Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem kimseye tercih dikte ettirilemez başbakan recep tayyip erdoğan

        HABERTURK.COM

        Başbakan Tayyip Erdoğan, AK Parti grup toplantısında partililere seslendi.

        Suriye'de yaşanan gelişmeler, Kılıçdaroğlu ile arasında yaşanan Paul Auster ve 'dindar nesil' polemiği hakkında açıklamalarda bulunan Başbakan, seçim sonrası yaptığı 'balkon konuşması'na benzer şekilde 75 milyonun hükümeti olduklarını da belirtti ve "Kimseye tercih dikte ettirilemez. Hiçbir parti kendi tasavvurunu topluma dayatamaz" dedi.

        Başbakan konuşmasına Suriye'deki gelişmelere değinerek başladı. Beşar Esad'a sert eleştiriler yönelten ve Humusta yaşananları 1982 yılında Hama'da yaşanan katliama benzeten Başbakan Erdoğan, "Hama'nın hesabı bu dünyada sorulmadı ama Humus'un hesabı mutlaka sorulacak" dedi. Başbakan ayrıca uluslararası güçlere de seslendi ve "Suriye üzerinden siyasi mücadele edenlerin üstüne de akan kan sıçrar" uyarısında bulundu.

        Geçtiğimiz hafta partisinin il başkanları toplantısında yaptığı açıklamalardan sonra başlayan Paul Auster ve Dindar gençlik polemiklerine de değinen Başbakan Erdoğan, CHP lideri Kılıçdaroğlu'na sert eleştiriler yöneltti. 'Tutuklu gazeteciler olduğu için Türkiye'ye gitmiyorum' diyen yazar Paul Auster ve onu Türkiye'ye çağıran Kılıçdaroğlu'na, İsrail'e beraber gitmelerini tavsiye eden Başbakan, bu polemiğin Kemal Kılıçdaroğlu tarafından başlatıldığını da söyledi.

        Konuşmasının son bölümünde 'dindar gençlik' polemiğine değinen ve sözlerinin arkasında olduğunu söyleyen Başbakan, bu konu üzerinden başlayan tartışma ve polemiklere de değindi ve kimseye tercih dikte ettirilemeyeceğine dikkat çekti.

        Başbakan'ın konuşmasından satır başları şu şekilde;

        "ER YA DA GEÇ HUMUS'UN HESABI SORULACAKTIR"

        Hama ve Humus'ta katledilenler için avrupanın sesini duyamadık. Katliam kadar katliama sessiz kalınması da önemli bir yara açtı, vicdanların daha fazla kanamasına neden oldu. 1982 yılında Suriye Hama'da gerçekleştirilen katliam tüm dünyada Müslümanların kalbinde yara açtı. O katliamı gerçekleştirilenler belki mahkemelerde yargılanmadı ancak Müslümanların nezdinde katliamcı olarak anıldılar.

        Irak'ta, Mısır'da, Libya'da ve Suriye'de kendi halklarına karşı kaplan kesilen bu diktatörler işgal altındaki toprakların istismarını yaptılar.

        Bugün babalarının, o diktatörlerin, firavunların peşinden gidenler hak ettiklerini mutlaka bulacaklardır. Hama'da yaptığı katliamın hesabını bu dünyada vermeyen baba Esad, tüm dünyada insanlığın kalbinde, vicdanında acımasız bir diktatör olarak anılacak.

        Hama'nın hesabı sorulmadı ama er ya da geç Humus'un hesabı sorulacaktır.

        "MEN DAKKA DUKKA"

        Esad diyor ki 'sonuna kadar savşarım.' Daha önce de söylemiştim, madem o kadar kahramansın Golan tepeleri için neden savaşmıyorsun Esad?

        Suriye bizim için öyle sıradan komşu, Suriye halkı bizim için sıradan bir halk değildir. O bölgedeki her bölgede ortak tarihimizin örneklerini görürsünüz.

        Biz anamuhalefet ve diğer muhalefet partilerinin yaptığı gibi halklarını katledenlerin sırtını savazlamayız.

