Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat Sinema Cannes’da Altın Palmiye’yi kim alır?

        KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com

        15 Mayıs Çarşamba günü “Muhteşem Gatsby” ile açılan Cannes Film Festivali, 26 Mayıs 2013’e kadar sürecek. Bizim adımıza yan bölümlerdeki iki Türk jüri üyesi ile anlam kazanan etkinlik, daha ziyade Altın Palmiye yarışmasındaki büyük isimlerin rekabet ağıyla dikkat çekmeye aday. Ancak jüri dinamiğine, Cannes alışkanlıklarına ve tepkilere bakınca, şimdilik Asghar Farhadi, Hirokazu Kore-eda, Jia Zhangke ve Coen Kardeşler’in son filmleri ödüller için bir adım önde gibi.

        Fransa’nın güney sahillerinde hem turizm hem de sinema sektörünü kalkındıran Cannes Film Festivali’nin her zaman ‘palmiye pazarı’ adıyla sınıflandırmışımdır. Köklü ve ışıltılı bir etkinlik olmasına karşın daha ziyade ünlülerin ayak bastığı kırmızı halı-parti görüntüleri ve film alımlarıyla öne çıkar. 1940’lardan bu yana sürdürdüğü geleneğinde ise ayakları üzerinde duran bölümleriyle ilgi odağı olmayı becermiştir. Ama kabul etmeliyim ki bu seneki Paul Newman ile Joanne Woodward’u içeren afişinden de anlaşıldığı üzere ‘poster tasarımı’ konusunda bir akılda kalınırlık depolamıştır.

        Bu seneki gururlarımız jüri üyeleri Semih Kaplanoğlu ve Alin Taşçıyan

        Bizim buralarda Nuri Bilge Ceylan’ın varlığı ve ödülleriyle anılmaya başlayan etkinlik, geçtiğimiz yıl Rezan Yeşilbaş'ın 'Cinéfondation ve Kısa Film' jürisinden 'En İyi Kısa Film' ödülü kazanan Sessiz'i ile zihinlere kazınmıştı. 2013'te ise Jane Campion başkanlığındaki o jüride “Bal” (2010) ile üç sene önce Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı kucaklama onuru yaşayan Semih Kaplanoğlu bulunuyor. Bunun yanında bir diğer gururumuz da SİYAD üyesi, FIPRESCI başkan yardımcısı Alin Taşçıyan olacak. Alin, ‘Eleştirmenlerin Haftası’ (‘La Semaine de la Critique’) bölümünün Miguel Gomes başkanlığındaki jürisinde görev yapacak.

        Bu iki bizi temsil eden ismin seçimleri merak konusuyken aslında Altın Palmiye yarışında olabileceklere göz atmak lazım derim. Sofia Coppola ve Claire Denis’nin filmleri niye ana seçkiye giremedi? sorusu tartışıladursun filmler çoktan gösterilmeye başlandı. Tepkiler, beğeniler ve tahminler ödül gecesinde olabilecekleri az çok idrak etmemizi sağlıyor. Yarışın rekabet ağı konusunda birebir etkili olan Screen Daily’nin yıldız tablosunda an itibarıyla sekiz film görücüye çıkmış gözüküyor.

        ABD temsilcileri arasında “Inside Llewyn Davis” öne çıkarılıyor

        Aslında bu noktada jürinin dinamiğini de iyi değerlendirmek lazım. Bu sene Steven Spielberg ile Nicole Kidman’ın Hollywood ayağını oluşturduğu jüride, Christian Mungiu, Ang Lee, Lynne Ramsay, Naomi Kawase gibi yönetmenler ile Christoph Waltz, Daniel Auteuil ve Vidya Balan gibi farklı milletlerden oyuncular yer alıyor. Lee ile Waltz’un ABD’ye yakınlığını da göz önünde bulundurunca aslında şaşırtıcı bir ‘Amerikan galibiyeti’ sonucu çıkarabiliriz. Bu na istinaden ‘Screen Daily’nin ortalamasında öne çıkan, bir ‘Altin Palmiye’, üç ‘En İyi Yönetmen’ ödüllü Coen Kardeşler’in ‘folk müzik’le ilgilenen filmi “Inside Llewyn Davis”in hakimiyeti şaşırtmaz.

