ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Şebnem Ferah, 24 Ağustos'ta Bodrum Antik Tiyatro'da çok özel bir konser verecek. Senfoni orkestrası ile verdiği konserin albüm ve DVD'si ise yolda. 35 yaşında zamanın ne kadar kıymetli olduğunu anladığını söyleyen Ferah, dünyayı gezmek, sağlıklı, eğlenceli ve verimli bir ömür geçirmek istiyor

1988 yılında kurduğu Volvox’la rock müziğin en önemli sesi olmaya doğru ilk adımını attı Şebnem Ferah. Kadınlardan oluşan ilk rock grubuydu Volvox, ki o günün koşullarında bu inanılmaz bir şeydi! Ferah’ın azmi ve inancı bu beş kadını bir araya getirmişti. O günden bu yana çizgisinden hiç sapmadan devam ediyor yolculuğuna. Her albümüyle ‘sadık’ dinleyicisinin gönlünü bir kez daha kazanıyor.
Şebnem Ferah şu sıralar çok heyecanlı. Çünkü 24 Ağustos’ta Bodrum Antik Tiyatro’da bambaşka bir konser sunacak. Ferah, tam beş albümünden en sevilen şarkıları akustik olarak yani ‘en gerçek’ halleriyle sunacak. Konserin provasında, Maslak Oto Sanayi Sitesi’ndeki küçücük stüdyoda yakaladık Şebnem Ferah’ı. Etrafımızı saran oto tamirhanelerinden yükselen seslerin arasında hayli eğlenceli bir röportaj yaptık. Sahnedekinden bambaşka bir Şebnem Ferah’tı karşımızdaki. Sıcak, sevecen, esprili ve daima gülümseyen biri… Gözlerinde samimiyetin pırıldadığı, mutevazı biri! Belki beylik sözler gibi gelecek bunlar size ama gerçekten de öyle biri Şebnem Ferah. Ve şarkılarını söylemeye başladığında ise o ufak tefek kadının nasıl devleştiğine şahit olduk. Dinleyiciyi, büyülü sözlerle işlediği şarkılarıyla nasıl sarıp sarmaladığına… O küçücük stüdyoyu sesiyle nasıl doldurduğuna…
Hemen bir not ekleyelim, Şebnem Ferah’ın sevenlerine bir başka hediyesi ise 10 Mart 2007’de Orhan Şallıel yönetimindeki 50 kişilik senfoni orkestrası ile verdiği konserin kayıtlarından oluşan albüm ve DVD. Sahne performansı dillere destan olan Şebnem Ferah’ın bu 2 CD’den oluşan albümü ve DVD’si kaçırılmamalı. Bu arada Bodrum konseri 8 Eylül’de de İstanbul Açıkhava’ya taşınacak.

* Bodrum Antik Tiyatro’da nasıl bir konser sunacaksınız?
Bodrum’da unplugged bir konser yapacağız. Şarkıları hep albümlerde dinleyicilerin dinlemeye alışkın oldukları versiyonla çalıyorduk. Yıllar önce iki tane akustik konser yapmıştık ve tadı damağımızda kalmıştı. Bir de Antik Tiyatro’nun atmosferine çok uyacağını düşünüyorum, unplugged konserin. Bütün bunların birleşmesiyle bu konser doğdu.

Şarkıları nasıl belirlediniz?
Seçtiğimiz konsepte en uygun sonuç verecek olanları saptayabilmek için yaklaşık 30 parçalık bir repertuvar oluşturuyoruz. Sonra şarkıları belirlediğimiz formda çalıp, hangisi uygunsa onları seçiyoruz. Ama bu arada müzikseverlerin çok alışkın olduğu parçalar var. Onları çalmamak mümkün olmuyor. Elimizden geldiği kadarıyla dinleyicilerin daha çok sevdiklerini bildiğimiz parçalara ağırlık veriyoruz.

Bir de yeni albümünüz yayımlanıyor.
Onun neredeyse sonlarına geldik.