        Biz son yıllarda Beşar Esad'a hep önerilerde bulunduk, dedik ki babanızın izinden gitmediğinizi Suriye halkına gösterin. İyi niyetle reformları bu yüzden destekledik. Ama verdiği sözü çiğnedi Esad.

        Esad sana anladığın dille sesleneceğim, men dakka dukka. Ey Beşar eden bulur.

        "SURİYE İÇİN YENİ BİR GİRİŞİMİN HAZIRLIKLARINI YAPIYORUZ"

        Zalimin eline öldürme lisansı verilmesi kabul edilebilir değildir. BM Güvenlik Konseyi'nde veto edenlerin sorumluluğu büyüktür. Suriye üzerinden siyasi mücadele verenler unutmasın ki akan kan onların da üstüne sıçrıyor.BM üyesi kimi ülkelerden gelen açıklamalar büyük bir duyarsızlık, pişkinlik olduğunu gösteriyor. Suriye meselesi kutuplar arası çekişmelere kurban edilemez.

        Biz Suriye için diplomasinin bütün kanallarını kullanıyor dünyanınilgisini buraya çekiyoruz. Suriye yönetiminin değil halkının yanında yer alacak ülkelerle yeni bir girişimi başlatacağız. Bunun hazırlıklarını yapıyoruz.

        "AUSTER POLEMİĞİNİ KILIÇDAROĞLU BAŞLATTI"

        Haftaiçi yaşanan tartışmalar, yaratılan ortamı herkesin iyi analiz etmesini isterim. Tekrar ediyorum, haftaiçi il başkanları toplantısında yaptığım açıklamadaki sözlerimin arkasındayım. Eskiden hatırlarsınız ABD'nin yerel bir gazetesinde bile çıkan küçücük haber Türkiye'de büyütülürdü. Şimdi ise dünya medyasında yer alıyoruz. Neredeyse her gün bir inceleme, makale çıkıyor.

        Biz yoğun mesamizde bu yoğunluğa gereken ilgiyi göstermiyoruz. Seçiçi davranıyoruz. Geçtiğimiz günlerde ABD'li bir yazar haksız bazı açıklamalarda bulundu. Normalde biz buna güler geçeriz ama bu yazarın sözleri CHP lideri tarafından cımbızlandı. Bir kere bu tartışmayı başlatan sayın Kılıçdaroğlu'dur. Bunun iyi görülmesi gerek.

        "KILIÇDAROĞLU VE AUSTER BERABER İSRAİL GİTSİNLER"

        Bir de şu konunun iyi anlaşılması gerek, bu yazar Türkiye'ye gelmiyor ama İsrail'e gidiyor. Bizim sözlerimize bu yazar "İsrail'de tutuklu gazeteci yok" dedi. Kılıçdaroğlu da papağan gibi bu sözleri tekrar etti. Umuyorum ki İsrail'e arka çıkan bu sözleriyle birilerinin ilgisine mazhar olmuştur. Hatırlarsanız Mavi Marmara baskını günlerinde de biz İsrail'i eleştirirken cevap Kılıçdaroğlu'dan geliyordu.

        Şimdi CHP olarak o yazarı da Türkiye'ye davet etmişler. Buradan kendilerine sesleniyorum, şayet o yazar davete icab ederse daha sonra da beraber İsrail'e gitsinler. Dünyanın en büyük açık hava hapishanesi Gazze'ye bakarak o sözlerini tekrarlasınlar: "İsrail'de tutuklu gazeteciler yok" desinler.

        Onlarca Fislistinli gazeteci, yazar aydın Filistin sokaklarında vurularak öldürüldüler. Onlarcası gurbet ellerinde memleket hastretiyle yıllarını çürüttüler. Ha bunlarda yetmiyorsa İsrailli gazetecilere gitsinler İsrail Askeri Sandür Kurumu'nu sorsunlar.

        "YILLARCA İÇİNE ATTIĞIN DERSİM MESELESİNİ SEN HARİÇ HERKES KONUŞUYOR"

        Bakın anamuhalefet lideri çok yanlış bir politika güdüyor. Daha da önemlisi bu kampanyayı yapan sayın Kılıçdaroğlu bunu Ergenekon davasını hedef alarak yapıyor. Madem öyle neden gidip Roj TV'yi de savunmuyorsun Kılıçdaroğlu?

