Mevlânâ'yı merak ediyor!

9 Temmuz’da İstanbul’a gelecek olan Duran Duran’ın beyni John Taylor: “Katolik Tanrısı’na inancımı yitirdim. Mevlânâ’dan etkilenebilirim.”

01 Temmuz 2012 Pazar, 07:10:35Güncelleme: 07:18:53
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Duran Duran'ın beyni John Taylor İzzet Çapa'ya konuştu Sonra Oku

İZZET ÇAPA
GAZETE HABERTURK- HT PAZAR

Hazırlıklara, adını telaffuz etmekte zorlandığım bu kentin nerede olduğunu araştırmakla başladım. Polonya’daymış. Eh, atlarsın uçağa, pat oradasın, ver elini Duran Duran... Ama kazın turuncu pabuçlarının öyle olmadığını acı bir tecrübeyle anlayacaktım. Meğer aktarmalı gidiliyormuş Warlock, Wroflaf, pardon Wroclaw’a. Önce Münih’e uçtuk. Havaalanındaki 5 saatten sonra başka bir uçağa aldılar. “Uçak” dediğim, sanki 2’nci Dünya Savaşı’nda paçayı kurtarmış bir lenduha. Rahmetli Wright Kardeşler görse “Biz tayyareyi bugünler için mi icat ettik” diye dövünür. Uzatmayalım; sabaha karşı 3’te başlayan yolculuk akşam sona erdi de konser alanına hasıl olduk.

Catering yapılan alanda bir masada gitar ve davul sesleri arasında beklemeye koyulduk. Grup, akşamki konser için provada. Davulun sesi önceleri hoş geliyordu, bekledikçe sinir bozucu oldu... “Yarım, bir” derken 1.5 saat sonra, grubun isminin neden Duran Duran olduğunu da anladık! Prova da 2 saat sürdü. Grup elemanları güle oynaya yaklaşıyor... Beklenen an gelmişti. Ama o da ne? Önce klavyeci Roger (Hık demiş Roman Polanski’nin burnundan düşmüş) hafifçe gülümsedi, gitti. Arkasından diğerleri...

Son anda John Taylor geldi de rahat bir nefes aldık. Meğer solistleri Simon Le Bon, konser öncesi bırak röportajı, arkadaşlarıyla bile konuşmayacak kadar gergin olurmuş. Şansımıza John düştü yani, ama iyi ki o düşmüş...

9 Temmuz’da İstanbul sizi bekliyor, sen ne bekliyorsun İstanbul’dan?
İlk kez 20 yıl önce geldim, müthiş tarihi eserler ve muazzam mimarisi beni bekliyor. Bir liman şehrinin her kültüre kapılarını açtığından sürekli gelişmesi kaçınılmaz.

Vikipedi gibi konuştun, konuyu değiştirelim. Sen, grubun eski üyesi Andy ve bateristi Roger, Birmingham’dansınız.
Vikipedi gibi konuşma sırası sende, evet doğru.

Hepinizin soyadı aynı, ne iş?
Tesadüf işte. Kan bağı yok.

Türkiye’de bazı köylerde herkesin soyadı aynıdır ama kan bağları yoktur, o hesap.
Roger’la (Taylor) uzun süredir arkadaşız. Sonra Andy (Taylor) katıldı. Geldiği gün soyadını söyledi. Nick (Rhodes) aylarca kafa bulduğumuzu sanmış.

Sen de sıkılmışsındır bu sorudan...
Taksiye biniyorum, şoför “Sen Taylor kardeşlerden değil misin” diyor. New York’ta bile... “Kardeş değiliz yahu” demekten bıktım.

‘HOLLYWOOD’DA DOĞDUM’
Çocukluğunu geçirdiğin banliyönün adının Hollywood olması, ileride yıldız olacağının işareti miydi?
Belki de kozmik bir tesadüf. Nick de aynı yerde doğdu. Küçük, güzel bir banliyö ama şu anda yaşadığım Hollywood’la ilgisi yok.

Ama çocukken ileri miyop olduğundan, değil geleceği önünü bile göremiyormuşsun...
Gözlerimin çok bozuk olduğu doğru da miyop muydum hatırlamıyorum.

İnternet öyle diyor.
O zaman güzel hikâye, öyle yaz. Ama kocaman gözlükleriyle inek öğrencilerdendim.

Birmingham’ın Harry Potter’ı. Peki nasıl vakit geçirirdi küçük Harry, pardon John?
En sevdiğim şey, asker figürlerini boyayıp savaş oyunları oynamaktı.

