'Başbakan'ın damadının medya yönetmesi yanlış'

Nazlı Ilıcak, HABERTURK.COM Genel Yayın Yönetmeni Gülin Yıldırımkaya'ya konuştu

22 Eylül 2008 Pazartesi, 10:35:00Güncelleme: 10:35:00
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Bab-Ali@Habertürk'te konuğumuz gazeteci yazar Nazlı Ilıcak. Medya imparatoriçesi de olmuş, çalıştığı gazetede kendi deyimiyle kapının önüne de koyulmuş. Yalıda da yaşamış, cezaevinde de.. Aslında siyasetle pek ilgili değilmiş. Babası DP milletvekili Muammer Çavuşoğlu 27 Mayıs darbesinde tutuklanınca başlamış kavgası. İlk siyasi tepkisini Demokrat Partililere 'vatan hainleri' diyen Milli Güvenlik dersi hocası subaya vermiş. 16 yaşındaki Damme De Sion öğrencisi Nazlı Ilıcak, Menderes'in mahkeme kararıyla satılığa çıkarılan çiftliği için para toplamaya kalkışınca da okuldan uzaklaştırma cezası almış.

Aşağıda okuyacaksınız; "Düzenle işbirliği yapmadığım için parlamentodan, 28 Şubatçılarla işbirliği yapmadığım için Akşam Gazetesi'nden kovuldum" diyor. Biz de Deniz Feneri'ni yazdı, Erdoğan'ı eleştirdi diye Sabah Gazetesi ile yolları ayrıldı mı diye merak ediyorduk ki, yazılarına bugünden itibaren başlayacağını öğrendik. Beylerbeyi'ndeki evinde ziyaret ettiğimiz Nazlı Ilıcak, henüz atlattığı bu soruna rağmen lafını esirgemedi; olup bitenleri, eleştirilerini açık yüreklilikle dile getirdi. 

 


SAYFA DEĞİŞİKLİĞİ CEZALANDIRMADIR, YAVUZ DONAT'IN SAYFASI OLDUĞU İÇİN KABUL ETTİM

Gülin Yıldırımkaya: Sabah'ta bu hafta başlıyormuşsunuz yazmaya yeniden, doğru mu?

Nazlı Ilıcak: Evet, Pazartesi çıkıyor yazım. Yavuz Donat'ın sayfasında yazmaya başladım. Hiç değilse Yavuz Donat'ın sayfası dedim.

Yeriniz neresi olacaktan ziyade yazılarınıza devam edip etmeyeceğiniz sorunu var gibiydi geçen hafta, ne oldu da sorun çözüldü kafanızda?

Benim kafamda sorunu çözen şu, hiç değilse kimliği olan bir sayfaya nakledilmiş oldum. Bizim mesleğimizde her zaman sayfa kaydırılır. Bir iki sayfa tamam da birden bire tek başına çok arka sayfaya atılması bence tenzil-i rütbedir, bir cezalandırmadır. Hiç değilse, Yavuz Donat'ın damgasını taşıyan kimliği olan bir sayfaya geçeyim dedim, o onu kabul edince sorun çözüldü.
 
Sayfa kaydırılır zaman zaman ama sizde zamanlama enteresandı. Tam Deniz Feneri'ni yazdınız, Erdoğan'ı eleştirdiniz, yazılarınız yok oldu. Size o yazılarla ilgili bir müdahale yada tepki belirten olmuş muydu, yayın yönetimi patronunuz veya Başbakan çevresinden? Cezalandırma dediniz ya, ceza öncesi sorunu bildiren oldu mu?

Gazete yönetimi olarak düşüneceksiniz tabii, patron veyahut Tayyip Erdoğan seviyesinde böyle bir cezalandırma bahis konusu olmaz. Sadece Nazlı Ilıcak arka sayfaya gidiyor da, mesela daha az okunan Erdal Şafak veya Emre Aköz niçin baş sayfalarda kalıyor diye düşündüğünüzde, işte o zaman şüpheleniyorum. Çünkü, yumuşak yazar, daha hafif yazar söz konusuysa ben çok başka konulara da giren biriyim. Ayrıca kadın olmam sebebiyle daha yumuşak üstelik de parçalı yazı yazıyorum, daha okunabilen, kısa kısa. Niçin sadece Nazlı Ilıcak? Bunu sadece sayfa düzenlemesine bağlayamıyorum maalesef zihnimde.

