıncılar Üssünde yakalanması olayının geldiği belirtilmiştir.

Bir sivilin bulunmasının mümkün olmadığı ve darbecilerin karargâh olarak kullandığı Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığında 16 Temmuz 2016 tarihinde üssün komuta merkezinde yakalanan Adil Öksüz hakkında yapılan araştırmalarda, “söz konusu şahsın 11.07.2016 tarihinde İstanbul-Newyork seferini yapan 06.45 THY uçağıyla ABD’ye gittiği, 12.07.2016 tarihinde 19.45 THY uçağı ile ABD’den hareket edip 13.07.2016 tarihinde 12.10’da ülkemize ulaştığı, 2002 yılından bu yana 109 kez yurtdışına seyahat yaptığı, kendisine tahsis edilen 34 SIR 49 plakalı aracın FETÖ ile iltisaklı Kaynak Holdingin bünyesinde faaliyet gösteren bir firmanın imkânlarıyla salın alındığının tespit edildiği” bilgilerine yer verilmiştir. Bu tespitlerle birlikte, Adil Öksüz’ün 2014 yılından itibaren devam eden soruşturmalar kapsamında hakkında Mahrem Hizmetler İmamı olarak Hava Kuvvetleri imamı olduğu yönünde ifadeler ve istihbari bilgiler bulunan şahıs olduğu, kalkışma tarihinde Akıncılar Üssünde bir GPRS cihazı yakalanan siviller arasında yer aldığı ve tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu şahsın FETÖ irtibatının ortaya konulması yönünde kuvvetli şüpheler olduğu değerlendirilmiştir. Ayrıca, “incelenen kamera kayıtlarında Adil Öksüz ile Kemal Batmaz'ın yukarıda belirtilen tarihlerde birlikte ABD'ye gidip geldiklerinin tespit edildiği” bilgisine de yer verilmiştir.

Bu kapsamda 2014 yılından itibaren devam eden FETÖ/PDY soruşturmalarında Adil Öksüz’le ilgili olarak verilen bazı ifadeler de zikredilmiştir. Bu ifadelerden bazılarından ilgili örnek kısımlar şöyledir:

Örgüt içerisinde uzun yıllar görev alan Çetin ACAR’ın 09.01.2015 tarihli ifadesinden:

‘‘Adil ÖKSÜZ; Ankara Üniversitesi ilahiyat Mezunu, mezuniyetten sonra uzun süre İstanbul’da Fetullah Gülen’e mollalık yaptı. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde Yrd. Doçent’tir. Fetullah Gülen ABD’ye gittikten sonra Mustafa Özcan’ın Türkiye imamlığına geçmesiyle Hava Kuvvetlerinden sorumlu imamlığı buna devretti. Şu anda örgütün Deniz Kuvvetleri İmamı olarak faaliyet yürüttüğünü duydum...

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ifadesinde (özetle): 

FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanması ile ciddi mücadele yürütüldüğünü, 2016 yılı Ağustos ayında yapılacak Yüksek Askeri Şura toplantısında ciddi kararların alınmasının gündemde olduğunu, terör örgütünün bunun muhtemel sonuçlarını öngörerek silahlı kalkışmada bulunduğunu…” belirtmiş, ek olarak “15 Temmuz 2016 tarihinde darbeci askerler tarafından rehin alındığını ve bildiri imzalatılmak istendiğini, ancak buna direndiğini, rehin alanlardan, Tuğgeneral Hakan Evrim’in ‘Dilerseniz sizi kanaat önderimiz Fetullah Gülen ile görüştürürüz’ dediğini…” anlatmış ve böylelikle darbe teşebbüsünü planlayan ve yapanların FETÖ/PDY üyesi olduklarını ifade etmiştir.

Yarbay Arif Kalkan’ın (Millî İstihbarat Teşkilatı) ifadesinde:

Kendisinin Gülen ile iki kez yüz yüze görüştüğünü, Baki kod adını bizzat Gülen’in verdiğini, örgütle ortaokulda tanıştığını, onların yönlendirmesiyle Maltepe Askeri Lisesine kayıt olduğunu, 1989 yılında Kara Harp Okuluna başladığını, 15 Temmuz olaylarından yaklaşık 8-9 gün önce, Mehmet Aydın yarbayın, arayıp görüşmek istediğini söylediğini, Tandoğan'da buluştuklarını, evde Abi denen başka birinin ‘Ağustos YAŞ toplantısında üç bin askerin ihraç edileceğini, Gülen'in YAŞ toplantısını istemediğini, gidişata dur deme zamanının geldiğini, darbe yaparak örgüt mensubu subayların TSK ve devlet yönetimini ele geçireceklerini’ söylediğini, Jandarma imamı olduğunu düşündüğü bu şahsın, TSK’daki FETÖ subaylarının atılması konusunda 'Son kalemiz de elimizden gitmesin' dediğini, şahsa, darbeyi TSK'nın mı, yoksa cemaatin mi yapacağını sorduğunu, o şahsın ‘bir orgeneralin işin içinde olduğunu, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının darbe başladıktan sonra ikna edileceğini’ söylediğini, 'Var mısın?' diye sorduğunda, cemaatle bağı olduğu için kabul ettiğini, 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilmeye çalışılan silahla darbeye teşebbüs olayının emrini veren kişinin Fetullah Gülen olduğunu…” belirtmiştir.

Yarbay Levent Türkkan (Genelkurmay Başkanı Emir Subayı) ifadesinde;

FETÖ üyesi olduğunu, bu güne kadar örgüt abileri tarafından verilen emirleri harfiyen yerine getirdiğini, örgütten M. A. ve Selahattin kod adlı kişilerle irtibatlı olduğunu, bu kişilerle ayda bir ya da iki kez M’nin evinde toplantı yaptıklarını… Bursalı fakir bir ailenin çocuğu olduğunu, Gülen örgütü ile ilk kez ortaokul yıllarında tanıştığını, oldukça başarılı bir öğrenci olduğunu, Serdar ve Musa kod isimli iki üniversite öğrencisinin kalmış olduğu pansiyona gelerek kendisiyle yakından ilgilendiklerini ve ‘cemaat evlerine’ götürmeye başladıklarını, ideali olan asker olma isteğinin ‘abiler’ tarafından da teşvik edildiğini ve 1989 yılında Işıklar Askeri Lisesi sınavlarına girdiğini, sınavdan önceki gece Bursa merkez de bir ‘cemaat evinde’ cevapları işaretlenmiş şekilde kendisine Serdar kod isimli ‘cemaat abisi’ tarafından soruların verildiğini ve sınavdan başarılı olduğunu, ancak dereceye giremediğini, çünkü kasıtlı olarak bazı soruların cevaplarının verilmediğini, bu nedenle 275 kişinin başarılı olduğu sınavda 100. olduğunu, Askeri Lisede de Serdar ve Murat ‘abileri’ ile ayda bir kez görüşmeye devam ettiğini, bu görüşmelerde sohbet ettiklerini, Gülen’in kitaplarını okuduklarını, kendilerine verilen tek görevin ifşa olmamak olduğunu… 1993'te Askeri Liseyi bitirince doğrudan sınavsız olarak Kara Harp Okuluna kaydını yaptırdığını, burada da Musa isimli ‘cemaat abisinin’ kendisinden sorumlu olmaya devam ettiğini, 2010 yılına kadar görev yaptığı çeşitli pozisyonlarda bulunduğu yere göre değişik ‘cemaat abileri’ ile temasının devam ettiğini, bu ‘abilerin’ hiç birisinin askeriyeden kişiler olmadığı iyi eğitimli sivil şahılar olduklarını ancak ne iş yaptıklarını bilmediğini, zaten bunu hiç sorgulamadıklarını ancak Genelkurmay Karargâhında binbaşı rütbesiyle çalıştığı 2010-2011 döneminde kendisinden Türk Telekom’da çalışan bir cemaat abisinin sorumlu olduğunu, bir kıtadan başka bir kıtaya/göreve atanınca mevcut cemaat abisinin yeni görev yerinde kendisinden sorumlu olacağı abisiyle tanıştırarak teslim ettiğini, bu şekilde sürekli olarak cemaat abilerinin kendisi üzerinde kontrolünün devam ettiğini, 2011-2015 yıllarında Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'in emir subay yardımcısı olarak çalıştığını, Genelkurmay Başkanı Emir Subayı olarak atandığını ve bu andan itibaren cemaat yapılanması adına kendisine verilen örgütsel görevleri yerine getirmeye başladığını, bu kapsamda Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’i dinleme cihazıyla sürekli dinlediğini, dinleme cihazını Türk Telekom’da çalışan ‘abisinden’ aldığını ve hafızası dolan dinleme cihazlarını cemaat abisine teslim ettiğini ve boş olanları aldığını, odada dinleme cihazı araması yapıldığında bu aramaları bildiği için cihazları koymadığını, Genelkurmay Başkanı ve İkinci Başkanı Hulusi Akar ve Yaşar Güler'in emir subayı Mehmet Akkurt'un da Gülen örgütüne mensup olduğunu ses kayıt cihazlarını birlikte yerleştirdiklerini ve Mehmet Akkurt'un Genelkurmay 2. Başkanını dinlemekten sorumlu olduğunu ancak Mehmet Akkurt'un imamının kim olduğunu bilmediğini, Hulusi Akar'ın da emir subayları Serhat ve Şener Başçavuş tarafından dinlenmeye devam edildiğini1990'lı yıllardan beri sınavla okullardan gelen ve orduya alınan subayların %60-70'inin örgüt üyesi olduğunu bu kişilerin genelde kurmay subaylar olduğunu, Cumhurbaşkanı başyaveri Albay Ali Yazıcı ile Cumhurbaşkanlığı muhafız alayı komutanı Muhsin Kutsi Barış'ın da örgüte mensup olduğunu… Darbe yapılacağını 14.7.2016 Perşembe günü saat 10-11.00 civarı Genelkurmay Başkanı Danışmanı Kurmay Albay Orhan Yıkılkan'dan öğrendiğini, plana göre Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının tek tek alınarak sessiz sedasız işlerinin bitirileceğini, kendisinin görevinin de Genelkurmay Başkanını etkisiz hale getirmek olduğunu, bu görevi sorgulamadan kabul ettiğini, bunun üzerine ‘cemaat abisi’ Murat’ın Konya yolundaki evine gittiğini, orada Adil ve Selahattin ‘ağabeylerin’ olduğunu, buradaki abilerin de darbeden haberdar olduklarını, kendisine gizlilik konusunda sıkı sıkı tembih ettiklerini… Planlandığı üzere Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın odasına girdiklerini, kendisini rehin aldıklarını, Genelkurmay Başkanını özel kuvvetlerden gelen görevlilerin götürdüğünü… Genelkurmay binasının etrafında vatandaşların toplandığını, polislerin geldiğini, F-16 savaş uçaklarının alçak uçuş yaptığını, silahların ateşlendiğini, meclisin bombalandığını, sivil halkın zarar gördüğünü, tam bir katliam yaşandığını, bunun üzerine yavaş yavaş pişman olmaya başladığını, bütün bu olanların cemaatin girişimiyle yapıldığını…” ifade etmiştir.

