Hollywood usulü ‘cinsel ilişki filmi’ VİDEO

Kerem Akça, bu hafta vizyona giren filmleri değerlendirdi...

14 Ocak 2011 Cuma, 09:03:09Güncelleme: 09:03:09
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Hollywood usulü ‘cinsel ilişki filmi’  VİDEO Sonra Oku

keremakca@haberturk.com

“Aşk Sarhoşu”, dünya sinemasında yaklaşık 40 yıl önce “Paris’te Son Tango” ve “Duygu İmparatorluğu” ile varlığını hissettirmeye başlayan ve sürekli ‘Sanat mı? porno mu?’ konusunda tartışma açan bir alanın Hollywood mensubu. Ama iş büyük stüdyoya sıçrayınca, bu ‘cinsel ilişki filmi’ formülünün etrafı romantik-komedi ve duygusal-dram ile sarılmış ister istemez. Bunlara “Kuşatma”, “Kanlı Elmas” gibi filmlerin muhafazakar yönetmeni Edward Zwick imzası da eklenince, modern toplum hastalığı ‘seks arkadaşlığı’na bakış ahlakçı bir inceleme getiriyor karşımıza. Cinselliğin filmin orijinal ismine istinaden ‘alışkanlık’ yerine koyulması ise buradaki yatak kimyasını tutturma becerisine karşın, John Curran, David MacKenzie gibi ilişki meselesine hakim yönetmenlerin mumla aranmasına yol açıyor. Yine de Hathaway ve Gyllenhall’ı cesaretlerinden dolayı takdir etmeliyiz. Tutku, seks arkadaşlığı ve modern ilişkinin tanımını yapmayı beceriyorlar öyle ki.

Erkek çok çapkındır. Önüne gelenle yatmaktadır. Bir süre sonra ise ‘hayatının kadını’ ile tanışır. Bunun da sebebi kadının aynen erkek gibi hiç bir şeyi umursamadan ‘gecelik ilişki’ ya da ‘anlık mutluluk’ peşinde koşmasıdır. Aslında bu cümleleri görünce rahatlıkla bir Amerikan romantik-komedisinin içinde olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ancak Jamie Reidy’nin romanından sinemaya uyarlanan “Aşk Sarhoşu” (“Love and Other Drugs”, 2010), öyle bir eser değil.

 'Aşk Sarhoşu' fragmanı için tıklayınız...

Romantik-komedi görünümlü cinsel ilişki filmi

Filmi ilk yarım saatini izleyip iyi oyunculuklu (bu konuda Oliver Platt’e de çok şey borçlu) bir romantik-komedi veya son yarım saatine bakıp ölümcül hastalığın yakaladığı dramatik damar ile yürüyen bir duygusal-dram olarak idrak etmek mümkün. Ancak burada esas yapılmak istenen ‘cinsel ilişki filmi’ adlı, dünya sinemasında fazlalıkla uygulandığına tanıklık ettiğimiz o ilişki filmi formülü.

Elimizdeki eserin esas hedefi de zaten cinsel ilişki ile başlayan bir kadın-erkek etkileşiminin, bu diyalogsuzluk sonucunda nasıl bir yere varacağını incelemek. Bunun devamında da amaç; tutkunun mu, aşkın mı, sevgisizliğin mi yoksa evliliğin mi galip geleceğini masaya yatırmak.

Aslında sözünü ettiğimiz şey, o bildiğiniz ‘yasak aşk’ın izini süren ve üç kişinin etrafında dönen aşk filmlerinden değil. Aksine günümüz toplumunda kendine ‘seks arkadaşlığı’  (fuckbuddy) olarak yer bulan ve Hollywood’da da son bir-iki yılda (Bkz. Geçen yılki “İlişki Durumu: Karmaşık”) romantik-komedilerin içine sızan bir kavramın getirdiklerine odaklanmaktan bahsediyoruz.

