Öne Çıkanlar
Son Dakika

KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

Bugüne kadar hep 87. Oscar yarışında nasıl gelişmeler yaşanabileceğini ele aldık. Şimdi ise sıra ödül törenine bir hafta kala bu yılki sekiz 'En İyi Film' adayının kalitesi ve yarışa uygunluğunu incelemeye geldi. Bu sene biyografik filmler bir ağırlık oluştururken, önemsenen sanat dallarıyla ilişki de öne çıktı. Oscar heykelciği yolunda milliyetçi/liberal politik görüş, irade-başarı öyküsü, baskın diyalog, tarihi taban, sevilen 'yetişkinler'e uygun türler, sahneleri fazlalaştırılmış abartılı (dışa dönük) performans ve saklı melodramatik/insancıl damar gibi genel kriterler korundu. Wes Anderson, Richard Linklater gibi birçok kişiye göre kendini kanıtlamış ama Akademi'ye itici gelen bağımsız yönetmenlerin filmlerinin bir şekilde kaliteyi yükseltmesi ise ilginç bir durum.

Oscar Ödülleri'nde her zamanki gibi ilk olarak kritik süreçlerin nasıl geliştiğini ve sonuçta neler yaşanabileceğini ele aldım. Son düzlükte ise aday filmlerin özelliklerini değerlendirme zamanı geldi. Sekiz film içinde 6000'i aşkın Akademi üyelerinin kendini yakın hissettiği yapıtlar bu konuma nasıl ulaştı ya da bu tercihin sinema sanatına bir faydası var mı?

FİLMLER ARASINDA BAŞYAPIT VAR MI?

Aslında 2011'de "Başlangıç" ("Inception"), "Siyah Kuğu" ("Black Swann"), 2012'de "Hayat Ağacı" ("The Tree of Life") gibi başyapıt seviyesinde eserler görmüştük. 2013'te "Düşler Diyarı" ("Beasts of the Southern Wild"), 2014'te "Aşk" ("Her") ağırlığını hissettirdi. Ancak bu sene net olarak içimize sinen bir eserden söz edemeyiz. Sadece "Büyük Budapeşte Oteli" ("The Grand Budapest Hotel") ve "Çocukluk" ("Boyhood") gibi iyi, hedefine ulaşan filmler aradan sıyrılıyor.

Sekiz eser arasında bir tura çıkmak gerekirse artan bilimkurgu ve üç boyutlu film eğiliminin bu sene boş geçilmesi ilginç. Sevilen biyografik film türü kabul görmüş durumda. "Akıl Oyunları" ("A Beautiful Mind", 2001) zaferinden bu yana bu alanda net bir hakimiyet göremiyoruz. Sözgelimi "12 Yıllık Esaret" ("12 Years a Slave", 2013) gibi 'siyasi bir yol filmi', 'köleliği ele alan film' gibi şablonlara da oturtulabilecek bu alanın tam ortasında yer almayan bir eser vardı. Onunla bağ kuran bir protesto yürüyüşü filmini de bu sene gördük.

BİYOGRAFİK FİLMLERİN YILI

"The Imitation Game", "Her Şeyin Teorisi" ("The Theory of Everything"), "Keskin Nişancı" ("American Sniper") gibi adayların yanına "Bay Turner" ("Mr. Turner"), "Büyük Gözler" ("Big Eyes"), "Boyun Eğmez" ("Unbroken"), "Get On Up" gibi aday adaylarını da ekleyince 2015 Oscar'ları yolunda envai çeşit biyografik film izlediğimiz ortaya çıkıyor. Ama İngiliz Alan Turing ile Stephen Hawking ve Amerikalı Chris Kyle Akademi için daha çekici tarihsel kesitlerden, daha önemli irade öykülerine konu oldukları için önemsendiler. Bunun sebebi neydi?

"The Imitation Game", savaşın seyrini değiştiren, 2. Dünya Savaşı'nı erken bitiren mucizevi bir adamın öyküsüne uzanıyordu. Turing'in hikayesi daha önce "Enigma"da (2001) dolaylı olarak karşımıza çıkmıştı. Ama burada merkeze alınan edebiyat eseri başka... Onun eşcinsel olduğunun sonda söylenmesiyle oluşan muhafazakar tavırdan, film boyunca dahiliğini kanıtlama, sivrilme arzusuna kadar her şey değerli gibi. En azından homofobik yaklaşımda bile bir Akademi ruhu var.

"Her Şeyin Teorisi", ALS hastalığına yakalanan teorik fizikçi ve kosmolog Hawking'in hayata tutunma çabasına uzanıyor. 21 yaşında ölümcül hastalığına yakalanmak ise Akademi'nin alttan alta sevdiği melodramatik damarı karşımıza çıkarıyor. Yılın en çok ağlatan filminin es geçilmemesi şaşırtmıyor. Elbette Redmayne'in fiziksel dönüşüm rekoru kıran, neredeyse kolları ve yüzüyle eriyip gideceği performansı da etki etmiş olmalı.

