 Hepsi “yalan” çıkarsa...
Büyük ülkemin büyük kompolarından büyük bir tanesi daha.
Ama tarihin verdiği “bilgi” değişir mi:
Bu ülkede darbeler oldu; yani darbeciler de.
Kışkırtmak, birbirine kırdırmak, kıymak, susturmak, baskı altına almak için
oyun da çok oldu.
Olmadı mı?
Şimdi, mesela siz, diyorsunuz ki, bu sefer öyle değil.
Bu sefer “iktidar oyunu”.
Olabilir belki.
İktidarlar da çok oyun oynar.
İktidarlara da çok oyun oynatılır.
İktidarlar içinde, yanında, yamacında, yanağında birileri de oyun oynayabilir; tezgâh kurabilir, can yakabilir, dirlik yıkabilir.
Üstelik, şu anda da, bu hesapta, bu heveste birileri mutlak mevcuttur.
Ama bu, hakikatin ancak öteki kısmı.
Bir de beriki kısmı yok mu hiç?
Hiç mi, “Ya bunlar doğru ise” diye düşünmediniz?
Hiç mi kuşku düşmedi aklınıza?
Ya, hadi hepsi değil de, “iddiaların, belgelerin” bir kısmı doğru ise!
Can alan, cana kasteden, insana kıyan, insanları kıyıma sevk etmek isteyen
bir kısım hakikat ise?
Belgeler, bilgiler, kayıt kuyutlar, silahlar, bombalar, hevesler, kafesler, kaoslar,
imzalar hakikaten bunlar içinse?
Belki, hayatta bunlara bulaşmamış, bunlara yanaşmamış birileri de hırpalanıyordur (ilk değildir bu); ama ya birileri de, şu cinayetin, o kıyımın,
öteki plan ile beriki tezgâhın içinde ise?
Ya o gün patlamış bomba hakikaten böyle bir iş ise...
Ya boylu boyunca yatmış gazeteci, bir “operasyon” kurbanı ise...
Ya vurulmuş doçent, sözde kendisi gibi düşünenlerin tahrik hedefi olmuş ise...
Ya şu çukura gizlenmiş bombalar katletmek içinse...
Ya yüksek mahkeme katili hakikaten böyle bir operasyon tetikçisi ise...
Ya Atatürkçü gazeteye atılan bombaları “Atatürkçü” sandığınız o adam vermişse...
Ya TNT kalıpları bir müzede, bir durakta, bir okulda, bir sokakta sizi
de bulabilecekse...
Ya şu plastik patlayıcılardan kimisi zaten onca insanı, onca çocuğu
vurmuşsa...
Ya şu dolu lav silahları büyük suikastlar için gömülmüşse...
Ya şu genç subay kendi komutanına bile suikasta şartlanmışsa...
Ya tarihi zaten belalı bir inanç kitlesi, kışkırtıcı bir cinayetin, katliamın namlusuna konmuşsa.
“Karşı tezgâh asla olmaz” demiyorum; elbet diyemiyorum...
Ama ya sizin “inanmadıklarınız, yok saydıklarınız, tamamı tezgâh diye düşündükleriniz”in bir kısmı bile hakikatse...
Yani şu tutuklu bilgisayarında ele geçenler, beriki tutuklunun gömdüğü
silahlar, kimi itiraf, kimi kayıt en azından bir kısmının kanıtı ise...
“Atatürkçü” olarak, “Bütün Atatürkçüleri topluyorlar” derken bile... Siz evinizde, eşinizde, dışarıda iseniz... Ve herhalde bu memlekette “Atatürkçü” sayısı, sanıklar kadar değilken...
Kanlı heveslerle hepten alakasız kimi insana da büyük haksızlık yapılırken belki, “alınanlar”ın bir kısmı hakikaten şu bombanın, bu silahın, o olayın arkasında ise...
Bir yol ayrımına geldiğinizde...
Yani “iddiaların bir kısmı” bile hakikat çıktığında...
Ne yapacaksınız?
Kabaca iki yol var gibi:
Biri, hayattaki “temel” inancınızı belki asla terk etmeden, hakikatlerle
ve birileriyle yüzleşmek.
Belki çok şaşırmak, belki “şoke” olmak, belki iktidara muhalifliğin
başka yollarını, sözlerini, eylemlerini arayabilmek.
İkincisi de şu:
Bu kanlı oyunların, bombaların, silahların, lavların, kalıpların, kafeslerin gerekli olduğunu, normal olduğunu, bir yol olduğunu, muhalefet olduğunu... ve sizin de böyle düşündüğünüzü en azından kendinize itiraf etmek!
|