Dünya sinemasındaki örneklerinden uzakta, ancak bilinçsiz de değil

Lafı daha fazla uzatmadan “Aşk Sarhoşu”nun Bernardo Bertolucci’nin “Paris’te Son Tango”su (“Ultimo Tango i Parigi”, 1972) ve Nagisa Oshima’nın “Duygu İmparatorluğu” (“Ai No Korida”, 1976) ile 1970’lerde sinemaya giren bu formülün yeni bir mensubu olduğunu söyleyelim.  

Ancak o zamandan bu yana geçen süreçte üretilen “Damage” (1992), “Praise” (1998), “Mahremiyet” (“Intimité”, 2001), “9 Şarkı” (“9 Songs”, 2004) ve “Anne” (“The Mother”, 2003) gibi başarılı örneklerden biriyle yüzleşmediğimiz gerçeği de ortada.

Yine de bu konudaki uygulamalarda seks dozunu fazla kaçırıp pornoya yaklaşan “Lies” (“Gojitmal”, 1999), “Lie With Me” (2005), “Cehennemin Anatomisi” (“Anatomie de l’Enfer”, 2004), “Sır” (“Le Secret”, 2000) gibi başarısızlık abidelerinden olduğunu söylemek de zor.

Yatak kimyasını tutturma konusunda dersine iyi çalışmış

İşin doğrusu yönetmen Edward Zwick, cinsel ilişkiyi yansıtma açısından dersine çalışmış ve işi kitabına göre yapmış. Anne Hathaway ile Jake Gyllenhall’ın da bu doğrultuda cesur sahnelerde rol almaktan gocunmadığını itiraf etmek boynumuzun borcu. Bu noktada ‘tensel uyum’ ve ‘yatak kimyası’ konusunda yukarıdaki örnekleri aratmayan bir çalışma olduğunu belirtelim.

Ancak burada esas problem oradan çıkmamış. Zaten bu ikilinin tutkusunu ele alırken girilen yollar ve ‘Aşık mıyım değil miyim?’, ‘Cinsel olarak tahrik olmama bu durum engel olacak mı?’, ‘Onunla ilgili bir şey bilmiyorum ama onu seviyorum’ gibi konular da iyi incelenmiş. Yani aşk, sevgi, tutku ve bağlılık temalarını kavrayan derinlikli meselerin son yarım saatteki ‘melodramatik’ düzlüğe kadar işlediği söylenebilir.

Safkan Amerikan milliyetçisinin ilişki filminde işi ne?

Fakat daha önceden genelde ‘gerçek hikaye’ uyarlamalarını çarpıtıp milliyetçi ve muhafazakar görüşlerine alet ettiğini bildiğimiz Edward Zwick belli ki, bu konuya ideolojik yaklaşım açısından yanlış bir seçim olmuş. Zira şu zamana kadar sadece “About Last Night...”ta (1986) gençlik filminin içinde ‘ilişki’ konusuna girmişti yönetmen.

Zaten bu formülü uygulayan isimlerin genelde Louis Malle, Bernardo Bertolucci, Nagisa Oshima, Michael Winterbottom gibi sistem karşıtı ve kendilerine özgü dünyalarıyla markalaşan isimler olduğunu görmek mümkün. Zwick ise öyle biri değil. “Son Samuray” (“The Last Samurai”, 2003), “Kuşatma” (“The Siege”, 1998), “Kanlı Elmas” (“Blood Diamond”, 2006) gibi gerçek hikayelerden politik söylemler çıkaran bir sinemacı kimliği var. Üstüne üstlük bunların da ‘muhafazakar’lığıyla sürekli tartışma konusu olmuş bir isim kendisi. Bu durum da filmin gerçek anlamda Amerikan izleyicisinin ahlaki bakış açısına göre üretildiğini ispatlıyor.

Seks arkadaşlığı modern toplumun gereklerinden biri değil midir?

Bir noktadan sonra öyle bir duruşa hapsolup özdeşleşme yapılan kadın karaktere ‘hastayım ben’, erkek karaktere ‘mesleğimi sürdürmem lazım’ motivasyonunu yüklemesini sağlıyor. Bu da seks arkadaşlığı adlı günümüzdeki hakim kavramdan uzaklaşılmasını sağlamış.

