Öne Çıkanlar
Son Dakika

2050 yılında ilk kez film izleyen biri “Serenity”, “Ultraviolet”, “Ucubeler Sirki: Vampirin Asistanı”, “Ben Dört Numara”, “Son Hava Bükücü” gibilerine rastlarsa, ‘vay be o dönemde fantastik sinemada ne çok çöp film çekilmiş!’ diyecektir. 2011’de “Thor”dan sonra “İlk Yenilmez: Kaptan Amerika” da bu tanıma eklenmiş. İşin garip, düşündürücü ve üzücü tarafı; içinde bulunduğumuz blockbuster sezonunda sözünü ettiğimiz durumun ‘çizgi roman’ kaynaklı hale çevrilmesi. Önümüzdeki eser, ‘büyümüş de küçülmüş’ ve Schwarzenegger-Stallone melezi süper kahraman prototipinden kötü adam tiplemesinin makyaj efektlerine, sessiz sinema döneminde olduğunu zanneden yan karakterlerden boyutsuz görsel efektlere kadar gerçek bir ‘ucuzluk’ abidesi sunmuş. Buna filmin ‘emperyalist ve vandalist politik propaganda’ yapmak için Hitler’i öldüren ülkenin ABD olduğunu söylemesi eklenince, ‘görsel’ açmazın üzerine ‘ideolojik’ açmaz da ilave edilmiş.

keremakca@haberturk.com

Marvel, ‘X-Men’, ‘Spider-Man’, ‘Hulk’ derken daha geniş kapsamlı bir projeye açıldı bundan birkaç sene önce. Buna istinaden de kahramanlarını 2012’de “The Avengers” vizyona girmeden toparlamak için çizgi roman uyarlaması üretimine ‘hız’ verdi. İkinci ‘Hulk’ filmi ve iki ‘Iron Man’ filmi derken, 2011’de de ‘Kaptan Amerika’ ve ‘Thor’ uyarlamaları ile yüzleştik.

 

The Avengers”ın dizi yönetmenine emanet edilmesini sorgulamalı mıyız?

 

Tamam Nick Fury ekibi topladı ve her şey hazır. Ama ne yazık ki içinde bulunduğumuz blockbuster sezonunun ağır topları olan bu ikili, kalibrelerini kullanamayan ‘çöp’ örnekleri olarak son yıllarda artan B filmlerinin arasına eklenmekle kaldı.

 

Bu aşamada sorgulanması gereken esas konu ise “The Avengers”ın sinema için sadece bir başka ‘stüdyo işi çöp’ü, “Serenity”i (2005) çekmiş Joss Whedon’a emanet edilmesinin tesadüf olup olmadığı meselesi. Aslında sorunun cevabı o kadar açık ki, bu konuda yeniden dil dökmeye hiç ama hiç gerek yok.

 

Çizgi roman uyarlamalarının ‘A’ sınıfındaki varlığı tehdit altında

 

İlk Yenilmez: Kaptan Amerika”ya (“Captain America: The First Avenger”, 2011) gelecek olduğumuzda, bir kez daha çizgi roman uyarlamalarının çıtasının gerilere çekildiğini, alanın içinde 70’lerin anlayışına gidildiğini ispatlayan bir yapıtla yüzleşiyoruz. Umarız her şey sadece bu proje bazlı kalır. Zira böyle devam ederse fantastik sinemanın A sınıfındaki ‘varlığı’nı sürdürmesi zor gözüküyor. Geniş üretim konusunda da 70’lerde olduğu gibi “Başlangıç” (“Inception”, 2010) ve “Avatar” (2009) sonrası bayrağı bilimkurgunun teslim alması çok yakın.

 

Bu son ‘Kaptan Amerika’ uyarlamasının aslında halihazırda gözüken bir stüdyo yönetmeni var. Joe Johnston “Jumanji” (1995) ile başlayan kariyerinde bu alanda memuriyet yaparak para kazanan bir isim. Ancak demode durma sırası geldiğinde bunu “Kurt Adam”da (“The Wolfman”, 2010) hakkıyla yerine getiren de bir şahıs kendisi. Bu bağlamda da senaryoya müdahale etmeden sadece sette yürüyen bir zanaatten bahsediyoruz.