Nasıl bir albüm olacak?
Senfoni orkestrasıyla 2 konser yapmıştık. Bunlardan birini işitsel ve görsel olarak kaydettik. Bu kaydı hem DVD hem CD formatında dinleyicilerimizle paylaşacağız. Neredeyse 2 küsur saatlik bir materyal. Sahne, müziğin en sevdiğim taraflarından biri. Bu durumu ve dinleyicilerin herhangi bir konseri ne kadar güzelleştirebildiğini gösterebilmek için bunu belgeleme ihtiyacı içimizden geldi. Ama daha bitirmiş değiliz.

Sizin sahne performanslarınız hep konuşulur. Sahne performansınıza güvendiğiniz için mi özellikle böyle bir albüm DVD hazırlamak istediniz?
Doğrusunu söylemek gerekirse dünya müzik sektöründe müzikal anlamda başarılı olmuş birinin ilk yapacağı şeylerden biridir canlı performansı albüm haline getirmek. Fakat Türkiye’de bu pek gelenekselleşmiş bir şey değil. İnsanların tercih ettiği ya da koşulların izin verdiği bir şey haline gelmemiş. Biz de yapınca gördük, o oluşumu sağlamak zormuş. Hele hele bunu DVD haline getirmek biraz daha zor. Ama benim hep böyle bir arzum vardı. Şarkıları stüdyoda bir şekilde kaydediyoruz ama yıllar boyunca sahnede çala çala başka bir forma bürünüyorlar. Şarkıların bakir haline ayrıca binlerce dinleyicinin duyguları da katılıyor. Sahnedeki kişi olarak bunu hissedebiliyorum ve hissedebildiğim kadarını da bir konser albümü ve DVD eşliğinde paylaşmaya karar verdik.

Sizin için Türkiye’nin en sağlam kadın vokallerinden tanımlaması yapılır. Ne düşünüyorsunuz bu tanımla ilgili?
Kendimi bildim bileli iyi şarkıcı olmaya çalışıyorum. Ama bunun ötesinde söyleyebilecek bir şeyim yok. İyi bir müzisyen olmaya gayret ediyorum. İyi şarkıcılık da iyi müzisyenliğin parçalarından biri.

Kadın müzisyen olarak rock müzik içinde var olma zorlukları yaşadınız mı?
Volvox’un kurulduğu dönemler sadece bir kadın için değil erkekler için de zor dönemlerdi. Uzun saçlı erkek arkadaşlarımızın yolda yürürken şiddetle karşılaşabildiği bir dönemdi. Bugünkü gibi değildi şartlar. Gerçekten zordu. Ama tüm dürüstlüğümle söylemeliyim ki ben meselelere kadın olmak bunu daha ne kadar zorlaştırıyor diye hiç bakmadım. O kadar büyük bir aşkım ve sevdam vardı ki kadın olmam bunu daha da mı zorlaştırıyor acaba diye düşünecek fırsatım olmadı. Neredeyse deli gibi bütün gün çalışıyordum. Bir şeye bu kadar çok yoğunlaştığınız zaman zaten onun negatif taraflarından ziyade size kattıklarına ve sizin de o alan için yapabildiğiniz şeylere odaklanmaya başlıyorsunuz. Yoksa zor değil miydi? Zordu tabii. Bir kere fiziksel olarak bile zordur. Koca koca amfiler, gitarlar…

Çevrenizdeki müzisyenler sizi nasıl karşılıyordu?
Elbette ‘hımm bakalım çalabiliyorlar mı?’ diye kontrol edenler oluyordu. Ama biz belki de şanslıydık. Aynı dönemde müzik yaptığımız erkek arkadaşlarımız bizim bu müzikle ilgilenmemizi destekliyorlardı. Destek veren arkadaşlarımızın varlığıyla karşılaştık genel olarak.