Yarbay Levent Türkkan (Genelkurmay Başkanı Emir Subayı) ifadesinde ayrıca darbe gecesine ilişkin olarak;

Tümgeneral Mehmet Dişli darbe teşebbüsü başladığında ilk önce Hulusi Akar Paşa'nın odasına kendisinin tek başına gireceğini, ona darbeyi tebliğ edeceğini, onun kabul etmesi halinde darbe faaliyetinin başına geçirileceğini söylediğini, bunu söylerken de kendilerine "Genelkurmay Başkanına “sen Kenan Evren olacak mısın, olmayacak mısın diye soracağım" şeklinde beyanda bulunduğunu ayrıca Genelkurmay Başkanına darbeyi tebliğ ederken kendisini sevdiğimizi, saydığımızı, kabul etmesi halinde darbenin başına geçireceklerini söyleyeceğini bildirdiğini, elinde bir not kağıdı olduğunu, oraya Genelkurmay Başkanı'na söyleyeceklerini tek tek yazdığını, Tümgeneral Mehmet Dişli komutanın kapısını çalıp içeriye girdiğini, Dışarı çıktığında "ortada, girin" dediğini, Hulusi Akar Paşa'nın Dişli Paşa ve kendilerine hitaben "yanlış yapıyorsunuz bu böyle olmaz" dediğini, ifade etmiştir.

Tuğamiral Halil İbrahim Yıldız ifadesinde,

Türk Silahlı Kuvvetlerinde tuğamiral rütbesiyle görev yaptığını, üsteğmen rütbesindeyken Fetullahçı Terör Örgütü yapılanmasına katıldığını, darbe gününden önce 9 günlük Bayram Tatilinde Ankara'da bir kısım askerler ile birlikte darbe planlamasına ilişkin toplantı yaptıklarını, bu toplantıya Adil Öksüz isimli FETÖ imamının (yöneticisinin) katıldığını, toplantıda Adil Öksüz'ün kendilerine ‘ben bu çalışmaları Amerika'ya gidip Fetullah Gülen hocama sunacağım’ dediğini, toplantıda darbeye karşı olan bir kısım generalleri rehin alma görevinin kendisine verildiğini, kendisinin de darbe girişimi sırasında bu generallerden ikisini rehin aldığını…” belirtmiştir.

Yarbay İlkay Ateş ifadesinde,

Türk Silahlı Kuvvetlerinde Kara Pilot ile görev yaptığını, küçük yaşlardan itibaren FETÖ bünyesinde bulunduğunu, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilecek olan darbe girişimi öncesi kendisi gibi pilot olan bir takım subaylarla Ankara ili Yenimahalle ilçesinde toplantı yaptıklarını, darbe gecesinde kendisinin kullandığı helikopter ile Ankara'da değişik sivil hedeflere atışlar yapıldığını…” belirtmiştir.

Muhammed USLU ifadesinde,

Türkiye Cumhuriyet Başbakanlık Özel Kalem müdürlüğünde Başbakana gelen davetiyeleri Özel Kalemine sunma görevini yürüttüğünü, FETÖ mensubu olup örgüt içinde abi tabir edilen konumda bulunduğunu, değişik yerlerde ve kademelerde örgüt adına sorumlu olduğu sivil ve askeri kişilere örgütsel eğitim verdiğini, 2010 yılından itibaren Kara Kuvvetleri Komutanlığındaki asker kişilere abilik yaparken Murat kod adını kullanmaya başladığını, örgüte finansal kaynak sağlamak amacıyla himmet adı altında para topladığını, bu topladığı paraları kendisinin üstü konumunda bulunan Selahattin kod adlı örgüt mensubuna verdiğini, 15 Temmuz 2016 darbeye kalkışma eyleminde Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın emir subayı olan ve Hulusi Akar'ın darbe girişiminde bulunan kişilerce esir alınması eylemine doğrudan katılan Levent Türkkan'ın itiraflarında belirttiği gibi adı geçen kişinin sorumlu abisi konumunda olduğunu, kendisinin verdiği talimatlar doğrultusunda Levent Türkkan'ın Genelkurmay Başkanları ve 2. Başkanlarının dinlenmesi amacıyla radyo tabir edilen ses kayıt cihazlarını yerleştirip, cihazları doldurduktan sonra geri getirdiğini, kendisinin de ses kayıtlarını emir ve talimat aldığı Selahattin kod adlı kişiye verdiğini, 14/07/2016 tarihinde kendisi evde yokken Selahattin kod adlı kişiyle Ahmet kod adlı Levent Türkkan ve Salih kod adlı Yarbay Gökhan'ın kendi evinde darbeyle ilgili toplantı yaptıklarını, bu durumu eşinin kendisine söylediğini, 15/07/2016 tarihinde gerçekleştirilen bu terör eylemini FETÖ terör örgütü mensuplarının planlayıp gerçekleştirdiklerini…” belirtmiştir.

Jandarma Binbaşı Haydar Hacıpaşalıoğlu ifadesinde

            “Kendisinden sorumlu Muhterem Çöl'ün Turgut Kod adını kullandığını, Turgut Kod'un ABD de Fetullah Gülen ile görüştüğünü, 14 Temmuz akşamı Muhterem Çöl'ün evinde buluştuklarını, eve ismini Serdar olarak söyleyen birinin geldiğini, bu şahsın ‘artık sürecin dayanılmaz boyutlara ulaştığını, cemaat ile ilişkili kişilerin tespit edildiğini, bu kişilerin tamamının meslekten atılacağını ve yıllarca hapiste yatırılacağını, bir şeyler yapmazsak cemaat mensuplarının tamamen tasfiye edileceğini, büyükleri olan Fetullah Gülen'in talimatları ile 15 Temmuz 2016 gününü kastederek "yarın için önemli bir faaliyet olacak" diye konuştuğunu, 15 Temmuz 2016 da gerçekleştirilmeye çalışılan silahla darbeye teşebbüs olayının emrini veren kişinin Fetullah Gülen olduğunu…” belirtmiştir.

