ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

Murathan Özbek ile "Bitmiş Aşklar Müzesi" adlı kısa film üzerine röportaj yaptık!

Zagreb ve Los Angeles'ta bulunan Bitmiş İlişkiler Müzesi'nden esinlenerek kurgulanan "Bitmiş Aşklar Müzesi" festival yolunda

Fotoğraf sanatçısı Murathan Özbek'in insanları izleme biçiminin filme yansıdığı "Bitmiş Aşklar Müzesi" son dönemin en dikkat çekici kısa filmi. Biz de bu zengin hayal aleminin yaratıcısı Murathan Özbek ile filmi, karakterleri ve mekanları üzerine özel bir sohbet gerçekleştirdik.

2010 yılından bu yana her yıl ödül aldığınız bir fotoğraf kariyeriniz varken neden kısa film çekmeye karar verdiniz?
Aslında sinema üzerine yüksek lisans yaparken fotoğrafa başlamıştım. Fotoğraf benim biraz da sinema için keşfetmek istediğim bir şeydi. Sinema hayalimde, hedefimde hep vardı, fotoğraf sonradan doğdu.

Ama internete baktığımızda sinemadan ziyade fotoğraf kariyeriniz öne çıkıyor.
Aslında sinema en öncelikli hayalimdi. Oradaki gecikmenin nedeni biraz daha hazır hissetmek isteyişim. Çünkü sinema daha kapsamlı bir şey.



Siz o müzelere gittiniz mi?
Bilinçli olarak gitmedim. Yani gitsek mi diye çok düşündük ama ben müzenin gerçeğini filmi yapmadan görmek istemedim. Önce kendi dünyamı yaratayım istedim.

Etkisi altında kalmak mı istemediniz?
Aynen. Şimdi oraya gitmek istiyorum. Hatta müzenin çalışanlarıyla yazıştık onlara filmi anlattık...

Nasıl tepki verdiler?
Çok sevdiler, hatta onlar da müzenin belgeselini çekiyorlarmış. Dolayısıyla iyi ki o dönem gitmemişim.


Kısa film olmasına rağmen 70 kişilik bir kadroyla çalıştığınızı öğrendim. Öncelikle bu bilgi doğru mu?
70 kişilik kadrodan kastımız sadece oyuncular değil aslında. Örneğin; filmde müzede geçen bir kuyruk sahnesi var orada birçok insan bulunuyordu. Onlarla beraber, ana karakterler, kamera arkası derken 70 kişiyi buldu ekip. Yani aslında uzun metrajlı film çekiyor gibiydik evet... Işık ekibinden görüntü ekibine, sanat ekibine kadar herkesi kapsıyor.

Oyuncu kadrosunda Gün Koper, Büşra Develi ve Ahmet Rıfat Şungar gibi son dönemde yıldızı parlayan isimleri görüyoruz. Onlarla çalışmanızın sebepleri neler?
Ana karakter Ali yani Gün Koper'de şöyle oldu: ben böyle kendi tanıdığım oyuncular üzerinden düşündüm, sonra insanlara sordum. Bu işin profesyoneli olmuş, ajansı olan kişilere fakat gelen isimleri tam kafama oturtamadım. En sonunda internete bir ilan verdim, birkaç tane yabancı oyuncunun fotoğrafını kullanıp "bu insanlara benzeyen birilerini arıyorum" diye bir duyuru yaptım. İnsanlar da orada bana çok destek oldular, bana isimler sundular. Ben de o isimleri tek tek araştırmaya başladım.

İnteraktif bir biçimde oyuncu kadrosunu oluşturdunuz aslında...
Kesinlikle, insanlardan tavsiye alarak yaptım bunu. O gelen isimler arasında Gün Koper'i izledim. Bir televizyon programına çıkmıştı ve orada videoyu açtığım anda "işte Ali" dedim.

