Öne Çıkanlar
Son Dakika

Gülenay BÖREKÇİ/ GAZETE HABERTÜRK- CUMARTESİ

Özlem Kumrular’ın Yitik Ülke’den çıkan “Hoşçakal Aşkım, Hoşçakal Milano” romanında bizi sürprizler bekliyor. Mesela Guareschi’nin Don Camillo’su, kendi maceraları yetmiyormuş gibi burada da karşımıza çıkıyor. Kitapla birlikte gelen domates tohumlarımın filizlenmesini bekliediğim şu günlerde Kumrular’la komik ve “iştah açıcı” romanını konuştuk

İspanyol ruhuyla yazılmış iki romanın ardından bir İtalyan melodramı... Güneşe mi yoksa güneye mi âşıksınız?

Latin dünyasına âşığım: İtalya, İspanya, Portekiz ve tüm Latin Amerika. Fransa da kıyısından girmeye çalışıyor ama ruhu kâfi gelmiyor. İstanbul’da yaşarken bile rüyalarımı İspanyolca görürüm. İki kez narkoz altında İspanyolca konuşmuşum. İtalya da öyle; sokak pazarlarında, dağ köylerinde, salaş pizza restoranlarında, nehir kıyılarında, Ortaçağ’dan kalma kent yapısını koruyan ara mahallelerinde, meydanlarında dolaşmaya âşık olduğum ülke. Yanınızda yakışıklı bir İtalyan da varsa, hayattan başka şey istemenize gerek yok.

Kitaplarınızda edebiyat, sinema ve müzikle ilgili pek çok referans var. Bunlarla ilişkiniz nasıl?

Müzik yazarıydım, biliyorsunuz. Sonra Latin ülkelerindeyken zamanımı sinemada geçirdim. Günde üç film gördüğüm oluyordu. Bütün bu nefis filmlerin Türkiye’nin kıyısından bile geçmemesi çok acı. Kanımca bugün yeryüzünde yaşayan en büyük aktör Fernando Fernan Gomez, en muhteşem filmleri yapanlar İspanyollar ve Arjantinliler, en nefis senaryo yazarları da İtalyanlardır. Edebiyat içinse galiba günlük tutmayı bıraktığım günden beri roman yazdığımı söylemem yeterli. Tanrıya şükür, kurgu romanlar yaratmak zorunda kalmıyorum. Hayat ve gezgin ruhum bana bu şansı sunuyor. Yaşıyorum, dinliyorum, okuyorum, dönünce de kâğıda döküyorum. Romanlarım benim günlüklerim.

Sizi okurken insan sürekli yiyip içme, bir de âşık olma ihtiyacı duyuyor. İnsanları ‘acıktırdığınızın’ farkında mısınız?

Evet, kendim bile acıkıyorum yazarken. Okuyucunun halini düşünemiyorum. Hele İtalyan mutfağı söz konusu olunca. Bütün bu tarçın ve vanilya çayları, Küba kahvesi, vişneli kurabiyeler, bademli kekler ve diğer dayanılması güç yiyeceklerin kitaba sıcak bir aile havası soktuğunu fark ettim. Dışarıda yağmur yağarken onlar sıcak evlerinde çay, kahve içip tıkınıyorlar. Sonra Don Camillo, un çuvalına kurabiye doldurup kapıyı çalıyor. Yarattığım dünyaya okuyucudan önce ben giriyorum... 

Amerikalılardan ve Almanlardan nefret ediyorsunuz, niçin?

Amerika Tanrı tarafından yeryüzüne gönderilen en büyük ceza. Meksikalı bir dostumun dedesi, “Eski dünyanın mahkûmları, fahişeleri, maceraperestleri, üçkağıtçıları ve bilumum beş para etmezlerinden doğan sahte bir halk” demişti. Ruhtan ve akıl kırıntısından yoksun, katlanılmaz insanlar Amerikalılar. Almanlara gelince, onları da sıcak iklimlerin sunduklarından yoksun oldukları için çekilmez buluyorum. Saat dokuzda uyuyup kalan, “Cehenneme git” deyince “Tabii, ama nereden” diye soran, lokantada kendi yemeğinin parasını daima kendi veren bir insan tiplemesi düşünebiliyor musunuz? Ama takdir edilesi yanları da var: Yapamayacakları şeylerin sözünü vermemeleri, oldukları gibi görünmeleri... İçin için saygı duymuyor değilim. Zaman onlara, Alman olarak dünyaya geldiklerini kabullenmeyi öğretmiş. Birkaç yüz kilometre farkıyla İtalyan olma şansını kaçırdıkları için inanmadıkları bir tanrıya küfrediyor olmalılar şu anda.

