Yiğit Işık, Oscar Ödülleri serüvenini anlattı

01.02.2017 - 15:56 | Güncelleme:

89. Oscar Ödülleri'nde sahne tasarımına bu sene imzasını atacak olan Yiğit Işık, çalışmalarını anlattı

Dünya üzerindeki tüm sinemaseverler büyük heyecan içinde bu yıl 89. kez düzenlenecek olan Oscar Ödülleri’nin sahiplerini bekliyor. 26 Şubat’ta yapılacak tören gecesinin sahne tasarımlarında bu sene bir Türk gencinin de imzası olacak. Hollywood'daki kariyerine film ve dizi afişlerine illüstrasyonlar yaparak başlayan 29 yaşındaki Yiğit Işık, 2016 Eylül'de Amerikan Sanat Yönetmenleri Odası’na üye olma başarısını gösterdi. Kendisiyle bu heyecanlı kariyer yolculuğunu ve Oscar Töreni için yaptığı çalışmaları konuştuk… 

- 2017 Oscar Ödül Töreni için çalışma fırsatını nasıl yakaladınız?

İşlerimi Sanat Yönetmenleri Odası’nın listesinde görüp beğenen ve benimle iletişime geçen, Dexter, House, Criminal Minds, Parks and Recreation gibi dizilerde çalışmış bir sanat yönetmeninin yönlendirmesi sayesinde oldu. Kendisi FOX’un yapacağı bir müzikal için benimle çalışmak istemişti fakat proje iptal oldu. Yine de görüşmemiz çok olumlu geçtiğinden işlerimi sanat yönetmeni arkadaşlarına iletmekten mutluluk duyacağını söyledi. Bir iki ay sonra da şimdi çalıştığım Emmy ödüllü sanat yönetmenimden Oscar Töreni için teklif aldım.

Super Power Beat Down: Öğrenciyken YouTube'da toplamda 200 milyondan fazla izlenmesi bulunan Super Power Beat Down fan filmleri için yaptığı klasik Drew Struzan Star Wars tarzı posterler. 

- Törenin sahne tasarımları için kaç kişilik bir ekip çalıştı? Sizin ekip içindeki rolünüz neydi?

Sadece tasarımla ve sahnenin nasıl görüneceğiyle ilgilenen 10 kişilik bir sanat departmanı var - konstrüksiyon ekibi vs. hariç tabii. Ben yardımcı sanat yönetmeni olarak işe alındım.

Asıl yaptığım ise yapım tasarımcısı ve sanat yönetmenlerinin kaba taslak halinde verdiği çeşitli sahne konseptlerini, tören günü gözükeceği haline getirmekti. Yaptığım görseller, yapımcılarla yaptığımız toplantılarda fikirlerimizi anlatmak ve istediğimiz bütçe konusunda ikna etmek için kullanıldı.

Dardevil Samples: Temsilcilerinin kendisiyle çalışmasının yolunu açan 'test' çizimleri, Netflix'in Marvel dizisi Daredevil. Kariyerini başlatan karakterleri yaklaşık bir yıl sonra, kariyerinin en büyük işinde tekrar çizme şansı bulmuş. 

- Sanat Yönetmenleri Odası’na üye olduğunuzu söylediniz, bu odanın önemini ve sizin üyeliğe kabul sürecinizi anlatır mısınız?

İngilizcesi’yle Art Directors Guild (ADG), eğlence sektöründe çalışan sanat yönetmeni, illüstratör, grafik tasarımcı, set tasarımcısı, maket yapımcısı gibi sanat işçilerinin bağlı olduğu bir sendika. Hem alanınızdaki yetkinliğiniz bir nevi resmileşmiş oluyor, hem de çalışan haklarını gözetiyorlar. En önemli özelliklerinden birisi ise stüdyonun ya da yapım şirketinin elemanı değilseniz ve bağımsız çalışıyorsanız, büyük stüdyo filmlerinde çalışabilmeniz için sendikalı olmanız gerekiyor.

Girmek de gerçekten çetrefilli ve düz bir yolu yok. Ben son birkaç yıldır fuarlarda denk geldikçe ADG panellerine katılıyor, temsilcileriyle ve üyeleriyle tanışıp konuşuyordum. Son iki yıldır bir nevi staj programı başlattılar. Genelde film okullarında okuyan öğrencilerin başvurduğu bir program, görüşmeler sonucu kayda değer buldukları birkaç adayı 9 aylık bir deneme sürecinden geçirip, sonucuna göre de üyelik teklif ediyorlardı. Ben bu programa başvurdum, başvurumun tam üyeliğe değer olduğunu söylediler. Birkaç ay sonra New York’taki genel kuruldan da onay gelince tam üyelik aldım.

Nat Geo Explorer: National Geographic Channel'da yayımlanan Explorer programı için yaptığı konsept çizimler, posterlerin son halleriyle birlikte.

