ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

Serhat Kılıç dur durak bilmeden üretiyor

Ankara’da konservatuvar açan Serhat Kılıç, müzikal yapacağını müjdeliyor, tek kişilik oyunu var, bir de sahneye hazırlanıyor... Vefalı oyuncuyla yeni okulunu ve projelerini konuştuk

Hem oynuyor hem söylüyor, arada dans da ediyor. Çünkü o on parmağında on marifet oyunculardan. Geç tiğimiz hafta Kürşat Başar’ın sahnesine konuk olan oyuncu Serhat Kılıç, performansıyla adından söz ettirmişti. Müzik onun için oyunculuktan sonra gelse de, iddialı olduğunu gördük. Bundan sonra çeşitli yerlerde Serhat Kılıç Band olarak izleyebileceğiz. Bir diğer güzel haber ise Ankara’da konservatuvar açması. Okul Serhat Kılıç, şubatta kapılarını açıyor ve gençlere sanat eğitimi verecek. Kız kardeşiyle açtığı okulda, kendisi de oyunculuk eğitimlerine girecek. Okulunu konuşmak üzere bir araya geldiğimiz Kılıç’ın Zeki Müren müzikali yapmak istedi ğini öğrendik. Bunca meşgalesinin arasında bir de piyanist Tuluğ Tırpan’la birlikte bir ‘Ray Charles Tribute’ yapacakmış. Aralıkta da ‘Tek Kişilik Şehir’ oyununda rol alacak.

Tiyatrocuların sesi karizmatiktir ama sizinki bayağı iddialıymış, herkes Kürşat Başar sahnesindeki performansınızı konuştu...

Sesim karizmatik falan değil. Cahit Berkay’ın 50. sanat yılında Kürşat Başar ile karşılaşıp birkaç Cem Karaca şarkısı söyledik, “Bir gün bize katılsana” dedi. Tamamen keyfi yaptığımız bir şeydi. Evde de arabada da, arkadaşlarımın kafasını şişirerek şarkı söylüyordum. Günün gerginliğini Joe Cocker söyleyerek atıyorum. İnsanlara da iyi geliyor.

Müzik çalışmalarınız artık Serhat Kılıç Band olarak mı devam edecek?

Evet. Seksenler dizisinde Yıldırım Gürses’in “Son Mektup”unu okumuş- tum. 8-10 yaşlarındayken de bana garip gelirdi, son mektubu yazarken insan neden bu kadar zıplar ki...

O yaş için o şarkılar ağır değil mi, evde hep sanat müziği mi dinlenirdi?

Evet, tamamını bilirim. Annem klasik Türk müziği korosuna gidiyordu, gittiğimiz her yerde sahneye çağrıldığı için ben de küçük yaşta onunla sahneye çıkmaya başladım. Bu arada Zeki Müren müzikali yapmak istiyorum. Taylan Biraderler, 5 yıldır “Filmini çekeceğiz” diyorlar ama kusura bakmasınlar ben yapacağım.

Ne güzel olur. Müzik ve oyunculuk bir arada giderken bir de konservatuvar açtınız...

Okulu bir yıl önce Ankara’da açtım, şimdi yenilenerek daha büyük bir alanla Çankaya’daki Panora AVM’ye geçtik. Panora GYO AŞ’ye çok teşekkür ederim, 2 buçuk milyon lira harcadılar. Şubatta eğitime başlayacağız. 24 öğrencimiz var, biz 8’ine burs verdik. İşadamlarımızın biri bile tek bir öğrenciye burs vermedi.

Hem okul açıp hem de burs vermek biraz iddialı değil mi?