        Türkiye'de öyle bir ifade özgürlüğü var ki yıllarca içine attığın Dersim meselesini sen hariç herkes konuşuyor. Sen kendi partine ifade özgürlüğü yasaklıyorsun, Dersim meselesini konuşmayı yasaklıyorsun ama bütün dünyaya ifade özgürlüğü kısıtlanıyor diyorsun.

        "İRTİCA GELİYOR KÖKÜ 1908'DEKİ BAYAT BİR TARTIŞMADIR"

        Gelelim dindar gençlik meselesine; bu tartışma o kadar bayattır ki taa 31 Mart 1908'e kadar dayanır. Bu irtica meselesi çeşitli dönemlerde öne çıkartılarak milli irade hep baskı altına alınmıştır. Türkiye hiç bir zaman irticaya prim vermedi. Ama kimi susturmak istedilerse, kimi kısıtlamak istedilerse irtica, yobaz dediler.

        Bize bu yolda, elinden irtica bahanesi alınanca kimlik bunalımı yaşayan o yazarlar değil milletimiz kılavuzluk edebilir. Onların verdiği veryansın değil milletimin, halkımın veryansı önemlidir bizim için. Milletimin veryansını da sandıktır. Biz milletimizin dilini kullandığımız için iktidardayız. Sizler milleti dinlemediğiniz için on yıllardır iktidar olamıyorsunuz.

        Dindarlık çağdaşlığa karşı mıdır? Dindar olan insan çağdaş olamaz mı? Bunlar dindarlığı ne zannediyorlar? Biz Fatih projesi başlattık. Sizin döneminizde neredeydi bu bilgisayarlar? Neden bu çocuklara dağıtmadınız?

        Sizler faizle insanı sömürdünüz, sömürülmesine vesile oldunuz. Biz faizi yüzde 65'de almıştık, yüzde 10'lara kadar indirdik. Hiçkimse bize çok bilmiş edasıyla parmağını sallayamaz, istikamet belirleyemez. Bizim rotamız millettir. Bizim planlarımız programlarımız saçim öncesi halkımıza sunulmuştur. Halkımız da buna onay vermiştir.

        "KİMSENİN DİNDARLIĞINI ÖLÇME AMACIMIZ YOK SİZ İKNA ODALARINI ANLATIN"

        Kimse bizim ensemizde "irtica" diyerek boza pişirmeye çalışamaz, bizim iktidarımızda "ikna odaları" yok sayın Kılıçdaroğlu.

        Bu ülkede dindarlara onyıllar boyunca ikinci sınıf insan muamelesi yapıldı, aşağılandı. İkna odalarında başörtülü kızlara işkence edenler CHP tarafından korundu, milletvekili yapılarak ödüllendirildi.

        Bizim kimsenin dindarlığını ölçmek gibi bir amacımız yoktur, ama CHP yıllarca laiklik düzeyini nasıl ölçtüğünü anlatsın. İkna odalarını anlatsın. Bizim onların yıllarca yaptıkları gibi, öğrenci formatlamak gibi bir amacımız yok. Biz 9 yıldır dayatmanın içinde olmadık. Bundan sonra da olmayız.

        Tabletli, internetli, bilgisayarlı, akıllı tahtalı sınıflarda ancak bilgisayar programlarsınız, insan programlayamazsınız.

        "KİMSEYE TERCİH DİKTE ETTİRİLEMEZ"

        Hiçbir parti kendi tasavvurunu topluma dayatamaz. Sizler de lütfen, köşe yazarları ve konuşmacılar, zorla işi buralara kaydırmaya çalışmayın. Kimseye tercih dikte ettirilemez. Biz toplum mühendisliğine de siyaset mühendisliğine de karşıyız.

        Çağa ayak uyduramayan yazarların 103 yıl önceki modaya uyarak irtica yaygarası çıkarması artık bu ülkede tutmaz. Bize oy verenler kadar vermeyenler de müsterih olsun. Biz 75 milyonun hükümetiyiz. Geride bırakılan 9 yıl milletimizin tercihlerine nasıl saygılı olduğumuzun da bir göstergesidir.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