İddianamede yer alan ve yukarıda özetle verilen ifadelerden, şüpheli sivillerin TÜRKSAT’a geliş amaçlarının FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün üyeleri ve/veya destekçileri olarak televizyon yayınlarını kesmek ve bu yolla yurt çapında iletişimi engellemek olduğu, bu nedenle söz konusu sivil şüphelilerin bizzat darbeye teşebbüs faaliyeti içerisinde olduklarının, açık ve izahtan vareste olduğu değerlendirilmektedir.

1.1.8.6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 13.02.2017 Tarihli ve 2017/4859 Esas Sayılı (İstanbul Ana Darbe) İddianamesi

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunca 13.02.2017 tarih, 2017/17929 soruşturma, 2017/4859 esas sayılı olarak düzenlenen ve İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede özetle aşağıdaki hususlara yer verilmiştir.

15 Temmuz Darbe Teşebbüsüne konu olayların İstanbul ilinde gerçekleşen kısmında kamu binaları ve köprüler işgal edilmiş veya bu yerlere işgal teşebbüsünde bulunulmuş, darbe yanlısı olmayan ve kendilerine "Yurtta Sulh Konseyi" ismini veren darbeci askeri kanat tarafından yurt genelindeki askeri birliklere gönderilen sıkıyönetim direktifi ekindeki sözde atama kararlarına göre görev yaptıkları Kuvvet Komutanlığı emrine görevlendirilen asker şahıslardan Harp Akademileri Komutanı Korgeneral Tahir BEKİROĞLU ve Deniz Harp Okulu Komutanı Tümamiral Mesut ÖZEL kaçırılarak askeri cezaevlerine kapatılmış, Deniz Harp Akademisi Komutanı Tuğamiral Tayyar ERTEM ve l’nci Ordu Komutanı Orgeneral Ümit DÜNDAR kaçırılmaya teşebbüs edilmiş, Tayyar ERTEM'in evine zorla girilerek arama yapılmış, bu şekilde rehin alınmış veya alınmaya teşebbüs edilmişler, darbenin gerçekleşmesine direnen sivil vatandaşlar ile güvenlik güçlerine tankla veya ateşli silahlarla vahşice ateş açılması veya tankla ezilmesi sonucu 2’si asker, 5'i polis, 82'si sivil vatandaş olmak üzere toplam (89) kişi hayatını kaybetmiş, kolluk görevlileri dâhil (719) kişiye karşı hedef gözetmeksizin silahla veya tankla ateş açılarak öldürülmelerine teşebbüs edilmiş, eylemlerin yöneldiği mağdurlardan (685)’i yaralanmış, (34)'ü yara almadan kurtulmuş, (155) şahıs yaralama kastıyla gerçekleştirilen eylemlerin mağduru olmuş, kolluk görevlileri dâhil (148) şahsa karşı yağma ve hürriyeti tahdit eylemi gerçekleştirilmiş, (214) özel şahsa ait mal ile askeri kurumlara ait olanlar hariç (25) ana kalem kamu malı zarar görmüştür.

Öldürme olayları hariç diğer suçlar açısından olayların sayısal çokluğu, geniş çapta ve alanda vuku bulmaları, delil durumunun değişkenlik göstermesi, resmi makamlara müracaat sayılarının artmasıyla bunların tek elde derlenmesi ve darbe girişimi nedeniyle vuku bulup bulmadıklarının tespiti işlemlerinin aldığı zaman ve tahkikat eksikliklerinin giderilmeye devam edilmesi nedenleriyle iddianameye yalnızca kasten öldürme suçları ile belli başlı sair suçlar konu edilmiştir.

Ülke çapında vuku bulan darbe girişimi faaliyetlerinin ağırlıklı olarak İstanbul ve Ankara illerinde yoğunlaştığı, en çok insan kaybı ve mal zararının bu yerlerde oluştuğu, Genelkurmay Karargahı, Kuvvet Komutanlıkları ile önemli ve stratejik konuma haiz askeri birliklerin iki ilde konuşlu olmasının yoğunlaşma nedeni olarak değerlendirildiği, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak adlandıran darbeci askeri kanadın da İstanbul ve Ankara ili planlamasına önem vererek 15/07/2016 tarihi öncesinde Ankara ilinde faaliyetlerin organizasyonu ve planlaması için FETÖ’ye müzahir şahısların evlerinde toplantılar yaptığı, bu kapsamda İstanbul ili faaliyet planlamasının Ankara ilinde yapılmasını müteakip verilen emir doğrultusunda İstanbul ilindeki faaliyetleri organize eden şahıslardan Harp Akademileri Komutanlığında öğretim elemanı olarak görev yapmakta iken darbe girişimi öncesi 2016 yılı atamalarıyla Ankara ilinde konuşlu 28'nci Mekanize Piyade Tugay Komutanlığına Tabur Komutanı olarak atanıp görevine başlamayan Kurmay Binbaşı Murat YANIK'ın 19/07/2016 ve daha geniş kapsamlı 30/11/2016 tarihli müdafii huzurunda alınan ifadelerinde darbe girişimi öncesi ve günü yaşananlara dair, darbe girişiminin İstanbul ili ayağını aydınlatacak itiraflarda bulunduğu anlaşılmıştır.

İstanbul ilindeki darbe girişimi faaliyetlerini öncesinde yaptığı toplantılarla planlayan, görev taksimatı yapan, kontrol altına alınacak bölgeleri belirleyen veya girişim günü icrasında yönlendirici ve azmettirici vasıfta olup darbe girişimi kapsamında hâkimiyet sağlanması için işlenen muhtelif suçlardan doğrudan/dolaylı fail sıfatıyla sorumlu olan "Yurtta Sulh Konseyi İstanbul Yapılanması"nın;

  • Fethi ALPAY- Tümgeneral, Hava Harp Okulu Komutanı
  • Mehmet Nail YİĞİT-Tuğgeneral, 66'ncı Mekanize Piyade Tugay Komutanı
  • Özkan AYDOĞDU- Tuğgeneral, 2'nci Zırhlı Tugay Komutanı
  • Eyyüp GÜRLER- Tuğgeneral, l'nci Ordu Komutanlığı Harekât Başkanı
  • Muzaffer DÜZENLİ- Kurmay Albay, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal Dönüşüm (eski ismi Proje Yönetim) Şube Müdürü
  • Uzay ŞAHİN- Kurmay Albay, Kahramanmaraş 5'nci Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı
  • Onur ÖZDEN-Hava Savunma Kurmay Albay, Cizre 172'nci Zırhlı Tugay Komutan Yardımcısı
  • Ahmet Zeki GEREHAN-Kurmay Albay, Kara Harp Akademisi Öğretim Başkanı
  • Mehmet Murat ÇELEBİOĞLU- Kurmay Binbaşı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurumsal
  • Dönüşüm (eski ismi Proje Yönetim) Şube Müdürlüğü Proje Destek Kısmında İzleme ve Araştırma Subayı
  • Murat YANIK- Kurmay Binbaşı, Kara Harp Akademisi Öğretim Elemanı

İsimli şüphelilerden oluştuğu anlaşılmış, kalkışma suçları yanında darbe girişimi sırasında işlenen ve sorumlu oldukları belli başlı suç konusu eylemlerine ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Diğer şüphelilerin eylemleri ise Yurtta Sulh Konseyi İstanbul Yapılanmasının eylemleriyle arasında kuvvetli şekilde hukuki ve fiili bağlantı olması nedeniyle soruşturmaya konu edilmiştir.

Soruşturma kapsamında bir kısım şüphelilerin münhasıran FETÖ mensuplarınca kullanılan kriptografik haberleşme programlarından "Bylock Talk And Chat" kullanıcısı olduğu tespit edilmiştir.

Sonuç itibarıyla 15/07/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişiminin FETÖ/PDY'nin en geniş çaplı silahlı eylemi olduğu, terör örgütünün bir kaç yıllık süreç içerisinde ülkemizde istikrarsızlık yaratarak, devletimizi tüm kademeleriyle ele geçirip kendi mensuplarından olmayanların tasfiye edilmesi ve nihayetinde mevcut hükümeti devirme amacı doğrultusunda; bilinen başat örneklerden olarak 07/02/2012 tarihinde Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan FİDAN'a yönelik kurgu delillerle ve usule aykırı yöntemle soruşturmaya girişilerek tutuklanmaya çalışılması, 2013 yılı Haziran ayında gerçekleşen ve kamu düzenini tehdit eden Gezi Parkı eylemlerinin provoke edilmesi ve şiddetinin arttırılması, güvenlik ve istihbarat birimlerini hedef alan ve kamuoyunda (sözde) "Selam Tevhid Örgütü" adıyla bilinen soruşturma süreci ve doğrudan hükümet görevlilerini hedef alan 17-25 Aralık 2013 tarihli sözde yolsuzluk soruşturmalarında etkin rol oynadığı, başarısızlıkla sonuçlanması üzerine en geniş çaplı silahlı eylemi olan darbeye kalkıştığı, başta Devletimizin Anayasal düzeni, 65’inci Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN'ın şahsını hedef alan darbe girişimi planının bizzat terör örgütü lideri GÜLEN tarafından onaylandıktan sonra icra aşamasının Türk Silahlı Kuvvetlerimiz içerisinde yuvalanmış örgüt mensuplarının kendilerine verdiği isim olan "Yurtta Sulh Konseyi" eliyle, emir komuta zinciri dışında örgütün hücresel örgütlenme modeline uygun olarak "abi-imam" tabir edilen sivil yönetici unsurlarının ilettiği talimatla ülke genelinde hayata geçirildiği ancak ülkesinin birliğine, devletinin bağımsızlığına ve anayasal demokratik düzenine sahip çıkan Yüce Türk Milletinin ve özünden çıkan vatansever Emniyet-Silahlı Kuvvetler mensuplarının canı pahasına karşı durması sonucu başarısızlıkla sonuçlandığı anlaşılmıştır.