Belli ki 20th Century Fox, yönetmen tercihi yaparken ‘seks arkadaşlığı’nın yanlış bir şey olduğunu anlatan bir film yapmak istemiş, bunun yanında o kavram ışığında gelen derinlikli meselenin de ‘komedi’ ile bertaraf edilmesini amaçlamış.

Komedi türükleriyle dağıtılan ve basite indirgenen bir tema

Bu amaç ışığında, Gyllenhall’ın cinsel anlamda biraz geride kaldığı için ‘sakarlık’lar yapan kardeşi hikayeye yapıştırılmış. Onun katkısıyla ise ilk yarım saatteki klişe çapkın tripleriyle yoğrulan romantik-komedi yakışıklısı Gyllenhall’ın bu tavrının üzerine, tür adına yeni bir ‘eğlence’ potansiyeli daha eklemlenmiş.

Tabii o ‘çapkın’ tiplemenin de “101 Sevgili” (“Sex and Death 101”, 2007) ve “Çapkın” (“Spread”, 2009) gibi tür alanının son dönem örneklerindeki karakterler kadar iddialı olmaktan ziyade ‘klişe’ bir kimliğe bürünüp Fox’un anlayışına ayak uydurduğu söylenebilir. Ancak proje, şirketin bağımsız kolu Fox Searchlight’a kaysaydı, kuşkusuz adını verdiğimiz isimlerle daha iddialı ve bu konuda fikir sahibi bir eser çıkardı karşımıza. “Aşk Sarhoşu” ise gerçek anlamda konuyla ilgili kendini dizginleyen bir yapıt olmuş.

İlişki meselesinden anlayan bir yönetmen şartmış

Zaten burada ‘cinsel ilişki filmi’nin içindeki seks arkadaşlığı kavramının devreye girmesi ile bunun sevgililiğe kayması arasındaki uzun süre de daraltılmış gibi duruyor. En azından bir bağımsız şirket ve John Curran, David MacKenzie gibi cinsellik yoluyla bir şeyler anlatma becerisine sahip yönetmenler; bunu farklı bir boyuta taşıyabilirlerdi. Ondan eminiz.

Ancak yönetmenlik koltuğunda Zwick oturunca bir şekilde ‘Ölümcül hasta olduğu için seks arkadaşlığı yapmak isteyen bir kadın’ ile ‘mesleği viagra satmak olduğu için seks arkadaşlığı yapan adam’ın ilişkisine dönüşüyor eldeki elektriklenme. Bu da seks arkadaşlığını sağlıksız kişilerin yaptığı bir şey olma konumuna iterken, parkinson hastalığı mağduru kadın karakterin bu ‘duygusal’ ya da ‘hüzünlü’ motivasyonuyla birlikte de hikaye yapısındaki ahlak, tutku, şehvet, sadakat, sağduyu, bağlılık gibi kavramlar yerle bir oluyor.

Evlilik dışı ilişkiye ahlakçı bir yaklaşımı var

Halbuki John Curran’ın “Praise”de egzama hastası bir kadının normal bir adam ile yaşadığı seks arkadaşlığını anlatırken, steril, dengeli ve cüretkar tavrıyla doğru mesajlar verdiği görülebiliyor. Yani ortada bir ‘defo’ olduğunda, ille de duyguları sömürecek bir yol bulmak da şart değil.

Üstelik bu durum Zwick’in “Aşk Sarhoşu”nun dramatik çatısını ‘zevk için seks yaparsan sonun iyi olmaz’ gibi ciddi ciddi ahlakçı bir söylemin üzerine kurmasını sağlıyor. Yönetmen, bunu seyircinin bilinçaltına hiç de doğru olmayan bir yoldan yerleştirerek, ‘Tanrıcı ders verme aracı’na çeviriyor.

