Düşmanı Korurken
10 ŞUBAT FİLMLERİ - DÜŞMANI KORURKEN
‘Bourne’ serisinin getirdiklerini kullanan, bunun üzerine de özgün bir çıkış noktası yerleştiren bir ajan aksiyonu. “Düşmanı Korurken” iki ajanın kuşak çatışmasından beslenen ‘koşuşturmacalı omurgası’ndan güç alırken, esasen yönetmeni Daniel Espinosa’nın ilk Hollywood projesinde parlamasıyla yükselmiş. Ancak yine stüdyolarda ilk işini veren senarist David Guggenheim’ın dramatik çatısız ve olay örgüsüz senaryosunun iki saati bulan süreyi kaldıramaması sebebiyle özellikle ikinci yarıda çokça irtifa kaybetmiş. Her şeye rağmen karşımızdaki film, Hollywood standartlarında Tony Scott ve Paul Greengrass yönetmenliğindeki işleri akla getiren, ilgi çekici ‘sığınak’ tabanıyla da oyalayan yüksek tempolu bir seyirlik sunuyor. İlerleyen dönemde anılırsa, İsveçli yönetmen Daniel Espinosa’yı ve genç Fransız yıldız adayı Fransız Nora Arnezeder’i stüdyo sistemine armağan etmesiyle anılabilir.
‘Bourne’ serisinin başarısının ardından ‘ajan filmi’ çekmek belli bir formata uydurulmaya başlandı artık. Bu da nedir? El kamerası, yaralı karakterler, hız odaklı bir omurga ve fazlaca koşuşturmaca. Yani Bond filmlerinin o artık eskiyen karizmatik, her şeyi alt eden ve kusursuz kahramanı, ürün yerleştirme geleneği, ‘avantür’e kayan tür anlayışı ve Hollywood anlatısını bütün hatlarıyla kalıbına uyduran üslubu ortadan kalktı. Daha gerçekçi bir ajan filmi formülü etrafımızı sardı.
Espinosa yabancılık çekmemiş
“Düşmanı Korurken” (“Safe House”, 2011) de sanki arkasını bu tabana yaslayarak hareket ederken, biri yeni diğeri eski iki ajanın koşuşturmacasına odaklanıyor. Bunu yaparken ‘Bourne’ serisinin görüntü yönetmeni Oliver Wood ile ikinci halkasının kurgucusu Richard Pearson’ın ekibe dahil edilmesi şaşırtıcı değil. Bunların üzerine Daniel Espinosa gibi dördüncü filmini çeken bir İsveçli yönetmen eklenince de teknik kadro tamamlanmış gibi. Çünkü İskandinav sinemasında genelde ‘ana akım klasik anlatı sineması’ anlayışı hakimiyet kurduğundan burada esas yabancılık çekmeyen yönetmenin ta kendisi olmuş.
Zira filmin açılışını Matt Weston’ın (Ryan Reynolds) eşiyle olan tutkulu ilişkisini ve Tobin Frost’un (Denzel Washington) sürekli kılık değiştirip ayakta kalma çabasını resmederek yapan Espinosa’nın, bu iki devreli istasyondan çıkardıkları ortada. Amacı Tony Scott’ın hızlı kurgu geleneğiyle de birazcık Greengrass-Scott ya da “Devlet Düşmanı”-‘Bourne’ serisi arasında bir yere konuşlanmak. Bunu kurgucu ve görüntü yönetmeniyle kurduğu işbirliğinden sinemaskop oranında çıkardıklarıyla kalıbına uydurduğu kesin.
Hız kavramı memuriyetle yerine getirilmiş
Filmin de tempo, gerilim, tansiyon ve aksiyon konusunda sıkıntısı yok. Her şey tıkır tıkır işliyor. Ancak iş günümüzün ‘hız’ düşüncesi ve buna eklenmesi gereken ‘interaktif’ yapı olunca bir geriye çekilme gerçekleşiyor. Zira Espinosa işçiliğe hakim ve stüdyolarda yer etmesi garanti duran bir memur olsa da Brian De Palma, Tony Scott gibi henüz kendi benliğini projeye yerleştirecek kimlikte bir yönetmen değil.
Bu durum ‘sığınak’a (safe house) sıkışan Frost’un kaçışından başlayan Frost-Weston çekişmesini bir yere kadar götürüyor. Ancak bir yerden sonra ‘ajanların kuşak çatışması’nın inandırıcılık sıkıntısı çekmesiyle birlikte böylesi rötuşlara ihtiyaç duyuluyor. Espinosa her şeyi kalıbına uydurup senaryoyu harfiyen perdede canlandırmış orası kesin. Bu konuda da kare kare başarılı. “Düşmanı Korurken”i sinema derslerinde görsel analize tabi tutarsanız çok fazla malzeme elde edebilirsiniz.
Senarist ve başrol oyuncusu ne kadar etkili olabilir?
Ancak daha önce bir TV projesinde ismi yazan David Guggenheim’ın senaryosu sanki dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olmak misali bir etki bırakmış gibi. Zira hem Reynolds’ın Denzel Washington gibi böylesi filmlerin has kahramanının yanına ‘çömez’ sokma konusunda bir ‘star sistemi dolaşımı’ sağlayamaması hem de olay örgüsüzlük sıkıntısı filme zarar veriyor. Reynolds’ın yerine Sam Worthington, Shia LaBeouf gibi bu gibi ‘aksiyona meyilli kahraman’ rollerinde idare etmesini ve geride durmasını bilen yeni nesil oyuncuların seçilmesi bunların ilkini bertaraf edebilirmiş.