"Keskin Nişancı" ise Amerikan toplumunu can kalbinden vuran bir film. Irak Savaşı'nda, Ortadoğu cephesinde Müslümanlara karşı savaşta 160 kişiyi öldürüp rekor kıran ve zafer çığlıklarıyla karşılanan beyaz bir katilin, acımasız bir keskin nişancının üzerine gidiyor. Bradley Cooper'ın kilo vererek, dönüşüm geçirerek canlandırdığı ana karaktere Sienna Miller'ın da benzer bir emekle eşlik etmesi 'performans' babında bir avantaj getiriyor. Filmin aynı yıllardan bilinen benzer bir asker öyküsünü gerçek olarak lanse etmeyen "Ölümcül Tuzak"ın ("The Hurt Locker", 2008) ikizi olduğu da söylenebilir.

BİR YÖNETMENLİK DEVRİMİ VAR MI?

Peki bu filmlerdeki yönetmenlik geleneği son yıllarda önemsenen modern sinema dili üretme çabaları (bkz. Danny Boyle, Tom Hooper, Michel Hazanavicius, Alfonso Cuarón) yineliyor mu? Aslında hayır. Eastwood, Ortadoğu'da geçen savaş dramalarındaki sallanan kamera geleneğini, sabit kamera ve çok iyi işlenmemiş gerçekçi bir renk paletiyle değiştirme peşinde. James Marsh acemiliğini gösterip işi tarihi aksesuarlara bırakırken, Morten Tyldum tepeden tırnağa iyi bağlanmış, sorunsuz bir filme imza atıyor. Klasik anlatıya uyum sağlayıp kendinden bir şey katmıyor, memuriyet yapıyor. Hatta bu isimlerin sıradanlığı sebebiyle 'reji' olarak kendini ispatlamış Bennett Miller, filmi olmadan aday oldu.

Buna paralel olarak Linklater'ı görsel dil açısından hiçbir zaman anamayacağımız için Alejandro González Iñárritu ve Wes Anderson'ı ele almak şart hale geliyor. İlkinin Hollywood'da pek görmediğimiz tek çekimden/plandan oluşan filme imza atma çabasında gösterdiği emek ortada... İkincisinin ise özenli sinematografiden beslenen sanat yönetimi odaklı estetiği, sakin karelerle ve edebiyatla bağ kurarak canlandırırken format değişimindeki ustalığı görmezden gelinmemiş. Format konusunda "Pi'nin Yaşamı" ("Life of Pi", 2012) ve "Artist" ("The Artist", 2011) de takdir görmüştü...

TARİHİ TABAN EN ÖNEMLİ KISTASLARDAN

Aslında "Büyük Budapeşte Oteli", 2. Dünya Savaşı politikalarının dünyayı kasıp kavurduğu bir dönemde Orta Avrupa'dan bir kapıcının başarı/başarısızlık hikayesini iyi çekilmiş bir filmle yansıtıyor. Üçkağıtçı portresini, tarihi bir ambalajla, hapishane gibi sevilen bir motifle ve engelleri aşma direnciyle öne çıkarıyor. Tarihsel kesit kuralında elbette "Keskin Nişancı", "The Imitation Game" ve "Özgürlük Yürüyüşü" ("Selma") geliyor akla ilk bakışta.

Ava DuVernay'nin filmi de yarı biyografi. Zira Martin Luther King Jr.'ın Selma yürüyüşünü tetiklemesini ele alırken, o dönemden saat ve gün vererek hareket ediyor. Tarihi olaylara paralel ilerlerken hata yapıp can yakmamayı, liberal durmayı önemsiyor. Yönetmenlik açısından yer yer "Zoraki Kral"la ("The King's Speech", 2010) bağ kuran mercek kullanımı "Demir Leydi"de ("The Iron Lady", 2011) olduğu gibi Akademi'yi çok sarsmamış.

Ama filmin Michelle Obama'nın ödül verdiği dönemde Afro-Amerikan haklarını savunmasıyla güncel durduğu kesin. Tek sıkıntı 20 milyon dolarla 1960'lar Alabama'sından görüntüler sunarken yürüyüş sekanslarında fazla görkemli olunamaması. Buna mukabil sevilen abartılı performansların devreye girdiği anlar siyasi damarı destekliyor.

DIŞARIDAN AYRIKSI GÖZÜKMEK GERÇEKÇİ Mİ?