- Peki Hollywood macerası nasıl başladı? Birçok ünlü dizi ve filmde çalışma fırsatı bulduğunuzu biliyoruz. Bunlardan biraz bahseder misiniz?

En başından beri hedefim burasıydı zaten, fakat okul için önce San Francisco’da yaşadım. Okulumun son döneminde Los Angeles’a taşındım. Daha önce kısa süreli ufak tefek işler yapmıştım fakat uzun süreli bir iş planım olmadan geldim. Tam zamanlı iş aramıyordum, kendimi geliştirmeye bir süre daha devam etmem gerektiğini hissediyordum çünkü rekabetin çok yüksek olduğu bir sektör. Bu yüzden küçük freelance işler bakmaya başladım. Bir gün bir storyboard çizeri ilanına işlerimi gönderdim. İlanın sahibi eğlence ve reklam sektöründe çizerler temsil eden bir ajansın sahibiymiş. Başarılı bir ‘sketch artist’ (eskiz sanatçısı) olabileceğimi ve ilgilenirsem birkaç örnek hazırlayıp göndermemi söyledi.

Zaten Drew Struzan, John Alvin, Mike Butkus gibi afiş sanatçılarının büyük hayranıyım ve bu çocukluğumdan beri yapmak istediğim işlerden biriydi. Hemen o gece istediği gibi örnekler hazırladım ve gönderdim. Çok beğendiler, beni temsil etme kararı aldılar. Ayarladıkları ilk iş, yayına birkaç hafta önce giren Ridley Scott ve Tom Hardy’nin FX kanalında gösterilen Taboo dizisi ve kısa süre önce piyasaya sürülen Final Fantasy XV oyunu için çizimlerdi. Ne mutlu ki bu işler başarılı geçti ve böylece devamı da geldi.

TruTV Jon Glaser Loves Gear: TruTV kanalında yayımlanan Jon Glaser Loves Gear isimli parodi belgesel için yaptığı konsept eskizlerden biri, meşhur Sunset Bulvarı'nda bir otel binasının cephesine uygulanmış posteri ile birlikte. 

- Sizi en çok heyecanlandıran proje hangisiydi?

Çocukluğumdan beri çizgi roman uyarlamalarına ve süper kahramanlara zaafım vardır. Bu alanda çalıştığım ilk film Power Rangers’tı. Yaklaşık bir hafta boyunca 80’den fazla eskiz yaptım. Hem yapım stüdyosu Lionsgate’ten çok olumlu geri dönüşler almamız gururlandırdı, hem de piyasaya sürülen afişlerden bazılarının eskizlerimden uyarlandığını görünce çok sevindim. Büyük bütçeli film ve dizilerin reklam bütçeleri de çok büyük olduğu için müşteriye onlarca fikir sunulur.

Hatta aynı proje için bazen 6 - 7 ajans birbiriyle yarışır ve her ajanstan bir o kadar fikir toplanır. Haliyle çizdiğim bir kompozisyonun bu kadar çok fikir arasından seçilip final halinin kitlelerle paylaşıldığını görünce çok mutlu oluyorum. Birkaç ay önce sinemaya gittiğimde popcorn paketinin üstünde de görmüştüm o afişleri, güzel bir his.

OITNB: Netflix'in bol odüllü komedi dizisi Orange Is The New Black'in Facebook sayfası için hazırladığı Cadılar Bayramı temalı görseller.

Onun haricinde en son Netflix’in şu ana kadarki en büyük dizileri olarak nitelendirdikleri iki yeni Marvel dizisi için çizimler yaptım. Zaten beni tanıyan çoğu kişi gibi, o projeler için çalıştığım ajansta da nasıl bir çizgi roman tutkunu olduğumu bildikleri için ne kadar büyük bir şevkle ve özenle sarılacağımın farkındalardı. Gerçekten de ekipçe sabah akşam çalışarak çok güçlü sunumlar hazırladık ve 6 farklı ajansın önüne geçerek kampanyaları kazandık. Netflix yöneticilerinin çizimlere yaptıkları yorumları duyunca da çok sevinmiştim. Bu sene içinde umarım son hallerini göreceğiz, sabırsızlanıyorum. Bunlar haricinde tabii Oscar Töreni için gelen telefona nasıl heyecanlandığımı söylememe gerek yoktur.

- Herkesin çalışmak için can attığı bir yerdesiniz. Bugünlere gelene kadar neler yaşadınız?

