25 NİSAN 2017
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

47 yıllık sanat hayatına onlarca sergi ve ödül sığdırmış bir ressam Orhan Benli. Doğup büyüdüğü ve kendisinde önemli etkiler bırakan Çukurova’nın yaşamını, renklerini, tepelerini resmetmiş her fırsatta. “Yukarı Çukurova II” adını verdiği yeni sergisinde yine çocukluğundan, gördüğü manzaralardan, kendisinde iz bırakan anılardan esinlenerek Toroslar’ın o güzel havasını yansıtıyor resimlerine. Doğu Toroslar’da orman ve dağlarla çevrili bir köyde doğan Benli’nin yeteneğini ilkokulda resim öğretmeni fark etmiş. 8 yaşında sinemaya giden ve eve döndüğünde dönemin film yıldızlarını resmeden biri olmuş, hep resim yapmış. Sokaklar, sokak lambaları, manzaralar...

Dersleri çok iyi olduğu için resim öğretmeni, çalışması için okul atölyesinin anahtarını bile vermiş ona. Fransız ressamların eserlerini kopya yapmaya da o yaşlarda başlamış. Daha sonra İstanbul’a gelmiş. 1973’den başlamak üzere 10 yıl boyunca resim yarışmalarına katılmış. Kendini tam bir “Yarışma avcısı” olarak tanımlıyor. Daha sonra profesyonel resim hayatı, öğretmenlik dönemi başlıyor. 47 yılda 4 bine yakın resim yapan sanatçı, “Yukarı Çukurova II” sergisinde ise 42 eserini sergiliyor.

Bir ressam nerede yaşarsa yaşasın hep doğduğu, çocukluğunun geçtiği toprakları çalışmalarına yansıtıyor. Çukurova’dan hafızanıza kazınan ve resimlerinize yansıyan ne gibi detaylar var?
Bölgenin düzlüğü, sonsuzluğu, sıcaklığı resimlerime yansıyor. Sarı, kırmızı renkler ağırlıklı. Doğduğum, büyüdüğüm Kızıloluk Doğu Toroslar bir Avşar köyü. Bir avşarım. Buradan çıkan bir ressam olarak o kültürü ve topraklardaki yaşamı yansıtmamak mümkün değil. İyi bir gözlemciyim. Köyümden hiç kopmadım. Sade yaşam biçimleri, ıssız doğa insan ilişkileri, eşekler, dağ kaplumbağası, tavşan, keklik, kargalar, çekirgeler, kuşlar, ağaçlar, ovalar ve sonsuz ufuklar var. Aslında bunlar bir araç. Amaç, aktarmasız, benzeri olmayan orijinal dili ve üslubu olan kalıcı eserler yaratabilmek.

Işığı soluk kızıl olarak kullandığınızı ve bunun kendi iç dünyanızın bir yansıması olduğu söyleniyor...
Çalışmalarımda soyutlama ağır basar. Doğa, insan, yaşam formları var. Lekeci, monokrom renklerle bir tavrım vardı. İstanbul’a gelince şehrin yaşamı hareketli ve acımasız olduğu için kullandığım renkler de belirgin hale geldi.

Nasıl bir çalışma prensibiniz var?
Çalışırken klasik müzik dinliyorum. Ben aynı anda 8-10 resme başlarım. Yağlı boya yaptığım için kuruması için zaman gerekir. Dolayısıyla aynı anda birçok eser üretebildiğimden 2 ayda bir sergi çıkaracak malzemeye ulaşıyorum. Gizli bir gözlemciyim. İnsanları, çiçekçileri, sokağın ritmini incelerim. Beynimde onların soyut yansıması olur. Uykularımda bile çalışmaya devam ediyorum.

Dünyanın birçok yerinde sergiler açtınız, çalışmalarınız yer alıyor. Eserlerinizde hayvanlar da ön planda...
Dünyayı dolaştım. Tokyo, Odessa, Kıbrıs ve Belçika’da sergiler açtım. Avrupa, Uzakdoğu ve Amerika’da bir sürü eserim var. Küçük hayvan figürlerini çalışmayı seviyorum. Horoz, tavuk, tavşan, keklik, kaplumbağa... Onları resmetmenin yanı sıra besledim de... Ressam Orhan Peker’in atları meşhurdur. Ben çoğu kişinin tercih etmediği hayvanları ele aldım. Mesela Fikret Mualla’dan sonra en önemsediğim ressam Orhan Peker’dir, onun at ve faytonları yaptığı eserler de çok güzeldir.

HT CUMARTESİ / EKİN TÜRKANTOS


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000