Cinsellik, uyuşturucu gibi bir alışkanlık ya da bağımlılık mıdır?

Öyle ki seks ve aşk daha çok orijinal isimden de anlaşılacağı üzere bir ‘alışkanlık’ ya da ‘bağımlılık’ olarak görülüyor burada. Bu da aslında Zwick’in ahlakçı bakış açısının bir sonucu. Zira buradaki aşk, evlilik öncesi seks ile başladığı ve o noktada devam ettiği için onu uyuşturucu konumuna itmek son derece basit bir yöntem, özdeşleşmek isteyen izleyicinin bilinçaltına ‘tutuculuğu’ yerleştirmek için.

Ancak buradaki ‘Aşk ve diğer ilaçlar’ isminin varlığının da bu duruma destek çıktığı söylenebilir. Yani hayatın gereği seks, bir şekilde alışkanlık olarak gösteriliyor. Üstelik ortada onu yozlaştırabilecek bir hayat kadınlığı veya gigololuk mesleği de yokken!

Anlayacağınız karşımızda romantik-komedi ve duygusal-dramdan kırma bir cinsel ilişki filmi olunca, bu formülü başarıyla uygulayan yönetmenleri mumla arıyoruz. Ancak Edward Zwick’in de işçilik, kimyayı tutturma, tempo ve dramatik tansiyon açısından takdir edilmesi gerek. Öyle ki Hollywood’un içinde bu kadar yüksek ‘cinsel oran’ bir hayli fazla. Her ne kadar söylediğimiz şey, ‘tutucu’ bir kalibreye sokulmuş olsa da. Yani işi ileri götürüp ‘Nagisa Oshima sırtından vuruldu’ demek falan söz konusu değil.

FİLMİN NOTU: 5.5

Künye:

Aşk Sarhoşu (Love and Other Drugs)
Yönetmen: Edward Zwick
Oyuncular: Anne Hathaway, Jake Gyllenhall, Oliver Platt, Josh Gad, Judy Greer, Hank Azaria, Gabriel Macht
Süre: 112 dk.
Yapım Yılı: 2010

AVCI YOLUNDA GEREK

Son yıllarda Nicolas Cage hangi filmde oynasa o eserin kalite düzeyi de aynı oranda düşüyor. Üstüne üstlük “Cadılar Zamanı”, 50’lerin cadı avı odaklı fantastik-macera formülünü benimseme arzusu ve Dominic Sena gibi yeteneksiz bir yönetmeni projeye dahil etmesiyle bu durumun üzerine de tuz biber ekmeyi becermiş. Bu da yükselen fantastik sinemanın A sınıfından ziyade B sınıfına dahil olabilecek bir yapıtla yüzleşmemizi sağlıyor. Elde “Constantine”vari yapıya sokulabilecek bir malzeme olmasına ise üzülmüyoruz bile. Öyle ki “Cadılar Zamanı”, beklentiyi düşük tutup kaderinize razı olarak izlerseniz kendi kalibresinde tüketilebilecek bir yapıt.

Cadı avına odaklanan macera filmleri, 50’ler 60’lar Hollywood’unda ‘büyü’ dozuyla, 80’lerde ise yapay efektlerle karşımıza daha fantastik içerikli çıkan bir alan idi. Günümüzde ise ‘Karayip Korsanları’ (‘Pirates of the Caribbean’) serisi ve “Beowulf” (2007) sonrasında atılım yapan kılıç-büyü filmi (sword-and-sorcerery film) örneklerinin yükselişe geçmesi ile büyü filmi alt türünün “Suspiria” (1977), “Phantasm” (1979), “Hayalet Süvari” (“Sleepy Hollow”, 1999) gibi modern denemelere açılması sebebiyle bir esprisi kalmadı bu alanın.

 'Cadılar Zamanı' fragmanı için tıklayınız...