Anılan iddianamede bir numaralı şüpheli olan FETÖ lideri Fetullah GÜLEN, "Yurtta Sulh Konseyi İstanbul Yapılanması"nda yer aldığı belirtilen (10) şüpheli ve diğer şüphelilerle birlikte toplam (24) şüpheliye yer verilmiş; söz konusu şüphelilerin Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevlerini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme, Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Silahlı Terör Örgütü Kurma, Yönetme, Üye Olma, Kasten Öldürme, Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma, Kara ve Hava Ulaşım Araçlarının Alıkonulması, Konut Dokunulmazlığını İhlal, İşyeri Dokunulmazlığını İhlal, Haberleşmenin Engellenmesi, Kamu Hizmetlerinden Yararlanma Hakkının Engellenmesi, Siyasi Hakların Kullanılmasının Engellenmesi vb. suçlardan cezalandırılmaları talep edilmiştir.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince de iddianamenin kabulüne karar verilmiş olup 2017/24 dosya numarası üzerinden yargılamaya devam edilmektedir.

1.1.8.7.         Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03/03/2017 Tarihli ve 2017/7327 Esas Sayılı İddianamesi (Ankara Çatı-Genelkurmay İddianamesi)

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, darbe girişiminin devam ettiği sırada derhal harekete geçmiş, resen soruşturmaya başlayarak, süratle gözaltı işlemlerini gerçekleştirmiş, ardından yapılan işbölümü uyarınca iddianamenin konusu olan Genelkurmay Karargâhı’ndaki darbe faaliyetlerinin soruşturması, 2016/103566 numaralı işbu soruşturma dosyası üzerinden yapılmıştır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03/03/2017 tarihli 2017/7327 esas sayılı iddianamesi ile 17. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/109 esas numarasıyla kamu davası açıldığı, 192 tutuklu olmak üzere toplam 221 sanık hakkında kamu davasının devam ettiği anlaşılmıştır.

  1. Deliller
  2. Mağdur İfadeleri:
  3. Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi AKAR’ın, 19.07.2016 tarihli Cumhuriyet Savcılığı İfadesi:

Tuğa. Ömer HARMANCIK elinde 2 yapraktan oluşan bir metni önce okudu ve ardından elinde bana uzatarak "komutanım siz şunu bir okuyun ve bunu imzalayıp TV de okursanız her şey çok güzel olacak, herkesi alıyoruz, herkesi getiriyoruz" dedi. Şiddetle ve hiddetle reddettim "kendinizi ne zannediyorsunuz, siz kimsiniz, topladığınızı söylediğiniz ikinci başkan, kuvvet komutanları nerede, bakanlar nerede, elinizde kim varsa getirin, sizin başınız kıçınız kim" diye bağırdım. Bunun üzerine Hakan EVRİM "dilerseniz sizi kanaat önderimiz Fethullah GÜLEN ile görüştürürüz' gibi bir şey söyledi. Ben kimse ile görüşmem diyerek tersledim. Ardından Akın ÖZTÜRK dışındakiler odayı terk ettiler.

  1. Gizli Tanık Ve İtirafçıların İfadeleri:
  2. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2016/61972 Sayılı soruşturmada, GİZLİ TANIK ŞAPKA ifadesinde;

5 Temmuz 2016 tarihinde WhatsApp üzerinden Cihan isimli örgüt mensubunun kendisine saat:21.00-22.00 sıralarında “acil Ankara’ya gelmen gerekiyor, hayati bir konu, çok önemli bir konu mutlaka Ankara’ya gelmen gerekiyor” şeklinde mesaj attığını, ne zaman geleceğini sorduğunda ise hemen gelmesini, geldiğinde otobüs terminalinden inince metro ile Tandoğan’a gelmesini kendisini parkta sabah saat:08.00’de bekleyeceğini ve telefonunun kapalı olması gerektiğini mesajla bildirdiğini, 06.07.2016 günü saat:07.40 sıralarında Ankara'ya geldiğini, Ankara'da kendisini Cihan isimli örgüt mensubunun karşıladığını, bir süre yürüdükten sonra bir ofise girdiklerini, burada Cihan’ın “şu an çok önemli bir çalışma yapılıyor çalışmanın yapıldığı yere gideceğiz ve bir arkadaş daha gelecek” dediğini, bir müddet sonra yanlarına Abdullah Kod ismini kullanan Kurmay Yarbay Turgay SÖKMEN’in geldiğini, Cihan isimli örgüt mensubunun anlatmış olduğu çalışma ile ilgili planlamanın devam ettiğini belirterek “tüm kuvvetlerin katılımı ile bir darbe planlamasının yapıldığını, çalışmaların gidecekleri yerde devam ettiğini, sıkıntılı bir durumun olmadığını, planlamanın ona göre yapıldığını” söylediğini, daha sonra birlikte Çayyolunda 3 katlı villa tipi eve gittiklerini, villaya girerek toplantı salonuna geçtiklerini içeride 8-10 sivil şahsın bulunduğunu, Cihan isimli örgüt mensubunun Turgay SÖKMEN’e “çalışma olacak, detayları bilmeseniz de takip edin jandarma ile ilgili diğer kuvvetlerden herhangi bir talep olursa not alın” dediğini, Kurmay Albay Bilal AKYÜZ, Kurmay Albay/Yarbay M.Barış AVIALAN, Tuğgeneral Mehmet PARTİGÖÇ, Havacı Tuğgeneral Gökhan Şahin SÖNMEZATEŞ, Koramiral Ömer Faruk HARMANCI ile 4-5 kişinin olduğunu, çalışmalar devam ederken sivil bir şahsın namaz kıldırdığını, namaz kıldıran şahsın Adil ÖKSÜZ olduğunu, namaz sonrası Adil ÖKSÜZ’ün dini konuşmalar yaptığını, Adil ÖKSÜZ’ün, bir konuşmasında 15 Temmuz akşamını kastederek "15 Temmuz akşamında yapılacak ilk işlerden bir tanesinin görevlendirme verilecek kuvvetlerle cezaevlerinde tutuklu bulunan cemaat mensubu kişileri vakit kaybetmeksizin cezaevlerinden çıkarmak olduğunu" söylediğini, diğer bir konuşmasında ise “arkadaşlar biraz önce içerideki odada büyüğümüzle (örgüt lideri Fetullah Gülen) görüştüm, sizlere selamı var. Arkadaşlar ben cumartesi veya pazar İstanbul'da olacağım, oradan yurtdışına uçacağım, bir aksilik olmazsa salı günü büyüğümüzle görüşüp çarşamba veya perşembe döneceğim” dediğini, silahlı darbe girişiminin başarı ile sonuçlanamayacağı görüşü belirtildiğinde ise orada bulunan herkese “ bu tür olumsuz düşüncelerle şeytanı içimize karıştırmayalım. Allah'ın yardımı ile bu iş olumlu sonuçlanacaktır.” Dediğini…

  1. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2016/61972 Sayılı soruşturmada GİZLİ TANIK KUZGUN ifadesinde;