HINCAL ULUÇ 'KRALDAN ÇOK KRALCILAR VAR' DİYORSA, MUTLAKA BİR BİLDİĞİ VARDIR

O zaman Hıncal Uluç'un dediği gibi kraldan çok kralcılar mı var?

Vallahi onu ben söyleyemem ama Hıncal Uluç söylüyorsa, mutlaka bir bildiği vardır diyebilirim.

Kırıldınız mı Ergun Babahan'a?

Gazetecilikte böyle şeyler olur. Ben çok şeyler gördüğüm için herşeyi hazmetmesini bilen bir insanım. Öyle tepki vermem, kırgınlık da duymam.

ŞABAN DİŞLİ'NİN MİLLETVEKİLLİĞİNDEN DE İSTİFA ETMESİ LAZIM

Sizin Deniz Feneri'deki tutumunuza da pek çok kişi şaşırdı. Genelde AKP'nin icraatlarını beğenen, Erdoğan'ı öven yazılar kaleme aldınız. Siz ne oldu da birden böyle tavır değiştirdiniz?

Ben hiçbir zaman iktidar yalakası olmadım. Ama maalesef Ak Parti istikametinde yazılar yazdığım için çok kısa bir döneme, Ak Parti iktidarı dönemine bakanlar böyle bir eleştiri getirebilir. Ama ben Özal iktidardayken Özal'a, Çiller iktidardayken Çiller'e, Demirel Cumhurbaşkanıydı, 28 Şubat süreciyle işbirliği yaptığı için bütün ilişkimi kestim, küstüm, içimde bir sevgi duymama rağmen. 12 Eylül döneminde gazete patronuydu benim kocam, benim yazılarım yüzünden gazete kapatıldı. 12 Eylül döneminde hapse de girdim, gözde gazeteciler arasında eyleme karışmadan hapse giren bir tek ben varım. 28 Şubat sürecinde Akşam Gazetesi'nden kovuldum, askerlerle işbirliği yapmadım, parlamentoya girdim düzenle işbirliği yapmadım diye parlamentodan kovuldum. Güç odaklarına esir olsam bunlar başıma  gelir miydi? Burada bir prensip meselesi var. Eşi başörtülü olanları Çankaya'ya davet etmezseniz, başörtülü olanları zenci gibi biryerlerden kışkışlarsanız veya partiyi kapatmaya çalışırsanız, üniversiteye başörtülü kızları almazsanız, tabii ki ben onların yanında olacağım. Ben de bunları halledecek diye Ak Parti'ye destek verdim. Gelelim yolsuzluğa.. Zaten yapılan yanlış buydu, sürekli rejim üzerinden mahelefet yapıyorlar, ben o zaman hep dedim "Yapmayın, askeri kaşımayın". Biz o zaman elbette yasal meşru iktidarın yanında yer alacağız ama varsa yolsuzluklar bunları meydana çıkarın, biz de destek oluruz. İlk defa Şaban Dişli olayında Dişli'nin yeterince şeffaflık göstermediği kanaatini taşıyorum ben. 1 milyon dolar banka teminatı gösterdiyse, bunun bir belgesi vardır. Böyle bir belge görmedim. Çıkartamıyorsan sadece Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa etmek yeterli değil ki, partiden de istifa etmen lazım, yargılanmak için de milletvekilliğinden dahi istifa etmen lazım. Bunlar Erdoğan'a da zarar veriyor tabii.

Doğan Grubu'na karşı açtığı savaşa bakarsak, sizce Başbakan'ı bu kadar kızdıran ne?

