Boynuz kulağı geçti!
İyi hatırlıyorum.
2000'li yılların başından itibaren Türk bankalarında başlayan konsolidasyon dönemi, birçok dünya devi bankanın Türk bankalarına ilgisini manşetlere taşıyordu.
İtalyan, İspanyol, Fransız, Belçikalı, Hollandalı, İngiliz, Amerikan, Portekizli bankalar, tabir yerindeyse Türk bankalarını satın almak için kuyruğa girmişti.
Finansbank, Denizbank, TEB gibi bankalarda çoğunluk hisselerinin, Yapı Kredi'de yüzde 50'lik payın, Garanti Bankası ve Akbank gibi hisse senetlerinde ise azınlık hisse senetlerinin satışı ve bu satışlara konu olan hisse başına fiyatlar dünyada büyük bir sükse yapmıştı.
O dönemde bu bankalar için ödenen bedellere bakıldığında Türk bankaları ilk bakışta çok maliyetli satın almalar olarak görünüyordu birçoğunun gözüne. Hatta bazı orta ölçekli bankaların satışında elde edilen gelirler, Türk bankacıların müthiş başarısı ve geleceğe yapılan yatırım olarak lanse ediliyordu.
Bu dönemde Türk bankalarıyla ilgilenip daha sonrasında pahalı buldukları için geri çekilen birçok dünya devi ise Türkiye pazarında rekabet etme imkanını en büyük global rakiplerine kaptırdılar.
Bazıları ise el attıkları bankalarda umduğunu bulamayıp fırtınasına kapıldıkları konsolidasyonla birlikte kendileri de konsolide oldular ve pazardan koşarak kaçtılar.
Fakat o zamanlarda ödenen bedellerin aslında hiç de yüksek olmadığını bu hafta açıklanan BrandFinance'ın, bankaların marka rekabeti listesi çok açık ve net bir şekilde gösteriyor.
İşte size çok basit bir örnek...
Denizbank'ın Belçika devi Dexia tarafından satın alınması sırasında Dexia'nın marka değeri 1 milyar 424 milyon dolardı. Türkiye'den o dönemde BrandFinance listesine girebilen tek banka ise İş Bankası'ydı ve marka değeri de 392 milyon dolardı.
Yani neredeyse orta ölçekli bir bankanın marka değeri kadar. Halbuki İş Bankası Türkiye'de o dönemde de aynı bugünkü İş Bankası'ydı ve listedeki milyarlarca dolarlık marka değerine sahip global bankaların birçoğunu katlayacak kadar müşteri sayısına, aktif büyüklüğe, özsermaye gücüne sahipti.
Fakat bir eksik vardı. Türk markalarının ve Türkiye'nin ülke olarak ekonomik gücünün global dünyada yeterince algılanamamış olması.
Geçen yıl ise Belçikalı Dexia'nın marka değeri 1 milyar 553 milyon dolardı. yani geçen yıla kadar Belçika devinin marka değeri 100 milyon dolardan fazla artmış durumdaydı. Bu yıl bu marka değeri 156 milyon dolara indi.
2006'da satın aldığı Denizbank'ın marka değeri ise 274 milyon dolar. Yani neredeyse, en büyük hissedarı olan Dexia'nın iki katı.
Yine 2006 yılında Yunan NBG tarafından satın alınan Finansbank da sahibine nispet yapar bir performans sergiledi.
Geçen yıl 863 milyon dolarla 394 milyon dolarlık iştiraki Finansbank'a marka değerinde 2 kat fark atan NBG'nin marka değeri bu yıl 354 milyon dolara indi. Finansbank'ın marka değeri ise 372 milyon dolar.
Yani ana hissedarının 18 milyon dolar üzerinde bir marka değerine sahip Finansbank.
Yani Türk bankalarına yapılan yatırımın gerçek anlamı aslında 2011 yılında net bir şekilde anlaşıldı. Çünkü fırtına arkadan eserken tüm bankalar için parti devam ediyordu. Mühim olan fırtına karşıdan esmeye başladığ zaman neyin yerinde durduğuydu.
Bu aynı zamanda Türk bankaların, bir dünya markası yaratma sürecinde aldığı mesafenin de bir rakamsal kanıtı.
Bugün Akbank, dünyanın en değerli 100 markası arasında 1 milyar 582 milyon dolarlık marka değeriyle 96'ncı sırada.
İş Bankası ise 1 milyar 569 milyon dolarlık marka değeriyle 98'inci sırada yerini alıyor.
Onları 1 milyar 434 milyon dolarlık marka değeriyle 104'üncü sırada Garanti Bankası izliyor.