15 Temmuz 2016 tarihinden bir hafta önce Ankara iline geldiğini, Ankara iline gelmesi ile ilgili İhsan kod isimli örgüt mensubunun Samsung marka tablette kurulu mesaj iletişim sistemi üzerinden ileterek "Çukurambar’ da saat:17.30’de buluşalım" diye mesaj çektiğini, Kızılay’da saat.18.30 sıralarında buluştuklarını, Çukurambar’a gittiklerini, yolda giderken kendisine “izinde olduğunu Trabzon’dan geldiğini” söylediğini… Çukurambar’da bir okulun önünde beklerken İhsan'nın abi diye hitap ettiği birisinin geldiğini, bu şahsın "sen git ben sana haber veririm" dediğini, daha sonra ismini bilmediği bu şahsın aracına bindiklerini, 3 katlı tripleks evlerin olduğu bir yerde durduklarını, girdikleri evin girişinde etüd merkezi veya danışmanlık yazılı tabela bulunduğunu, evin alt katında indiklerinde 5-6 kişinin burada oturduğunu, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral Ömer Faruk HARMANCIK’ı gördüğünü, Ömer Faruk HARMANCIK’ın kendisine “bir darbe planı üzerinde çalışıyoruz, darbe planını bitirdik ufak tefek ayrıntılar kaldı. 15 Temmuz veya 22 Temmuz’da darbe planını uygulamaya koyacağız, konu ile ilgili sana birkaç soracaklarımız var" dediğini, kendisinin de "Ne istiyorsunuz?" diye sorduğunu, onunda, bölgesinde bulunabilecek amirallerin kimler olabileceğini ve bunların kendisi tarafından gözaltına alınarak Çiğli 2. Ana Jet Üssüne götürülerek teslim edilmesi gerektiğini, ayrıca Güney Deniz Saha Komutanı olan Koramiral Hasan UŞAKLIOĞLU'nu gözaltına almasını söylediğini, evde Tuğamiral Sinan SÜRER’inde bulunduğunu, akşam namazı vakti geldiğinde içeriye Adil ÖKSÜZ’ün gelerek akşamı namazını kıldırdığını, sonrasında Adil ÖKSÜZ ve Ömer Faruk HARMANCIK’ın darbe üzerine konuştuklarını, Ömer Faruk HARMANCIK’ın, Adil ÖKSÜZ’e herşeyin hazır olduğunu söylemesi ile Adil ÖKSÜZ’ün bu planı alıp Fetullah Gülen’i kast ederek “Hocaefendiye Amerika’ya götüreyim, gösteriyim” dediğini, Ömer Faruk HARMANCIK’ın, birkaç sorunun kaldığını ve onları yazılı vereceğini söylediğini…[23]

  1. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016//105585 soruşturma numaralı dosyasında şüpheli sıfatıyla yer alan Fazıl ERGÜN, İfadesinde;

"Ben adı geçen cemaat yapısı ile 1986 yılında Amasya Merzifon’da ortaokul öğrencisi iken tanıştım. O zamanlar bu yapıya mensup olan üniversitesi öğrencilerinden dersler almaya başladım. Derslerin yanında risale-i nur ve Fethullah GÜLEN’in kitaplarını okuduk. Daha sonra Kuleli Askeri Lisesine girdim… Benim bu darbe teşebbüsünden 12.07.2016 salı günü haberim oldu. Aynı gün akşam saat:22.00 sıralarında bu yapıya mensup olan cemaatin askeriye imamı olan kod ismini Osman olarak bildiğim şahıs ve onun üstü kod ismi Hakan olan şahısla Tandoğan’da bulunan bir ofiste görüştüm. Büyük bir ofisti. Başka odaların önünde de ayakkabılar vardı. Burada benim haricimde başka insanlarında olduğunu düşünüyorum. Kod ismi Hakan olan daha öncede birkaç defa görüştüğüm şahıs yakın zamanda askeriye içerisindeki cemaat mensuplarına yönelik büyük bir operasyon yapılacağını, böyle bir operasyon yapılırsa cemaatin kökten biteceğini, bunu engellemek içinde 15.07.2016 Cuma gününü Cumartesiye bağlayan gece saat:03.00 sıralarında askeriyenin yönetime el koyacağını talimatın büyüğümüz Fethullah GÜLEN hoca efendiden geldiğini…

  1. Beytüşşebap 8. Jandarma Alay Komutanlığı dosyasında şüpheli sıfatıyla yer alan Ali TÜRK, 24.08.2016 Tarihli İfadesinde;

Bursa İl Jandarma Komutanlığında Albay olarak görev yaptığını,1982 yılında cemaatle bağlantısının başlamış olduğunu…2010-2014 yılları Ankara da cemaatle ilişkisinin biraz daha yoğun olan dönem olduğunu… Telefonuna “bylock” diye bir uygulama yüklediğini, bu uygulamayı görüşmelerinin daha güvenli olacağından yüklediğini, bu uygulama ile bir defa sesli, birkaç defada mesaj yoluyla görüştüğünü…

İ. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016//108299 soruşturma numaralı dosyasında şüpheli sıfatıyla yer alan Fatih Talha ÇELİK, İfadesinde;

Yüzbaşı rütbesi ile taarruz helikopter taburunda görev yaptığını, kendisinin bu terör örgütü ile 1993 yılında ve Ortaokul son sınıfta iken tanıştığını… 15 Temmuz 2016 darbe gününe kadar öğretmen olarak bildiği Barış isimli şahıs ile görüşmelerine devam ettiğini… Özcan Yarbayın tanıdığını düşündüğü bir şahısın girdiğini, bu şahıs "15 Temmuz Cuma günü Sayın Genelkurmay Başkanımızın emri ile gece saat 03:00 da çok önemli bir faaliyetin icra edileceğini bu faaliyetle ilgili olarak komutanlarımızın vereceği emir ve talimatlara uymamız gerektiğini" söyledi. Müteakiben Yarbay Erdal BAŞLAR, ABD'nin bu işe ne dediği konusunda bir soru sordu o şahıs ta "hiçbir sıkıntının olmadığını zaten mevcut hükümeti sevmiyorlar rahat olun her şey halledildi" diyerek cevap verdiğini ayrıca bu faaliyetin herkes tarafından desteklendiğini bu işin içinde tüm Kuvvet Komutanlıklarının, Emniyet Genel Müdürlüğünün ve MİT'in olduğunu bu sebeple bir sıkıntı olmadığını emirlere harfiyen uymalarını söylediğini…

  1. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016//105585 soruşturma numaralı dosyasında şüpheli sıfatıyla yer alan Arif KALKAN, 13.08.2016 Tarihli İfadesinde;

"Benim cemaatle tanışmam 1984 yılında orta 3. Sınıfta başladı…15 Temmuz olayları ile ilgili olarak 8 veya 9 Temmuz günü daha önce İzmir’de Kom. Ş.Md. olarak çalıştığım dönemde Buca İlçe Jandarma Komutanlığı ve Asayiş Şube Müdürlüğü vekili görevleri yürüten Mehmet AYDIN (J. Kur. Yb.- J. Gn. K.lığı hareket başkanlığında görevli) beni telefonla arayarak görüşmek istediğini söyledi… Daha sonra beni toplantı masası ve sadece büyük LCD TV olan bir odaya götürdü, masada 35 yaşlarında birisi oturuyordu, Mehmet AYDIN şahıs için bu benim abim sizinle tanışmak ve görüşmek istiyor dedi. Şahsın ismini söylemedi, şahıs bana 17/25 olayları sonrası cemaatin yaşadığı sıkıntıları anlattı ve Ağustos yüksek askeri şurasında 3000 civarında askeri personelin ihraç edileceğini bildiklerini söyledi. Bu konularla ilgili fikrimi sordu. Bende 17/25 olayları ile ilgili vatandaşın olaylara inanmadığını hükümetin söylediklerini doğru kabul ettiklerini ve cemaate karşı insanların tavır aldığını söyledim. Şahıs bunun üzerine bu gidişata dur demenin zamanı geldiğini, hükümetin YAŞ’ı yapmasını engellemek gerektiğini, yani kısa bir zaman içerisinde darbe yapılacağını ve sıkıyönetim ilan edileceğini söyledi… Bende TSK’nın büyük çoğunluğunun bu olayın içerisinde olacağını ve TSK’nın Anayasanın vermiş olduğu yetkiyi kullanacağını düşündüğümden, asker olduğumuzdan ve cemaatle bağım olduğundan kabul ettim… Bu darbeyi Fetullah Gülen’in istediğini, hükümetin kesinlikle Yüksek Askeri Şurayı yapmaması gerektiğini söylediğini belirtti. Yukarıda ayrıntılı şekilde anlattığım ifadem doğrultusunda şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki 15 Temmuz 2016 gecesi gerçekleştirilmeye çalışılan silahlı darbeye teşebbüs olayı Amerika’nın Pennsylvania Eyaletinde yaşayan Fetullah Gülen’in talimatı ile olduğunu söyleyebilirim.

Şeklinde beyanda bulunmuştur.