Peki siz neden kendinizi rockla ifade etmeyi seçtiniz?
Tamamen bu müziğe duyduğum aşkla ilgili. Rock müzikle ilişkimin başlaması neredeyse çocukluk yıllarıma rastlıyor. Dolayısıyla bu bilinçli bir tercih olmaktansa, daha çok kendiliğinden oluşan, düşünerek değil içimden geldiği gibi ortaya çıkan bir şey bence. Müziğin farklı türlerinden zevk alabilen biriyim ama söz konusu mikrofonu elime alıp şarkı söylemek olduğunda içimdeki adrenalinle, duygularımla, tansiyonumla ve fikirlerimle en iyi paslaşan şey bu.

Sizce Türkiye’de gerçekten bir rock kültürü var mı?
Müzik herkesin kendi duygularına ve doğrularına göre yaptığı bir şeydir, başkalarınınkine göre değil. Elbette ülkemizde başka müzik türleri kadar geniş bir coğrafya kaplamıyor ya da var olan halinin de içeriği tartışılabiliyor ama bence insanların duygularıyla ilgili bazı şeyleri ne kadar konuşursak konuşalım boş konuşmuş oluruz. Benim hoşuma giden şey eskiye oranla çok daha fazla şey üretiliyor ve üretmek sadece tüketmekten daha olumlu geliyor bana. Yapılan şeylerle ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapmak için biraz daha zamana ihtiyacımız var.

Şarkılarınızda hep acı çeken bir kadın var. Aşkı ızdırap veren bir şey olarak mı görüyor ve yaşıyorsunuz?
Hayır, kesinlikle öyle değil. Aşık olmak dünyanın en güzel şeyi, çok eğlenceli tarafları da var. Hatta eğlenceli tarafları çok daha fazla. Ben yapı olarak üzüntülerimi, sıkıntılarımı günlük hayatıma, çevreme pek yansıtmam. Belki de içimde tuttuğum için bunlar daha sonra şarkı sözü olarak ortaya çıkıyor. Gerçi şu da var. Mesela ''Kelimeler Yetse'', hakikaten bir kadın ve erkek arasındaki ilişkiyi kadın tarafından anlatan bir albümdür. Ama ''Can Kırıkları''nda hiç oturup da aşk şarkısı diye yazdığım bir şarkı yok. Bazen de dinleyiciler öyle bir anlam yüklüyorlar. Ama bence bu da güzel ve kontrol edemeyeceğimiz bir şey. Ben de kim bilir kimin ne şekilde yazdığı bir parçaya ne anlamlar yüklüyorumdur. Müziğin güzel tarafı bu bence.

Neden ''Kelimeler Yetse''de bu durum söz konusu oldu peki?
O zaman içimdeki en baskın şey buymuş demek ki. Üzgündüm, yorgundum, bunları haykırmak istemişim. ''Can Kırıkları'' albümümdeyse odak noktası kendim değilim. Bir de aslında ben bir şarkı yaparken hiçbir zaman önce söz yazmam. Hep müziği düşünürüm önce. Buna eşlik edecek sözlerse benim için bir film setindeki objeler gibidir. Dün olmayan bir şarkı yapmaya oturuyorsunuz ve beyninizden değil, kalbinizden çıksın istiyorsunuz. Kafamda bir konu oluşturup ille de ona uygun bir şey yapmak açıkçası bana pek samimi gelmiyor. Daha doğrusu bu güdüyle yazılmış hiçbir şarkının derinden etkileyici olduğuna tanık olmadım. Oysa benim en önemsediğim şey şarkının kendisinin de etkisinin de bir derinliğinin olabilmesi. Bunun asla her müzisyene uyacak tek bir formülü yok.

30 yaşını aşmışken artık nasıl bakıyorsunuz hayata ve aşka?
İnsan her zaman bir sürü yeni deneyimler yaşıyor, tecrübeler ediniyor. Bu tecrübeler kimi insanı daha olgun daha sakin, kimi insanı ise daha fazla hayatla kavga eder bir hale getiriyor. Ben de hayatı mümkün olduğu kadar dolu dolu, içimden geldiği gibi yaşamaya gayret eden biriyim. Müzik odaklı bir hayatım var. Şu çok önemli bir şey: Benim yaşımda sevdiğiniz bir şeyi yaparak bir hayat oluşturmak sürekli bir mutluluk kaynağı veriyor.

