ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Fatih’i sormadan önce aile hikâyenizi merak ediyorum. Rizeliymişsiniz. İstanbul’a ne zaman taşınmıştınız? Nasıl bir aile sizinki?

Dedem 8 yaşındayken Rize’den İstanbul’a gelmiş. Babam burada doğup büyümüş. Annem de 18 yaşında babamla evlenince İstanbul’a gelmiş. 3 kardeşiz. 3’ümüz de İstanbul’da doğduk. İstinye’de oturuyoruz. Fatih, Beykent Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği okumuştu. Ortanca kardeşim Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunu. Ben de uluslararası ilişkiler okudum. 10 yıldır bir PR ajansında çalışıyorum. Babam inşaat işiyle meşgul, girişimci ruha sahip bir insandır. Annem ev hanımı. Orta halli bir aileyiz. Güzel bir çocukluğumuz oldu. Ortanca kardeşimle aramızda 2 yaş var. Fatih bizim en küçüğümüzdü; onu çocuğumuzmuş gibi el bebek gül bebek büyüttük. Aramızda 7 yaş var. Doğduğu günü, eve gelişini çok net hatırlıyorum. Annem ortanca kardeşimle bana, “Artık size ayırdığım şeyler 3’e bölünecek” diye şaka yapardı. Hem kardeş hem arkadaş, bizim için her şeydi. Kaybetmek çok zor oldu.

MİLLİ DUYGULARI ÇOK GELİŞMİŞTİ’

Nasıl bir çocuktu Fatih?

Küçükken sapsarı bir çocuktu, herkes onu yabancı zannederdi. Çok merhametli bir çocuktu. Mahalledeki arkadaşlarıyla birlikte yüzme okuluna gidiyordu. Okulun son günü bir yarış vardı. Yarışı kazandı ama arkadaşları ağlıyor diye o da ağladı. Ödül olarak verilen çikolatayı onlar da mutlu olsun diye herkese dağıttı. Özel bir çocuk olacağı o zamanlardan belliydi. Eğlenceli, komik bir çocuktu. Eve girer, yanağımdan makas alıp “Naber şekerim?” derdi. Tartışsak bile günün sonunu gülerek bitirirdik. Çok da hassas bir çocuktu. Milli duyguları çok gelişmişti. Doğu’da bir yerde bir şehit olduğunu duyduğunda çok üzülüyordu. Şehitlik mertebesi onun için zaten çok kutsaldı.

Rizelisiniz, Fatih’te biraz milliyetçi bir damar var mıydı?

Aile apartmanında oturuyoruz. Babaannemlerin evi o kadar renkliydi ki bir sürü insan gelip giderdi. Hiç insan ayrımı yapmadık. Kuzenimin Yunan sevgilisi vardı, o da geliyordu. Hep insan sevmeyi, insanın özünü sevmeyi öğrendik. O da öyleydi ve çok yardımseverdi. Hatta bazı yardımlarını sonradan öğrendik. Kanserden vefat eden bir arkadaşı vardı. Onun annesi evimize gelip “Ben oğlumu kaybettim” diye ağlamıştı. Meğer kadını ziyarete gider, bir ihtiyacı varsa yardım edermiş. Özel bir çocuktu. O yüzden, güzel yerdedir diye düşünüyorum ama kaybetmenin üzüntüsünü çok fazla yaşıyoruz. Bu insanların hepsi çok masumdu, ellerinde bir çakıl taşı bile yoktu...

ELİNDE TÜRK BAYRAĞIYLA DURURKEN ATEŞ AÇILMIŞ’

15 Temmuz’da neler yaşamıştınız?

Genelde cuma günleri arkadaşlarımızla yemek yeriz ama o gün niyeyse eve gittim. Ertesi gün hep birlikte Kilyos’a denize gidecektik. Annem dışarıdaydı. Fatih onu da alıp eve geldi. Babam da o akşam erken geldi. Hepimiz evdeydik; Fatih bilgisayarında oyun oynuyordu, ben odamdaydım, annemle babam da içeride oturuyorlardı. Arkadaşlarımla yazışırken, “Köprüden gidemiyoruz, bir olay var” şeklinde mesajlar gelmeye başladı. Babama gidip darbe olduğunu söyleyince, “Hangi zamandayız kızım, ihtilal mi olur?” dedi. Televizyonu açınca olanları gördük. Fatih de o esnada halı saha maçına gitmek için hazırlanıyordu, “Ortalık çok karışık, gitme. Ne olduğunu bir anlayalım” dedim. “Gideyim bir bakayım, olaylar çok ilerlerse zaten yapmayız” deyip çıktı. Ondan sonra televizyonda darbe bildirisi okundu. Ardından Cumhurbaşkanı telefonla bağlandı. Balkonda oturuyorduk. Savaş uçakları geçmeye başlayınca korkup Fatih’i aradık. “Sokaklarda ne oluyor? Eve gel” deyince, “Şu anda gelemem, ne oluyor bakalım” dedi. Babam telefonu alıp “Oğlum, tabii ki de konu vatansa hepimiz sokağa çıkacağız” dedi. Sonra tekrar konuştuk, “İyiyim ben” dedi. Gece 01.40 gibi odama gideyim dedim.