Modern korku filmi olma güdüsü fikir bazında kalmış

Hadi bunu bir kenara bırakalım. O zaman da 2008’de bu konsepti vampir filmine çevirerek kültleşecek bir eser üreten “Kontes” (“The Countess”) ile yüzleşiyoruz. Zira o örnek buradaki ‘destansı ve maceralı şeytan filmi’ hamlesinin gerçekçi durmasını engelliyor.

Dominic Sena da belli ki sadece eldeki senaryonun çekilmesi için tutulmuş. Böyle olunca yazılı metindeki iskelet kuramama sorunu ister istemez filme birebir yansımış. Öyle ki yönetmenin kariyerinde ‘senaryoya el atmak’ gibi bir yönetmenlik duruşundan söz etmek dahi mümkün değil.

Balık baştan kokar demişler

Zaten daha çok video klipleriyle ile başarı kıstasını aşağılara çeken ve “Soğuk Ölüm” (“Whiteout”, 2009), “60 Saniye” (“Gone in Sixty Seconds”, 2000) gibi eserleriyle de stüdyoları batıran Sena, ‘blockbuster idare etme’ becerisinden bile bihaber bir memurdur sektörün içinde. Bu sebeple de “Cadılar Zamanı”nın bağımsız bir şirketin ürünü olması sürpriz olmamış.

Filmin yapısına bakınca da o eserlerdeki belirgin dramatik yapı açmazları, tempo kuramama zaafı ve harala gürele ilerleyen anlatıdan izler görmek mümkün. Öyle ki açılış karesinden kapanış sekansına kadar kurguda ve olay örgüsünde bir başıboşluk sezmek için alim olmaya gerek kalmıyor.

Fantastiğin içinde artan çöp örneklerinin bir yenisi

Zaten Nicolas Cage’in uzun saçlı bir cadı avcısını oynadığı filmden de ne beklenebilir ki? En azından birinci sınıf efektlerle biraz keyif verdiğini ve cadılık durumunun “Constantine”vari (2005) bir yöne gitmesiyle birlikte izlenir hale geldiğini not düşebiliriz. Ancak o zamanların anlayışından çıkan bu ‘şeytan filmi’ duruşu da “Cadılar Zamanı”nı kurtarmaya yetmiyor.

Sadece arada bir espri yapan ama 80 dakika yokları oynayan Ron Perlman ve birkaç görkemsiz macera sahnesi ile seyirciyi evine yolluyor. Yani rahatlıkla Hollywood sisteminin içinde geçen yıl “Son Hava Bükücü” (“The Last Airbender”, 2010), “Robin Hood” (2010) ve “Jonah Hex”in (2010) varlığı ile artan ‘B filmi’ zincirine yeni bir halka olarak eklendiğini söyleyebiliriz. En azından “Kıyamet Melekleri” (“Legion”, 2010) gibi bu alana hakim ve eğlenceli bir çalışma bekliyor insan ister istemez. Ama herkesin beyni Scott Charles Stewart’ınki gibi işlemiyor.

FİLMİN NOTU: 3

Künye:

Cadılar Zamanı (Season of the Witch)
Yönetmen: Dominic Sena
Oyuncular: Nicolas Cage, Ron Perlman, Claire Foy, Ulrich Thomsen, Stephen Graham, Stephen Campbell Moore
Süre: 95 dk.
Yapım Yılı: 2010

SÜPER KAHRAMANI TERSİNE Mİ ÇEVİRMELİ?

Sinemada alıp başını giden ‘anti-kahraman’la özdeşleşme ya da ‘süper kahramanın kusursuzluğu’nu yıkma güdüsünün yeni bir örneği. Belki de son 10 senede bu durumu çok gördüğümüz için “Megazeka” adlı son denemeyi o kadar da özgün bulmuyoruz. Ancak yine de tam zamanlı bir eğlence vaat ettiğini ve kafa boşaltmak için birebir olduğunu belirtmek lazım. Özellikle de karakter modelleme üzerine yapılan uğraş dikkat çekici.

