BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Richard Miere için Amerika’nın “Zaha Hadid’i” deniyor. 1984’te Pritzker Mimarlık Ödülü’ne layık görülen en genç mimar. Yarım asırdan fazla süredir çok önemli yapılara imzasını atıyor. Projeleri arasında Los Angeles’ta The Getty Center, Long Island ve Phoenix’te mahkeme binaları, Roma’da Jubilee Kilisesi ve New York’un ikonları arasında olan Charles Street ve Perry Street kuleleri var. Bunların yanı sıra dünyanın birçok ülkesinde ofis, iş merkezleri, siteler, kiliseler, kuleler tasarlamış. Ayrıca Barcelona Çağdaş Sanat Müzesi ve Almanya’daki Burda ve Arp müzeleri dahil 20 müzede imzası var. HT Pazar'dan Dilek Birgen'in haberi...

Mimari projelerini önem sırasına göre birbirinden ayıramasa da müze tasarlamaktan her zaman daha fazla hoşlandığını itiraf ediyor. Şimdi karşınızda 2 yıldır peşinde olduğum Richard Miere...

Ev tasarımıyla başlayıp site, müze, okul, iş merkezi ve belediye binaları tasarladınız. Bütçe, yer ve tema değişse de projelerinizin değişmeyen temel taşları nedir?
50 yıldan fazladır çok önemli devlet projelerine ve özel projelere imza attık. Müşterilerimizi görsel ve sanatsal anlamda tatmin etmenin ötesinde, kullandığımız kompleks programlar, tasarladığımız iç alanların işlevselliği, işlerimizin makul sürelerde teslim edilişi ve projelerimizin gelecek jenerasyonlar için sürdürülebilir olması temel taşlarımızdır.

‘TASARIMLARIN TEMELİNDE GÜN IŞIĞI VAR’

1984’te Pritzker Mimarlık Ödülü’ne layık görülen en genç mimar oldunuz. Sizce kariyerinizi etkileyen önemli olay neydi?
Kariyerime nasıl bir etkisi olacağını hiç tahmin etmemekle beraber ödülü almaktan çok büyük bir gurur duydum. 1963’te Arthur Drexler, New York Modern Sanatlar Müzesi’nde “Le Corbusier: Avrupa ve Hindistan’da İnşaat” konulu küçük bir sergi açtı. O zaman New York’ta yeni hayata atılmış genç bir mimar olarak bu sergi beni çok etkilemişti. Alvar Aalto, Louis Khan, Mies van der Rohe, Frank Lloyd Wright, Luis Barragan gibi isimler, Rus ve İtalyan mimarisi bana ilham verdi. Ancak kanımca bunların arasında beni en çok etkileyen Le Corbusier idi.

En çok ne tasarlamaktan zevk alıyorsunuz?
Seçme şansım olsaydı daha fazla müze tasarlardım. Her müze koleksiyonları, konsepti, sanatla mimari arasındaki ilişki açısından farklıdır. Bu sayede çok şey öğreniyoruz. Sonuçta her müzenin kendine has bir karakteri ve kimliği oluşuyor. Ayrıca müzelerin toplumsal açıdan yararlı, sadece sanatın seyredilmekle kalınmayıp sosyal anlamda fayda getirdiği mekânlar olması da beni mutlu ediyor.

Projelerinizdeki temel amaçlarınız neler?
Tasarımlarımda gün ışığı ve insani değerler, alan ve içerik gibi bazı unsurlara çok dikkat ederim. Amacımız güçlü bir mekân yaratmaktır, o nedenle projenin konumunda, boyutunda ve yerinde bize ilham verecek detayları ararız. Tasarımlarımızın temelinde gün ışığından faydalanmak yatar. Binanın orantısı ve geometrisi, kişilerin bina içinde nasıl hareket ettiği ve alanlarda neler hissettiği de çok önemli unsurlardır.

İlk tasarımınızı hatırlıyor musunuz?
Fire Adası’nda Lambert House. Sanatçı Saul Lambert’in 10 bin dolar bütçesi vardı. Michigan’a gittim ve odundan kulübe yapan birini buldum, modern bir ev için ahşap kullanarak 9 gün içinde evin temelini oluşturdum.

Peki en beğendiğiniz projeniz...
Her zaman “Bir sonraki projem en iyi projem olacak” derim. Fakat önemi, konumu ve içeriği açısından Getty Müzesi’nin yeri farklıdır.

‘DOĞANIN TÜM RENKLERİ BEYAZLA GÜZEL YANSIR’
Neden tasarımlarınızda beyaz rengi tercih ediyorsunuz? Beyaz yüzeylerin zamanla bozulması sizi rahatsız etmiyor mu?
Mimaride beyaz rengin ışığı ve içe yansıması önemlidir. Işığın kontrolü ve kullanımını düşünmek gerekir. Bence beyaz tüm renkleri içerir. Ofisimden dışarı baktığımda gördüğüm gökyüzünün parlaklığı, mavinin kıvamı ve yoğunluğu ofisimin rengi beyaz olduğundan daha belirgin. Doğanın tüm renkleri çevremizde beyaz sayesinde daha güzel yansır ve belirgin olur.

Roma’daki Jubilee Kilisesi’ni de siz tasarladınız? Kilisede ilham kaynağınız ne oldu?
Le Corbusier bize ışığı ve alanın kullanımını öğretti. Mimarların işi budur. Yaşadığınız alanları yaratırız. Le Corbusier sayesinde, insan yapımı mimari ile doğa ilişkisinin uyumunu deneyimliyoruz. Kutsal olarak tanımladığımız tüm şeyler beyazla anlam kazanır. Işığın oyunu, dalgaların oyunu devamlı bir git-gel yaratır. Bir ileri, bir geri... Herhangi bir amaca odaklanmamış özgür bir hareket; hem insan boyutunda hem de doğada ışık özgürlüğü ifade eder.