Çalışıp kazanıyorum. Çocuk kalkıp Van’dan geliyor, okulumda okumak için Ankara’da iş bulmaya ve barınmaya çalışıyor. Ondan nasıl para alayım? Ben de burslu okudum. “Van’da kitap bitti” diyor, 5 yılda bütün klasikleri okuyor. Şu an yazarlık öğrencilerinin en iyilerinden biri. Kaç tane işadamımız “Bana da 4 öğrenci yazın” deyip ortadan kayboldu. Aramaya utandım artık. Bir öğrencinin yıllık maliyeti en fazla 8 bin lira. Bir iş makinesinin aylık mazot parası bile değil. Dünyada 500 kurulun, İngiltere’de 400 üniversitenin bağlı bulunduğu bir eğitim programı Pearson BTEC’in yetkili eğitim kurumuyuz. 6 ayda bir kendi tercümanlarıyla müfettiş getirip sınavları videoya çekiyorlar. Bize yıldızlı pekiyi verdiler. Milli Eğitim Bakanlığı’nın sertifika ve diploma programlarını da uyguluyoruz.

Neden özellikle bu eğitimi tercih ettiniz?

Kendimi bir müzikal oyuncusu olarak da görüyorum. 41 yaşıma geldim ve Devlet Tiyatrosu dışında bir şey yapılabildiğini görmedim. Yapmak istediğim şeylerden birkaçını gerçekleştirebildim. Türkiye’de bir oyuncu olarak yeteneklerimi istedi- ğim gibi kullanmakta çok zorlandım. Nuri Bilge Ceylan ile karşılaşmasam, 5 yıl ‘Seksenler’de oynamasam şu an daha sıkıntılı bir durumda olabilirdim. Yetenekleriniz olanaksızlıklar içinde birer lanet olarak üstünüzde kalıyor. Üniversiteyi yüksek şeref öğrencisi olarak bitirdim. Notum dünyanın bütün üniversitelerine tutuyordu, yurtdışına gidebilirdim ama babama kıyamadım. Pompacılık yapıp okuyacak cesaretim de yoktu, muhallebi çocuğuyum, Ankaralıyım. Ben gidemedim, o eğitimi getiriyorum. Burada eğitim alanlar İngiltere’de istedikleri üniversitenin üçüncü sınıfından okuyabiliyor. MEB sertifikası almak isteyenler olduğu için MEB sınıflarını da programa aldık. Bir de hobi gruplarımız var.

Okul neden Ankara’da kuruldu?

Ankara daha homojen. Yetenekli öğrencileri ayıklamak kolay. Mesela çocuk yetenekli ama bir dizide başrol oynuyor. Artık onun bir şey öğrenme ihtimali kalmadı. Çünkü başrol, ona bir şey denmeyecek. Yetenekli ama hep aynı rolü oynayacak. Keşke onu çekip “Ah dur be, sen diğerlerinden değilsin” diyebilsem, ama kaşesini ödeyemem. Bütün arkadaşlarım menajerlerine “Ben başka bir şey oynamak istiyorum” diyor. Olmaz, oynayamazsın, icat çıkarma. “Ya tutmazsa, kanalı riske atamazsın” denince, “Tamam ben yine bunu oynayayım” diyor.

Yani dizide oynarken bir yandan konservatuvara gitmek zor...

Oyunculuk ciddi motivasyon ister. İstanbul’da dublaja gidip gençlik dizisinde 4 gün sabahlayıp konservatuvar okumak zor. İnsanlar konservatuvarın oyuncu yaptığını zannediyor. İyi hocaların varsa onlardan birer anahtar alırsın. Mezun olduğunda 4 anahtarın varsa zenginsin ama oyuncu olmadın. O anahtarları kapılarda deneyeceksin. Bir süre sonra kilidi anahtarı sokmadan bileceksin, tecrübe kazandıkça bazı kapılar açık kalacak. Türkiye’nin her il ve ilçesinde özellikle Doğu’da oynadım. Bunu en sağlam yapabileceğim yer Ankara’ydı. Beni de Ankara seyircisi yetiştirdi.

Okula girmek için nasıl bir prosedür var?

