ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

‘Köprü görevi görüyorum’

Medya sponsorluğunu Habertürk’ün üstlendiği, 18 Kasım'a kadar devam edecek olan 4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali, sinema dünyasından pek çok ismi ağırlıyor. Festivale konuk olan isimlerden biri de Hayet Benkara...

Toronto’da yaşayan, Fransa ve Amerika’da film danışmanlığı yapan Benkara ile The Marmara Otel’de buluşup festivali, Türk ve dünya sinemasını ve kendi başarı hikâyesini konuştuk...

Dünyanın en önemli festivallerinde çalışan film danışmanı Hayet Benkara, 4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’ne konuk oldu. Festivali çok profesyonel bulduğunu belirten Benkara, “Avrupa, Kanada ve Amerika’ya dair bağlarımdan ötürü oraların kültürünü çok iyi biliyorum. Ortadoğu’da da çalıştım. Köprü görevi görüyorum. Hem yönetmene hem yapımcıya hem de festivale yardım ediyorum” diyor

'FESTİVAL EKİBİ SON DERECE PROFESYONEL'

Tanımayanlar için Hayet Benkara kimdir?

Kariyerimde sürpriz bir başlangıç oldu. Kanada’da öğretmenlik yaptığım sırada Toronto Film Festivali’nde çevirmen olarak çalışmaya başladım. Festivalin direktörü Cameron Bailey o zamanlar sadece görevliydi. Çevirmenliğin ötesinde festivale katkıda da bulunabileceğimi düşündüm. Toronto’da kaldım ve kariyerim bu yönde şekillendi. Açıkçası altıncı hissimin kuvvetli olduğuna inanıyorum.

4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali’ndeki atmosferi nasıl buldunuz?

Hem organizasyonu hem ekibi dost canlısı buldum. Henüz 4’üncüsü düzenlenen bir festival için son derece profesyoneller.

Festivalde 3 günlük proje sunum atölyesi düzenliyorsunuz. Katılım nasıl?

Katılımdan çok memnunum. Gelen insanların çoğu işlerinde son derece profesyonel. En az 1 uzun metrajlı filmle yurtdışını dolaşmış insanlar. Çok iyi hazırlanıp gelmişler sunuml

'KENDİ ALANIMI KENDİM YARATTIM'

Cannes, Rotterdam, Berlin, Dubai, Toronto film festivallerinde çalışmalarınız var. Festivallere katılmak için kriterleriniz var mı?

Onlar kendi kriterleri yüzünden benimle çalışı- yorlar. Dünyanın en iyi festivallerinde çalışıyorum. Seçimler karşılıklı oluyor. Endüstrideki spesifik ve kendine has konumum yüzünden benimle çalışmak istiyorlar. Kendi alanımı kendim yarattım. Bunun da 2-3 yıl önce farkına vardım. Hem Avrupa’ya hem de Kanada ve Amerika’ya dair bağlarımdan ötürü oraların kültürünü çok iyi biliyorum. Ortadoğu’da da çalıştım. 3 bölgeden de konuk deneyimim ve çok iyi bağlantılarım var. Dünyanın farklı bölgelerinde neler olup bittiğinin farkındayım. Bir köprü görevi görüyorum. Hem yönetmene hem yapımcıya hem de festivale yardım ediyorum. Tek bir alanda uzman değilim. Daha bütünlüklü bir yaklaşımım var.

Çok yönlü bir kişisiniz, dünya vatandaşısınız. Nasıl yetişiyorsunuz hepsine?

Film endüstrisinde kendimi ayrıcalıklı hissediyorum. Hayatım uçaklarda bavul toplayarak ve açarak geçse de birçok insanın çalışma koşullarına göre çok daha iyi koşullarda çalışıyorum. Tutkuluyum, inancım var, çok mutluyum. “Neden durayım?” diye düşünüyorum.

Bağımsız sinemacılara ve yapımcılara festival stratejileri veriyorsunuz. Verdiğiniz en önemli strateji nedir?

Dünya prömiyerlerini hangi festivalle yapacakları çok önemli. Cannes mı Berlin mi? Hepsinin kendine has özellikleri var. Kimi sanatsal açıdan ön plana çıkıyor, kimi ticari açıdan. O seçim, oradaki alı- cılar üzerinden izleyicilere ulaştıracak. Bugünlerde işler değişti. Her zaman festivalde olması iyi bir film olduğu anlamına gelmeyebilir. Bölgesel olarak düşünülür; Ortadoğu, Kuzey Amerika, Avrupa... Bölgelerin kültürel özellikleri farklıdır. Seyir alışkanlıkları var. Film adına yapılan o seçimler çok önemli.

'TÜRK ATALARIM OLABİLİR'

Daha önce de Türkiye’de gördük sizi. Sanki Türkiye’yle bağınız güçleniyor.

5 yıl önce Rotterdam’da Selim Evci’yle tanıştım. Bir işi halletmiştik. İkinci kez karşılaştığımızda “Size nasıl teşekkür edebilirim?” dedi. Daha sonra beni İstanbul’a davet etti. Kontaktlar birbirini takip etti. Ayrıca soyadım Benkara. Cezayir kökenliyim. Soyadımdan hareketle Türk atalarım olabilir. Bir şekilde burası bana çekici geliyor.

'TÜRK SİNEMASINDA KOPUKLUK VAR'

Fransa ve Amerika’da film danışmanlığı yapıyorsunuz. Türk sinemasıyla karşılaştırınca ortaya nasıl bir tablo çıkıyor?

Türk sineması çok eskilere dayanıyor. Sinema endüstrisinin tam olarak oluşturulmamış olmasına dair yıllar içinde katlanarak büyüyen bir problem var. Diğer ülkelerde sinemanın desteklenmesi bir hükümet politikasıdır. Kamu desteğinin oluşturulması, hükümetin desteklemesi gerekir. Türkiye’de böyle bir politika yok. Televizyon endüstriniz var ve çok gelişmiş. Ama sinema onunla kıyaslandığında o kadar gelişmiş değil. Bu konuda birçok kişiyle görüşüyorum. Özellikle yapımcı ve yönetmenlere ısrar ediyorum. Mesela Nuri Bilge Ceylan film yapabiliyor çünkü yapımcısı Fransız. Son yıllarda Türk sinemasında ilgi çekici şeyler oluyor ama hâlâ sağlam bir yapı yok. Desteğe ihtiyaç var. İyi kurulu bir sinema endüstrisi olmadığı için herkes kendi işini yapıyor. Kopukluk var. Ortak bir konsantrasyon yok, ağ yok.

'ADANA'YI ÇOK MERAK EDİYORUM'

Türkiye’de de danışmanlık yapıyor musunuz ya da imkânınız olsa yapmak ister misiniz?

Tabii ki. O yüzden buradayım. Yapıyorum. n Kimlere danışmanlık yapıyorsunuz? Emre Konuk’un ‘Çırak’ filmine danışmanlık yaptım. ‘Siyah Karga’ya da yaptım. Maalesef bana çok geç geldiler. Şu an yardımcı oluğum birkaç yapımcı var.

Altın Portakal ve Altın Koza’ya gittiniz mi?

İkisini de duydum ama hiç gidemedim. İyi olan organizasyonlarda yer almak isterim. Adana’yı çok merak ediyorum. Herkes Adana hakkında konuşuyor.

HT MAGAZİN / BAŞAK TATAR

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