Gün geldi savaş oyunları oynayan çocuk savaşa karşı oldu...
Hepimiz 2’nci Dünya Savaşı’ndan etkilenmiştik. Babalarımız gaziydi, 60’larda bu konuda çok film yapıldı. Hep kahramanlıklar anlatıldığından üniformalardan çok etkilenirdim. Tanklar, toplar da çok ilgimi çekerdi, hatta model uçak yapardım. Sen yapmaz mıydın?

Yok yapmazdım.
Benim jenerasyonum bunları yaptı. Boyayla talk pudrasını karıştırıp oyuncak askerlere sürerdim.

Neden, renkli bir ordun olsun diye mi?
Hayır, o karışım kuruduğunda kumaş gibi görünürdü. Çocukken en zevkli hobimdi.

Şimdi?
Artık hiç hobim kalmadı.

Canım yetişkinlerin de hobisi olabilir, senin neden yok?
Nedeni basit, hobilerimi kariyer haline getirdim. Aslında hobi sahibi olmak harika. Dün İngiltere–Almanya maçını izliyorduk. “Haydi İngiltere” diye yırtınıyoruz. Sonra İngiltere kaybetti. O heyecanın ne anlamı vardı?

Bilmem heyecanlanan sensin.
O anı yaşamak muhteşem ama günün sonunda hiçbirinin önemi kalmıyor. Hobi de böyle.

‘SPRİTÜEL BİR YOL ÇİZDİM’

“Enerji” demişken, konserlerde yüz binlerce insanın enerjisini üzerine çektikten sonra ruhunu nasıl arındırıyorsun?
Spiritüel bir yol çizdim kendime. Koyu bir Katolik olarak yetiştirildim, hatta Katolik okuluna gittim ama ergenlik çağımda “Katoliklerin Tanrısı”na inancımı yitirdim. 15 yıldır ruhani yönüm çok gelişti.

Nasıl oldu bu?
Evrenin bir parçası olduğumu fark ettim.

Biraz açsan...
Mütevazı olmaya gayret ediyorum, insanlara karşı görevlerimi yerine getirmeye, doğruyu yapmaya çalışıyorum. Kendim içinse sabah, akşam meditasyon...

Meditasyon hayatında neler değiştirdi?
Egom bazen oyunlar oynuyor. An geliyor en mükemmel insan gibi hissettiriyor. Sonra birden “Ne boktan herifsin” diyor.

Klasik “uçlarda yaşama” hikâyesi.
Olabilir. Ama bu psikolojik. Artık tam ortada olmak için uğraşıyorum.

O cambazlık kolay değil.
Çok zor, her zaman da mümkün değil.

Sıkı Katolik disipliniyle yetişen biri süperstar olup “uygunsuz” derecede özgürlükle karşılaşıyor. Nasıl başa çıktı beynin?
Cevap için ekimde çıkacak kitabımı oku. Bizimki gibi bir başarıyla hayatınızda nelerin değiştiğini, nasıl etkilendiğimizi anlatıyorum...

Kısa bir özet geçsen...
Başarının getirdiklerini hazmetmem çok uzun zaman aldı. Artık Katolisizm’in de ötesine geçtim.

O ne demek şimdi?
Katolik mezhebinin aşıladığı suçluluk duygusu o kadar yükseldi ki, Yahudi oldum.

Kabala’ya ilgin var mı?
Hayır ama kendini çok suçlu hisseden Katolikler, Yahudi olur. O an derin bir sessizlik oldu masada. Sarp ile bakıştık “Ne diyor bu adam” diye...

Dalga geçiyorsun...
Tabii ki dalga geçiyorum. (Kahkahayı patlatıyor...) Ta nereden gelmişiz, adam makaraya alıyor. Bu arada İstanbul’dan hediye getirdiğimiz küçük semazen heykelciklerini çıkarıyorum ve söz Mevlânâ’ya geliyor...

‘MEVLÂNÂ’DAN ETKİLENEBİLİRİM’

“Gel, gel, ne olursan ol yine gel” der Rumi din, dil, ırk ayrımı yapmadan...
Şair sanıyordum. Böyle bir felsefenin babası olduğundan haberim yoktu. Bakış açısından kesinlikle etkilenebilirim.

“İnsan neyi, kimi severse sevsin bu sevgi gerçek varlığadır” felsefesi...
“Hepimiz birbirimizin yansımasıyız” demek gibi bir şey bu; vay!

Derinlere inecektik ama konser “gestapoları”, pardon sorumluları vardı. John muhabbeti keyifli bulup süreyi 25 dakika aştıysa ne yapayım? Konu geçen yıl Girl Panic şarkısına çektikleri ünlü klibe geldi; 5 süpermodel Duran Duran elemanlarını canlandırmıştı. Simon Le Bon’un karısı Yasmin Le Bon, Cindy Crawford, Eva Herzigova, Helena Christensen ve Naomi Campbell.