En kısa tanımıyla DreamWorks’ün “İnanılmaz Aile”ye (“The Incredibles”, 2001) cevabı olarak anılabilecek bu ‘süper kahraman filmi parodisi’ denemesi, ‘Madagascar’ serisinin ortak yönetmeni Tom McGrath’ın imzasını taşıyor. Bu sebeple de şirketin her türlü kitleyi içine çeken yapıtlarından ziyade bol eğlenceye boğulmuş, başını ve sonunu dahi bir gramer ışığında kurgulamak istemeyen bir eserle yüzleşiyoruz.

 'Megazeka 3D' fragmanı için tıklayınız...

Süper kahraman geleneğine hakim bir şekilde oluşturulmuş karakterler

“Megazeka” (“Megamind”, 2010) aslında bilim adamı tiplemelerine gönderme kıvamındaki kötü adamından, Metro Man adlı şan-şöhrete doğmuş emekli süper kahramanına, Titan adlı yapma kahramanından daha nice arka plandaki karakterine kadar ince ince örülmüş bir animasyon evreni kuruyor. Onu kabul etmeliyiz.

Bu doğrultuda da ‘süper kahramansızlık’ karşısında medyatikliğini kaybeden Megazeka adlı kötü adamın bu komik durumdan çıkma macerasını ele alıyor.

Kötü adamla özdeşleşmek 10 senedir çok yaptığımız bir şey

Aslında bu fikir ışığında eğlenceli bir ‘Madem öyle. Kendi süper kahramanımı kendim yaratırım’ cümlesi de filmin atardamarını oluşturuyor. Bu doğrultuda da aksiyon ve komedi bir arada servis edilip iyi-kötü mücadelesi tersine çevriliyor. Bir anda Megazeka’nın kahramanlaşmasıyla birlikte mavi suratlı zebani ile özdeşleşmek durumunda dahi bırakılıyoruz. Bu da eserin çokça gördüğümüz gibi bir anti-kahramanla özdeşleşmemizi istediğini açığa çıkarıyor.

Ancak nihai sonuçta daha önce de söylediğimiz gibi sadece eğlence tarafı ve tasarımlarıyla öne çıkan bir bilgisayar animasyonu bu. Onun ötesinde rakipleriyle mücadeleyle girme şansı pek yok gibi. Bu ‘anti-kahramanlık’ durumunun en son “Kick-Ass”te (2010) veya 10 yıl önce “Şrek”te (“Shrek”, 2001) daha özgün hale getirildiğini görmüştük zira...

FİLMİN NOTU: 5.3

Künye:

Megazeka (Megamind)
Yönetmen: Tom McGrath
Seslendirenler: Will Ferrell, Jonah Hill, Brad Pitt, Tina Fey, David Cross, Ben Stiller, J.K. Simmons
Süre: 96 dk.
Yapım Yılı: 2010

ÇAKMA BOLLYWOOD FİLMİ

Kendine özgü dünyasıyla bildiğimiz Bollywood filmlerinin 2010 tarihli şubesi “Kites”, ilginçtir Brett Ratner’ın eline geçince ‘Yenilenmiş’ ya da ‘Amerikanlaşmış’ bir versiyona dönüştürülmüş. Böyle olunca o pembe dizileri estetize eden müzikal içerikli dünya yerini 5. sınıf aksiyon filmi yapısına, sonradan doldurma müziklere ve aşk koşuşturmacasına bırakmış. Bu da eldeki ülkemizde “Tehlikeli Aşk” ismiyle gösterilecek ‘çakma’ filmi TV ve video piyasasına uygun hale getirmiş. Başroldeki kadın oyuncunun özellikle Megan Fox’a benzemesi için uğraşılması ise bu trajik durumu tamamlıyor.

Belli ki “Milyoner”in (“Slumdog Millionaire”, 2008) Oscar’a uzanmasıyla birlikte görmeye başlayacağımız projelerden biri. Bunu ummuyoruz aslında. Zira orada Danny Boyle’un yaptığı Bollywood estetiğini bilgisayar oyunu estetiği ile birleştirip ortaya postmodern bir doku çıkarmaktı. Fark yaratmaktı.