Liseyi bitiren herkes gelebiliyor, yaş sınırlaması yok. 2 ay her dalda eğitim alıyorlar, eğitmenler öğrencilerin hangi programa devam edeceğine karar veriyor. Mülakatlarda sınav yapmıyoruz. Yani 5 dakikalık bir yetenek sınavı yerine 2 aylık bir değerlendirme sürecimiz var. Konservatuvara ilk girdiğimde mülakat 4 dakika sürdü ve kazanamadım. Hayatımdaki en büyük yaralarımdan biridir. Bir yıl içinde öbek öbek saçlarım döküldü. O kadar üzüldüm ki “Ya yeteneğim yoksa. Acaba yanlış mı hissettim?” dedim.

Mülakat stresi yaşatmıyorsunuz yani...

İnsanlara yetenekleri yoksa erken yaşta söylemek lazım. Bizde mülakatlar bazen 40 dakika sürüyor ama 20 dakikasında neden alamadığımı anlatıyorum. “Sesin, fiziğin güzel ama kulağın duymuyor” diyorum. Kulağın duyduğu sesi çıkarabilmesi lazım. Lemi Bilgin ilk derse geldiğinde bir ısınma yaptı, “Arkadaşlar ben 50 yaşındayım bundan sonra her sabah gelin yapın” dedi. Yapanlar benim gibi fitler, yapmayanlar kocaman oldu. Yapmazsan esneyemez, sesini kullanamazsın bu bir yaşam biçimi ve fit olmak zorundasın. Sonra çıkıp “Unchain My Heart” söyleyemezsin. Ya da bir defa söyler, kortizon yersin. 14 yıldır ses dersi verdiğim için de iyi idare ediyorum.

Kazandığınızı harcamak yerine okul açmanız çok güzel...

Evet ama keşke birileri “Siz ne yapıyorsunuz” deseydi, benim için büyük hayal kırıklığı oldu. Her gün o kadar çok şey oluyor ki. Bunlara gözünü, kulağını kapayıp kazandığın bir milyon TL ile Yunan Adaları’nda teknenle ne yapacaksın? Oradayken haberin olmayacak mı? İstersen buradan da haberin olmaz, merak etme. Aralık ayında Trump Towers’ta ‘Tek Kişilik Şehir’ adında bir oyun oynayacağız. Oyun tam da bunu anlatıyor. Oyunculuk, yazarlık, müzik, şan ve dans bölümleri var... Evet, yetişkin ve çocuklar için bölümlerin sayısı artacak. 12 eğitmenimiz var. Ben de oyunculuk eğitimlerine giriyorum.

40’lı yaşlarda insana nasıl bir farkındalık geliyor?

Kim olduğum ve ne yapmak istediğimle ilgili ancak değerlendirme yapıyorum. Bir aktör 40’ına kadar emekler. 29 yaşında birine “Müthiş bir aktör” diyemeyiz. Ancak “Çok yetenekli” diyebiliriz. 40’ından sonra “Biz bu oyunu bir de bu oyuncudan izleyelim” dedirtebilirsiniz. Hamlet’i hepimiz biliyoruz. Yeniden sahneye konuluyorsa yeni bir şey yapılması, aktörün şaşırtması lazım. Hamlet’i, Vine izleyen birine izletemezsin. 15 yıllık oyunculuk kariyeri olan biri çıkıp “Tiyatro ölüyor” diyor. Tiyatro sana mı kaldı be, sen kimsin? Tiyatro ölmez, onun tadı, hazzı her zaman farklıdır. Yeni bir şey yapamıyoruz. İnsanlar bizden o kadar sıkıldı ki, kedi videoları izliyorlar. Bir kedinin benden komik olması kadar acıklı bir durum olabilir mi? Üstelik hiç çabalamıyor, ben çabalıyorum yine de kediyi izliyorlar. Çok utanç verici.

HT CUMARTESİ / Ekin TÜRKANTOS

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