 

2. Dünya Savaşı bazlı hikayenin ‘propaganda’ omurgası sapasağlam yerinde

 

Bu eser ise belli ki bu eğilime katılırken ‘hakkı’yla katılmış. Zira 1940’larda 2. Dünya Savaşı döneminde geçen hikayeyi birebir taşırken, efektler ve karakterler de ancak o dönemdeki bir savaş filminde olacak kadar ‘çiğ’ ve ‘demode’ duruyor. Bunun ana sebebi öykü çatısının günümüze uygun hale getirilmesi veya “Sky Captain ve Yarının Dünyası” (“Sky Captain and the World of Tomorrow”, 2004) gibi yeni teknolojilerle postmodernize edilmesinden ziyade ‘Amerikan propagandası’ yapan halinin korunması olmuş.

 

Buna paralel olarak da “Metropolis”in (1927) bilimsel deney sahnesini andıran ‘kafa kıracak’ kalibrede bir değişim makinesinden tutun ‘kırmızı ruj’ ile çizilmiş gibi duran kötü adamın maskesine, müsamere kıvamındaki diyaloglardan tutun oyuncuların nerede olduğunu bilmeyen tavırlarına kadar gerçek bir ‘ilkellik’ hissi siniyor filmin ruhuna. HD’nin ‘çamur’ gibi dokusunun bilinçli olarak korunmasıyla birlikte de sanki ‘çöp’ haddi daha bir dolmuş gibi.

 

Yeni milenyumun çöp örneklerinin arasına adını altın harflerle yazdırmış

 

Zira “İlk Yenilmez: Kaptan Amerika”, dönemin ruhuna uygun müzikal montaj sekansından tutun çatışma-düello sahneleri ve tonu düşük aksiyon sahnelerine kadar her türlü sinemasal öğeyi ‘yaş haddi’ne takılmadan kullanmış. Bu konuda da bir hayli hevesli gözüküyor işin doğrusu.

 

Bu da “Robin Hood” (2010), “Son Hava Bükücü” (“The Last Airbender”, 2010), “Ucubeler Sirki: Vampirin Asistanı” (“Cirque du Freak: Vampire’s Assistant”, 2009), “Ultraviolet” (2006), “Serenity” (2005), “Ben Dört Numara” (“I Am Number Four”, 2011) ve “Thor” (2011) ile beraber son dönemin bu konudaki B tipi eserlerinin arasına adını altın harflerle, özel bir yerden yazdırmasına yol açmış filmin.

 

Efektler 1930’lardan sesleniyor

 

Chris Evans’ın ‘büyümüş de küçülmüş’ halinin Susam Sokağı programını akla getirmesinden, kahramanlaşma sürecindeki ‘balon’la doldurulmuş kaslarına kadar her şey o kadar eski ki, adeta sinema filmi tanımından uzaklaşıyoruz. Evans için yapılan ‘küçük boy’ efektinin ise bu konuda birazcık “King Kong”un (1933) orman düelloları seviyesinde bir tasarımı var. Oyuncu da muhtemelen gelecek yılın Altın Ahududu adayları arasına şimdiden girecektir.

 

Buna istinaden Arnold Schwarzenegger-Sylvester Stallone arasında konuşlanan çağ dışı kahraman tiplemesinin de ABD’nin ‘güç gösterisi’, ‘vandalizm’ ya da ‘emperyalizm’ aşılaması yapması için bir piyon olduğu çok açık. Hikayenin türsel kıstasında ‘steampunk bilimkurgu’, ‘müzikal’ gibi alanların arka plana itilmesi ise belli ki ‘efektsel doku’nun ‘ciddi savaş filmi’ ya da ‘propaganda filmi’nden uzaklaşmaması için uygulanan bir taktik. Bu bağlamda da bir ‘içimizde kalmışlık’ hissiyatı yaratıyor işin doğrusu.