  1. Darbeye Hazırlık Aşaması:
  2. Planlama:

Genelkurmay Başkanlığında EGM, MİT’ten alınan bilgiler ve kurum içi değerlendirmelere göre 2016 Ağustos ayında icra edilecek Yüksek Askerî Şura’ya yönelik bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışmayla FETÖ ile iltisağı olan personelin TSK’dan ilişiğinin kesilmesi hedeflenmiştir. Nihayet, özellikle yüksek yargı organlarındaki hâkimlerin görev süresini kısıtlayarak belli bir süre görev yapan hâkimlerin değiştirilmesini öngören 01 Temmuz 2016 tarihli ve 6723 sayılı Danıştay Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un çıkarılmasıyla, yargıdaki gücünü kaybedeceğini ve geçmişte yargı eliyle gerçekleştirdiği ve müteakip dönemde gerçekleştirmeyi planladığı operasyonların açığa çıkacağını ve akamete uğrayacağını anlayan FETÖ, Devlet içerisinde 40 yıldır elde ettiği kazanımları kaybetme riskini göze alamamış ve biran önce darbe yapılması için TSK’da yuvalanmış terör örgütü mensuplarını yüreklendirmiştir. Gerek bu teşvik ve yüreklendirme, gerekse de kendilerine karşı yürütülecek tasfiyenin kaçınılmaz olduğunu anlayan Örgüt, son çare olarak darbe girişiminde bulunmaya karar vermiştir.

Örgüt mensupları için eyleme başlama emri olarak değerlendirilen mesajlarda, darbenin fiilen başlayacağı saat haricinde, darbeye iştirak edenlere yönelik olarak kimin nerede, ne yapacağına dair herhangi bir talimat yer almamaktadır. Buna rağmen planlanandan beş saat önce başlatılan darbeye iştirak edenler, organize biçimde örgüt tarafından görevlendirildikleri yerlere gitmiş ve kendilerine tevdi edilen vazifeleri yapmaya çalışmışlardır.

Bu kapsamda Örgüt lideri Fetullah Gülen’in talimatıyla, Mahrem Hizmetler Yapılanması içinde üst düzey yönetici konumunda bulunan Adil Öksüz’ün, darbe girişimine yönelik yapılacak planlama çalışmaları için ilk olarak 27.12.2015 tarihinde Akıncı Üssü’nün de bulunduğu Ankara’nın Kazan ilçesine geldiği, bu ilk gelişin ardından, şüphelinin darbe gününe kadar tam 12 kez, 27 Aralık 2015, 9 Ocak 2015, 16 Ocak 2015, 30 Ocak 2015, 20 Şubat 2015, 29 Şubat 2015, 14 Mart 2015, 30 Mart 2015, 5 Mayıs 2015, 27 Mayıs 2015, 4 Haziran 2015, 15 Haziran 2015, günü tam olarak tespit edilmeyen Temmuz ayının ve 13 Temmuz 2015 tarihlerinde yine aynı yere seyahatte bulunduğu, Ankara ile herhangi bir bağlantısı bulunmayan ve darbe girişimindeki rolü dikkate alınarak, şüphelinin Örgüt tarafından kendisine verilen darbe plan ve organizasyonu şekillendirmek amacıyla bu şehre geldiği kanaatine varıldığı, şüphelinin ayrıca, aynı veya yakın tarih aralıklarında yurtdışına, özellikle Örgütün merkezinin bulunduğu ABD’ye de ziyaretlerde bulunduğu,

Özellikle Adil Öksüz’ün 17.03.2016 tarihinde ABD’ye gidip 21.03.2016 tarihinde ülkeye döndüğü seyahatinde, darbe girişiminin gerçekleştirilmesi konusunda nihai kararın alındığı, sembollere ve gizli haberleşmeye çok önem veren Örgüt liderinin, aynı tarihte, uyuyan hücre sistemiyle yapılandırılan Örgüt’ün üyelerinin karşısına hâki renkli cübbeyle çıkıp, bu kararı yukarıda ayrıntısıyla açıklanan Örgüt diliyle üyelerine tebliğ ettiği, bu tarihten sonra Ankara’nın değişik bölgelerinde darbe planlamasına ve tarihine ilişkin toplantılar yapıldığı, bu toplantılardan en geniş katılımlı olanının Ankara’da tespit edilen bir villada yapıldığı, toplantıların temmuz ayının başında başlayıp 10.07.2016 Pazar gününe kadar devam ettiği, toplantılara her kuvvetten rütbeli asker ile üst düzey Örgüt imamlarının katıldığı, toplantıya katılanlar arasında tespiti yapılabilen şüpheliler arasında Adil Öksüz, Birol Kurubaş, Bilal Akyüz, Mustafa Barış Avıalan, Sinan Sürer, Gökhan Şahin Sönmezateş, Ömer Faruk Harmancık, Turgay Sökmen, Fırat Alakuş, Ali Osman Gürcan, Orhan Yıkılkan ve Murat Koçyiğit’in bulunduğu, Adil Öksüz’ün başkanlık ettiği toplantılarda, öncelikle her kuvvetten darbeci askerin kendi aralarında oluşturduğu grupların çalışmalar yaptığı, ardından darbe girişiminin en önemli eylemlerinin detayları, bu eylemlerde görev alacak darbecilerin görev ve sorumluluklarının belirlendiği,

  1. Yurtta Sulh Konseyi:

Soruşturma sırasında Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin kimlerden oluştuğuna yönelik bir belge veya ifadeye rastlanmamıştır. Ancak bazı şüphelilerin ev ve işyerlerinde yapılan aramalarda ele geçen 27 Mayıs Darbesine ilişkin belge ve kitapların incelenmesinden Örgütün, bu darbenin organizasyonu ile ilgili bazı örneksemeler yaptığı, ayrıca ideolojileri dışında her iki olay arasında şekli bakımdan benzerlikler bulunduğu görülmektedir. 27 Mayıs darbe bildirisindeki “Yurtta Sulh” vurgusu, soruşturma sırasında tespit edilen Yurtta Sulh Konseyi’nin üye sayısının da, Milli Birlik Komitesi’ndeki gibi 38 olması gibi hususlar dikkate alındığında, Fetullahçı Terör Örgütü’nün, yine askeri hiyerarşiye uyulmadan yapılan, ancak başarıya ulaşan 27 Mayıs Darbesi’nin planlama ve icra safhalarından örnekler aldığı anlaşılmaktadır. Bir an için Konsey’de sivillerin de olabileceği düşünülse de, sözde sıkıyönetim direktifinin 7. maddesinde Yurtta Sulh Konseyi’nin Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, emir komuta bütünlüğü içinde teşkil edildiği vurgusu ve Örgütün darbe planının yapılması ve icrası görevini, kendi gözetimi ve koordinasyonunda, asker üyelerine vermesi karşısında, bu yapılanmanın tamamen askerlerden teşekkül ettiği anlaşılmıştır.

Ayrıca; Örgütün Konsey’i, darbe girişiminin askeri planlama ve organizasyonunda kullanmak ve darbe girişiminin başarılı olması halinde de kendi ideolojisiyle Ülkeyi yönetme aşamasına gelinceye kadar, belli bir süre yönetimde tutmak amacıyla oluşturduğu ve Konsey’in başkanlığını üstlenecek kişinin de, bu süre zarfında Devlet Başkanı olarak görev yapacağı konusunda kesin bir kanaat oluşmuştur.

  1. Yurtta Sulh Konseyi Üyeleri:
  2. Akın ÖZTÜRK: Hava Pilot Orgeneral, Yüksek Askeri Şura Üyesi
  3. İlhan TALU: Korgeneral, Genelkurmay Personel Başkanı
  4. Mehmet DİŞLİ: Tümgeneral, Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Daire Başkanı
  5. Mehmet PARTİGÖÇ: Tuğgeneral, Genelkurmay Personel Başkanlığı, Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı
  6. Ömer Faruk HARMANCIK: Tuğamiral, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Kurmay Başkanı
  7. Sinan SÜRER: Tuğamiral, Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı, 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Daire Başkanı
  8. Orhan YIKILKAN: Kurmay Albay, Genelkurmay Başkanı Başdanışmanı
  9. Cemil TURHAN: Kurmay Albay, Genelkurmay Personel Başkanlığı General-Amiral Şube Müdürü
  10. Ramazan GÖZEL: Kurmay Albay, Genelkurmay Başkanlığı Özel Kalem Müdürü
  11. Osman KILIÇ: Kurmay Albay, Genelkurmay Başkanlığı Özel Kalem Müdürlüğü
  12. Doğan ÖZTÜRK: Kurmay Albay, Genelkurmay Stratejik Dönüşüm Daire Başkanlığında, Proje Geliştirme Şube Müdürü
  13. Osman KARDAL: Kurmay Albay, Genelkurmay Cari Harekat Daire Uluslar arası Cari Harekat Merkezi Amiri
  14. Fırat ALAKUŞ: Kurmay Albay, Özel Kuvvetler Komutanlığı
  15. Erhan CAHA: Tuğgeneral, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kuvvet Geliştirme Daire Başkanı
  16. Ali KALYONCU: Tuğgeneral, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Personel İşlem Daire Başkanı
  17. Muzaffer DÜZENLİ: Kurmay Albay, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Kurumsal Dönüşüm Şube Müdürü
  18. Mustafa Barış AVIALAN: Kurmay Albay, Genelkurmay Personel Plan ve

