Seviyoruz, ama neden, tam bilmiyoruz!
Umur Talu yazdı...
Sevgili Lefter Usta;
Gördüğün gibi, renk ayrımı yapmadan, hepimiz, seyredenimiz seyretmeyenimiz, seni ne çok severmişiz.
Fakat bir türlü, seni neden çok sevdiğimizi çıkaramıyoruz.
Tamam, çok iyi futbolcuydun.
Ama çok iyi futbolcu çok.
Tamam, çok gol attın.
Ama çok gol atan çok.
Tamam, yurtdışında oynadın.
Ama çok daha fazla oynayan çok.
Tamam, 50 defa milli oldun.
Ama bu devirde daha çocukken 50’yi bulan çok.
Ama…
Tamam, milli takım kaptanıydın.
Yahu kimler bile kaptan oldu!
Biz bir türlü çıkaramıyoruz neden sevdiğimizi.
Çünkü çok meşgulüz.
Stada ölmeye ölmeye giderken gün gelip kendi takımımızın kaybına dahi İddaa kuponu doldururken, anlayamıyoruz.
Yoksul bir ana babanın acılarından gelenimiz dahi, ille başka analara küfrederken,anlayamıyoruz
Maç alırken, maç satarken, teşvik verirken, bahis ayarlarken, anlayamıyoruz.
Altı artı iki artı iki diye kıvranırken, anlayamıyoruz.
Menecerler, simsarlar, aracılar, bulucular, karacılar arasında, anlayamıyoruz.
İktidar mücadeleleri, ihale arsızlıkları, kulüpleri rehin alanlar, cemaat savaşları arasında, anlayamıyoruz.
Galatasaraylıyı Fener stadına, Fenerliyi Beşiktaş stadına, Beşiktaşlıyı Galatasaray stadına artık kabul etmezken, anlayamıyoruz.
Senin öteki kulüplerin Taksim’i, Beyoğluspor’u çoktan yok ettiğimizden, anlayamıyoruz.
Brezilyalısını dahi milli takıma “adapte” ettiğimiz halde, bu toprakların kadim renklerinden bir Lefter’i, bir Sofyanidis’i, bir Kasapoğlu’nu, bir Garbis’i, bir Niko’yu daha artık bulamayıp “milli” edemediğimizden, anlayamıyoruz.
“Türk ve çoğunluk olarak” duyduğun gurur ve aidiyeti bildiğimizin onda biri kadar olsun; “azınlık olarak” duyduğun hüzün ve acıları bilmediğimizden, duymak, görmek, konuşmak istemediğimizden, anlayamıyoruz.
Yoksa seni, sağcı da solcu da, muhafazakâr da cumhuriyetçi de, ulusalcı da liberal da, milliyetçi de demokrat da çok seviyor.
İktidar da seviyor muhalefet de, Asker de sivil de. Tarih de coğrafya da.
Seni hakikaten seviyoruz da…
Neden sevdiğimizi tam çıkaramıyoruz.
Vereceğiz Lefter’e…
Lakin bilemiyoruz…
Ne yazacağız deftere!
İçin için günah defterimiz…
İçin için vicdan Lefterimiz de olmayasın sakın!
İsrail baharı
Bir İsrail gazetesi geçenlerde, “Türkiye’nin Mavi Marmara davasından vazgeçeceğini; ABD’nin eski iki müttefiki yumuşatma çabasının etkili olduğunu” duyurdu.
Dışişleri de yalandı.
Ama “One minute”ten sonra “Daha da gelmeyiz” denen “Davos seyahatleri” yeniden başlıyor.
Formül ezelden ve tezelden beri zaten şöyledir:
1. Uluslararası sermaye ile mutabık olmak için;
2. NATO’da natocu kalmak için;
3. En önemli stratejik ortak ve müttefik ABD ile pürüzsüz bir cilt için;
“One minute ileri”… “A la minüt geri”!
Zaten, hem İran ve Suriye ile hem de onların esas düşmanı İsrail’le aynı anda kapışmak gibi bir mucizeyi hayat kaldırmıyor!
Hem Mavi Marmara hem kan kırmızı füze kalkanı, aynı rotada pek olmuyor!
“Mavi Marmara katliamı” olduğunda, Gülen ABD medyasından ne demişti:
“İsrail’den müsaade istenmeliydi. Otoriteye isyan olmaz!”
Nitekim son Gazze filosuTürkiye’den kalktığı halde, gemilerde TC vatandaşı kimsenin bulunmasına devlet izin vermedi.
Fakat her şeyden tamamen vazgeçilmiyor:
Türkiye’nin çabasıyla Gazze’ye cami yapılıyor!