BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

HT Cumartesi'de Ece Ulusum, İris İçellioğlu ile röportaj yaptı.

İstanbul Müzik Festivali’nin gelenekselleşen genç yetenek arayışında bu yıl viyola seçmelerini Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu İris İçellioğlu kazandı. 1994 doğumlu İçellioğlu, Pınar Dinçer, Çetin Aydar ve Hartmut Lindermann’ın öğrencisi oldu. Ve şimdi de Frankfurt Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi’nde Roland Glassl’ın öğrencisi. Uluslararası alanda kendini gösterme şansı bulan İzmirli sanatçı, bu akşam festival kapsamında Süreyya Operası’nda C.P. Stamitz’in opus 1 sayılı Viyola Konçertosu’nu seslendirecek. Genç sanatçının heyecanını paylaştık.

Seçmelerdeyken neler oldu?

İnsan ister istemez heyecanlanıyor. Fakat sıra bana geldiğinde ve çalmak için odaya girdiğimde, güler yüzlü jüri üyeleri sayesinde çok rahatladım ve sadece yaptığım müziğe odaklanarak çaldım.

Böylesi bir festivalin genç solisti olarak takdim edilmek nasıl bir his?

Çok gurur ve heyecan verici.

Biliyorsunuz, İstanbul Müzik Festivali’nde takdim edilen genç solistlerin kariyeri ivme kazanıyor. Bu fırsatları iyi değerlendirebileceğinizi düşünüyor musunuz?

Şu anda hâlâ Almanya’da master öğrencisiyim, eğitimimi tamamlamak ve kariyerime burada devam ettirip ülkemi en güzel şekilde temsil etmek istiyorum. Bu yolda İstanbul Müzik Festivali benim için çok değerli bir fırsat. Festival vesilesiyle karşıma çıkabilecek başka fırsatları değerlendirmek için elimden geleni yapacağım.

Sizce başarının dengesi nasıl? Saatlerce çalışmak mı yoksa doğru zamanda doğru yerde olmak mı ağır basar?

İkisi de gerçekten önemli. Fakat bence saatlerce çalışmaktan çok, bilinçli ve çözüme odaklı çalışma çok daha yararlı. Gerçekten bilinçli yapılan 2 saatlik çalışma bile sadece çalışmış olmak için yapılan 8 saat çalışmadan çok daha aşama kaydettiriyor.

Roland Glassl ile çalışıyorsunuz. Endişeleriniz var mı?

Elbette ilk başta endişe duydum. Fakat ben gereken emeği gösterdiğimde bana çok aşama kaydettirecek biriyle çalışacağımı bilmenin de verdiği bir güven vardı içimde. Sınıfın seviyesinin yüksek olması da bence her türlü bir avantaj. İnsan hem sınıf arkadaşlarını dinlerken bir şeyler öğrenebiliyor, hem çalışma motivasyonu artıyor. Şimdi yaklaşık 2 aydır Roland Glassl’ın öğrencisiyim ve biliyorum ki çalıştığım sürece endişe edeceğim hiçbir şey yok.

Ölen-yaşayan bir sanatçıyla tanışma imkânınız olsa kim olurdu ve neden?

Sanırım yaşadığı dönem ve eserlerindeki gerilim nedeniyle özellikle D. Şostakoviç ile tanışıp eserleri hakkında sohbet etmek isterdim. Biz çalıcılar için eserlerin derinlerinde ne yattığını bilmek, olması gerektiği gibi çalmayı kolaylaştırıyor.

Siz müzik tutkunuzun peşinden gittiniz ve istediğiniz hedefe ulaşma yolunda ilerliyorsunuz. Böyle bir yolculuğa çıkacaklara, tutkusunun peşinden gitmeye cesareti olmayanlara ne dersiniz?

Bana göre yurtdışında karşılaşılan en büyük sorun maddi sıkıntılar. Onun haricinde başta korkutucu gelen her şey zamanla gündelik şeylere dönüşüyor. Mezun olduktan sonra gitme kararını vermeden önce İzmir’de kadrolu işim vardı, rahat yaşıyordum; fakat aklımın bir köşesinde gitme kararı hep duruyordu. İkilemde kalınca kendime sordum, gitmezsem ileride “Keşke” diyecek miyim diye. Cevap “Evet” olunca, maddi manevi kendimi hazırlamaya başladım, ailemin ve hocalarımın da yardımıyla. İnsanın kendisine ileriye dönük sorular sorması gerekiyor bazen. İstenilince yapılamayacak şey yok.

Çalışmalarınız ve başarılarınız arttıkça ülkesinden uzaklaşan şartlar dolayısıyla sanatçılardan olup olmama üzerine hiç düşündünüz mü?

Bunu sanırım her müzisyen düşünüyor. Ülkemizde İstanbul Müzik Festivali ve benzer çok güzel projeler olsa da, yurtdışında bu alanda imkân çok fazla. Bizim nasıl kendi müziğimiz varsa, klasik müzik de onların müziği. Bu müziği doğduğu yerde öğrenmek daha farklı. Başarı arttıkça da imkân fazlalığı dikkat çekiyor bu sefer. Oradayken elimden geldiğince ülkemi en iyi şekilde temsil etmeyi hedefliyorum, tabii ki ülkemden de kopmak istemem.

‘ENSTRÜMANIMA ÇOK BAĞLIYIM'

Enstrümanınızla nasıl bir bağınız var?

Enstrümanım en eski ve en yakın dostum gibi. Nereye gitsem yanımda, hatta şimdi düşününce biraz fazla mı beraberiz diyorum! En güzel yanı ona ne kadar emek verirsem bana o kadar karşılığını vermesi, asla karşılıksız bırakmıyor. Küçüklüğümden beri viyolacı olmak istediğim için mi bilmiyorum ama enstrümanıma çok bağlıyım.

Bir idolünüz var mı?

Bugüne kadar yaşamış ve yaşamakta olan tüm solistler, benden tecrübeli ve bilgili insanlar, hepsinden bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.

‘ABLAMIN KATKISI BÜYÜK'

Müzikle ilk temasınız kaç yaşınızda ve nasıl olmuştu?

Ablam da viyolacı, babam müziğe gerçekten çok bağlı bir müzik öğretmeni. Ablamın yan odada viyola çalışmasını dinleyerek büyüdüm. Viyolanın sesi o kadar hoşuma giderdi ki, çocuk kitapları okurken bir yandan kulaklığı takıp viyola konçertoları dinlerdim. Babam küçüklüğümde bana bazı kulak testleri yaparak yeteneğim olduğunu keşfettiğinde ailem bana bu mesleği yapıp yapmak istemediğimi sordu. İstediğimi söyledim, o zaman ilkokuldaydım, ablamla ikimiz farklı enstrümanlar çalmış olalım diye bana kemanı önerdiler, fakat ısrarla viyolacı olmak istediğimi söyledim. Bu konuda ablamın katkısı büyük.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000