Yaptığınız tasarımlar bugün için olduğu kadar bundan sonrası için de çok önemli. Tasarlarken geleceği düşünür müsünüz?
Bir bina yaparken kendimi bir sanatçıdan ziyade uzman bir inşaatçı olarak düşünüyorum. Çünkü mimarlık sanatı nihai olarak bunu gerektiriyor. Geçmiş ve gelecek arasındaki bağı, kültürleri anlayarak bir düzen kurmaya çalışıyorum. Bence stil yaratırken temelde bu hususa uyulur; geçmişi dahil etmek veya etmemek... Kişisel arzuların ve aklın tasarımlardaki hâkimiyeti de budur. Benim kişisel tarzımın temelinde kültür ve gelenekler vardır fakat tecrübelerimin de önemli bir rolü bulunur. Baz olarak mekânı, şekilleri, ışığı yaratmaya çalışırım. Amacım illüzyon yaratmak değil, var olmaktır. Mimarinin ruhu da buna dayanır.

50 sene öncesine göre dünya çok farklı bir yer. Gençlere verebileceğiniz nasihatler neler?
14 yaşımda bana “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” diye sorduklarında “Mimar” derdim. 50 sene sonra hâlâ mimar olmanın anlamını öğreniyorum. Bunca insanla beraber çalışmak büyük bir haz veriyor. Mimar olmak demek muhteşem bir takımın bir parçası olmak demektir. Mimar olarak işimin ne kadar ilerlediğini görüyorum. Her projeye baktığımda “Şimdi nedir ve ileride ne olacak?” diye sorgular ve fonksiyonel konuların ötesinde düşünürüm. Projeyi insanlara, topluma faydalı olacak şekilde geliştirebilmek önemlidir.

‘ÇEVRE, SÜRDÜREBİLİRLİK ASRIN GEREKSİNİMLERİ’

Günümüzün mimarisinde problemler nedir?
Sürdürebilirlik, farklı geleneklerin ve kişilerin işbirliği mimarlığı tanımlar. 21’inci asırda yaratıcılık kişisel boyutta değildir. En iyi inşaatlar, müşterilerin, mühendislerin, danışmanların ve mimarların birlikte oluşturduğu işlerdir. Çevreye uyum, sürdürebilirlik bu asrın en belirli gereksinimleridir. Mimarlar ve tasarımcılar binaların çevreye etkisinin ve küresel enerji kaynaklarının kullanımının farkındadır. Yaptığımız işlerin çoğu çevresel anlamda bilinçli projelerdir. Cornell Üniversitesi için yaptığımız Weill Salonu, LEED Gold sertifikası ve San Jose Salonu LEED Platinum sertifikasına sahip. En son Hamburg’da tamamladığımız ofis projesi Alman hükümetinin sıkı enerji kurallarının ve sınırlarının çok daha ilerisinde bir proje olup güneş enerjisi ve ısı teknolojileri en üst düzeyde kullanıldı.

‘Yeni mezunlar çizim yapamıyor’

Dünyada ortaya çıkan önemli mimari trendler neler?
Günümüzde muazzam boyutta inovasyon ve yaratıcılık gözlemliyorum. İletişimin hızıyla mimarların farkındalığı artıyor. Sanal mimari sayesinde garip tasarımların temelinde anlamlı fikirler yatıyor. Ancak bilgisayarda çizim işleri hızlandırsa bile, yeni mezunlarda eksik gözlemliyorum. Bazı çizimleri göz kararı yapmanız gerekir fakat yeni eğitim teknolojisi bunu mümkün kılmıyor.

Yeni projeleriniz neler?
Avrupa’da Italcementi Genel Merkezi’ni, Prag’da yeşil şehir projesi, Lüksemburg, İtalya ve Türkiye’de yaşam alanları projelerimiz devam ediyor. Çin’de bu sene sonunda birkaç site ve kulüp projemiz tamamlanacak. İsrail Tel Aviv’de site, Tokyo’da 2 büyük apartman projesi yapıyoruz.

Bodrum’da da projeniz var...
Yalıkavak’ın hemen dışında, koya bakan 21 evden oluşan bir projemiz var. Her villanın arazisi sitenin topografisine uygun bir şekilde diğer siteleri görmeyecek şekilde konumlandırıldı.

ÖDÜLLERİ...
Richard Miere, 1984 senesinde mimari dalda Pritzker Ödülü’nü kazandı. 1997’de Amerika Mimarlar Derneği tarafından AIA Altın Madalyası’na layık görüldü. Aynı yıl Japon hükümeti kendisine Praemium Imperiale Sanat Ödülü’nü verdi. İngiliz Kraliyet Mimarlar Enstitüsü ve Amerikan Mimarlar Derneği Kurulu’nda yer alıyor. 50 adet ulusal ve uluslararası tasarım ödülü bulunuyor. 1989’da İngiliz Kraliyet Altın Madalyası, 1992’de Fransız Hükümeti Ulusal Sanat ve Edebiyat Nişanı’na layık görüldü. 1995’te Amerika Sanat ve Bilim Akademisi Ödülü, 2011’de AIANY New York Belediye Ödülü, Sidney Strauss Ödülü ve New York Mimarlar Derneği Ödülü’ne layık görülmüş.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000