En sevdiğiniz kitap hâlâ Don Quijote mi?

Dünyanın sonu gelene kadar daha iyisi çıkmayacak. Çıksa da onun şartlarında yazılmış olmayacak. Yazılsa da “ilk” olmayacak. 16. yüzyılın son yarısında birinin, İspanya gibi edebiyatta bile bağnazlıktan ödün vermeyen bir ülkede, postmodern kurgu ve romanın en nefis örneğini çıkarması akıl almaz bir şey. Bugün bir kez daha okuduğunuzda bu kadar çok anlatım tekniğinin bir romanda nasıl böyle kusursuzca kullanıldığına akıl sır erdiremiyorsunuz. Listemin devamında Guareschi, Calvino, Pratolini, Pirandello, Letier ve Francisco de Queveda var.

RÖPORTAJ

'ZİHNİMİZ, AŞK ROMANLARI BOMBARDIMANI ALTINDA'

 “Çocukluğumdan beri okumayı sever, öykü, roman, tarih, elime ne geçerse okurdum” diyor Mahsa Mohebali. 16 yaşındayken Reza Baraheni’nin yaratıcı yazarlık atölyesine gitmiş ve önce ilk öyküsünü, sonra da ilk romanının taslaklarını yazmış. Üniversitede yazmaya ara vermiş. Ta ki bir gün “Mutlu insan, hobisini işe dönüştürebilen insandır” sözünü işitene kadar. Ve bu sefer yola ciddi adımlarla, kararlılıkla koyulmuş. Mohebali’yle ülkesinde yıllardır yasaklı olan “Aşkı Dipnotlarda Yaşamak” adlı kitabını konuştuk. n

İran’da sansürün dışında da insanın yazmaktan vazgeçmesine sebep olacak çok şey olduğunu söylerler...

Açıkçası İran’da yazarlığın hiçbir maddi getirisi yok, sansürün kırmızı çizgileri de azımsanacak gibi değil. Politika, sosyal sorunlar, erotizm ve din hakkında yazmak sakıncalı. Durumun zorluğuna siz karar verin: Bu öyle bir iş ki hiçbir geliri olmadığı gibi bir de başınıza dert alıyorsunuz. 

Ülkenizde bir yazarın özgürlüğü nereye kadardır?

Birkaç yıl öncesine kadar yazarla yayıncı aynı cephedeydiler. Yazar eserini yayıncıya teslim eder, yayıncı da resmi ruhsat çıkarabilmek için bunu Kültür ve İslami İrşat Bakanlığı’na gönderirdi. Fakat bugün işler değişti; hükümetin baskısıyla yayıncılar “sakıncalı” buldukları kitapları daha baştan göndermiyor. n

Sizin başınıza gelen de bu mu?

Evet, hiçbir yayıncı yazdıklarımı bakanlığa göndermeye razı olmuyor, bazıları da eserlerimde düzeltmeler yapmamı istiyor. Bu korkunç bir durum. Birincisi, hükümet hiçbir biçimde sansür uygulamadığını iddia ediyor. Eh, yalan da değil, sonuçta sansürü özel sektöre devretmiş durumda. İkincisi, yazarlar farkında olmadan kırmızı çizgileri aşmamaya özen gösteriyor. Kadın yazar olmak iyice zor. Neticede sadece hükümet değil, kamuoyu da size karşı. Erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Çoğu zaman yazarla yarattığı karakter bir tutuluyor, böylece metinle yazar birlikte yargılanıyor ve mahkûm ediliyor. Ruhunu eserinde tüm çıplaklığıyla sergileyen yazar sansürün bıçağından kurtulsa bile bu kez aydın kesim tarafından “ayıplanıyor”.

