Malatya'da beklenen oldu
Kerem Akça, 2. Malatya Uluslararası Film Festivali'nin ödüllerini değerlendirdi
24 Kasım 2011 akşamı düzenlenen törenle ödülleri açıklanan 2. Malatya Uluslararası Festivali’nde geçen hafta yazdığım yazıda belirttiğim gibi “Gelecek Uzun Sürer”, ana ödüllere ulaştı. Onunla çekişeceğini söylediğim “Saklı Hayatlar” ise ‘En İyi Senaryo’ mükafatıyla onurlandırıldı. Ancak bu noktada o zaman gündeme getirdiğimiz başlıkları masaya yatırmak şart. Zira ‘sosyopolitik mesele’, ‘duygusal damar’ ve ‘birkaç etkileyici sinemasal an’ kalemlerinin her jüride ‘geçer not’ haline gelmesi hakkında bir şeyler söylemek gerekmez mi? Bu durum ‘Yeşilçam’ ve ‘minimalist sinema’ eğilimlerinin dışındaki düşüncelerin saf dışı bırakıldığı bir tutucu tabana kadar uzanmıyor mu?
Hatırlarsınız hafta içi yazdığım yazıda 2. Malatya Uluslararası Film Festivali’nin ulusal yarışmasında “Gelecek Uzun Sürer”in ana ödüllere yakın olduğunu, jüri toplantısındaki tartışmanın da “Saklı Hayatlar” noktasında yaşanabileceğini belirtmiştim. Sonuçta Özcan Alper’in filmi politik açılımları, belirgin sinema gücü ve yönetmen ismiyle ödüllere ulaştı. Haluk Ünal’ın eseri ise ‘fikir’ açısından cesur arka planı ile ‘senaryo’ ödülüne uzandı.
Aslında bu noktada Rıza Kıraç’ın deneyimli kaleminin kaale alınmadığından bahsetmek mümkün olabilir. Ancak o ayrıntıdan ziyade alışkanlıkların ve jüri geleneklerinin üzerine gidilmeli. Zira şu an hakim olan ‘azınlıklar’ ya da ‘ötekilik’ meselesi; üstelik ‘didaktiklik’, ‘sinemasal yeti’ veya ‘belgesel-sinema ayrımı’ farketmeden ciddi anlamda bir odak noktasına dönüşmüş durumda.
Minimalist sinema ile Yeşilçam algısı dışına çıkamıyor muyuz?
Özcan Alper’in politik meselelere Tarkovsky modeliyle duygusal yaklaşması sonucunda “Sonbahar” (2008) ile “Gelecek Uzun Sürer”in bir ‘karşı çıkılamamazlık’ hissettirdiği kesin. Diğer taraftan Haluk Ünal’ın eserinin, Alevilik meselesi gibi bu döneme denk gelmesiyle ‘alegorik’ açılım kazanması bir başka ana süzgeç aslında. Bu noktada “Küçük Günahlar”ın çerçevesini; apolitiklik, Kürtlük ve solculuk kavramları üzerinden daha evrensel ve özgün bir sosyopolitik skalaya çevirmesine karşın bir türlü ‘odak noktası’ olamaması analiz edilmeli.
Sorun acaba sadece ‘birkaç etkileyici sinemasal an’, ‘duygusal damar’ veya ‘sosyopolitik mesele’yle festival izleyicisinin-kitlesinin yakalanabilirliği mi? “Küçük Günahlar”ın dengeli karakterlerinde veya Bertolucciesk renk filtresi odaklı stilinde mi sıkıntı var? Yoksa gerçekten minimalist algıyı ve Yeşilçam güdüsünü reddeden ürünler önemsenmiyor mu? Ya da bu yargıyı aşmak için bir alışkanlık mı gerekli? Bu soruların benzerleri “Kar Beyaz” için de türetilebilir.
Ödüller yetenekli bir yönetmenin çöküşünü başlatabilir
Aslında bu bakış açısıyla ödüllere bakınca bir çerçeve oluşuyor. Öte yandan da SİYAD Ödülü konusunda belli ‘somut tartışmalar’ açılabilir. O da şimdilik bizde kalsın deriz.
Ancak genel anlamda ödül kıstasının artık tahmin edilirliği ve tek tipleşmesi bir sorun oluşturuyor. Zira böylesi özelliklere ve eğilimlere sahip filmlerde ‘biraz vasat’a kayınca dahi ödül alan kişiler sonradan ‘her şeyi başardım ben’ görüşüyle birer film daha aynı zaafları çekmiş oluyorlar.
“Sonbahar”dan sonra geri adım atan Alper’in “Gelecek Uzun Sürer”in seviyesi sonrası benzer düşüncede olması olası. Uluslararası festivallerden daha büyük ilgi varken Türkiye’deki ödüller de seyirci de kesilmemiş durumda zira. Anlayacağınız bu ödüller bir yönetmenin kaybolmasına ya da en azından ‘evrensel başarılar’ verememesine yol açacaktır. Sinema gücü ve yetisi yüksek ilk filmi “Sonbahar”ın olduğundan fazla önemsenmesinin devamında Alper’in geldiği yer ortada.
Adana ve Antalya ile aynı seviyede bir organizasyon
Son kalemde 2. Malatya Uluslarararası Film Festivali’nin organizasyonu ile ilgili birkaç kelam edelim. Geçen yılın devamında ‘olgun organizasyon’u ile dikkat çeken festivalin, bazı püf noktalar dışında emin adımlarla ilerlediği kesin. Anadolu’daki sinema salonlarının ‘ses’ ve ‘projeksiyon’ sıkıntıları gayet normal. Antalya bile bunu henüz çözememişken bu konuda bir eksi puan düşmek çok da doğru değil.
Bir diğer taraftan sinemasever bir valinin varlığının genel anlamda olumlu döndüğü kesin. Tek sıkıntı elbette her sene organizasyon komitesinin değişmesiyle ‘ayakları üzerinde durma’ ya da ‘planlı-programlı hareket etme’ algısının yerleşememesi. Bu da ülkemizde çok görmediğimiz ‘süreklilik’ ile çözülebilir. Yoksa her şey Adana ve Antalya ile aynı seviyedeydi bu yıl.
keremakca@haberturk.com