'BEN SEZİLERİMLE HAREKET EDEN BİRİYİM'

Kafanızdaki Ali'ye direkt oturdu yani!
Hatta kıyafeti, görünümü, konuşmasının yavaşlığı falan direk Ali'ydi. O yüzden önce Gün Koper'e ulaştım. Kendisini ofisime davet ettiğimde direkt karar verdim. İkinci bir alternatif aramadım! Ben sezilerimle hareket eden biriyim ve onun Ali olduğunu gördüğüm anda hissettim.

Kadın karakteri düşünürken yine birkaç arkadaşım bana Büşra Develi'den bahsetti. Daha önce onu biliyordum, zaten onun Juliette Binoche benzerliği beni çok etkiler.

Rıfat benim bir arkadaşımın kısa filminde oynamıştı, onu oradan tanıyordum ama ilk olarak onu Nuri Bilge Ceylan'ın Üç Maymun filminde gördüğümde çok etkilenmiştim.

Müzenin müdiresi Zuhal Ergen ise benim çok sevdiğim dostlarımın çok sevdikleri biri. Onun da filme çok büyük katkısı oldu. Hem rolleri çıkarma konusunda hem de sette...



Filmin çekimlerini nerelerde gerçekleştirdiniz?
Müzeyi Ümraniye'de bir film platosunda kurduk. Orası aslında bir spor salonu daha doğrusu bir spor salonun giriş bölümü. Müzenin içi için orayı kullandık ama onun haricinde aynı mekanda iki farklı dekor daha hazırladık. Biri Ali'nin özel odası diğeri de işyerindeki odası olmak üzere. Dış sahneler İstanbul'un biraz dışında yerler, Şile, Silivri gibi. Daha önceden benim fotoğraf çekmek için gittiğim ve etkilendiğim alanları kullandık. Zaten filmde şehir hiç yok.

Neden?
Benim buradaki mimariyle problemlerim var.

Nasıl problemler?
Benim duygumu dağıtacağını ve değiştirebileceğini düşündüm.

O romantizmin şehrin kaosuyla uyuşmayacağını mı düşündünüz?
Ana mesela şu; ben burada öyküden yola çıkarak her şeyi seçtim. Çünkü benim için bir tehlike vardı, o da fotoğraftan geliyor oluşum. Fotografik olarak güzel şeyler yaratabiliyorsanız, izlenebilir şeyler de yaratabiliyorsunuz. Bu sinema olduğu için aslında bu bir öykü, yani orada öykünün öncesinde bir şey yok. Fotoğraf sadece o öyküyü anlatmak için gerekli unsurlardan bir tanesi. O yüzden ikisini birbirinden çok ayırdım. Önce öyküyü yazdım. Bu karakter zaten şehrin içinde gezinen, insanlarla iletişim kuran sosyal bir karakter değil. Kendini şehrin dışına atan, hayal kurabileceği boşluklarda gezinen biri. Bir tek müzede insanlarla karşılıklı duruyor. O da insanlarla iletişim kurmak için değil, hayal kurabilmek için gerekli malzemeyi topluyor.

Hatta "Beyefendi hikayeyi anlatmanıza gerek yok" repliği çok etkileyiciydi! Aslında iletişimi her türlü kesiyor.
Tabii gerçekle ilişki kurmaktan kaçıyor. Öyküdeki ana tutarlılık bu. Oradaki mekan seçimlerinde de şöyle bir çalışma yaptık. Bu karakterin hissini hangi mekan verir. O boşluğu mesela...  Çünkü biz onu şehrin içinde görürsek şehrin gerçeğiyle, toplumun gerçeğiyle karışmış bir vaziyette görebilirdik. Mesela şehirdeki hikayeler orada var, bunlar gerçek ve siz bir sokakta yürürken oradaki gerçeklerden çok da bağımsız olamazsınız. Ama doğa biraz daha boş, onu da ben fotoğrafla deneyimlediğim için boşluğa gidip resim gibi çalışmak çok sevdiğim bir şey.