Yönetim Daire Başkanlığında Şube Müdürü

  1. Bilal AKYÜZ: Kurmay Albay, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Teşkilat Şube Müdürü
  2. Özkan AYDOĞDU: Tuğgeneral, 2.Zırhlı Tugay Komutanı (İstanbul)
  3. Ünsal COŞKUN: Tuğgeneral, Kara Havacılık Okulu Komutanı
  4. Özcan KARACAN: Kurmay Yarbay, Kara Havacılık Komutanlığında Tabur Komutanı
  5. Halil GÜL: Kurmay Yarbay, Kara Havacılık Komutanlığında Tabur Komutanı
  6. Mehmet ŞAHİN: Kurmay Albay, Kara Havacılık Komutanlığı Kurmay Başkanı
  7. Muhsin Kutsi BARIŞ: Kurmay Albay, Muhafız Alay Komutanı
  8. Ali YAZICI: Kurmay Albay, Cumhurbaşkanlığı Başyaveri
  9. Semih TERZİ: Tuğgeneral, Özel Kuvvetler 1. Tugay Komutanı
  10. Murat AYGÜN: Tuğgeneral, 58. Topçu Tugay Komutanı (Polatlı)
  11. Osman ÜNLÜ: Tümgeneral, Topçu ve Füze Okulu Komutanı (Polatlı)
  12. Ertuğrul TERZİ: Kurmay Yarbay, 28. Mekanize Tümen Komutanlığında Tabur Komutanı (Mamak)
  13. Savaş KABAKLI: Kurmay Yarbay, 28. Mekanize Tümen Komutanlığında Tabur Komutanı (Mamak)
  14. Ahmet Bican KIRKER: Tuğgeneral, Kara Kuvvetleri Komutanlığında Personel Plan ve Yönetim Daire Başkanı
  15. Ali Osman GÜRCAN: Tuğgeneral, Jandarma Genel Komutanlığında 1. Jandarma Komando Tugay Komutanı (Çakırsöğüt)
  16. Turgay SÖKMEN: Kurmay Yarbay, Jandarma Genel Komutanlığı
  17. Murat KOÇYİĞİT: Kurmay Yarbay, Jandarma Genel Komutanlığı
  18. Gökhan Şahin SÖNMEZATEŞ: Hava Tuğgeneral, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı
  19. Kubilay SELÇUK: Hava Tümgeneral, 2. Ana Jet Üssü Komutanı (İzmir/Çiğli)
  20. Hakan EVRİM: Hava Tuğgeneral, 4. Ana Jet Üssü Komutanı (Ankara/Akıncı)
  21. Ahmet ÖZÇETİN: Hava Kurmay Albay, 4. Ana Jet Üssü Harekât Komutanı
  22. Atama Listeleri:

Sözde Yurtta Sulh Konseyi tarafından hazırlanan sıkıyönetim direktifinin ekinde atama listeleri yayınlanarak, 84 darbeci asker Sıkıyönetim Komutanı olarak görevlendirilmiş, 413 kişilik Sıkıyönetim Mahkemeleri görevlendirme listesi ile ayrıca kritik askeri ve sivil makamlar için de 450 kişilik atama listesi hazırlanmıştır.

III. Genelkurmay Karargâhında Darbeye Kalkışma Eyleminin Anlatımı:

Darbenin, 16 Temmuz 2016 saat 03.00 olarak belirlendiği,

Bu minvalde; darbeyi planlayan ve icra eden ekipte yer alan sanık Kurmay Albay Mustafa Barış AVIALAN’ın, saat 13.38’de mesaiye gelerek çalışma odasında Mehmet PARTİGÖÇ ve Cemil TURHAN ile görüşmeler yapıp, saat 15.50’de mesaiden ayrıldığı, akabinde gece boyu faaliyetlerini sürdüreceği 4. Ana Jet Üssü’ne gittiği,

Saat 14.00 sıralarında, Genelkurmay İkinci Başkanı Org. Yaşar GÜLER başkanlığında Genel Kurmay Karargâhının İnönü Toplantı Salonunda Teröristle Mücadele Harekâtı (TMH) toplantısının başladığı, sanık Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’nda görev yapan Korg. Metin İYİDİL’in, saat 14.25’te karargâha gelerek Personel ve Plan Yönetim Daire Başkanı Tuğg. Mehmet Partigöç’le görüştüğü,

Saat 16.00 ile saat 20.00 arasında, aralarında emir-komuta ilişkisi bulunmayan sanıklar Doğan ÖZTÜRK, Orhan YIKILKAN, Cemil TURHAN, Gökhan ESKİ ve Mehmet PARTİGÖÇ arasında sıklıkla görüşmeler yapıldığı, tüm bu görüşmelerin, darbe girişiminin icrasına yönelik görüşmeler olduğu,

Saat 16.16’da Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Salih Zeki ÇOLAK’ın, YAŞ hazırlıkları kapsamında Genelkurmay Başkanı ile çalışma yapmak üzere karargâha giriş yaptığı, bu saatlerde Kara Havacılık Komutanlığı’nda görevli, Örgüt üyesi bir subayın Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığına giderek, Örgüt üyesi askerler tarafından Müsteşar Hakan FİDAN’ın alınmasına yönelik, Kuruma bir saldırı olacağına dair ihbarda bulunduğu, Kurum tarafından yapılan değerlendirmeler sonucu bu ihbarın ciddiye alındığı, ardından Hakan FİDAN’ın, Org. Yaşar GÜLER’i telefonla aradığı, konu hakkında bilgi vererek, bir müsteşar yardımcısını ayrıntıları aktarmak üzere Genelkurmay Karargâhı’na gönderdiği,

Saat 17.32’de karargâha gelen yetkilinin ihbarla ilgili ayrıntıları paylaşmasının ardından saat 17.54’te ayrıldığı, akabinde Org. Yaşar GÜLER’in, Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi AKAR’a yaşanan gelişmeleri bildirerek, ihbarın ciddiyetine binaen Hakan FİDAN’ı karargâha çağırmayı teklif ettiği, Org.Hulusi Akar’ın bu teklifi kabul etmesiyle birlikte Hakan FİDAN’ın karargâha çağrıldığı, bu sırada Org. Salih Zeki ÇOLAK’ın da, Hulusi AKAR, Yaşar GÜLER ve Hakan FİDAN arasındaki ikili toplantıya katılarak konuya vakıf olduğu, Hulusi AKAR’ın, Salih Zeki ÇOLAK’tan, süratle buradan Kara Havacılık Komutanlığı'na gitmesini, giderken yanına askeri savcıyı, merkez komutanını (yanında beş kişi kadar adamını) ve Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanını da almasını, saat 19.00’dan önce Kara Havacılık Komutanlığı’na ulaşmasını, ancak olayın maskelenmesi için bir adet B-200 uçağı hazırlanmasını ve Ankara dışına bir yere gideceği intibaını uyandırmasını ve herhangi bir uçuşun olması halinde uçuş yapanları derhal derdest etmesini istediği,

Verilen bu emir üzerine Salih Zeki ÇOLAK’ın saat 18.24’te, yanında emir subayı Binbaşı Yunus CAN da olduğu halde karargâhtan ayrıldığı, yapılan çağrı üzerine saat 18.10’da karargâha giriş yapan ve komutanların toplantısına dâhil olan Hakan FİDAN’ın, kendilerine gelen ihbarın daha büyük planın parçası olabileceğini değerlendirmesi üzerine, Hulusi AKAR’ın, saat 18.30’da Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi’ni arayarak, havada bulunan araçlarının indirilmesi emrini verdiği ve bu emrin saat 19.19’da tüm Kuvvet Komutanlıkları ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı Harekât Merkezleri’ne bildirildiği, ardından birliklerden gelen münferit talepler üzerine, Solotürk Uçağı’nın Antalya’daki gösteri uçuşu, İHA/İKU uçuşları, Suriye sınırında CAP görevi yapan jetlerin uçuşları ile o sırada havada görev nedeniyle bulunan ulaştırma uçaklarının uçuşlarının, saat 19.25 itibarıyla herhangi bir aksaklığa yer vermemek amacıyla serbest bırakıldığı ve tüm bu hususların, Başbakanlık Koordinasyon Merkezi ile Devlet Bilgi Koordinasyon Merkezi’ne de iletildiği, söz konusu emrin hava sahasının kapatılmasına yönelik değil, havadaki araçların indirilmesine yönelik bir emir olduğu, bu emir üzerine o sırada havada bulunan 4 adet İHA/İKU, 2 adet Ulaştırma, 7 adet helikopter, 14 adet eğitim uçuşu yapan araç, 2 adet Suriye CAP, 2 adet kurye ve 2 adet F 16 olmak üzere toplam 33 adet hava aracının inişinin sağlandığı, 4 adet İHA/İKU ve 2 adet de Suriye CAP uçağının, terörle mücadele kapsamındaki görevleri nedeniyle uçuşlarına izin verildiği, ayrıca Org. Hulusi AKAR’ın, 4. Kolordu Komutanı Korg. Metin GÜRAK’ı da arayarak, Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu’ndan hiçbir tank ve zırhlı aracın birlik dışına çıkmaması yönünde kendisini talimatlandırdığı,