Başbakan çok duygusal bir insan, Balık burcu, hisleriyle hareket ediyor. Ben onun psikolojik durumunu izah edeyim kendi yorumuma göre. Doğan Grubu'na zaten hep kızıyor, neden? Çünkü Doğan Grubu rejim üzerinden muhalefet yaptı hep geçmişte. Şimdi de yapıyor. Bir başörtülü kızı yakalayıp lisede, orada burada teşhir ediyor laiklik elden gitti diye. Kıarmızı sokaklar, içki yasağı gibi konuları gündeme getirerek laiklik elden gidiyor diye askeri müdahalelere zemin hazırlıyor. 28 Şubat'ta da Silahsız Kuvvetler işbaşında manşeti atıp, nasıl yardımcı olmuştu bir korku yayılmasına, kutuplaşma yaratılmasına hepimiz hatırlıyoruz. Dolayısıyla zihninin bir kenarında Doğan Grubu'nun bu yaptıkları var. Şöyle bir enformasyon almış olabilir. Yolsuzluk üzerinden muhalefet yürüyecek, peşpeşe  bir takım yolsuzluklar ortaya çıkıp Ak Parti ile irtibatlandırmak suretiyle mahalli seçimler öncesi Ak Parti yıpratılacak. İlk Şaban Dişli olayı çıktı, arkasından dikkat ederseniz Ak Parti ile irtibatlandırıldı, Başbakan'a para teslim edilmiş gibi sonra böyle birşey olmadığı ortaya çıktı. "Arama yapılsın Kanal 7 ofislerinde, polis yapmadı" diye bir haber çıktı Vatan'da, hem Böhm hem bizim İçiyleri bakanı yalanlıyor.Tuhaf bir dezenformasyon da var. Baştan kesmek istedi Erdoğan ama doğru bir yol izlemedi. "Bu yolsuzluk haberlerinin benimle ilgisi yoktur, ben Kızılay vasıtasıyla yolladım Uzak Doğu'ya, Kanal 7 ile onunla bununla ilgisi varsa, buyurun araştırın, savcıları göreve davet ediyorum" demesi lazımdı. Niye üzerime geliyorlar duygusuyla, ki çok ağır bir suçlama tabii yapmayan bir insan  için, dindar bir insan için hayırseverlerin parasının üzerine oturduğunun söylenmesi, ben ona bir tepki olarak görüyorum.

MAHALLİ SEÇİMLERE KADAR BAŞKA BÜYÜK YOLSUZLUK OLAYLARI, İDDİALARI DA ÇIKACAK

Deniz Feneri'nde sizce zirveye gelindi mi, yoksa bu hamur daha çok su götürür mü?

Bence zirveye oturmadı, göreceğiz bunun takipçisi olacak medya, savcılar burada dava açacak. Ama mahkumiyetle sonuçlanacağını sanmıyorum. Çünkü ne deniyor, elden para gönderildi. Şimdi bu nasıl ortaya çıkacak? Eğer böyle bir para taşındıysa kendileri de bu işe bulaşmak istemeyecektir, hiç kimse ben elden para götürdüm demeyecektir. Kanal 7'nin hayatta kalabilmesi için kısmen öyle kullanılmış olabilir, bir takım insanlara yardım edilmiş, fakat belgelendirilmemiş, belgeler alınamamış olabilir. Bunlarda ihmale uğramış olabilir ama mahkemelerde bu neticelenmez. Ama dava açılırsa mahalli seçimlere kadar bu olaylar tırmanacak diye düşünüyorum. Mahalli seçimlerden sonra ise üzeri de kapatılabilir, unutulabilir de. Ama mahalli seçimlere kadar başka büyük yolsuzluk olayları da, iddiaları da ortaya çıkacak diye düşünüyorum.

Ak Parti aleyhine mi?

Evet, doğru veya yanlış medya bunları manşetine taşıdığında kamuoyu da etkilenebilir.

Duyumunuz mu var bu konuda?

Duyumum yok ama tahmin ediyorum. Her seçim öncesi insanlar kendini daha özgür hisseder iktidar aleyhinde konuşmak için, bir tekme de ben vurayım, gitsin düşüncesi. Sonra da eğer gitmiyorsa, kalıyorsa hizaya giriyor medya.

Başbakan Erdoğan- Aydın Doğan savaşı nasıl sonuçlanacak sizce? Tayyip Erdoğan Aydın Doğan'a açtığı savaşta geri adım atıp, bir anlamda Doğan kazanmış gibi görülebilecek bir durumu kabullenir mi?