 

Muhtemelen Zack Snyder veya Alan Moore görse utanır

 

Hadi bu ‘çöp’ içeriğini dolduran öğeleri bir kenara bıraktık diyelim, o zaman da “Watchmen” (2009) ile başlayan ‘alternatif tarih’ çalışması geleneğine ayak uydurması aleyhine yansıyor filmin. Buna istinaden Hitler’i her daim ABD’nin öldürebileceği gerçeği üzerine inandırıcı olmayan bir kahramanın izini sürüyor “İlk Yenilmez: Kaptan Amerika”. Güçleri kısıtlı bu ‘muhteşemlik simgesi’ isim ise ‘kırmız ruj maskeli’ kötü adamı seyircinin beklentilerine uygun bir şekilde alt ediyor. Muhtemelen çizer Alan Moore veya yönetmen Zack Synder o filmde ‘yapısal deformasyon’ katkılı siyasi müdahale sonrasında üreyen bu yapıtı izlediyse kendilerinden utanmışlardır.

 

Zira eldeki eser, süper kahramanına verdiği isimle yürüyen müzikal sahnelerini Amerikan halkının zihnine yerleştirmek için kullanıyor. Bunun devamında her şeyi elde edebilen ‘sorunlu vücutlu’ bir ‘muhteşemlik’ yaratıyor. Seyirciyi duygusal olarak özdeşleştirdikten sonra didaktik diyalogları devreye sokunca ise esaslı ‘irade’ ya da ‘kurtuluş’ yolculuğunu başlatmış oluyor.

 

Faşist liderleri ancak biz öldürebiliriz, Amerikan halkının içi rahat olsun!

 

Bu sayede de ister istemez ‘Kaptan Amerika’nın Hitler ve müritlerini ya da onun devreye sokmak istediği operasyonlardan sorumlu ‘klişe’ bilim adamını öldürmesini izliyoruz. Nihayetinde içimizden ‘Hitler ‘Amerika’ya emanet!’ diye haykırasımız geliyor. Bilindiği üzere 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ve Sovyetler Birliği dünyanın iki hakim gücü haline gelmişti. Adolf Hitler ise köşeye sıkıştırılınca intihar etmek durumunda kalmıştı.

 

Ama gelin görün ki bu propaganda filmi, gerçek görüşün tersi istikamette bir bütün izliyor. Özellikle de yeni milenyumda “Genç Hitler” (“Max”, 2002), “Good” (2008), “Operasyon: Valkyrie” (“Valkyrie”, 2008), “Soysuzlar Çetesi” (“Inglorious Basterds”, 2009) gibi 2. Dünya Savaşı dönemine ‘farklı’ yaklaşımla bu ‘kin’ depolayan düşünce yapısının sonlandığını görmemiz, filmin duruşunu daha da aşağılara çekiyor.

 

Malkoçoğlu mu, Kaptan Amerika mı?

 

Hadi bunu ‘çöp’ ve ‘kitsch’ öğelerle yapmasa içimiz rahat. Ancak burada çizgi roman uyarlaması olduğunu bilmeseniz şimdinin dünyasında izlerken öyle olduğunu düşünemeyeceğiz bir yapı var. Sanki bir ‘çocuk’un maceralarını savaş filminin içindeki ‘gelişme’ ve ‘kas yapma’ gibi yan unsurlarla konumlandırıyor ya da Malkoçoğlu’nun avantürlerini 1940’lara yerleştiriyor “İlk Yenilmez: Kaptan Amerika”.

 

Bu karton durum da filmin son 10 yılın en baskın propaganda filmlerinden biri olmasına sebep oluyor. Elbette “Dünya İstilası: Los Angeles Savaşı” (“Battle: Los Angeles”, 2011) ve “Krallık” (“The Kingdom”, 2006) ile birlikte!

 

FİLMİN NOTU: 2.1

 

 

Künye:

 

İlk Yenilmez: Kaptan Amerika (Captain America: The First Avenger)

Yönetmen: Joe Johnston

Oyuncular: Chris Evans, Tommy Lee Jones, Hugo Weaving, Hayley Atwell, Stanley Tucci, Samuel L. Jackson

Süre: 124 dk.