1 milyar dolarlık marka değeri sınırının üzerinde olan dördüncü Türk bankası ise Uni Credit'in yüzde 50 iştiraki olan Yapı Kredi. Uni Credit, 2007 yılında 3 milyar 552 milyon dolar marka değerine sahipken bugün, 4 milyar 140 milyon dolar marka değerine sahip. Yani Bugün Yapı Kredi'nin marka değeri, UniCredit'in marka değerinin üçte birini oluşturuyor.
Bu dört özel bankanın ardından iki kamu bankası ve ana ortaklarına marka değerinde fark atan Denizbank ve Finansbank geliyor.
Hal böyle olunca, o meşhur söz geliyor akla: Mızrak çuvala sığmıyor. Denizbank'ın Dexia tarafından satışa konmasına işte bu gözlükle bakmak gerekiyor. Şu anda Dexia, kendisinden çok daha değerli olan bir markayı yönetmeye çalışıyor.
BRANDFINANCE DÜNYANIN EN DEĞERLİ MARKALARI SIRALAMASI
Türkiye listede toplam sekiz banka ve 7 milyar 965 milyon dolarlık marka değeriyle temsil ediliyor.
2012 SIRALAMASI 2011 SIRALAMASI BANKA MARKA DEĞERİ (Milyon dolar)
96 95 Akbank 1582
98 76 İş Bankası 1569
104 96 Garanti 1434
123 119 Yapı Kredi 1138
145 158 Halkbank 859
156 151 VakifBank 737
244 277 Finansbank 372
286 322 DenizBank 274
İşte rakamlar böyle. Fakat bu tablo içerisinde Türkiye'nin ve Türk bankalarının da dikkat etmesi ve gerekli yerlere dikkat çekmesi gereken birşeyler var.
Türk bankalarının marka değeri de azalmış durumda. Marka değerinde geçen yıla göre yaşanan azalış 2 milyar 666 milyon dolar. Geçen yıl en değerli 500 bankacılık markası listesine 11 banka sokan Türkiye'nin bu yıl üç bankası listeden düşmüş.
Bunun iki anlamı olabilir. Ya Türkiye'de orta ölçekli bankalara yönelik yeni bir konsolidasyon dalgasının işareti ya da BrandFinance Türk bankaları için puanlamalarında biraz fazla muhafazakâr davranıyor.
Bence ikinci seçenek çok daha kuvvetli. Çünkü listenini geneline baktığımız zaman listede, iflası aslında gerçekleşmiş fakat "itiraf etsek mi yoksa etmesek mi" tartışması yapılan Yunanistan da üç bankasını kaybetti, Türkiye de.
Bu süreçte, İtalya sadece 1 bankasını kaybetti.
Portekiz listede hiç banka kaybetmeden duruyor.
Bu ülkelerin birçoğu, bankalarının finanse ettiği reel sektörü, resesyon nedeniyle durma noktasına gelmiş olan ülkeler.
Bu bankaların birçoğu, bugün Avrupa Merkez Bankası'nın fonlamasıyla ayakta duruyor. Bu ülkelerin birçoğu Avrupa Merkez Bankası'nın tahvil alım programları sayesinde batma noktasından kurtulmaya çalışıyor.
Türkiye ise ne Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'ndan fonlama peşinde koşan bankaların olduğu bir ülke, ne de resesyonu Avrupa'daki boyutuyla bugüne kadar hissettmiş olan bir ülke.
Bu durumda Türkiye'nin yerinin, Endonezya, Meksika, Çin, Hindistan, Kore gibi listenin yükselenler bölümünde yer alması gerekirdi.
Fakat elbette burada çuvaldızı kendimize batırmakta da fayda var. Türk bankaları, her ne kadar son zamanda özellikle Eski Sovyet coğrafyasında ve Balkanlar'da satın alma ataklarına başlamışsa da henüz global bazda ses getirebileceği bir satın alma gerçekleştirmiş değil.
İşte Türk bankaları için fırsat.
Dünyanın en büyük markalarının marka değerleri yerlerde sürünüyor. Bir satın alma, dünyanın en değerli 50 markası arasına en az bir Türk markasının girmesini sağlayabilir.
İşte dünya bankacılık sektörünün ülkeler bazında marka rekabeti
Borsaları korkutan senaryolar!
- Yayın Tarihi: 23/05/12 19:36
- [javascript protected email address]
Fenerbahçe'den 171 milyon liralık operasyon
- Yayın Tarihi: 19/05/12 19:19
- [javascript protected email address]
1 trilyon dolarlık korku!
- Yayın Tarihi: 17/05/12 13:42
- [javascript protected email address]