Geri adım atmaz Erdoğan, görüşmez, özür falan da dilemez. Mahalli seçimlerden sonra pozisyon almayı deneyecektir. O zamana kadar gerginlik sürer ama biraz tavsatabilir. Ben zaten son ilçe kongrelerinde artık konuşmayacağını tahmin etmiştim. Nereye kadar konuşacak?

ERDOĞAN'I 14 YILDIR DESTEKLEDİM, BU TAVRI BENİ ÜZÜYOR

Boykot çağrısı yaptı ama bu hafta.

O bir anlık tepkidir ama. Konuşma metninde yoktu zaten o anda söyledi. Onun da yanlış olduğunu anlayacaktır. Ben sadece birinin zarar göreceği kanısında değilim. Aydın Doğan'ı Cem Uzan gibi tasfiye edemez. Böyle birşey mümkün değil. Çünkü aynı durumda değiller. Cem Uzan'ı tasfiye etmedi Erdoğan, elektrikten başladı, mukavelesine uymuyordu, oradan bankaya yansıdı. Bir sürü olaylar, çifte hesaplar ortaya çıktı bankaya da el konulunca. Aydın Doğan'da böyle bir durum yok. Neymiş Hilton'da birşeyler istemiş, o etik bir problem. Yakışık almamış ama Aydın Doğan'ı tamamen tasfiye edemez. Cem Uzan tarzı bir operasyon söz konusu değil. Cem Uzan'a da kasıtlı operasyon yapmadı zaten. Uzan ve ailesi büyük yanlışlar içindeydi. Bu Erdoğan'a nasıl tesir eder? Bence olumlu tesir etmez. Toplumun ona deste k olan bir bölümü hoşlanıyor bu üsluptan, Doğan'ın rejim üzerinden muhalefetinden canı yananlar hoşlanıyor. Öte yandan bir de elit bir kesimi var toplumun, bu kesimde bu tavır hiç hoş karşılanmaz. Bu kesim yolsuzluklar şeffaflık içinde çözümlensin ister, aydınların zihinlerinde medyaya karşı tavrı soru işareti doğurur. Zaten Erdoğan'dan ürken hiç bir zaman sevmeyen kesim de "Bakın haklıyız, diktaya gidiyor" der. Bu kutuplaşma ve gerginleşme hiç bir zaman Ak Parti'ye yaramaz. Oy alsa dahi yönetimde zorluklarla yaşıyor. Yönetimde hiçbir adım atamıyor, sürekli insanlar ona kuşkuyla bakıyor.
Başörtüsü gibi.. Şüpheleri zihinden atamıyor çünkü. Herkes birbirine güvenecek ki, bu kızların çilesi bitsin.

Cengiz Çandar da söylediğiniz eksende bir yazı yazdı. Diyor ki; "Keşke Ak Parti kapatılsaydı, çünkü Tayyip Erdoğan şimdi demokrasi için mücadele edecek, biz de onun yanında yer alacaktık. Ama şimdi biz demokrasi adına onun karşısındayız"

Aynen, ben de böyle düşünüyorum. Ben 94'ten beri Tayyip Erdoğan'ı tanıyorum. Bir kere çok çalışkan bir insan, gece gündüz çalışıyor, kimse 5 saat uyuyarak bu kadar çalışmaz. İyi şeyler de yaptı, bu bakımdan ben zaten destekliyorum. Ama şu tavrı beni üzüyor. Ben kendisini 14 senedir her zaman desteklemiş, begenmiş bir insanım, bir yakınımı sakınmak içgüdüsü gibi. Onu sakınmak istiyorum daha doğrusu.

ERDOĞAN'IN ASABİ HALİNİ GÖRÜNCE "AMAN ALLAH'IM!" DEDİM, ÜRKTÜM

"Diktatör heveslisi" dedi Aydın Doğan yanıtında. Katılıyor musunuz, Erdoğan güçlendikçe diktatörleşiyor mu?

