BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Habertürk Gazetesi’nde güncel karikatür ve illüstrasyonlar çiziyor, HT Pazar’da infografik sayfasını tasarlıyor. İmza fotoğrafı da bir illüstrasyon. Kısacası kendini öne çıkarmaktan pek hoşlanmıyor. Oğuz Aral ekolünden geldiği için öyle öğrenmiş: “Geri planda dur, hayatı iyi gözlemle, otobüsten inme”. Karikatürle tanışması tesadüf eseri olmuş. 15 yaşındayken ilk çizimlerini mizah dergisine götürmüş ve bir daha da o dünyadan kopamamış. 28 yıllık meslek yaşamına birçok proje sığdırmış. Farklı mecralarda karikatür ve çizgi öyküleri yayınlanan, tasarımlar yapan Baytak, Mimar Sinan Üniversitesi’nde Özdemir Altan atölyesinde eğitim almış. Hayatı renkler, çizgiler, kalemler ve kâğıtlar arasında geçiyor. Hatta öyle ki yaptırdığı dövmelerinin fontunu, tasarımını bile dövmeciye o vermiş! Baytak son olarak Karakarga Yayınları’nın “Dünyaya Yön Verenler” serisi kitaplarından biri olan Aziz Sancar’ın hayatına çizgilerle hayat verdi. Selin Feldman’ın yazdığı kitabı bir buçuk ayda çizdi. Baytak ile çizgili dünyasını ve işlerini konuştuk. HT Cumartesi'nden Ekin Türkantos'un haberi...

Aziz Sancar’ı çizmeden önce nasıl bir ön hazırlık yaptın?
Önce Aziz Sancar’ı araştırıp fikir sahibi oldum. Metin bana geldikten sonra çizeceğim sahnelerle ilgili Sancar’ın buluşlarına bakıp anlamaya çalıştım. Çünkü içinde ağır bilimsel gerçekler var. İyice özümsemeye çalışmalıydım ki onu çocuklara da kolayca anlatabileyim. Çizmeye başladıktan 1 buçuk ay sonra bitti.

Aziz Sancar’ın hayatını araştırırken seni mutlu eden, şaşırtan neler oldu?
Böyle bir insan kolay yetişmiyor, bunu hepimiz biliyoruz. Çocukluğundan itibaren tüm hayatı bir mücadeleyle geçiyor. Çizerken onun sarf ettiği hayat eforuna yetişemedim, zorladı beni. Çetin bir Amerika macerası geçirmiş ve yılmamış. Hedeflerine ulaşabilmek için türlü badireler atlatmış. Buna çok şaşırdım. Biz genelde “Akıllı bir adam, başardı” diye bakarız ama öyle değil. Çizerken büyük bir deha, başarılı bir insan nasıl yetişiyor onu keşfettim.

Çocuklar hangi yönüyle tanıyacak Aziz Sancar’ı?
Bizden birinin de isteyip çabaladığında başardığını görecekler. Nobel kolay bir şey değil. Nobel’e giden süreçte Türkiye’den, çok çocuklu bir aileden çıkıp oraya giden ve mücadelesini hep sürdüren bir bilim adamını tanıyacaklar. Azimle çalışan ve çıtayı çok yükseğe taşıyan birini görecekler.

Kitabı Selin Feldman yazdı, sen çizdin. Nasıl bir işbirliği yaptınız?
Bana hazır bir metin geldi. Selin çok güzel, yalın ve sürükleyici bir metin yazmış. Ben de onu en güzel ve en modern haliyle Aziz Sancar’a yakışacak şekilde nasıl anlatabilirim diye düşündüm ve çizmeye başladım

Eskiden çocuklar çok daha basit çizgi hikâye kitaplarıyla haşır neşirdi. Şimdi başarılı, gerçek insanların çizgi dünyasına konuk olduğunu görüyoruz. Bunların ilgi görmesini neye bağlıyorsun?
Çizgi çok kuvvetli bir şey, aşamayacağı yer yok. Zaten çocuklar hep çizer, resim yapar. Onlara ulaşabilmenin en kolay yolu onun da yapabildiği şeyi yani çizgiyi onunla paylaşmak. Biz çizerek onun dünyasına misafir oluyoruz. Ona yol gösterici olarak değil de yol arkadaşı olarak durduğunda daha eğlenceli ve keyifli neticelere ulaşacağımıza inanıyorum. İlgi çekmesine gelince, yaşanmış gerçek hikâyelerin pratik bir şekilde sunulması cazip geliyordur. Biyografinin bir çekiciliği var. Üstüne bir de popüler ve naif şekilde kitaplaştırınca daha seri şekilde özümseniyor olabilir.

‘ÇOCUKLARIN SEVİYESİNE İNMEYİ GÖZ ARDI ETMİŞTİM’

Hızlı tüketmeye alışmış internet çağı çocuklarına çizgiyle hitap etmek zor mu?
Zor. Açıkçası son dönemde kendi çocuklarımda da gördüğüm bir şey var. Benim için çok büyük başyapıt olan Walt Disney işlerini, Alaaddin’i, Donald Duck ya da Mickey Mouse’u benim çocuklarım seyretmiyor. Başka bir kuşaklar ve onların seyrettiği başka çocuk kanalları, çocuk dizileri var. Mesela ‘advanture time’ tarzı işler. Modern çizgileri, çizgi filmleri biliyorlar. Kendimce burada bir değişiklik yapıp daha önce kullanmadığım bir çizgi tarzı ve renk skalası kullandım. Bakış açımı değiştirdim. Kendi çocuklarımın merakını gideren bir şeye yaklaşmak istedim.