Dünyanın en güzel “egolarını” biraraya getirmek kimin fikriydi?
Politik, evrensel mesaj vermek istemedik. Klasik bir Duran Duran şarkısı. “Sadece güzel kızlar olsun” dedik. Ama başta bir sorun vardı.

O kadar güzel kız varken hangisini seçeceksiniz değil mi?
Olur mu? Evli barklı adamlarız, kızların ne olduğunu unuttuk biz.

Bu sırada “Külahıma anlat”ı nasıl İngilizce’ye çeviririm diye düşündüm ama vazgeçtim. John anlatmaya devam etti...
Ama Nick “Ben evli değilim, kızların ne olduğunu unutmadım hâlâ” dedi...

‘Naomi dünya tatlısı’
Naomi ile çalışmak zor olmadı mı?
Öyle derler ama dünya tatlısı bir kadın.

Diva kaprisi yok yani.
Ufak tefek şeyler. Mesela sete hep en son gelirdi. Ama Naomi geldiğinde hepsini unutuyorsun. Öyle çekici ki tarifi mümkün değil. Gerekeni mükemmelen yapıyor.

Klipte de konuşturmuş zaten “Naomi”liğini...
Kamera önünde ortalığı yıkıyor. Diğer kızlar o kadar çarpıcı değil. Ama devamlı başını belaya sokuyor. Negatif enerjiyi çekiyor. Divalığı da hak ediyor.

Bu isimlere kesenin ağzını açtınız herhalde.
İnan tek kuruş almadılar.

İnanmam.
Bize olan sevgi ve saygılarından klipte oynamayı kabul ettiler. Tabii first class uçtular ve en iyi şekilde ağırlandılar.

O kadar olacak. Kızların hangi grup üyelerini canlandıracağına birlikte mi karar verdiniz?
Naomi başrolde olacaktı, Simon yaptık. Bas gitarda Cindy iyi seçimdi. Yasmin gitarist olmak istiyordu, çok da başarılı oldu...

‘İş haricinde birbirimizden izinliyiz’

Bu kadar yıl bıkmadınız mı birbirinizden? İş harici görüşüyor musunuz?
Mesela geçen hafta Nick’in 50’nci yaş günüydü. Roger ve Simon’la büyük bir parti organize ettik. Deli gibi eğlendik. O kadar çok biraradayız ki! Turneleri, stüdyoyu bırak, şarkı yazarken bile...

Boğmuyor musunuz birbirinizi?
İş harici birbirimizden izinliyiz. Ama son dönemde daha sıkı bir bağ var aramızda. Kaç yıldır birlikte ne badireler atlattık.

Evlilik gibi bir şey.
Daha da beter. Orada hiç olmazsa 2 kişisin. Kırgınlık olmaması için çaba gerekir. Güne “Nick’ten nefret ediyorum, boğmak istiyorum” diye başlarsam sonu gelmez.

35 mm’lik kamerayla klip çekmekten image maker kullanmaya ilklere imza attınız. Sırada ne var?
En son Steve Aoki (ünlü DJ) ile muazzam bir klip çektik. Duran Duran’ın enerjisini koruduğunu göstermeye çalışıyoruz.

Sürekli kendinle yarış hali zor değil mi?
Önüne bakıp devam eder, işine saygı duyarsan o enerji zaten geliyor. Fikir böyle çıkıyor. Mesela Nick çok inovatif, kendini geliştirip değiştiren biridir. Çocukluğunda annesinin oyuncak dükkânı varmış. Benimkinin de butiği vardı. Belki o yüzden Nick yeni ve ilginç şeylerden hoşlanır. Sihirbazlık bile yaptı. Yeni bir teknolojiden söz edildiğinde üzerine atlar, kendi fikirlerini katar.

Peki sen?
Biraz eski kafalıyım. Sadelikten hoşlanırım. Aynı kafada olsak bu başarıya ulaşamazdık. Duran Duran bir müessese. Bugünlere gelmek için deli gibi çalıştık, çalışıyoruz.

‘HİÇ PİŞMANLIĞIM YOK’

Pişmanlık var mı?
Hiç yok. “Bir külahıma anlat durumu daha” derken, John hayat dersi verdi hepimize... Hayatıma pişmanlıkların girmesine izin vermem. Saat başı “Nasıl hissediyorum” diye sorarım. Cevap hep “İyi hissediyorum”. O an iyi hissediyorsam, buraya kadar her basamaktan mutlu olmam gerek.