Öncelikle ailem çocukluğumdan beri yapmak istediğim şeyleri bildikleri için hep desteklediler ve ellerinden geleni yaptılar, o konuda çok minnettarım. Fakat özellikle San Francisco hem yaşam pahası hem de emlak piyasasıyla Amerika’nın en pahalı iki şehrinden biri. Bu yüzden ya birçok ev arkadaşıyla özel odam olmadan ranzalarda kaldım ya da küçücük rutubetli giriş kat odalarında yaşadım. Elbiselerimin, ayakkabılarımın, çantalarımın küf tuttuğu bile olmuştur. İkincisi çok çalıştım. Tüm enerjimi işlerime verdim, hatta ev arkadaşım her eve geldiğinde bana ‘çılgın bilim adamı’ derdi şaka olarak. Ne zaman görse masamın başında aynı pozisyonda saçım başım dağınık, elimde 3. 4. bardak kahvemle kıpkırmızı gözlerle çalıştığım için.

Buluşmalara nadir gidebildiğim için arkadaşlarımdan laf yerdim. Yine de severek, umutla çalıştığınız için başka şeylerin önemi olmuyor. Los Angeles’a ilk geldiğim zamanlar San Francisco’da haftada bir gün derslerime devam etmem gerekiyordu, her hafta uçak bileti çok masraflı olacağı için haftanın iki gecesini otobüste geçiriyordum. Bir fuarda tanıştığım ve sonradan iyi arkadaş olduğum, Evde Tek Başına ve Tehlikeli Tür gibi filmlerin yapım tasarımcısı beni Long Beach’teki üniversite dersine davet etmişti mesela. O dönem arabam olmadığı için Los Angeles’tan Long Beach’e her hafta 4 vasıtayla 3 saate yakın bir sürede gidip, daha da uzun bir sürede dönüyordum. Bunun gibi birçok fedakarlık yaptım ama hepsinin karşılığını aldığımı düşünüyorum. O arkadaşım sayesinde ADG üyesiyim, referans mektubunda bu yolculuklarımdan bile bahsetmişti. Tabii ki herkesin en çok göz ardı ettiği fedakarlıklar da rahatını, aileni, arkadaşlarını, sevdiklerini bırakıp tek başına bir maceraya atılmak. Özellikle saat farkının sıkıntısını hissettirdiği zamanlar olmuyor değil.

Power Rangers: Yiğit Işık’ın eskizlerinden geliştirilen Power Rangers posterleri. 

- İTÜ Mimarlık Fakültesi’nden mezun oldunuz. Bu sektöre geçmeye ne zaman karar verdiniz? Bu röportajı okuyan üniversiteli gençlere ne önerirsiniz?

Mimarlık okurken 2009 yılında ilk çalışma deneyimini yaşamıştım. O stajlar bana ‘Türkiye’de para kazanabileceğim eli yüzü düzgün bir iş’te değil, ‘mutlu olacağım bir iş’te çalışmamın önemini öğretti. Yine de ne yapacağım konusunda kesin bir kararım yoktu. 2012’de ‘Mimarlık, Kent ve Sinema’ adında seçmeli bir ders aldım ve ‘production design’ (yapım tasarımı) terimiyle orada tanıştım. Şu an yardımcı sanat yönetmenliği yaparak başladığım uzun serüvenin hedefi o pozisyon. Diğer iş yaptığım alanlar olan storyboard çizerliği, illüstrasyon, grafik tasarım vs. de hem hayatımı kazanmak için yaptığım hem de hobi olarak yaptığım işler, kimi lise zamanlarımdan beri isteğim, kimi liseden bile öncesine gider.

Çok haddim olmasa da verebileceğim tavsiyeler, öncelikle gerçekten ne yapmak istediklerine karar vermeleri ve ona göre hareket etmeleri. Sanat okulundayken çok yetenekli çok çalışkan arkadaşlarım vardı ama hayallerinin ne olduğunu sorunca “iş bulayım yeter” cevabı alıyordum. Bu sektör çok emek ve adanmışlık isteyen bir sektör ve size sürekli çabalama şevki veren bir tutkunuz, dürtünüz yoksa hayatta kalmanız pek kolay değil. Önünüzdeki engeller gözünüzü korkutmasın, atmanız gereken adımları bir bütün olarak değil teker teker görün. Harekete geçtikten sonra gerisi çok daha kolay gelecek. Bir de yola çıkmak için kimsenin elinizden tutmasını beklemeyin, çünkü öyle bir şey olmayacak. Kimse aynı dili konuştuğunuz için ya da aynı memleketten geldiğiniz için de size iş vermeyecek ya da birilerine tavsiye etmeyecek. Tanıştığınız insanlara sunabileceğiniz, gösterebileceğiniz bir şeyiniz yoksa hiç kimse tanımadığı, kişiliğini, çalışma disiplinini bilmediği birisine ne referans olur, ne iş verir. Son olarak da en önemlisi, moral bozup vazgeçmemek. İşlerin yolunda gitmediği, çabalarınıza karşılık alamadığınız, vazgeçmeyi düşündüğünüz zamanlarda silkinip yola devam etmeyi düstur edinmeniz gerekiyor.

Moose Jaws: Ünlü bağımsız yönetmen Kevin Smith'in ön yapım aşamasındaki filmi Moose Jaws için hazırladığı 'fan art'. 

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