Bu tecrübeler sizi nasıl biri haline getirdi?
Ben her gün yeni bir şeyler öğreniyorum. Bir şey üretmediğim zaman kendimi kötü hissediyorum. Yaş ilerledikçe ortaya çıkan en çarpıcı gerçek zamanın ne kadar kıymetli olduğu. Eskiden müzik yaparken hissetmediğim şeyler de hissediyorum. Bizim jenerasyonumuzun çok garip bir geçiş sürecine denk geldiğini ve bazı görevlerimiz olduğunu düşünüyorum. Bunların toplamı beni daha fazla sorumluluk sahibi biri haline getirdi.

Bunu pek çok kişi merak ediyor. Şarkılarınız otobiyografik mi?
Her zaman değil. Ben iyi bir gözlemciyimdir. Kimi zaman şarkı yaparken birincil olarak dikkate aldığım benim ne söylemek istediğim değil, melodiler oluyor. Bu kadar çıkış noktanız belirli olduğu zaman da şarkı sözleri her ne kadar çok önemli olsa da onlara eşlik edecek birer enstrüman benim için. Dolayısıyla bana ne ilham veriyorsa ondan yola çıkıyorum.

Kendi şarkılarını yazan kadın şarkıcılar arttı son dönemde. Bunu neye bağlıyorsunuz? Kadınların kendilerini ifade etmesinin zamanı ancak mı geldi?
Bu tamamen ülkemizin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullarla alakalı. Tahmin edemezdim 20 yıl önce herhangi bir rock grubunun konser verebileceğini, albümler çıkarabileceğini. Biz hala kadınlarla ilgili eğitimin ya da kendi bildikleri gibi yaşamalarının zaman zaman tartışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Hala bazı kesimlerinde kız çocuklarının çok bastırılarak büyütüldüğünü göz önünde bulundurursak üreten kadınların yavaş, uzun aralıklarla ve çok sonra ortaya çıkması normal. Bir kız çocuğu büyürken herhalde en çok ''Yapma ayıp baban kızar'' gibi şeyler duyuyordur. Bu eğitimin sonrasında ne bekleyebiliriz ki? Kendi şarkılarını yazan kadınların sayılarının artması mutluluk verici.

Neler yaparsınız kendinizi beslemek için?
Mümkün olduğu kadar çok konsere giderim. Dinlemeyi sevdiğim, düzenli olarak etüd etmenin gerekli olduğunu düşündüğüm albümler vardır. Onları mutlaka dinlerim. Artık eskiden olduğu kadar her çıkan şeyi dinlediğimi söyleyemem.

Çok mu bombardımana maruz kalınıyor?
Artık ucu yok. Yani o kadar çok şey çıkıyor ki. Biraz hayat ritmiyle de alakalı insanın. Ben de bir sürü boş vakti olan biri değilim. O yüzden daha beğenilerinize yakın olanları seçiyorsunuz. Müzik yapmak için sadece müzikle beslenmiyorum ama. Bana ilham veren şeylerden uzak durmamaya gayret ediyorum.

Düzenli etüd etmenin gerekli olduğunu düşündüğüm albümler var dediniz. Hangi albümlerdir bunlar?
Beş bininci kez de dinlesem sıkılmadığım albümler var. Deep Purple, Pink Floyd, Heart gibi eski grupların eskimeyen müzikleri. Performans açısından da içerik açısından da genel şarkı formları açısından da her biri benim için ders niteliğinde. Herhangi bir konsere çıkmadan önce de Heart'ın unplugged albümünü dinlerim, daha dinlerken şarkı söylemek açısından herhangi bir şan dersinde belki asla edinilemeyecek bir motivasyon kazanırım.

Bunca yıl sonra dönüp baktığınızda nasıl bir çizgide ilerlediğinizi görüyorsunuz?
Yapmaya çalıştığım şeylerin toplamını, bana ifade ettiği mutlak değeri seviyorum. Ama daha yapmak istediğim çok şey var. Önümde de hala uzun yıllar var. Bazen elbette keşke şöyle yapsaymışım dediğim oluyor ama olumsuz yaklaşmak yerine daha dört elle sarılıyorum böyle zamanlarda da.