Karikatür çizmeye nasıl başladın?
Tamamen tesadüfen oldu. (Gülüyor.) Lisede edebiyat ödevi için bir ünlüyle röportaj yapmamız gerekiyordu. Kara kara düşü- nürken “Limon dergisindeki çizerle neden yapmıyoruz ki?” diye bir fikir geldi aklıma. Bize randevu veren şimdi arkadaşım olan, ismini söylemeyeceğim çizer tatile gitmişti. Orada Suat Özkan’ı görünce onunla röportaj yapmak istedik. Ödevi teslim edip sınıfı geçtik. O yaz yine Suat Özkan ile karşılaştım. “Ben de çiziyorum, size gösterebilir miyim?” dedi- ğimde “Pazartesi dergiye gel” dedi. Ve gidiş o gidiş oldu.

Çocukluğundan beri senin de çizgiye ilgin varmış. Peki ailen bu hevesini nasıl karşıladı?
Ailem heveslerimi hep destekledi. Ama anne-baba, çocu- ğunun deli gibi resim yapmasını değil ders çalışmasını da ister. Bazen elimden kâğıt ve kalemi aldıkları da oldu ama ben parmağımla havaya resim yapmaya devam edince hemen geri verdiler. (Gülüyor.)

Senin de iki çocuğun var. Onlar babalarını çizerken gördüklerinde neler yapıyorlar?
Bir gün oğlum Rumi Çınar’la resim yapıyordum. Kendimi kaptırmış çizim yapar gibi bir kedi çizdim. Oğlum “Baba sen çok güzel resim yapıyorsun. Ben senin gibi çizemiyorum. Bir daha resim yapmayacağım” dedi. Farkında olmadan gözünü korkutmuş oldum. Ve bu bana hayat dersi oldu. Sonra daha dikkatli oldum. Kızım Sure Arus’ta ise bunun mesleğim olduğunu ve onun da büyüdüğünde çizebileceğini söyleyerek diyalog kurdum. Bu benim piyangomdu. Çocuklarla faaliyet yaparken onların seviyesine inmeyi göz ardı etmiştim.

Can Baytak’ın 13 tane dövmesi var, hepsini kendisi tasarlamış.

‘On gün öncesinde onu aldatmaya başladım’

Habertürk’te de günlük karikatürler çiziyorsun. Sürekli espri bulmak, çizmek ve yetiştirmekle geçen bir mesain var.
İşim çizmek. Günlük baskı saatine yetişmesi gereken karikatür çizmem gerekiyor, o bittiğinde başka şeyler çiziyorum, yeri geliyor kitaplara odaklanıyorum. İşin bu tarafı biraz mekanik.

Sürekli tarihli ve saatli iş yapan biri olarak “Keşke şurayı böyle çizseydim” duygusunu çok yaşar mısın?
Bu soru tam bir baş belası ama buna teslim olma lüksüm yok. Bu hep olacak. Bir sonraki için kendimi tetikte tutmaya yarıyor. 

Uğurlu kalemin var mı?
Evet, 20 yıldır mavi renkteki uçlu kalemimle çiziyordum. 10 gün öncesinde onu aldatmaya başladım. Füzen tarzda, kalın kurşun kalemim var artık. Aslında kibrit çöpüyle bile çizen çizer. Gördüm. Ama uğurlarımız var. Benim uğurum mavi kalem beni terk etmedi, ben onu terk ettim. Kaç defa kaybettim, kaç kere geri geldi.

Kâğıt olarak özel bir tercihin oluyor mu?
Yıllar içerisinde çok kâğıt harcadığım için artık özellikle kullanılmış, printer’dan çıkmış kâğıtları tercih ediyorum. Dijital tablet de kullanıyorum. Aziz Sancar kitabı için portresi dışında neredeyse hiç kâğıtta çalışılmadım.

Karikatür dünyasında usta-çırak geleneği meşhurdur. Senin ustaların kimdi?
15 yaşımdayken Limon dergisine işlerimi götürmeye başladım. Karikatürlerime bakan Suat Özkan ve Can Barslan’dı. Çok kıymetlilerdir. Daha sonra başka dergilerde çeşitli ustalarla yan yana çalıştım. Behiç Pek, Engin Ergönültaş, Serhat Gürpınar, Kemal Aratan. Türk karikatürünün benim için ‘Los Galacticos’ dönemiydi. Yetiştiğim ekolün çizerlerinden birer parça taşıyorum. Çok yeni başladığımda ise Suat Özkan’a “Ben güzel kadın çizemiyorum” dediğimde “İki ilaç al geçer” demişti. Ve sonra uyandım ki, çalışmazsan kadını da çizemezsin. Dış dünyaya bakmayı bilmen ve çok fazla çizgi bakman lazım.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000