“Aşkı Dipnotlarda Yaşamak” adlı öykünüzde, Hafız Divanı’ndan Graham Green noir’larına, Marguerite Duras’dan Adrian Lynne’e edebiyatın ve sinemanın “dipnotlarını” takip ediyor ve bir aşk hikâyesini onlar aracılığıyla anlatıyorsunuz...

Yazdığımız aşk hikâyelerinin tamamen orijinal fikirlerden doğduğunu iddia edemeyiz. Hiçbir yazı yegâne değildir, yazdıklarımız mutlaka okuyup işittiklerimizin ve yaşadıklarımızın bir karışımıdır. Neticede zihnimiz, bir aşk romanları bombardımanı altında. 

Kadına yönelik son yıllarda artan şiddet için ne söylersiniz?

Son 30 yılda kadınlar toplumun çeşitli alanlarında daha fazla boy göstermeye başladı. Feodal toplumların erkekleri için bu durumu kabul etmek zordu. Bu yüzden bence kadına yönelik şiddetin artışı, geçmişi muhafaza etmek isteyen erkeklerle kadınlar arasındaki sürtüşmenin bir göstergesi. Gelecekte de böyle şiddet olaylarına şahit olacağız, bu kaçınılmaz. Ama kadınların toplumda daha aktif roller üstlendiklerinin de bir kanıtı bu. Şiddet, kadınların onlara dayatılan geleneksel çerçeveden çıkmak ve modern hayata atılmak yolunda ödedikleri bedel. Tabii mücadele için hükümetin desteğine ihtiyacımız var. Şiddetin azalmasının tek yolu, uygulayanların yasalar gözünde cezalandırılması olacaktır.

İNCELEME

“Sadece pek az sayıda insan, yakın ilişkilerin neden olduğu şiddetli acıdan kaçabilmiştir: Prens/prenses bulma yolunda öpülen kurbağalar; internet üzerinde boşuna arayışlar, barlardan, partilerden yalnız dönmek gibi. Acı, bir ilişki kurulduğunda da yok olmaz, çünkü ilişki yaşarken de can sıkıntısı, kaygı ya da öfke hissedebilir, acı verici çatışmalar yaşarsınız. Bunlar, aşk arayan kadınlarla erkeklerin yaşadığı acı verici zor deneyimlerden sadece birkaçıdır. Sosyologlar aşkı arayan kişilerin sesini duyabilseler, uzun süreli ve yüksek sesli inleme ve sızlanma ayinleri işitirlerdi.” Eva Illouz, Jaguar Kitap’tan çıkan “Aşk Neden Acıtır?”da bu inleme ve sızlanmaları tercüme ediyor. Aşkın değişken anlamlarını incelerken sadece edebiyattan değil, popüler kültürden de yararlanarak sorular soruyor. Yanlış insanı seçtiği ya da çok fazla sevdiği için kendini suçlayanlardansanız, okuyunuz.

ÖYKÜ

“Nihayet çıkardı trençkotu üzerimden ve atıverdi yere... Hani acelemiz yoktu? Biraz sohbet etseydik iyi olurdu, bacaklarım böyle kaskatı kesilmezdi. Kaldırdı beni taşımaya başladı. Bense yukarıdan bakıyorum sanki kendimize. Odası da amma uzakmış. Kapısı açık Allah’tan, atıyor beni yatağa. Çoktan pişman beni taşıdığına. Görse zaten kendini, kurt kovalamış gibi nefes alıp veriyor, göğsü kabarıp kabarıp iniyor.” Ebru G. Askan’ın Ayizi Kitap’tan çıkan ilk öykü kitabı “Beni Kim Sevsin”den küçük bir alıntı bu. Askan, kadınların yaşam hikâyelerinden uzak bir hatıra ya da yakınlarda bir ağrı gibi parçacıklar seçiyor ve bildiğimiz bütün hikâyelerin yeniden, yeniden yazılabileceğini gösteriyor. (Ayizi, bir grup feminist kadının inatlarını, cesaretlerini ve enerjilerini birleştirip “okumak istedikleri” kitapları yayımlamak için kurdukları bir yayınevi.)

  • GÜLENAY BÖREKÇİ
  • Kitap
  • Özlem Kumrular

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000