Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Üç boyutta ‘Dial M for Murder’ keyfi

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        Alfred Hitchcock’un bizde “Cinayet Var” adıyla bilinen 1954 tarihli “Dial M For Murder” filmi, New York’ta 26 Eylül-4 Ekim tarihleri arasında üç boyutlu versiyonuyla limitli olarak gösterime girdi. Böylece filmin 9 Ekim’de çıkacak 3D Blu-ray baskısı, prömiyerini Film Forum sinemalarında yapmış oldu. O gösterimlerden birinde ben de bulundum ve bir Hitchcock klasiğini ‘yanımda’ hissetme şansını yaşadım.

        Korku-gerilimin usta auteur yönetmeni Alfred Hitchcock’un 1954’te üç boyutlu çektiği “Cinayet Var” (“Dial M For Murder”), o zamanlar bu formatıyla Warner tarafından çok fazla destek görmedi. İki boyutlu haliyle sinemalarda gösterildi. Bu durum üstadın bütün emeklerini boşa çıkarırken, film 1982’de bu dual strip versiyonuyla tekrar vizyona girdi. 2012’de ise 9 Ekim için planlanan 15 filmlik Alfred Hitchcock box set’inin içine eklenen üç boyutlu Blu-ray baskısının öncesinde New York’taki Film Forum sinemalarında izleyicilerle buluştu.

        Dijital üç boyutlu versiyon, filmin orijinal negatifinden üretildi

        Dokuz günlük bu özel ve limitli süreç aslında sinemaya nostaljik bakış adına biçilmiş bir kaftan niteliğinde! 58 sene önce pelikül için üç boyutlu çekilen filmin orijinal negatifinden üç boyutlu bir dijital versiyonla beyaz perdeye taşınması, bir hayli ilginç bir süreç aslında. Doğrusunu söylemek gerekirse Hitchcock bundan memnun olur muydu bilemeyiz. Ama film ruhundan bir şey kaybetmeden bütün etkisini taşıyor, o konuda eminiz.

        Zira üstadın yaptığı değişimler büyük oranda ‘çok boyutlu’ bir süreci bize armağan ediyor. 1952’de sahnelendiği Broadway’de izleyici ile buluşan bir tiyatro oyununun şantaj, evlilik ve ihanet kavramları etrafındaki gerilimi de etkili hale getirebiliyor. Öndeki flu eşyaların arka plandaki net karakterlerle ve alt açılarla üstadın vizyonuna ayak uydurduğu görülebiliyor. Onun herhangi bir sinema filmi için hissettirdiği ‘ince işçilik’ duygusu belli ki bu konuda da gerçekleşmiş.

        1950’lerde patlayan değişim hareketlerinin bir dışavurumu idi

        Kısaca hatırlatmak gerekirse... 1950’lerde Hollywood’un seyircinin azalmasını engelleme amacıyla uyguladığı ‘teknolojik değişim’lerin bir kolu da ‘üç boyut’ idi. 1952-1954 arasında “House of Wax” (1953) ve “Creature from the Black Lagoon” (1953) başta olmak üzere ‘korku’ ağırlıklı birkaç filmde karşımıza çıkan bu teknoloji, “Cinayet Var” için de ‘proje ve post-prodüksiyon’ aşamasında doğru bulunmuştu. Burada ise Blu-ray teknolojisinin etrafında 4k’nın kalitesiyle sarılıyor. Film Forum’daki gösterimde bu formata eşlik eden dijital üç boyutlu gözlüklerin ise Real 3D’den aşağı kalmayan bir parlaklık ve derinlik kattığını söyleyebiliriz. Eserin Roy Milland ile Grace Kelly’nin çekişmesiyle müthiş bir dehşet yaratıp İngiliz edebiyatı bazlı dedektif etkisini alaycı hale getirmesi de bu sayede bütün dolgunluğuyla perdede canlanıyor.

        Hitchcock’un en iyi fimlerinden olmasa da 1998’de bir de “Kusursuz Cinayet” (“A Perfect Murder”) adlı yeniden çevrime dönüştürülen “Cinayet Var”, katıksız bir yönetmen filmi olarak aradan sıyrılıyor. Onun çok sevdiği ‘şüphe’ (‘suspens) duygusunu içinde taşırken ‘cinayet çözme aşamaları’ üzerine yaptıkları ve ‘telefonlu cinayet teşebbüsü sahnesi’ ile akıllardan çıkmayacak bir klasik adeta. Bunun yanında Hitchcock’un derinlikli vizyonu, o zamanın eğlence sinemasına uyum sağlarken ‘felsefik’ açılımlarda da bulunan bir ‘bütün’ü bizlere armağan ediyor.

        Cinayet çözme motifini bozarken ‘şüphe’ algısını sürekli ayakta tutuyor

        1.85:1’de ince ince çalışırken diyalogları ve çekim ölçeklerini doğru yerleştirip büyük oynamadan çok şey söyleyen bir eser bu. Ahlaki açıdan sınıfsal yozlaşmayı gösterirken yasak ilişki, şantaj, miras gibi konuları ele alıyor. Bu da filmin değerini ortaya çıkarırken, Hitchcock adına tek mekan odaklı olması biraz şaşırtıcı kalıyor.

        Ama oradan da bir şey çıkarıp Agatha Christie romanlarını hatırlatan ‘cinayet çözme mizanseni’ni bozmayı ya da en iyisini yapmayı hedefliyor yönetmen. “Harry’nin Derdi” (“The Trouble with Harry”, 1955) ile akrabalık gösterirken “Cinnet”i (“Frenzy”, 1972) de akla getiren eser ise polisiydi, suçlusuydu, kiralik katiliydi derken ilginç arketiplerle sarılıp amacına ulaşıyor. Günümüzde de halen ‘şüphe’sini korumayı beceriyor.

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