Saat 19.26’da Yaşar GÜLER’in Özel Kalem Müdürü şüpheli Kurmay Yarbay Bünyamin Tuner’in, Mehmet PARTİGÖÇ’ün odasına girerek Komutanlar ve MİT Müsteşarı arasında yapılan görüşmeler hakkında bilgi verdiği, bu sırada, saat 20.09’da 1. Başkanın makamından çıkan ve makamda Hakan FİDAN’ı gören İlhan TALU’nun, Cemil TURHAN’a; Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Salih Zeki ÇOLAK’ın Kara Havacılık Komutanlığı’na gittiğini, FETÖ mensubu personelle ilgili tutuklamaların hemen başlayacağını söylediği, tüm bu olanlar karşısında yapmış oldukları darbe planının sekteye uğraması ve bundan daha önemlisi; İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma kapsamında alınan itirafların Kara Havacılık Komutanlığı personelinin deşifre olmasını sağlamaya yönelik olması ve Kara Kuvvetleri Komutanının Kara Havacılık Komutanlığına gitmesi, ayrıca Genelkurmay Başkanının askeri savcıları karargâha davet etmesi nedenleriyle, karargâh içindeki darbeci grubun paniğe kapılarak, kendilerinin ve darbe hazırlığı yapan diğer örgüt üyelerinin tutuklanacağı endişesi içinde, Türk Silahlı Kuvvetlerini ele geçirmek için Örgüt tarafından oluşturulmuş mahrem yerler yapılanmasının üst düzey yöneticileri olan ve sanık Adil ÖKSÜZ ve diğer sivil Örgüt üyelerinin de bilgisi dâhilinde, Fetullahçı Terör Örgütü mensubu olan Yurtta Sulh Konseyi üyelerinin koordinesiyle, 16.07.2016 saat 03.00 olarak belirlenen darbe faaliyetinin, 15.07.2016 saat 20.30 sıralarında başladığı;

Saat 20.51’de DİŞLİ ve Yıkılkan’ın komuta katına doğru çıktıkları, akabinde saat 21.00 sıralarında önce Mehmet DİŞLİ’nin Hulusi Akar’ın makam odasına girdiği, burada kendisine, “komutanım, operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz” diyerek darbeyi tebliğ ettiği, bunun üzerine Hulusi AKAR’ın söylenenlere tepki göstererek bu girişimi hiçbir şekilde desteklemediğini net olarak belirttiği, Genelkurmay Başkanının bu duruş ve söyleminin, darbe girişiminin başarısızlığa uğramasının en büyük nedenlerinden biri olduğu, buna rağmen DİŞLİ’nin geri adım atmadığı, odanın dışına çıkarak hazır durumda bekleyen ekibe Komutana müdahale etmeleri emrini verdiği, bu emirle birlikte, Özel Kalem Müdürü Kurmay Albay Ramazan GÖZEL, Kurmay Albay Orhan YIKILKAN, Yüzbaşı Serdar TEKİN, Başçavuş Abdullah ERDOĞAN ve elinde silah da olduğu halde Genelkurmay Başkanı emir subayı Yarbay Levent TÜRKKAN’IN hep birlikte içeri girdikleri, TÜRKKAN’ın içeri girer girmez, Komutana bağırarak oturup sakin olmasını ve zorluk çıkarmamasını istediği, bu sırada giren ekibin Org. AKAR’ı iterek koltuğa oturmasını sağladığı, ardından havlu gibi bir cisimle ağzını ve burnunu kapatarak nefes almasını engellediği, ekipten birinin kolunu boğazına doladığı, bu sırada askeri kıyafete ait ip türü bir cismin boğazına sürttüğü, etkin bir direniş göstermesine rağmen, elleri plastik kelepçeyle bağlanan Komutanın can havliyle kalkmasıyla birlikte, Levent TÜRKKAN’ın elindeki tabancayı kendisine doğrultup tehdit içeren sözler söylemesi üzerine AKAR’ın “sık ulan” diyerek tepki gösterdiği, akabinde kendisine silah doğrultulmasına rağmen, bu girişimi her ne olursa olsun desteklemeyeceğini sürekli olarak yinelediği ve ellerindeki kelepçenin çözülmesini istediği, bu istek üzerine Mehmet DİŞLİ’nin onayıyla, AKAR’ın ellerindeki plastik kelepçenin bir bıçak vasıtasıyla kesildiği,

Saat 21.00 sıralarında Mehmet PARTİGÖÇ ve bir grup darbeci subayın Gökhan ESKİ’nin odasına gelerek odadan nöbetçi kolluğu ile silah aldıkları, saat 21.03’de 58. Topçu Tugay Komutanı Murat AYGÜN’ü arayarak harekâta geçme emrini verdiği, yine Mehmet PARTİGÖÇ, Doğan ÖZTÜRK ve Suat SAĞLAM’ın saat 21.10’da silah alacak personeli Genelkurmay Destek Kıtaları Grup Komutanlığı doldur-boşalt istasyonuna yönlendirdikleri, yaklaşık 24 personelin silah mühimmat almak üzere söz konusu bölgeye geçtikleri, aynı saatlerde Özel Kuvvetler personeli Abdurrahim AKSOY ve Talha ALTINEL’in, güney nizamiyeden Levent TÜRKKAN’ı ziyaret etme bahanesiyle karargâha giriş yaptıkları, saat 21.15’te Genelkurmay Destek Kıtaları Grup Komutanlığı doldur-boşalt istasyonuna gelen darbeci rütbeli personele karargâh emniyet subayı Yarbay Gökhan ESKİ’nin nezaretinde silah dağıtıldığı, ardından kuzey ve güney nizamiyeler ile nöbet kulübelerinin girişlerini kontrol altına aldıkları,

Saat 21.08’de Kurmay Albay Mehmet ÖZEREN ile saat 21.14’de Cari Harekât Daire Başkanı Tuğg. İlhan KIRTIL’ın SKKHM’den mesailerine bitirip ayrıldıkları, KIRTIL’ın ayrılışından 2 dakika sonra Serkan KILIÇ, Ali Emre ERAL ve Recep YILDIZ’ın Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi girişinin kontrolünün ele geçirdikleri,

Saat 23.03’de darbecilerin tehdit ve zor kullanmak suretiyle darbe faaliyetinin başına geçme teklifini kesin bir dille reddeden Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi AKAR’ın, Mehmet DİŞLİ, Fırat ALAKUŞ, Abdullah ERDOĞAN, Onur ÖZDEMİR, Mehmet AYTAÇ, Halit KAZANCI ile birlikte diğer darbeci üç Özel Kuvvet görevlisi tarafından, karargâhın komuta giriş katı olarak tanımlanan 1-A kapısından çıkartıldığı,

Saat 23.04’de Hulusi AKAR’ın, helikoptere bindirilerek Akıncı Üssü’ne götürüldüğü,

Saat 03.10’da Genelkurmay Başkanlığı resmi internet sitesinden Türk Silahlı Kuvvetlerinin Ülke yönetimine bütünüyle el koyduğu, uluslararası anlaşmaların geçerli olduğuna dair üçüncü korsan basın açıklamasının yayınlandığı;

Saat 06.50’de Genelkurmay Başkanlığı resmi internet sitesinden Türk Silahlı Kuvvetlerinin Yurtta Sulh Harekâtı’na kararlı bir şekilde devam ettiğine dair dördüncü korsan basın açıklamasının yayınlandığı,

Tespitlerine yer verilmiştir.

<< FETÖ'NÜN 15 TEMMUZ 2016 TARİHLİ DARBE GİRİŞİMİDARBE GİRİŞİMİ SONRASI ALINAN ACİL TEDBİRLER (2) >>


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000