Bize de Bekleriz: Welcome to the Rileys
Kerem Akça, işlevsiz aile meselesine ayrıksı bir damardan yaklaşan eseri değerlendirdi
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
Matem meselesi üzerinden ‘Rileys’ soyadlı, banliyö etiketli bir üst-orta sınıf Amerikan ailesinin çatışmalarına uzanırken, düşünsel ve psikolojik metinler açan derinlikli bir film. 2010 yapımı “Welcome to the Rileys”, pedofili, yasak ilişki, çocuk kaybı, aile içi iletişimsizlik gibi kavramlardan kendine ayrıksı bir yol buluyor. Jake Scott’ı ilk eseriyle parlayan Amerikan bağımsız yönetmenlerinden birine dönüştürürken, Kristen Stewart’ı da hem cesaret hem de oyunculuk gerektiren rollerde de izleyeceğimizi duyurma görevini üstlenmişti.
Sinemada kalıplaşmış hikayelerden takip edilesi ve dikkat çekici metinler çıkarmak zor iştir. Ancak ilginçtir video klip yönetmenliği mesleğinden para kazanan Jake Scott burada bunu başarmış. Kolaylıkla sömürüye veya ahlakçı mekanizmalara sokulabilecek bir omurgayı kendi içinde dönüştürerek gerçek bir ilk film başarısına çevirmiş.
Doğru karakter tanımları yetkin bir yönetmenlikle birleştiriliyor
“Welcome to the Rileys” (2010), daha muhafazakar isminden başlayarak alaycı, hedefleri olan bir yapım. Ancak bunu absürt Amerikan bağımsızlarının yolunu izleyerek gerçekleştirmiyor. Aksine evin giriş kapısına bu ibareyi ‘oval’ bir şekilde yerleştirmesinin ardından ailede yaşanan gelgitleri, hüzünleri, çarpıklıkları ve matem havasını peliküle aktarıyor. Zira burada kızlarını kaybettikten sonra bir türlü ayakları üzerinde duramayan standart bir karı-kocanın öyküsü var.
James Gandolfini’nin etli butlu ve kalıplı baba karakterinin (Doug) yanına Melissa Leo’nun kırılgan anne karakteri (Lois) de eklenince bütün tamamlanıyor. Ancak Scott aslında soruyor: ‘Bu durum ölümden ya da matemden sonra mı böyle gelişti?’. İşte “Welcome to the Rileys” de bu püf noktasını araştırmaya koyulurken çok fazla karşımıza çıkmayan metinleri eşeliyor. Yönetmenin anneyi ‘mavi renk tonu’ ve ‘uzun kaydırmalı planlar’la yansıtmasının yanında babayı ‘kapkaranlık’ tasvir etmesi bir kenara, burada akan hikayenin soyut karakter tanımlarına yönelip doğru yolu seçtiği söylenebilir.
Pedofili ile babalık güdüsü arasında kalan bir adam
Zira matem sonrasında eşini siyahi bir kadınla aldatan Doug’ın onun da öldüğünü öğrenmesiyle içine girdiği ruh hali, çekici bir dramatik çalkalanmaya açılıyor. Karakterimizin bilinçaltına yerleşen ‘kızımız eşim yüzünden öldü onu cezalandırmam lazım’ cümlesiyle şekilleniyor. Ancak iş için gittiği New Orleans’ta onun esaslı amacı rahatlamak, bu durumdan uzaklaşmak ve kafa dinlemek. Bunun devamında 16 yaşlarında bir striptizci kız ile ilişki kurduğuna tanık olduğumuz Doug’dan ilk beklediğimiz ‘ikinci bir yasak ilişki’.
Ancak alt metinler, tam da bu noktada Kristen Stewart’ın canlandırdığı ölen kıza benzeyen Allison’ın nasıl bir işlev üstleneceği üzerine şekillendirilmiş. Bu motivasyon da sözü geçen tiplemenin, Doug’ın eline kızının ve yasak ilişkiye girdiği ölen kadının yerine konup ‘çocuk acısı-cinsel ilişki’ denklemini harekete geçirme ile sadece kızını temsil edip çocuk güdüsüne alan açma seçeneklerini verdiği söylenebilir. Psikolojik metinler bu ikilem eşliğinde devreye girerken, matemin yanına suçluluk duygusu da daha baskın bir şekilde eklemleniyor.
Aslında bu noktada bir anda kendinden bir şeyler vermeye ve ev düzmeye başlayan Doug’ın bunu ‘soyut bir aile oluşturma’ amacıyla yaptığı net. Kızı serbest bırakıp kendi günahlarını hasıraltı etmek isteyen babanın annenin gelişiyle içine girdiği halet-i ruhiye ise ‘karakter draması’nın kalıpları içinde gerçekleşiyor. Yani melodrama kayabilecek bir hikaye yapısı öyle bir hataya düşmüyor.
Çocuk kaybından beslenen işlevsiz aile tanımı
Bu durum da “Welcome to the Rileys”in banliyödeki muhafazakar aile yapısının yıkılması ve nasıl noktalara gidebileceği üzerine matem, annelik güdüsü, vicdan muhasabesi, babalık psikolojisi, yasak ilişki gibi kavramlar ışığında dengeli bir analiz sunmasına olanak tanıyor. Yönetmenin üst-orta sınıf aile ile ilgili sorunları olduğu kesin olsa da bunu da perdeye aktarma şekli bir hayli farklı. Bu durum da filmin ‘sinemanın çarpıcı aileleri’nden birini daha üretmesini sağlamış.
Scott’ın renk ve kamera kullanımı ile New Orleans ve Indanapolis’teki durumları iyi yansıtarak bu meselenin etrafını doğru çitlerle ördüğü ise kesin. Ancak bunun filme ivme kazandırmaktan çok iç gıcıklayıcı dramatik yapının altını doldurmaya yaradığı bir başka üstüne basılması gereken detay. Yapıt, ‘çocuk kaybından beslenen matem filmleri’nin arasında en zeki yolu izleyenlerden biri kuşkusuz... Ken Hixon’ın senaryosu da bu konuda bir kaynakça oluşturabiliyor.
Ne durumda?
Ülkemizde ne sahibi var, ne de festivallere geldi. 2010 yapımı bir film olduğundan vizyon şansını da kaybetmiş gözüküyor.
Künye:
Welcome to the Rileys
Yönetmen: Jake Scott
Oyuncular: James Gandolfini, Kristen Stewart, Melissa Leo, Joe Crest, Ally Sheddy, Eisa
Davis
Süre: 110 dk.
Yapım yılı: 2010
Not: Bu bölümdeki filmler, ya uluslararası festivallerde ya da yurt dışında piyasaya çıkmış
orijinal DVD’lerinden izlenerek yazılmaktadır. Bu yasal durum, diğer yazdığım filmler için
de geçerlidir.