Bu toplamın ayrıksı gözüken üçlüsü ise "Çocukluk", "Birdman" ve "Whiplash" gibi sanki. "Çocukluk", Akademi'nin seveceği şaşaalı bir ambalaja sahip. 12 senede üretilmiş. 160 dakika. Epik film izlenimi yaratıyor. Büyüme hikayesine odaklanmasıyla bu konuyu önemsemeyen bir kurumun ödüllerinde nasıl buraya gelindiği soru işareti. Ama emek sarf eden Ethan Hawke, Patricia Arquette gibi oyuncular sevilir. İrade öyküsünden ziyade durgunlukla öne çıkarıyor, baskın diyalog özelliğiyle biraz başını öne atıyor.

"Birdman" birçok koşulu karşılayan bir eser. Hem bir irade, kabuklarından çıkma, engelleri aşma öyküsüne açılıyor, hem rol kesen oyuncular içeriyor, hem iki saatin üzerinde seyrediyor, hem diyalogların baskınlığına yükleniyor, hem de "Artist" gibi içeriden bir hikaye anlatıyor. Yönetmenlik özgünlüğü şartını da ekleyince tek eksiklik 'tarihi damar' gibi. Bir de finaldeki "Çocukluk" gibi konulan belirsiz nokta. O açıdan "Çocukluk" ile beraber bir ayrıksılık ortaya çıkıyor.

"Whiplash" ise kendini hırpalayan iki oyuncuya sahip. Aday olmasa da Damien Chazelle, işitsel yapıdan beslenen özgün bir stil depoluyor. Bunu bize sirayet ettirirken ise net bir başarı öyküsüne kaykılıyor. Bob Fosse'u seven Akademi üyeleri için cazla stilize ilişki çekici. Bir yerden sonra Andrew kabuklarından çıkmaya çalışıyor. Faşizme isyan etmek istiyor. Bu durum öğretmen-öğrenci ilişkisi temsili "Ölü Ozanlar Derneği" ("Dead Poets Society", 1989) gibi Oscar adayı eserleri akla getiriyor. Gramerin en temel kuralları ile etkilemek, germek ana hedef.

DİĞER SANATLARLA DA BAĞ KURULMUŞ

Ağlatmak, dışa dönük performanslara alan açmak, tarihi bir arka plan kullanmak, diyalogları öne çıkarmak gibi gerçekleri umursamayan filmler de var. Tiyatro, edebiyat ve caz gibi yetişkinlere uygun akraba sanat dallarıyla ilişki kurmak tutarlı olabilmiş. Biyografik filmlerin kenarına protesto yürüyüşü filmi, tarihi poker surat komedisi, 'Hollywood Hollywood'a bakıyor' filmi, öğretmen-öğrenci ilişkisi filmi, 'çocukluk/gençlik' filmi gibileri yanaşıyor. Çok tutarlı bir bütün yok açıkçası.

Bu sefer Linklater, Anderson gibi yönetmenler, itici gelebilecek isimler gövde gösterisiyle içeri girdi. Bunların kalitesinin onurlandırılması "Bir Konuşabilse..." ("Lost in Translation", 2003) ile Sofia Coppola'nın becerdiğine benziyor. Ama bir yerden bağlantı kurmak da esas gibi...

SİYASİ SÖYLEM NEREYE KAYIYOR?

Elbette ana toplamda kendini hırpalayan oyuncuların yanına Akademi üyelerini kavrayan irade öyküleri eklemlenmiş. Siyasi eğilim açısından Irak Savaşı sonrası sonrası oluşan karmaşa, hem Obama milliyetçiliğini, hem askerleri kahraman ilan edip düşmanları öcüye dönüştürme arzusunu ortaya çıkarıyor. Liberal gözüken "Özgürlük Yürüyüşü" ve "Keskin Nişancı", göründüğü gibi mi? Orası tartışılır. Ama her iki film de Akademi'nin milliyetçi/liberal damarı için çok uygun.

Kerem Akça'ya göre 'En İyi Film' dalındaki Oscar adaylarının kalite sıralaması:

1-Büyük Budapeşte Oteli
2-Çocukluk
3-Birdman
4-The Imitation Game
5-Whiplash
6-Selma
7-Her Şeyin Teorisi
8-Keskin Nişancı

Kerem Akça'nın 87. Oscar Ödülleri sürecinde yazdığı yazılar için tıklayın:

10 Eylül:

15 Eylül:

21 Eylül:

2 Ekim:

23 Ekim:

2 Kasım:

9 Kasım:

26 Kasım:

4 Aralık:

10 Aralık:

16 Aralık:

23 Aralık:

11 Ocak:

12 Ocak:

14 Ocak:

19 Ocak:

3 Şubat:

10 Şubat:

  • Kerem Akça
  • selma
  • Her Şeyin Teorisi
  • çocukluk
  • oscar
  • 87. Oscar Ödülleri

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000