HASTANE SAVAŞ ALANI GİBİYDİ’

5 dakika gözümü kapatmışım. İçeriden “Ne olmuş?” diye babamın sesini duydum. Osman babamı arayıp “Fatih vuruldu” demiş. Babam fırlayıp gitti. Annem baygınlık geçiriyordu. Ona “Sen dur, ben bakıp geleceğim. Merak etme bir şey yoktur” dedim. Hemen üzerime bir şeyler geçirip İstinye Devlet Hastanesi’ne gittim. Her yer savaş alanı gibiydi; yaralılar, kanlar, bir sürü insan vardı. Gözlerime inanamadım. 5 dakika sonra Osman, “Kalbi atmıyor” dedi. O anda şoka girdik. (Ağlıyor...) Sabah 05.00-06.00 gibi kardeşimle kendimizi toparladık. Osman anneme söyledi. Sonraki süreç zaten çok fenaydı...

Fatih’i Borsa İstanbul’un önünde kaybetmişsiniz. Borsanın önüne gitmeye nasıl karar vermiş, o detayları sonradan öğrenebildiniz mi?

Oraya yaralıları taşımaya gitmişler. Fatih’in hayatını kurtardığı sporcuyla dün beraberdik. Yaralı birini görüp “Adın ne?” diye sormuş ve çocuk da “Fatih” demiş. “Benim adım da Fatih, korkma” demiş. Onu alıp hastaneye yetiştirmiş. Sonrasında da hastaneye epey yaralı taşımışlar. Fatih ve arkadaşları ellerinde Türk bayrağıyla orada dururlarken ateş açılmış. Kurşun bir tek ona denk gelmiş. Sonrasında da maalesef bu acı haberi aldık.

UMARIM YAKINDA GERÇEK SUÇLULAR ORTAYA ÇIKAR’

Olayın üzerinden zaman geçtikçe konu politik bir tartışmaya da dönüştü. Bütün bunlar sizi nasıl etkiliyor?

Politik olaylarla ilgilenemeyecek kadar üzgünüm. Hep beraber çok büyük bir travma yaşadık. Bu tür büyük olaylarda mutlaka farklı görüşler, farklı eleştiriler olacaktır. Şunu biliyorum ki o gün hayatını kaybeden ya da gazi olmuş insanların tamamı vatan sevgisiyle, iyi niyetlerle, masum hislerle sokağa çıkmıştı. En büyük dileğim, gerçek suçluların bulunması ve bu davaya hep beraber sahip çıkmamızdır. Kendi askerimizin, kendi yetiştirdiğimiz evlatların bunları yapacağı aklımın ucundan geçmezdi. Bunlar tabii derinlemesine incelenmesi gereken şeyler. Şu an kardeşimizi kimin vurduğunu bilmiyoruz. Umarım en kısa zamanda çözülür, yakında gerçek suçlular ortaya çıkar.

Fatih politik bir kişilik miydi, parti üyeliği var mıydı? Eylemlere çıkar mıydı?

Hayır, ama inançlı ve yardımsever bir çocuktu. Tabii ki politik görüşleri vardı ama aktif olarak bir partiye üyeliği yoktu. O gece gördüğüm, kimsenin derdi parti değildi. Bu bir vatan ve millet meselesiydi. Hangi görüşten olursa olsun insanlar acımıza ortak oldu, hepsiyle birlikte ağladık. Önemli olan da budur. Türk insanı aslında çok hassas, her şeye anında tepki verip duygularını gösterebiliyor. İnşallah bir daha böyle günler yaşamayız. Hepimiz ülkemizin mutlu, huzurlu, güvende olmasını istiyoruz. Hepimiz güzel günler görmek istiyoruz. Bugünlerin geride kalmasını istiyoruz. Gelecekteki çocuklarımıza güzel bir hayat bırakalım istiyoruz. İnşallah hep beraber bol bol çalışırız, üretiriz. Güzel bir gelecek bırakalım ki çocuklarımız da güzel bir hayat yaşasın. “Kayıplarımız oldu ama çocuklarımıza güzel bir hayat bırakabildik” diyebilelim...

