Bazen gerçek yetmez
Fatih Enes Ömeroğlu gişe rakamlarını değerlendirdi
GÖZÜNE GÖZLÜK
Nihayet “Başlangıç”a kafa tutmaya cesaret eden bir babayiğit çıktı. “Çılgın Hırsız” (Despicable Me) 120 kopyayla girdiği hafta sonundan, 41.855 biletle ayrıldı ve listemizin ilk sırasına yerleşti. Aslına bakılırsa bu rakam, bir liderin ilk 3 günü için gerçekten de çok düşük. Yeni öğrenim yılı, bayram, referandum telaşı derken insanların sinemayı unuttukları anlaşılıyor. Uzun zaman sonra 6 filmin birden vizyona girmesiyse cabası. Türk halkının gelecek hafta sonunu televizyon karşısında referandum atıştırarak geçireceğini düşünürsek “Çılgın Hırsız”ın işinin, bayramın ilk 2 gününe kaldığını söyleyebiliriz.
Ben dağıtımcının yerinde olsam yağmur duasına çıkardım. Zira önümüzdeki 10 gün içerisinde gökten mevsim normallerinin ötesinde yağmur, dolu, kül, ateş vb. şeyler yağmadığı müddetçe filmin 150 bini geçmesi imkansız gibi. Dünya çapında 300 milyon doları aşkın hasılat yapan 3 boyutlu bir film için, bu rakam gerçektende hayal kırıklığı demek.
HAYAL Mİ, GERÇEK Mİ?
6 hafta önce vizyona girdiğinden beri liderliği bırakmayan “Başlangıç”ın (Inception), yeni yuvası artık 2.’lik. Bir anda 41 salon kaybeden film, hafta sonu 30.481 bilet yapabildi, ama yine de 850 bin sınırına uzandı. “Başlangıç” yeni yerini şimdilik pek yadırgamamış gibi. Bu yatakta biraz daha uzanabilirse, 1 milyon rüyası için yeterli derinlikte bir uykuya dalabilir. Sonuçta yaz sezonunda bir Hollywood filmi olarak milyon barajını aşmak, rüya da olsa güzeldir.
Bu ruh halini en iyi anlatan sözün Caprio’nun bir önceki filmi “Zindan Adası”nda sarfettiği son sözler olması nasıl bir tesadüftür. Zamanın adeti demekten başka bir açıklama bulamıyorum şahsen.
Tüm ailesini katletmiş bir cani olduğu gerçeğini kabullenmek istemeyen Teddy, kişilik bölünmesi yaşar ve sizofrenik davranışlar göstermeye başlar. Uzun uğraşlardan sonra doktorlar onun gerçekle bağlantısının tamamen koptuğuna inanmaktadır. Teddy’nin daha sakin bir mahkum/hasta olması için beyninin ön lobları arasındaki bağlantıların kesilmesine (lobotomi) karar verilir. Operasyona götürülmeyi beklerken, tam da herkesin onun zaten hiçbir şeyin farkında olmadığını düşündüğü bir anda, Teddy şu sözleri sarf eder: “Hangisi daha kötü acaba, bir cani olarak yaşamak mı, yoksa iyi bir adam olarak ölmek mi?”
Kara Şövalye’nin dediği gibi: “Bazen gerçek yetmez. Bazen insanlar gerçeklerden daha fazlasını hak eder!”
Kısacası “Mutlu musun?” sen onu söyle. Gerçek veya hayal, “Teddy” veya “Cobb”un umurunda mı zaten?
Gerçek, algıladığımız ve hissettiklerimizden ibaretse, Teddy’yle Cobb başka ne yapsın ki zaten?
YIRTICI SANTRAFOR
Piranaların akvaryumdaki yaşam süresinin 10 yıla kadar uzadığı söylenir. Öte yandan “Pirana 3D” podyumda 3 hafta bile zor dayanacak gibi görünüyor. 81 salonun tümünü korumasına rağmen, 18.436 kişi tarafından seyredilen film, toplamda 65.114 biletle ancak 3. sırada tutunabildi. Yavaş yavaş “bu pirananın ızgarası nasıl olur acaba?” diye düşünmeye başlamış bulunmaktayım. Demek ki, ne oldum demeyeceksin! Avcıydı, yem oldu zavallılar.
Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde “pirana” için yapılan tanımdan bahsetmeden, bu mevzuyu değiştirmek istemiyorum: Genellikle Güney Amerika'da rastlanan, grup hâlinde avlanan ve avını kısa sürede iskeleti kalıncaya kadar yiyen yırtıcı balık.
Cümlede yer alan “kısa sürede,” “iskeleti kalıncaya kadar yiyen” “yırtıcı balık” bölümlerine özellikle dikkatinizi çekmek isterim… Yani hepsine! Sinemanın nasıl bir güç olduğuna, gerçekten de çok güzel bir örnek bu tanım. Açıklamayı kaleme alan muhteremlerin, 1978 tarihli ilk “Piranha”dan ne kadar etkilendiği hemen anlaşılıyor. Hatta bunu yazarlarken, adamların gözlerinin önündeki sahneleri bile sayabilirim.
Büyük Türkçe Sözlük’te bu kadar ampirik bir tanıma daha önce rast gelmemiştim.
Fenerin de “Rakiplerini kısa sürede asapları bozuluncaya kadar didikleyen yırtıcı bir santrafora” ihtiyacı var. Pirana gibim…
ENSEYE USTURA VURULUR MU HİÇ?