Filmde Ali karakteri eşyalardan yola çıkarak türlü türlü aşk hikayeleri kurguluyor. Sizce eşyalara farklı anlamlar yüklemek doğru mu?
Ben şöyle düşünüyorum. Beni bu filmi çekmeye iten şey aslında geçmişim. Ama kendi aşklarım ya da ilişkilerim değil. Çocukluğumla, üniversite yıllarımla, büyüdüğüm ortamla kurduğum ilişkiler belki de. Hatırlamak ile ilgili benim bir derdim var. Bu filmden önceki sergim "An" sergisiydi. Hayatımın önemli anlarını fotoğraflamıştım orada. Ama benim belleğimde kaldığı hallerle fotoğrafladım anları. Dolayısıyla benim için hatırlamak, saklamak çok önemli. O müzede büyük ihtimalle beni bağlayan duygu da buydu. Bir şeyler saklamak ve bunu insanlarla paylaşarak sunmak gibi. Bu bir yerde fotoğraf sergisi açmaya da benziyor aslında. Dolayısıyla eşyalara fazla anlam yüklemek değil o, aksine biz hepimiz birbirimizden zamanı ve geçmişi saklama anlamında farklıyız. Farklı şekillerde saklıyoruz bunu. Kimisi bunu sık sık anlatarak yapar, kimisi eşyalara sahip çıkarak, kimisi yazarak...

'ÖZELİMİ AÇMAKTAN ÇEKİNMEM'

İnsan çok özel bir şeyini paylaşır mı?
Kişiye bağlı olarak değişir. Ben mesela özelimi açmaktan çekinen biri değilim. Bir masaya yeni birisiyle oturduğumda ona çok özel bir anımı anlatabilirim. Bunu sanat yoluyla da yapabilirim. Ama bazısı mesela o özel durumu açmaya bilir. Tabii ki orada kişisel bir seçim var. Belki onda biraz da yargılanma korkusu olabilir.

Ali'yi hangisi daha çok cezbediyor; vadesi dolmuş ilişkiler mi yoksa başkaların hayatlarına dahil olmak mı?
Bence başkalarının hayatına dahil olmak ilk önceliği gibi... Kendi hayatında o gerçeği yaratamadığı için bir şey yaşamamış hissi var, dolayısıyla insanlardan aldığı eşyalar aracılığıyla, o ilişkileri hayal ederken onların yaşamına dahil oluyor. Onlardan gerçeği almadan onların mutluluğuna dokunuyor.

Filmin sonu aslında devam edecekmiş gibiydi, neden filmi o şekilde bitirmeyi istediniz?
Gidebilirdi evet ama, film o şekilde bitti çünkü filmin karakteri Ali o şekilde bitirdi. Yani ben Ali'yi yarattığımda Ali o sınırı daha fazla geçemeyecek biri oldu. Kurguladığım karakter bir şey yaşamadan oraya gelmiş hayaller kuruyor, o hayalleri kurarken bir yere de tosluyor yaşlı bir adamın gelişiyle. Çünkü hiç eşyası olmayan birisiyle karşılaşıyor. Orada bir durma var, bu durumdan hoşlanmıyor ve ileride bu müzeye gelse kendisinin de bırakacak hiçbir şeyi olmayacağı fikri onu mutsuz ediyor. İlk kez müzenin dışına orada çıkıyor ve sonra bir daha hayal kurmaya başladığında da bir kadına kapılmaya başlıyor. Ali gerçekle karşılaştığında ise onu yaşayabilecek birisi olduğuna inanmadığı için gerçekten kaçıyor.

Film için hangi festivallere başvuruda bulundunuz, neden?
Locarno ve Venedik'e gönderdik, Toronto'ya göndereceğiz. Oradan gelecek sonuçlara bağlı olarak Berlin başvurusu olabilir. Onun dışında önemli kısa film festivalleri var, onlara da başvuracağız.

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