Olay örgüsünün kurulmaması ise iki saati bulan sürenin özellikle ikinci yarısında ‘stadyum’ gibi iyi kullanılan hız platformu bir kenara ‘oradan oraya zıplayan’ oyuncuların işlevlerinin altını dolduramamış. Yani aksiyon senaryosunda ya da koreografisinde sıkıntı var gibi. Bunun da sebebi senaristin burada ‘sığınak’ meselesini ana fikir aşamasında bırakıp hikayeyi oluşturmak için fazla uğraşmaması. Zira ilk bölümü atlatınca karşımıza çıkan temposu yüksek sahnelerin altında yatan metin, neredeyse B sınıf dövüş filmlerinin düzeyinde tek boyutlu yazılıp yönetmenin sırtına çokça yük bindirilmesine yol açmış.
Paralel kurgu becerisiyle yürüyen temiz bir ajan aksiyonu
Zira Espinosa’nın ‘istihbarat teşkilatı’, ‘aileler’ ve ‘kötüler’ arasındaki üç mekanlı paralel kurguda bir andan sonra aynı şeyleri gizemsiz bir şekilde işlediği ortaya çıkıyor. Dramatik yapı da 90 dakika olsa kaldırabileceği bu omurgasızlıktan süre uzadıkça daha fazla hasar görüyor. Bu durum “Düşmanı Korurken”in işçiliği temiz bir ajan aksiyonundan öte bir noktaya ulaşmasını engellemiş. Adeta “Kassandra Geçiti” (“The Cassandra Crossing”, 1976), “Lunapark’ta Terör” (“Rollercoaster”, 1977), “Hız Tuzağı” (“Speed”, 1994) örneklerindeki ‘hız istasyonları’ndan beslenen aksiyon tabanının üzerine tuğlalar koymasına izin vermemiş.
Yine de yönetmeninin başarısıyla izlenebilen bir blockbuster seyirliğinden bahsetmek mümkün halihazırda. Öyle ki ajan filmlerinin yeni üslubunu bünyesine geçirmekte sıkıntı çekmeyen Espinosa’nın, kalıbına uygun bir yapıt sunarken seyirciyi doyurduğu söylenebilir.
FİLMİN NOTU: 4.5
Haftanın diğer filmi 'Duyguların Rengi'nin eleştirisi için tıklayın...
Haftanın diğer filmi 'Köstebek'in eleştirisi için tıklayın...
Haftanın diğer filmi 'Marilyn ile Bir Hafta'nın eleştirisi için tıklayın...
Haftanın diğer filmi 'Sürücü'nün eleştirisi için tıklayın...
Haftanın diğer filmi 'Jack ve Jill'in eleştirisi için tıklayın...
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU
Acı Tatlı Tesadüfler (Ma Part du Gateau / My Piece of the Pie): 6.1
Artist (The Artist): 6
Aşk ve Devrim: 3.9
Ay Büyürken Uyuyamam: 0.8
Berlin Kaplanı: 3.2
Bisikletli Çocuk (Le Gamin au Vélo / The Kid with a Bike): 6.8
Bu Son Olsun: 4
Çizmeli Kedi (Puss in Boots): 6
Demir Leydi (The Iron Lady): 5.9
Düşler Bahçesi (We Bought a Zoo): 2.8
Ejderha Dövmeli Kız (The Girl with the Dragon Tattoo): 7.8
Eşruhumun Eşzamanı: 0.9
Güzel Günler Göreceğiz: 3
Hugo: 7.3
İçimdeki Şeytan (The Devil Inside): 1.3
İz (Reç): 4.8
Jane Eyre: 4
Johnny English’in Dönüşü (Johnny English Reborn): 4
Karanlık Saat (The Darkest Hour): 3.3
Karanlıklar Ülkesi: Uyanış (Underworld: Awakening): 5.4
Karanlıktan Korkma (Don’t Be Afraid of the Dark): 5.5
Katil Köpek Balığı (Shark Night 3D): 4.7
Kazanma Sanatı (Moneyball): 6.1
Kevin Hakkında Konuşmalıyız (We Need to Talk About Kevin): 7.8
Kurtuluş Son Durak: 4
Labirent: 5.5
Mavi Pansiyon: 5
Melankoli (Melancholia): 3.5
Mission Impossible: Ghost Protocol: 3.8
Musallat 2: 5.3
Nar: 6.1
Neşeli Ayaklar 2 (Happy Feet Two): 5.9
Savaş Atı (War Horse): 6.4
Sherlock Holmes: Gölge Oyunları (Sherlock Holmes: A Game of Shadows): 6.5
Tutku Günlükleri (The Rum Diary): 5.5
Utanç (Shame): 5.8
Yangın Var: 4.7
Zenne: 3
Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.
Haftanın en iyisi: Moonrise Kingdom
- Yayın Tarihi: 24/05/12 14:03
- [javascript protected email address]
Kan ve Aşk
- Yayın Tarihi: 24/05/12 15:25
- [javascript protected email address]
Edepsiz Kız
- Yayın Tarihi: 23/05/12 18:37
- [javascript protected email address]

