Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Tiyatro Rock kültürüne yakılmış bir ağıt

        3 Mayıs-12 Mayıs tarihleri arasında, BKM’nin organizatörlüğünde Ülker Sports Arena’da sahnelenen ‘We Will Rock You’ müzikali, ünlü rock grubu Queen’in şarkılarından oluşan bir jukebox müzikali tanımı sunuyor. Bunu canlı mı canlı performanslar, üzerinde uğraşılmış koreografiler, hikâyeye uyum sağlayan fütüristik sanat yönetimi ve aşina olduğumuz şarkılarla işitsel ve görsel bir ‘yerinde oturma, şarkı söyle!’ etkileşimine dönüştürüyor. Rock döneminin isyankar ruhunun artık yitip gittiğini anlatan, sanal gerçeklik bilimkurgusu arka planlı hikayesinin sistem karşıtı tutumuyla da rock kültürüne yakılmış bir ağıda dönüşüyor. 10 senedir Londra’da sahnenen ‘We Will Rock You’ müzikali, Türk seyircisi için akılalmaz bir fırsat sunuyor. Siz siz olun sadece 10 günlük bu hediyeyi kaçırmayın!

        Rolling Stones, Pink Floyd, The Who ve The Beatles ile birlikte müzik tarihinin sayılı İngiliz rock grupları arasında yer alan Queen, birçok şarkısı ve albümüyle popüler kültüre damga vurmuş bir oluşumdu. Bu gruplardan her biri de farklı tarzlarıyla ayrı ayrı dikkat çekmişlerdi. Müzik türünün isyankar ruhu ise aslında bir yaşam biçimini tasvir ediyordu.

        Queen, bir gelenek oluşturmuştu

        Freddie Mercury’nin önderlik ettiği Queen, Brian May, John Deacon ve Roger Taylor’ı da kapsayan bir inşa sürecinin ürünüydü. Özellikle ‘News of the World’ albümündeki kitleyle iletişim kurabilen, seyircinin silkelenmesini sağlayan ‘We Will Rock You’ ve ‘We are the Champions’ şarkılarıyla dikkat çekti. Bir gelenek oluşturdu. Bir stadyum grubu olarak öne çıkıp popüler kültür ikonuna dönüşmesinin yanında “Flash Gordon”ın (1980) soundtrack’ini üstlenmesi de önemliydi.

        60’larda çıkışa geçen rock, değişen dünya düzeniyle birlikte sistem karşıtı yapısını büyük oranda kaybetti. 1990’larda ise kitleleri pop müzik şarkıcıları çalkalamaya başladı. Michael Jackson ve Madonna’nın önderliğinde yürüyen bir ‘jenerasyon’dan söz etmek mümkün hale geldi. 2000’lerde de bu durum, Britney Spears’a kadar uzanıp tabiri caizse zıvanadan çıktı. Aslında Ben Elton’ın eseri de biraz bu sürece, kuşak çatışmasıyla oluşan boşluğa, hissizliğe dikkat çekmeye çalışıyor.

        “Matrix”ten feyz alan fütüristik bir dünya

        iPhone ve iPad’den feyz alan ‘iPlanet’ (E-gezegen) adlı bir platform yaratarak insanların seri üretime dönüşmesi, klonlanmasıyla işi “Matrix”in (“The Matrix”, 1999) sanal gerçeklik meselesine kadar götürürken “Repo! The Genetic Opera” (2008) görünümlü melez bir müzikal tanımı yaratıyor. ‘We Will Rock You’nun bunu yaparken ‘hakimiyeti elinde tutan karakter’e Neo gözlüğü vermesinin yanında ‘uzay operası’ karakteri kıvamında, ‘punk’ kültürünü canlandıran tipler yaratması ve herkesin çeşitli zamanlara ışınlanıp neyin ne olduğunu bilmemesi boşalmış zihinler yoluyla bir direnişi anlatıyor.

        Karşımızda büyük oranda rock’ın çağının geçtiği artık internetin ‘Lady Gaga’ ile uyutulduğu bir devir var. O canlılık, o coşku, o ekmeğini taştan çıkarma, o konserleri büyük hışımla doldurma hali, bir ‘sanal’lıkla taçlandırılıyor. Burada da zaten bir şirket bu durumdan yararlanıp o döneme uygun kıyafetlere, punklığa uzanan bir ihtişam yüklüyor. The Who T-shirtlerinden küpelere kadar bir yaratım sürecini anlatmaya çabalıyor.

        Sıradan bir jukebox müzikali değil!

        Bu açıdan yeniden rock kültürüne ve safkan rock müziğe bir ağıt anlamına gelen ismiyle dikkat çekiyor ‘We Will Rock You’. Elbette özünde bir ‘jukebox rock müzikali’ olsa da onun kalıplarını farklı yollardan işliyor. Büyük oranda 1999’da sahnelenmeye başlayan ‘Mamma Mia!’ ile varlığı sahnede artan bu tarz tiyatro müzikallerinin bir türevi. Ancak o eğilimi gösteren hoş ve boş eserlerden biri değil. Akrabalık kurduğu 2009’da sahnelenmeye başlayan, 80’lerden yükselen rock potpurisi ‘Rock of Ages’ın da üzerinde.

        Ben Elton, işin hikaye ve mesaj tarafını da ihmal etmemiş. Kendini iyi hisset sürecinin dışına çıkmış. Performanslar 30’u aşkın Queen şarkısından seçiliyor. Ancak onlar arkasına sistem karşıtı bir iskelet de alıyor. Bu durum büyük oranda Queen soundtrack’inin ABBA soundtrack’ini sollayarak ‘radikal’liğini hissettirmesine yol açıyor. 10 senedir Londra’da sahnelense de şehrin dışına çıkıp uluslararası turneye de başlayan bu müzikal yakında Broadway’e de taşınırsa şaşırmam.

        Türk izleyicisi de benim 4 Mayıs akşamı 21’de bulunduğum Ülker Sports Arena’daki gösteride; koreografisi, performansları, sanat yönetimi ve canlılığıyla 2 saat 45 dakikalık profesyonel bir işi deneyimledi. Böylesi eserlerin bize de uğraması müzikal kültürümüzün yaşaması, güncellenmesi ve kabuğundan çıkması açısından önemli!

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