Robert Rodriguez “Ustura” (Machete) ile tekrar aramızda. Tüm dünyayla aynı anda, 69 kopyayla vizyona sürülen film, ilk 3 gününde sadece 16.904 kişi tarafından seyredildi ve hayal kırıklığı yarattı. İlk bakışta bu duruma düşük salon sayısının neden olduğunu düşünsem de, “Ustura”nın Amerika performansına bakınca fikrim değişti. Film ilk hafta sonunda, sadece 14 milyon dolar yaparak, ancak 3. sırada yer alabilmiş. Yani Türkiye’deki 4.’lük tesadüf sayılmamalı. Bazen bizim dağıtımcıların da içine doğuyor galiba. Bir şekilde hissetmişler demek ki film tutmayacak diye. Yoksa bu kadar şişkin kadroya sahip bir film, en az 100 kopya kaldırırdı. Bu arada salon başına 245 kişi, “Çılgın Hırsız”dan sonra haftanın en iyi performansı. Yine de bir tesellidir…
NERELERDE BU ARİF SUSAM?
Vizyonun yenilerinden “Seni Uzaktan Sevmek” (Going the Distance), 5. sıradan listemize girmiş durumda. 64 kopyayla vizyona sürülen film, salon başına 242 kişiyle, 15.543 bilet yapmayı başardı. Kuvvetli bir tanıtım desteği olmayan bir film için, bu gerçektende kayda değer bir sonuç. Türk izleyicisi romantik komedileri özledi galiba. Soğuyan havayla beraber grileşen gökyüzü insanları romantikleştirmiş de olabilir tabi.
“Seni Uzaktan Sevmek”in oyuncu kadrosuna bakarken, gözlerimin içgüdüsel olarak, Ümit Besen, Cengiz Kurdoğlu veya Arif Susam gibi devleri aradığını fark ettim. “Ne yapıyorum ben” deyip kendime gelmem uzun sürmedi, ama “bana bunu hissettiren nedir?” diye düşünmeden de edemedim. Yoksa Arif Susam’ın saçlarını yıllardır görememenin verdiği bir isyan olabilir miydi bu? Hayır, hayır o değil! Aç interneti hasretini gider öyle değil mi? Şimdi buldum. Bu filmin ismi, resmen 80’lerin piyanist şantörlerinden araklanmış yahu. Devam filmi çekilirse onun ismi de rahatlıkla “Nikah Masası” olur yani. Romantik komedi ya, mutlu sonla bitiyordur herhalde “Seni Uzaktan Sevmek.” Yalnız, biraz reklam ve pazarlamaya ihtiyacınız olduğu kesin. İsterse hava zifiri karanlık olsun, gördüğünüz gibi Türk erkekleri ancak 15 bin biletlik romantik olabiliyor.
ÇOĞUL EKİNE BAK, HİZAYA GEL
“Predators?!” (Predators) Robert Rodriguez’in parmak izlerini taşıyan haftanın ikinci filmi. “Ustura”dan iki sıra aşağıdan, yani 6. sıradan listemize giren film, 67 kopyayla 12.811 bilet yaptı. “Seni Uzaktan Sevmek” ile benzer kopya sayısına ve benzer performansa sahip olmasına rağmen, “Predators”a kesinlikle başarılı diyemeyiz. Zira 1987 tarihli efsanevi “Predator”ın omuzlarında yükselen filmin, reklam avantajıyla çok daha başarılı olması beklenirdi. Zaten bu geçmişten faydalanabilmek adına “Predators?!” İngilizce ismiyle birebir vizyona sürülmüş. –s takısı Türkçemize hayırlı uğurlu olsun. Kirli dövüşüyorsan kazanmaya bak derler, böyle yerlerde sürünme. Mazeret bulamaz, dirhem dirhem azalırsın.
EZİYET
Türk filmleri sezonunu açmak “Adı Aşk Bu Eziyetin”e nasipmiş. Sadece 10 kopyayla vizyona sürülen film, 1.461 biletle 16. sıradan listemize giriş yaptı.
Film yapma işi de gerçek bir aşk. Fakat bu eziyete değer mi bilemiyorum doğrusu. Sezonun ilk Türk filmine ancak 10 salon ayırabiliyoruz. Harbiden “Adı Aşk Bu Eziyetin.”
ÇİN SEDDİ DEĞİL, ÇİN “SCHINDLER”İ
Hafta sonu vizyona giren filmlerden sonuncusuysa “Son Kahraman” (John Rabe). 5 kopyayla vizyona sürülen film, sadece 499 biletle 22. sıraya yerleşmeyi başardı. Başardı diyorum, çünkü bizim nüfusumuzda bir ülkede 499 kişiyle 22. sıraya yerleşmek, gerçekten de akıl alır bir hal değil.
AMAN ŞIMARTMAYIN ŞUNLARI, DERSLERİNE ÇALIŞMAZLAR SONRA…
Bu hafta sinemaları 193.587 sinemasever ziyaret etti. Yani geçtiğimiz haftaya göre bir ilerleme kaydettiğimiz kesin. Hatta 2008 ve 2009’a göre bu rakamlar süper. Demek ki, geçtiğimiz yıllarda yolda geçen 36. hafta sonu, referandum nedeniyle insanlar erken dönüş yapınca, evlerde karşılandı. Fakat yine de bu rakamların 6 taze film için çok yetersiz olduğunu da söylemek gerek. Özellikle gençlere ve çocuklar yönelik “Çılgın Hırsız”ın yaşadığı hayal kırıklığı, ailelerin yeni öğretim yılı öncesinde ipleri biraz gergin tutmaya çalıştığını gösteriyor. Bir de üzerine bayram telaşını ekleyin ve eşittire basın. 193.587 işte…
Detaylı rakamlar için www.boxofficeturkiye.com adresine başvurabilirsiniz.