Ben Türkiye'ye dikta rejiminin geleceğine inanmıyorum, diktatörlükten korkum yok, irticadan da yok. Benim korkum hep askeri müdahelelerden olmuştur. Ergenekon da çok daha kanlı bir müdahalenin zemininin hazırlandığını ve bir ucunun askerde olduğunu gösteriyor. Bundan korkarım, diktatörlükten korkmam. Menderes gibi karakteri var. Menderes diktatör müydü? Hayır. Duygusaldı. Bir bakıyorsunuz, mantıklı düşününce sakinleşiyor ve yanlış olduğunu belki görüyor ama itiraf edemiyor. O bir diktatör olamaz. Türkiye'nin müesseseleri ve çoksesli basını da buna izin vermez. Aydın Doğan bunu söyleyebilir. O anki asabi halini görünce "Aman Allah'ım!" dedim, ben ürktüm. Kendimi Aydın Doğan'ın yerine koydum, daha da ürktüm. İktidar gücünden korktum. Tayyip Erdoğan kendini hala mağdur olarak görüyor. Aydın Doğan ondan güçlü değil ki, devlet gücünü elinde tutuyor. O gücünü kontrol etmesi lazım.

Eskiden, Erdoğan'ı öven yazar azken sizi çok seviyorlardı. Ak Parti artık biz yeterince büyüdük diye bakıyor, sizin savunmanıza ihtiyaç kalmadığını düşünüyor olabilir mi? Hatta sizi istemiyor olabilir mi artık Ak Parti?

Zannetmiyorum. Teşkilat, taban beni çok seviyor.

Yönetim kademesini soruyorum ben.

Bilmiyorum. Yönetimi top yekün, tek el olarak mütalaa edemeyiz. Tayyip Erdoğan'ın böyle düşündüğünü sanmıyorum. Onu savunmam benim, iyi savunmam, mantıki bir çizgide savunmam onun hoşuna gidiyordu.

Öyle mi? Arıyor muydu, teşekkür mü ediyordu?

Hayır hiç aramaz, teşekkür etmez. Hiç etmedi. Benim teşebbüsümle bir iki randevu imkanı elde edebilmişizdir. Hiçbir zaman iktidar öncesi yakınlığımız söz konusu olmadı. İşi gücü vardır mutlaka, zihnini çelen başka hadiseler vardır. Benim aleyhime onu dolduranlar da olabilir, vakti yoktur zaten. Kendisiyle yol arkadaşlığı yapan insanlarla beraberdir. Öyle bir yakınlık gösterisi de olmadı, mesafe de koymadı doğrusu. İhtiyacımız yok yazılarına gibi birşey yok çünkü ben samimi düşüncelerimi yazıyorum, onların ihtiyacına binaen yazmıyorum. Gerçekten taban beni seviyor, mesela bir açık oturuma çıksam hepsi beni seyrederler, görüşlerini iyi yansıttığım için memnuniyetlerini bildirirler.

BAŞBAKAN'IN DAMADININ MEDYA YÖNETMESİ YANLIŞ
 
Sabah'a yönelik hep bir damat eleştirisi yapılıyor. Başbakan'ın damadının ve onun kardeşinin bir medya grubunu yönetmesi yanlış şeklindeki eleştirilere siz ne diyorsunuz?

Yanlış, yönetmemesi lazım. Aynen bu eleştiriye katılıyorum. Ahmet Çalık açısından meseleye bakıyorum. İstismar konusu olabiliyor bu. Böyle bir istismara zemin hazırlamak iyi midir? Değildir. Çünkü, Çalık Grubu çok başarılı bir grup. Ahmet Çalık Özal döneminde de var, çok büyük bir iş hacmi var. Başarılarının Tayyip Erdoğan ile alakası yok. Tayyip Erdoğan onu bu noktalara getirmemiş. Ahmet Çalık Erdoğan'dan önce de var, sonra da olmalı. Bir büyük iş grubu, bir siyasetçiye çok yakın olmamalı. Onun adamı gibi görünmemeli. Her zaman başına işler gelebilir. Siyasetle çok yakın ilgili de olmamalı, zaten değil Ahmet Çalık. Vehbi Koç'u hatırlıyorum mesela, CHP'liydi, sonra iktidara Demokrat Parti geldi, adamla hep uğraştı Demokrat Partililer. Şunu söylüyor ta bii Ahmet Çalık; hem Serhat Albayrak hem Berat Albayrak zaten damat olmadan, bu ilişki kurulmadan onun şirketinde çalışıyorlarmış. Mesela Berat Albayrak finans müdürüymüş, çok önemli bir finans operasyonu yaptıktan sonra onu CEO görevine getirmiş. Serhat Albayrak da şirketin içindeymiş, Tayyip Erdoğan iktidara geldi diye onları almıyor şirketine. Medyayla diyorum, ilişki kurması iyi olmadı, yoksa tabii ki çalıştıracak.