Hiç mi çürük basamağa basmadın?
Geçmişte tek bir şeyi farklı yapsaydım, bugünkü konumumda olamayacaktım. Biraz önce yağmur yağıyordu, röportaja başladıktan sonra güneş açtı. Şu an mutluysam pişmanlık çok uzak.

Hatasız nasıl yaşar insan?
Hata yapacaksın, hatta bazen tekrarlayacaksın. Ben de yaptım. Ama şimdi kendim ve grubum adına çok mutluyum.

Eski “çıtırlığın” tarih oldu belki ama kızlar hâlâ çığlık atıyor.
Artık babaları rolünü oynuyorum. Seksi ve yakışıklı bir baba.

Deli gözüyle bakıyor musun onlara?
Hayır, çok akıllılar. İnsanlara fikir satmak için yaptığın işe çok önem veriyor gibi görünmelisin. Kendini bırakamazsın.

Neler yapıyorsun kendini bırakmamak için?
Her lokmama dikkat ederim, spor yaparım, içki içmem.

Maşallah grup olarak fena değilsiniz.
Dış görünüşümüze çok önem veririz. 20’li yaşlarda “Yakışıklı çocuklar” derlerdi. O imajı korumaya çalışıyoruz.

‘Warhol kendini baştan yaratmıştı’

Andy Warhol’un size özel ilgisi olduğunu okudum.
Amerika’ya ilk gittiğimizde medya ilgilenmedi. Capitol Records’tan Andy’nin arkadaşı bir halkla ilişkilerci, yakışıklı gençlerle tanışmaktan hoşlandığını söyledi...

Pırıl pırıl çocuklarsınız...
En çıtır dönemimiz. Andy ile tanıştık. Polaroid fotoğraflarımızı çekti, kitaplarını imzaladı. Dostluk sonra da devam etti.

Ve Amerikan medyasının da göz ardı edemeyeceği kadar ünlendiniz...
Birkaç sene sonra Andy, Andy Warhol TV adlı şovuna başladığında, Simon ve Nick programına katıldı. Sonra da Nick’le Andy çok yakın arkadaş oldu.

Warhol’dan ilham aldınız mı?
Eşsiz, çok ilginç bir kişilikti. Kendisine neyin faydalı olduğunu, nasıl hareket etmesi gerektiğini çok iyi hesaplardı. Ortak noktamı bulmam çok zor. Kendi boyutunda bir adamdı.

Niye bir ortak noktanız olmasın ki?
Her yaptığı kendine özgüydü. Pittsburgh’da Andy Warhol Müzesi’nde evrimini gösteren bölüm çok çarpıcıdır. Reklam ajansında çalıştığı günlerden ölümüne nasıl değişmiş!

Nasıl?
Çok erken saçları dökülmüş. Peruk takıyor, saçını boyuyor... Sıradan biri kendini yeniden icat ediyor.

Pazarlama dehası bir uzaylı olmasın?
Daha beter. Pittsburgh sokaklarından bir işçi çocuğunun kendini baştan yaratıp Andy Warhol olması inanılmaz.
Fenomendi.

‘Geçen sene İstanbul’a gelmedik diye sevinin’

Geçen yıl bekledik sizi ama bu seneye kısmetmiş.
Üzülenler sevinsin, iyi ki de gelemedik.

O niye?
Çünkü bu yıl çok daha iyiyiz. 30 yıllık repertuvarımızdan istedikleri bütün şarkıları çalıyoruz.

Notorious var mı repertuvarda?
Tabii. Geçen gün kendime “Neden hâlâ Ordinary World’ü, Notorius’u dinlemek istiyorlar” diye sordum. Sonra baktım, muhteşem şarkılar. Yeni albümden de parçalar çalacağız.

Sınıfta 20 kişinin önüne çıkmaya korkardım, nasıl altınıza yapmadan on binlerce insanın önüne çıkıyorsunuz?
Aslında ben de çok utangaçtım. Sınıfın önüne çıkmaya çekinirdim. Ama bu iş başka. Gitarı alıp kabloları bağladığımda parmaklarımda öyle bir güç hissediyorum ki... Çalmaya başlıyorum. Sonra bateri giriyor. Ve enstümanlardan çıkan “güce” insanlar tepki veriyor. “Tam zamanı” diyerek hediyelerin ikinci partisini çıkardım. Mesir macunlu lokum ve cezerye... Uyarmayı da ihmal etmedim John’u...

Bunların afrodizyak etkisi var. Mesir macunu Viagra yerine, cezerye de Türk usulü Cialis...
Harika... O gülerken son sorum...

Kızın bir rock yıldızıyla evlenmek istese ne dersin?
İyi bir adamsa neden olmasın. İstanbul’da görüşmek üzere...

HT Pazar Haberleri

Tüm HT Pazar Haberleri