 'Tehlikeli Aşk' fragmanı için tıklayınız...

Bollywood filmi değil, Hollywood aşılı Hint filmi

Burada ise ‘Bitirim İkili’ (‘Rush Hour’) serisi ile tanıdığımız Brett Ratner, geleneksel bir Bollywood işini bestecisini, kurgucusunu ve görüntü yönetmenini değiştirip yeniden kurgulamış. Buna da “Kites: The Remix Version”, yani “Kites: Yenilenmiş Versiyon” adını vermiş.

Aslında bu sayede 130 dakika olan orijinalindeki Bollywood’un o alışık olduğumuz müzikal ile melodramı iç içe geçirirken, pembe dizi dokusunu garip açı tercihleri, koreografiler ve müzik müdahaleleriyle estetize eden özgün dünyasını çöpe atmış. Öyle ki burada Graeme Revell adıyla bildiğimiz ödüllü bestecinin Hintçe müzikleri yok etmesinden başlayarak, o nadide kurguyu yerle bir eden bir başka Amerikalı isme kadar her şeyiyle sinemaskop formatında akan ‘Çakma bir Bollywood filmi’ izliyoruz.

Kısa sürede videoya veya TV’ye düşmesi sürpriz olmaz

Bu durum karşısında Ratner’ın Hong Kong’un stilize aksiyon filmi geleneğini (triad film) uygulamaya giriştiği söylenebilir. Ancak bir türlü bu çakma dokuyu üzerinden atamayınca sektörün içinde B filmi olmaya terfi edecek ve kısa sürede TV piyasasına düşecek bir eserle yüzleşiyoruz. Öyle ki o açıdan da bir ‘John Woo’ ihtiyacı hissedilmiş belli ki.

Çünkü Hintçe konuşan oyuncuların İngilizce dublajla karşımıza getirilmesinden, bir müdahale ile yerle bir olabilecek o kültürel dokunun bir anlamda ‘2. sınıf video klip estetiği’ne transfer edilmesine kadar her şey bu duruşu tamamlıyor. Böylelikle niye var olduğunu ve olacağını bilemeyeceğimiz aksiyon-aşk filmi-kaba komedi kırması bir eserle yüzleşmek durumunda kalıyoruz. Üstelik bir de Meksika ve Hindistan kaynaklı göçmen sorunu işlemeye çalışıyor “Tehlikeli Aşk”!

FİLMİN NOTU: 2.3

Künye:

Tehlikeli Aşk (Kites: The Remix Version)
Yönetmen: Anurag Basu
Oyuncular: Hrithik Roshan, Barbara Mori, Luce Rains, Kangana Ranaut, Nicholas Brown
Süre: 90 dk.
Yapım Yılı: 2010


BÜROKRASİNİN PARMAKLIKLARI KESKİN


Türkiye’nin bürokratik sorunlarını, modern bir sinema diliyle harmanlayarak, adeta yerel bir “Taksi Şoförü”nün içinde canlandıran bir eser. Yenilikçi duruşuyla Lars Von Trier, Andrei Tarkovsky, Coen Kardeşler, Brian De Palma gibi ustaların işlerini hatırlatan postmodern bir anlatıyla servis ediliyor “Kağıt”. Aslında bir bakıma Onur Ünlü’nün “Acı Aşk”ı ile başlayan ‘Yeşilçam melodramları’nı bozup yeniden inşa etme anlayışını, dönemin eskitilmiş estetiğini de benimseyerek kullanan gerçek anlamda politik açılımlı bir kara film denemesi. Bürokrasinin en basit objesi ‘kağıt’ın göstermelik ‘beyaz’ının sardığı bir adamın psikolojik ve iğneleyici yolculuğunun fark yaratan adresi aynı zamanda. Sinan Çetin’in en iyi filmi olarak anılabilecek “Kağıt”, kimi eksiklerine karşın bürokrasi ve Yeşilçam taşlaması üzerine kurduğu kurmaca dünyasıyla reddedilemeyecek bir sinema deneyimi sunuyor.