SAYFA DEĞİŞİKLİĞİYLE İLGİ SORU İŞARETİMİ MUHAFAZA EDİYORUM AMA ERDOĞAN'LA ÇALIK'LA VEYA ALBAYRAKLARLA İLGİLİ DEĞİL

Siz peki tanıyor musunuz? Nasıl biri, müdahalesi oluyor mu yayına? Ve şunu da merak ediyorum, Başbakan'ın damadının medya yönetmesi yanlış diye ilk kez mi söylüyorsunuz, kendisine yada Ahmet Çalık'a söylediniz mi hiç?

Ben Ahmet Çalık'a şu mesajı veriyorum hep. Siz Tayyip Erdoğan'dan önce de vardınız, sonra da olacaksınız ve olmalısınız. Bu kavgaların içine girmemeye özen gösterin. Bu kavgalar hiç kimseye fayda sağlamaz, uzun vadede itibarını da sarsar. Ahmet Çalık çok temiz bir isme sahip, mutekit (itikat sahibi) hem müthiş çalışkan, hem de biraz muhafazakar, inançlı, hoş bir insan. Öyle bir insanla çalışmak tabii iyi. Ama böyle eleştiriler bakınca ben haksız demem. Keşke daha bağımsız görünen bir yönetim olsaydı. Ama direkt bir müdahalelerini görmedim, kendi açımdan. Sayfa değişikliğimle ilgili bir soru işaretim var ama onun ötesinde yazıma hiçbir müdahale olmadı. Altını çizeyim, ne Albayraklardan ne Ahmet beylerden direkt bir müdahale görmedim. Ama sayfa değişikliğiyle ilgili soru işaretimi muhaf aza ediyorum. Tayyip beyle veya Ahmet beyle veya Albayrak'larla ilgili değil ama soru işaretim

Ahmet Tezcan da Sabah'ta. Bizim kanalda tartışmıştınız bir kere hatırlıyorum, nasıl aranız şimdi?

Çok eskiden tanıyorum ta biz Bulvar Gazetesi'ni çıkarırken Kemal 5 Edebiyat Fakültesi mezunu genç almıştı istikbale hazırlamak için. Çok başarılıydı, ilk röportajını Ahmet Özhan ile yapmıştı, çok güzel bir röportajdı. Ahmet Tezcan ile uzun vadeli bir tartışma içinde olmadım. Hoşuma gitmeyen birşey olmuştur, onu söylemişimdir.

İyi mi oldu Sabah'a gelmesi sizce?

O kısmını bilemiyorum. Ne iş yapacağını bilmiyorum çünkü.

Yayın danışmanı oldu.

Yayın danışmanı ama kimin yayın danışmanı? Serhat Albayrak'ın yayın danışmanıysa, medyayı Serhat beyden iyi bildiği için faydalı olabilir ama bu iş Ergun beyle Ahmet Tezcan arasında çekişme biçiminde ortaya çıkarsa pek faydası olmaz. Ama şu anda zararı olduğunu söyleyemem, benim sevdiğim biridir, kendisini Sabah bünyesinde görmekten memnunum.

BİRİLERİ EMRE AKÖZ'E 'HINCAL ULUÇ'A CEVAP YAZ' DİYOR HERHALDE

Emre Aköz'ün üslubunu beğeniyor musunuz? Hıncal Uluç'a yönelik sert yazılarını nasıl yorumluyorsunuz?

Ben Emre'yi seviyorum. Emre içi dışı bir, sempatik bir çocuk. Bir çok düşüncesine iştirak ediyorum. Engin Ardıç, Emre ve Hıncal birbirleriyle bu şekilde ağır bir üslüpla yazıyor. Daha önce Hıncal yazmış mıydı ona birşey? Neden Emre Aköz durup dururken onun aleyhinde yazdı?