BİR TABAK HEP EKSİK, O HEP EKSİK...’

Keşke o gece dışarı çıkmasaydı” dediğiniz oldu mu?

Yine olsa yine çıkardı, kimse engelleyemezdi. Ben biraz kaderciyim. “Trafik kazası da olabilirdi, yoldan geçerken de olabilirdi” diye düşünüyorum. Ama “Keşke” dediğim bir sürü an oldu. Özellikle bayramlarda, hep beraber oturup bayram kahvaltısı yaptığımızda eksikliğini çok hissettik. Bir tabak hep eksik, o hep eksik... Şehitlik mertebesi hiç kuşkusuz çok kutsal ama bazen özlem ağır bastı- ğında “Keşke” diyebiliyorsunuz. Onun için bol bol dua ettik. Onun sevdiği şeyleri yapmaya çalışıyoruz. Sevdiği tostçuda tost yedik. Sevdiği hamburgercide iftar yaptık. Arkadaşlarıyla bolca vakit geçiriyoruz.

 

BALKONA KUŞ GELDİĞİNDE, ‘FATİH GELDİ’ DİYORUZ’

Fatih üniversiteyi nerede okumuştu?

Beykent Üniversitesi’nde okudu. Annemle babam o konuda üstümüze çok titizlenirlerdi. Fatih’in okuması bizim için önemliydi ve istediği bölümü seçsin diye çok uğraştık. Bilgisayar mühendisliği okuduktan sonra pilot olmak istedi. Son 1 senedir evdeydi; annemle ve benimle çok vakit geçirdi. Ara sıra babamla birlikte işe gidiyordu. Bir yandan da pilotluk sınavlarına hazırlanıyordu. Son sınavı geçemediği için çok üzülmüştü. “Vazgeçme, sen bu konuda kararını verdin. 6 ay sonraki sınava daha iyi hazırlanırsan kesin kazanırsın” dedim. Çünkü hem pilot olmak için iyi bir profildi hem de başarılıydı.

Atlara da meraklıymış galiba, sosyal medyadaki bir fotoğrafını görmüştüm.

Evet, çok sosyal bir çocuktu; spor yapmayı seviyordu, halı saha maçlarına gidiyordu, snowboard yapıyordu. Hayvanları çok seviyordu. Balkonda 2 kumru besliyordu. Herkese, her şeye karşı içinde iyilik vardı. Şimdi balkona kuş geldiğinde, “Aaa, Fatih geldi” diyoruz. Bana ve arkadaşlarıma da çok yardımcı olurdu. Yalnız yaşayan ve yemeği olmayan arkadaşıma evden yemek alıp götürürdü. Bir keresinde, işyerinden bir arkadaşımı alışveriş merkezinde tek başına yemek yerken görüp beni aradı, “Abla, arkadaşın burada yemek yiyor, sen de gelsene. Ya da ben yanına gideyim mi?” diye sordu. O kadar ince düşünen bir çocuktu. Bir yere gideceksek o bırakırdı, uçağa o yetiştirirdi. Şimdi uçağa her bindiğimde, “Yaşasaydı, belki de onun kullandığı uçağa binecektim” diyorum.

Anne-babanız için son 1 yıl nasıl geçti?

Çok zor geçti. Zaten büyük bir travma yaşıyorsunuz. Birbirimize çok düşkündük. Beraber çok vakit geçirdiğimiz için zor geldi. Annem inançlı bir kadındı, daha çok ibadet etmeye başladı. Kardeşim hac görevini yerine getirdi. Çocuğu doğdu. Küçük yeğenim bize çok iyi geldi.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
  • Misafir 16 Temmuz 2017 Pazar 10:20
    Mekanı cennet olsun
  • Misafir 16 Temmuz 2017 Pazar 09:27
    Rabbim mekanını cennet eylesin fatihim
  • Misafir 16 Temmuz 2017 Pazar 09:20
    Allah rahmet eylesin kardeşimize, ailesinede sabır versin. Mekanı Cennet olsun inşAllah
Tüm yorumları göster(5)
Kalan karakter : 2000