Sizin bir fan sitenizde forum açılmış ve şunu sormuşlar ''Şebnem Ferah’ın hayatınızı değiştiren şarkısı hangisidir?'' Bir insanın hayatına etkisi olan, hayatına dokunabilen bir şey yazmak nasıl bir his? Bunun farkında mısınız?
Böyle bir hisle yapmıyorum. Sonucu bu oluyor. Ve inanın ben de şaşırıyorum. Konuşurken bile tüylerim diken diken oluyor. Yani bu o kadar mucizevi bir şey ki ve bunu konuşabildiğim için o kadar mutluyum ki. Benim de hayatımda dinlediğim zaman ne şarkı diye şaşırdığım ve hayatımın bir dönemine tanıklık etmiş bir sürü şarkılar var. Müzik o kadar güçlü bir şeydir ki. Hızmalı, baş örtülü, gelir düzeyi çok yüksek ya da düşük tüm insanları politikacının bir arada tutmasını bekleyemezsiniz. Ama müzik herhangi bir hiyerarşik düzenleme olmadan bir sürü insanı aynı konser alanında bir araya getirir. Müzik birleştirici ve insanların birbirlerine olan duygularını belki birazcık daha yoğunlukla aktarabilmelerine müsaade eden, zemin hazırlayan bir şey. Hal böyle olunca dinleyiciler için herhangi bir şarkı sözündeki satır ya da melodi bir şeyler ifade edebiliyor. Ben de hayranlıkla bu duruma tanık oluyorum. Bazı konularda çok özenli olma çabamı sürdürme gayretim de bu yüzdendir. İsteseniz de istemeseniz de birilerinin hayatına arkadaşlık ediyorsunuz ve bunun yüklediği bir sorumluluk var. Ben de bu sorumluluklarımı güzel yapmaya çalışıyorum ve bu arada da eğlenmeye gayret ediyorum. Ancak bu ikisi birleştiğinde insanlara yoğun bir şeyler sunabileceğimi düşünüyorum.

Plak şirketi kurmak istediğinize dair haberler duymuştuk. Böyle bir niyetiniz var mı? Çalıştığınız şirketlerle özgürce müzik yapabiliyor musunuz?
Bir aralar niyetlenmiştim. Ancak hızlıca karar değiştirdim çünkü bir şirket yönetmek bir müzisyenin işi değil. Tüm zamanımı müziğe ayırmak, gelişmek ve üretmek istiyorum. Çalıştığım şirketlere gelince hiç kısıtlamayla ya da bir takım diretmelerle karşılaşmadım. Çünkü bu konularda net bir tavrım vardır.

Müzik dışında ne yapmak istiyorsunuz hayatta?
Bütün dünyayı görmek istiyorum, en büyük hayalim bu. Daha önce görmediğim yerlere gidip farklı kültürleri tanımaktan çok hoşlanıyorum. 35 yaşında bir kadın olarak aile kurmak da istiyorum. Sağlıklı ve eğlenceli, verimli bir ömür geçirmek istiyorum.

Hayattaki can kırıklarınız neler?
Kendime ait üzüntülerim de var herkes adına içimi acıtan şeyler de. Ablamı gencecik yaşında kaybetmek, depremde babamı kaybetmek, bunlar olurken ailece içinden geçtiğimiz süreç, üzerimdeki izleri... Bunlar kişisel üzüntülerim. Diğer taraftan ekonomik güçsüzlüğün ve dengesizliğin birilerinin hayatını daha başlarken bitirmesi, ağır hastalıklarla, engellerle boğuşarak yaşayan insanlar, cehalet ve sonuçları, konuştuğumuz sırada birilerinin açlıktan, hastalıktan ya da bir bomba yüzünden hayatını kaybetmesi, dünyanın her geçen saniye doğal dengesinin bozulması ve hepsinin sorumlusunun da insan olması...

Milliyet / Yasemin Bay


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000