Emre Aköz'ün şahsına değil de, yayın politikasına yazı işlerine yönelik eleştiriler yazmıştı Hıncal Uluç.

O da tuhaf. Ben bu gazetede böyle tuhaf şeyler görüyorum. Hıncal Uluç'un yaptığı da yanlış. O gazete yönetimini eleştirdiği için herhalde birileri de cevap yaz diyor. Öyle algılıyorum. Kimseyle konuşmuş değilim ama benim getirdiğim yorum bu hadiseye. Bilmiyorum ama öğrenmek de istemiyorum bunları. Hıncal Uluç böyle eleştirince öyle bir duruma düşüyorsunuz ki, Hıncal Uluç sanki sadece samimi sizler gayri samimi gibi bir duruma düşüyorsunuz.

O zaman Hıncal Uluç'a kendisi gitsin, biz göndermeyelim taktiği mi bu?

Bu dedi Hıncal Uluç bana git der gibi birşey. O yazıyor, Emre de cevap yazıyor. Ben bunu bilemiyorum nerede başlıyor, nerede bitiyor bu olay.  Hıncal Uluç değerli bir insan ne olursa olsun, halkın bir bölümünün tuttuğu reytingi olan bir insan. Her fikrine katılmayabilirsiniz, hayat görüşüne de iştirak etmeyebilirsiniz, sonra bu kadar emek vermiş. Artık yaşı başı insanların bir noktaya gelmiş, kendim için de söylüyorum bunu. Saygılı davranmak lazım.

Nazlı Hanım, bence siz çok güçlü bir kadınsınız. Şunu merak ediyorum; ilk evliliğinizde Kemal llıcak'ın eşiydiniz, sonra Emin Şirin sizin eşinizdi. Nazlı Ilıcak'ın eşi Emin Şirin, bir rol değişimi var iki evlilikte. Hangisinde daha mutlu oluyor güçlü bir kadın?

Kemal Ilıcak'ın eşi şüphesiz. Ben her zaman arkamı bir erkeğe yaslamayı tercih ederim. Ben güçlüyüm ama neye göre güçlüyüm yani burada fikirlerinden taviz vermemek mücadele etmek başka..

Ünlü, işinde başarılı, kendi ayakları üzerinde durabilen bir kadın, daha az şöhretli daha az başarılı biriyle uyumlu olabiliyor mu?

Sizi seven bir insanla beraber olmak iyi, kariyerdeki başarısı değil önemli olan. Kemal'i dememin pozisyonla alakası yok yani, evlenmişim çocuklarım olmuş, aile kurmuşum, güvenmişim dayanmışım ona, hiç mukayese bile etmem yani.

OĞLUM BAŞARILIYDI AMA PARASI OLMADIĞI İÇİN DİRENEMEDİ

Oğlunuzla ilişkinizde de hep bir soğukluk varmış gibi bahsediyorlar. Kemal Ilıcak ile Nazlı Ilıcak'ın oğlu nasıl olur da medyada iyi bir başarı yakalayamaz, sözünüzü mü dinlemedi?

Mehmet Ali çok inançlı bir çocuk. İslam dininin verdiği tavsiyelerle de annesine çok alaka gösteren bir çocuk. Beni arayan, soran, kızım da öyle. Hayatı şanssızlıklarla dolu oldu. 18 yaşından itibaren babasının servetini kaybetmesi vs. eriyip giden bir tırnak içinde söylüyorum imparatorluk, kendi ayakları üzerinde durmaya çalıştı. Çok başarılı oldu ama parası yoktu. Alem dergisini, Akşam Gazetesi'ni Mehmet Ali çıkardı, bugün hala yaşıyor. Beraber Tercüman'ı ikinci kere çıkaralım istedik. Turgay Bey Bugün ismine dönüşsün istedi. Zarar ediyordu tabii, tatmin etmedi. Akın İpek'e devredildi hala yaşıyor. Alem Radyosu'nu Mehmet Ali kurdu. Kaç kişiye iş kapısı bakın. Parası olmadığı için kuruyor, direnemiyor. Maddi gücü yok, karşısında büyük güçler var.  Bab-ı Ali'yi çok iyi bilir.