 'Kağıt' fragmanı için tıklayınız...

“Kağıt”ın vizyonundan bir gün önce, dün yazdığım eleştirisine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

Bürokrasinin parmaklıkları keskin

FİLMİN NOTU: 6.5

Künye:

Kağıt
Yönetmen: Sinan Çetin
Oyuncular: Öner Erkan, Asuman Dabak, Ayşen Gruda, Zeynep Beşerler, Uğur Bilgin, Ahmet Mekin,
Süre: 90 dk.
Yıl: 2010

İLİŞKİ FİLMLERİNİN MELEZ OPERASI

İlişki filmlerinin içindeki ‘olgun kadın-genç erkek ilişkisi’ kavramını ele alırken, burjuva ahlakına da dil uzatan bir eser. Ancak bunları, sinemada bu alanın temsilcisi yönetmenlerin ve filmlerin dokularının tamamını içinde yoğurabilen bir sinefil filmiyle (ya da füzyon ile) çıkarıyor karşımıza. “Benim Adım Aşk”, opera estetiğini kullanmasıyla Sergio Leone geleneğini hatırlatan bir ‘spagetti ilişki filmi’ olarak anılabilir. Bu doğrultuda evlilik dışı ilişki, burjuva konformizmi ve sonradan görmelik temalarına derinlikli yaklaşımı da dikkat çekici. Ancak tüm bunların yanında zamansız bir vals resitali olarak da tüketmek mümkün bu eseri. Öyle ki bizlere ciddi anlamda yönetmenlik şaheseri olan sahnelerin bütününü sunarken, alanın içinde stilize bir başarıya imza atıyor.

 'Benim Adım Aşk' fragmanı için tıklayınız...

“Benim Adım Aşk”ın 1. Malatya Film Festivali kapsamında izleyip bir ay önce yazdığım yazısına şu linkten ulaşabilirsiniz:

İlişki filmlerinin melez operası

FİLMİN NOTU: 7.4

Künye:

Benim Adım Aşk (Io Sono l’Amore / I Am Love)
Yönetmen:  Luca Guadagnino
Oyuncular: Tilda Swinton, Edoardo Gabbriellini, Flavio Parenti, Gabriele Ferzetti, Marisa Berenson
Süre: 120 dk.
Yapım Yılı: 2009


KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

Aslı Gibidir (Copie Conforme / Certified Copy): 3.7
Ateşle Oynayan Kız (Flickan som lekte med elden): 5.2
Av Mevsimi: 6
Başımıza Gelenler! (Life as We Know It): 4
Çakal: 6
Çakallarla Dans: 2.2
Çapkın (Spread): 7
Eyyvah Eyvah 2: 3.5
Gulliver’in Gezileri (Gulliver’s Travels): 5.4
Güzel Bir Hayat Düşlerken (Cirkus Columbia): 5
Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 1: 6.3
Hayde Bre: 1.5
Hırsızlar Şehri (The Town): 6.5
Hür Adam Bedüizzaman Said Nursi: 3.5
Karanlık Cennet (L’Autre Monde): 5.5
Karmakarışık (Tangled): 4.9
Kukuriku: Kadın Krallığı: 2.5
Memleket Meselesi: 2.1
Memlekette Demokrasi Var: 3.2
Narnia Günlükleri: Şafak Yıldızı’nın Yolculuğu (Chronicles of Narnia: Voyage of the Dawn Trader): 6
New York’ta Beş Minare: 6.4
Prensesin Uykusu: 4
Sultanın Sırrı: 3.8
Şenlikname: Bir İstanbul Masalı: 2.7
Teslimiyet: 3.4
Turist (The Tourist): 2.8
Uçan Melekler: 1.9
Zor Baba 3 (Little Fockers): 4.1

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

keremakca@haberturk.com

Kültür-Sanat Haberleri

Tüm Kültür-Sanat Haberleri