Yapım Yılı: 2011

 

İĞRENCİM VE KADINIM

 

Kadın filmi’ ya da nam-ı diğer ‘chick-flick’ adı ile andığımız alanın herhalde son 10 yıldaki en eli yüzü düzgün Hollywood temsilcisi “Ateşli ve Tatlı” (2002) idi. O da ‘parodi’ dokusunun içinde ‘tuvalet mizahı’nı hakkıyla yerine getiriyordu. “Nedimeler” ise bu alanın uzun zamandır gördüğümüz en bayağı, aşağılayıcı ve karton örneği. Uyaralım, bahsi geçen eserin seyirciyi kadınların dünyanın en iğrenç varlıkları olduklarına inandırmak için çekildiğini ve erkekleri yüceltme konusunda bir ‘cinsiyetçi propaganda filmi’ olduğunu da düşünebilirsiniz.

 

Son yıllarda “Gelin Savaşları” (“Bride Wars”, 2009), “Yine Mi Sen?” (“You Again”, 2010), “Bir Alışverişkoliğin İtirafları” (“Confessions of a Sophaholic”, 2009) gibi temsilcilerini izlediğimiz ‘chick-flick’ (kadın filmi) alanının 2011 şubesi. Saturday Night Live ile çıkış yapan Kristen Wiig’in ‘star’ olma çabasını gözler önüne seren “Nedimeler” (“Bridemaids”, 2011), şimdiden uyaralım böyle bir yol açamayacak. Zira senarist-oyuncu, Tina Fey kadar yetenekli bir kalem değil.

 

Sinema düzeyi ‘Recep İvedik’ serisinin altında

 

Belki oyuncu olarak yükselebilir. Ancak burada ‘kadınların üzerinden yürüyen aşağılayıcı tuvalet komedisi’ serüveninin ne feminist kanatlar, ne genel izleyici kitlesi tarafından iyi karşılanma şansı yok. Daha da kötüsü tüm bu çiğliklerin Paul Feig gibi sinema dünyasından bihaber bir işçi ile taçlandırılması. Zira karşımızda sessiz sinemada çıkan kaba (slapstick) komedinin ‘tuvalet komedisi’ yolculuğunda, sinemasal anlamda ‘Recep İvedik’ serisinin altında bir eser var.

 

Wiig’in ‘skeç üzerine skeç’ yazma egosuna engel olamayan dizi çıkışlı yönetmen bir süre sonra, ‘uçaktan kovulma sahnesi’, ‘gelinliğin üzerine dışkı çıkarma sahnesi’, ‘tenis kortu sahnesi’, ‘kaçamak sahnesi’, ‘arabanın üzerinde havucu kim yesin tartışması sahnesi’ gibi olsa olsa tiyatro oyunlarına ya da TV şovlarına uygun olabilecek sahnelere hapsediyor “Nedimeler”i. Münferit olarak bakınca onların da ‘tek boyutlu’ olup ‘zeka kıvılcım’ı taşımaması ise filmi trajikomik bir hale getiriyor.

 

Yönetmenin bu skeçleri en azından bir müzik ile de iç içe geçiremeyip sadece bir tane tek boyutlu montaj sekans ile ‘araları doldurmak’ istemesi, biraz filmin iki saati geçen süresinden kaynaklanıyor. Feig için ‘kısa olsa onu da yapmayacakmış’ diyebiliriz. Bu da “Nedimeler”i, düğün arifesinde toplanan altı kadının ‘şapşallıklar’ı üzerinden yürüyen bir tuvalet komedisi ürünü haline getiriyor.

 

Kadınların erkeklerden daha iğrenç olduklarını söylemek istiyorsa amacına ulaşmış

 

Tuvalete kusma, dövmenin iltihap kapması, durduk yere dışkı çıkarma, yüzünde pislik lekesi olma gibi tiksindirici şeyleri gördüğünüzde de aslında kadınların erkeklerden daha iğrenç olduklarını öğreniyorsunuz. Bu durumun yamacında duran ‘kolayca aşka kapılan’ erkek karakterler ise feminist bir eğilim getirmiyor işin doğrusu.