Şu anda ne yapıyor?

Bir reklam şirketi var, Rauf Tamer'in oğlu Emir'le birlikte. Aynı zamanda puro ithal edip satmak üzere hazırlığı var. Mehmet Ali'ye çok kötü iftira attılar. 28 Şubat olunca ben Akşam'da yazıyordum, Mehmet Ali yöneticiydi. Hayatımız artık teminat altında diye düşünüyorduk. Önce beni çıkarttılar, sonra Mehmet Ali açık bir mektup yazdı, onu da çıkarttılar. Akşam Gazetesi televizyon kampanyasında bandrol parasını TRT'ye ödememişti, satış değil promosyondu çünkü. Bundan dolayı hukuki ihtilaf doğdu TRT ile aralarında. O zamanki Mesut Yılmaz iktidarı gizlice bir dolandırıcılık soruşturması yapılıyor. Emin Çölaşan çok ağır yazılar yazdı, biz o zaman cevap veremedik, cevap gönderdik Doğan Grubu gazeteleri yayınlanmadı. Sonunda da Mehmet Ali beraat etti. Mehmet Ali'yi ben ba_fearılı buluyorum, başından geçen hadiseler de onu çok olgunlaştırdı.

Son sorum, hayatta en çok pişman olduğunuz şey nedir? Hayatımın hatasıydı diyebileceğiniz?

Özal ile bu kadar ters düşmemiş olmayı tercih ederdim. Çok Demirel'le beraberdik, haksızlık yapıldığını düşünüyordum Demirel'e. Mağdurun yanında yer aldık. Daha akıllı davranabilirdik. Şimri çok daha dikkatliyim, dikkatli adımlar atıyorum.

MERVE KAVAKÇI OLAYININ DOĞRU OLMADIĞINI ANLADIM

Merve Kavakçı olayında geriye dönmek mümkün olsa aynı şeyi yapar mıydınız?

Merve Kavakçı olayında. başörtülü kızların önünü açmadığını gördükten sonra, ülkedeki gerginliği artırdığını gördükten sonra, doğru olmadığını anladım. Ama bunu ben yapmadım, HABERTURK.COM vasıtasıyla anlatayım. Başörtülü aday seçimini yapan Erbakan ve o zamanki yönetim. Abdullah Gül de var, Cemil Çiçek de var, Abdüllatif Şener de var, Abdülkadir Aksu da var. Ben yeni girmişim Fazilet'e, dahlim olması mümkün değil. Siyasetten anlamayan bir insanım. Erbakan'ın evine ziyarete gittim, sordum siz başörtülü aday koyacak mısınız diye sordum. 'Sen ne düşünüyorsun?' dedi, 'Koyun' dedim. Hepinizin eşinin başı örtülü, teşkilat örtülü, o zaman takiyye yapıyorsunuz derler. Oradaki heyet, biraz önce ismini saydığım, bir teki ağzını a_e7ıp koymayın demedi. O zaman bu kızı seçilecek bir yerden aday koyuyorsun, seçiliyor, fevkalade bir insan. Merve'yi çok seviyorum, modern bilgisayar mühendisi, ayaklarının üzerinde duran, birkaç kere evlenmiş ayrılmış, kızları basketbol oynuyor. Bana telefon etti, 'Yemin sıram geliyor benimle içeri girer misin?' Ne diyeceğim yani? Sen vebalısın mı? Ben tek başıma da girmedim. Bir sürü milletvekili girdim içeri. Bizim milletvekilleri Ecevitçilerin üzerine yürümek istiyor, ben sakinleştiriyorum "Aman, kavga çıkmasın" Zavallı Merve de sürekli dua okuyor, yaprak gibi titriyor. Bu olay hadiseleri daha çok gerginleştirdiği için keşke başörtülü bir aday olmasaydı o zaman diye düşünüyorum şimdi.

Çok teşekkür ederim Nazlı Hanım

Ben teşekkür ederim.

 
gulinyildirimkaya@haberturk.com

Medya Haberleri

Tüm Medya Haberleri