 

Lafın özü ‘Recep İvedik’ten daha geride, ancak sinemasız Afrika ülkelerinde uygulanacak bir şablon filmi “Nedimeler”. Bu da onu ‘kadın filmi’nin içinde karton bir tuvalet komedisi temsilcisi yapıyor. Yola çıkış açısından ‘günümüze uygun komedi anlayışı’ var. Ancak buna Feig ve Wiig çelme takmış. Umarız sinemada yolları uzun olmaz bu ikilinin. Zira “Amerikan Pastası” (“American Pie”, 1998) ve Farrelly Kardeşler ile modernize edilen bu mizah anlayışı yükselmişken, böylesi bir beyaz perde uyumsuzluğunu kabul etmek mümkün değil!

 

FİLMİN NOTU: 1.6

 

Künye:

 

Nedimeler (Bridesmaids)

Yönetmen: Paul Feig

Oyuncular: Kirsten Wiig, Maya Rudolph, Rose Bryne, Jon Hamm, Chris O’Dowd, Jill Clayburgh

Süre: 125 dk.

Yapım Yılı: 2011

 

 

KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU

 

3 (Drei / Three): 7

40: 6

Akılalmaz (Unthinkable): 2.1

Anneler Günü (Mother’s Day): 2.6

Arabalar 2 (Cars 2): 5.5

Aşırıcılar (Kari-gurashi no Arietti / The Borrowers): 5

Aşk ve Küller (Blue Valentine): 6

Aşkın Halleri (Le Nom des Gens): 4

Aşkın Sessizliği (Tous Les Soleils / Silence of Love): 2.9

Ateşli Oda (Habitación en Roma / Room in Rome): 7.9

Babamın Penguenleri (Mr. Popper’s Penguins): 4.8

Bir Ayrılık (Jodaeiye Nader az Simin / A Separation): 2.5

Çatı Katı (Loft): 4.5

Dehşetin Gözleri (Zwart Water / Two Eyes Staring): 3.5

Hangover 2: Felekten Bir Gece Daha (The Hangover: Part II): 5.3

Hanna: 7.9

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları: Bölüm 2 (Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II): 5.8

Her Yerde Aşk (Manuela d’Amore): 2.2

İblis (La Possession de Emma Evans): 1.8

İmkansızın Şarkısı (Noruwei no mori / Norwegian Wood): 6.5

İyi Günde Kötü Günde (Love, Wedding, Marriage): 2

Julia’nın Gözleri (Los Ojos de Julia / Julia’s Eyes): 7.5

Kanıma Gir (Let Me In): 4.2

Kara Büyü (Needle): 3

Kazananlar Kulübü (Win Win): 6

Kiracı (The Resident): 5

Kolombiana: İntikam Meleği (Colombiana): 4.9

Kral Henry (Henri 4): 2.2

Larry Crowne: 4.1

Maymunlar Cehennemi: Başlangıç (Rise of the Planet of the Apes): 3.9

Ölüm Odası (Chatroom): 7

Ölümüne Kaçış (Essential Killing): 7

Patrondan Kurtulma Sanatı (Horrible Bosses): 4.9

Ruhlar Bölgesi (Insidious): 10

Saklı Ruh (Hidden 3D): 2.9

Suikast (The Conspirator): 6

Şirinler (The Smurfs): 4.1

Transformers: Ay’ın Karanlık Yüzü (Transformers: Dark of the Moon): 6

Ultra Mega Süper Kahraman (Griff the Invisible): 4

Uzaylıların Şafağı (Attack the Block): 4.8

Vampir Cehennemi (Stake Land): 5.3

Yağmuru Bile (También la lluvia / Even the Rain): 5.5

Yaşamın Ritmi (Sound of Noise): 6

Yeryüzündeki Son Aşk (Perfect Sense): 8.3

Yeşil Fener (Green Lantern): 5.7

 

Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.

 


 

  • kaptan amerika
  • Kerem Akça
  • Recep İvedik

Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000