        Ama James Gray’in “The Immigrant”ı (2013), Steven Soderbergh’in “Behind the Cadalebra”sı (2013), Nicolas Winding Refn’in “Only God Forgives”i (2013) ve Jim Jarmusch’un “Only Lovers Left Alive”ını (2013) da değerlendirmelere dahil etmek lazım. Ancak özellikle Soderbergh’in dört yarışmada bir ‘Altın Palmiye’ kazanması ve TV filmi çekmesi, Jarmusch’un altı yarışmada iki ödül kazanması ve bir vampir filmine imza atması, James Gray’in ise ülkesinde önemsenmeden burada dört yarışmaya girip sıfır çekmesi birazcık bunları geri itiyor. Refn ise geçen seneki tek ‘Altın Palmiye’ rekabetinden ‘En İyi Yönetmen’ ödülüyle ayrıldığından ve böylesi istatistikler genelde üst üste ödül getirdiğinden bu duraktan bir şeyler bekleyebiliriz. Zira bundan öncekiler ‘kontenjan’dan aday olanlar.

        Kore-eda, Farhadi ve Zhangke, ödül dağılımında favori gibi gözüküyor

        Bana kalırsa çok büyük sapmalar olmazsa, ödül dağılımında dünya sinemasının minimalist kanadının yetkin ve kendini kanıtlamış yönetmenlerinin işleri öne çıkacaktır. Özellikle Mungiu, Ramsay ile Kawase’nin Kidman ve Auteuil’ü de ‘ilk kez görmüş olmanın hayranlığı’yla yanlarına alacağı düşünülebilir.

        Bu noktada da dekupaj konusunda minimalizmi sapına kadar kullanıp uzun planlar, yalın karakterler ve ağır tempoyla dramatik çatışmaları önemsemediğini gösteren isimlerin eserlerinin bir adım önde olduğunu söyleyebiliriz. 20 senelik ‘zorlayıcı’ Japon yönetmen Hirokazu Kore-eda’nın “Like Father, Like Son”ı (“Soshite Chichi Ni Naru”, 2013), “Bir Ayrılık” (“Jodaeiye Nader az Simin”, 2011) ile Altın Ayı ve Oscar çıkaran Asghar Farhadi’nin İran’a diyaloglu ve oryantalist yaklaşımıyla harmanlandığı düşünülebilecek “The Past” (“La Passé”, 2013) ve Çin sinemasının altıncı kuşağından Jia Zhangke’nin insan hikayesi “A Touch of Sin”in (“Tian Zhu Ding”, 2013) bir ağırlık oluşturması beklenebilir. “The Past”in İran prodüksiyonu değil de Fransız Memento Films’in yapımı olduğunu da ekleyelim.

        Fransız kontenjanına dahil olan filmler bir şeyler yapabilir mi?

        Buradan Fransız kontejanından çıkan üç filme odaklanınca ise Arnaud Desplechin’in beşinci yarışmasına ‘sıfır çekme’ alışkanlığıyla gelmesine karşın “Jimmy P.” (2013) ile artık olgunluğunun ödülünü alması ya da Ozon’un ikinci Cannes yarışmasında bir şeyler kazanması beklenebilir. Özellikle Ozon’un Cannes’ın daha klasik sanat filmlerine yatkın ödül dağılımını planlayarak buraya başvurduğu da kesin. Zira 2012 tarihli filminin Venedik’te yarışması bir tarafa genelde Berlin, Venedik ve San Sébastian’ı tercih eden bir isim kendisi. Tedeschi’nin “A Castle in Italy”sinden (“Un Chateau en Italie”, 2013) de bir sürpriz bekleyebiliriz.

        Ancak benim adıma 2000’ler Fransız sinemasının en dikkat çekici isimlerinden Arnaud Desplechin’in, kapkaranlık ve melankolik vizyonuyla öne çıkan Arnaud de Pailleres’in, Meksikalı minimalist ‘toplumsal şiddet’ temsilcisi Amat Escalante’nin ve Nicolas Winding Refn’in son işleri merak uyandırıyor. Bunlardan sonuncusunun, “Only God Forgives”in Temmuz’da bizde de vizyona girecek olması ise sevindirici.

        Tunus ve Çad ayaklarındaki sinemasızlıkla daha önce ödüller kazanan Abdellatif Kechiche ile Mahamet-Salet Haroun’un ‘oryantalist vizyon’larıyla bir sürpriz daha yapması ise biraz şaşırtır. Nihayetinde bir Cannes Film Festivali daha ünlüleri, tartışmaları, kırmızı halı ışıltısıyla ve yağmurlu havasıyla Pazar günü sona erecek. Önemli olan dünya sinemasına gerçek anlamda radikal yönetmenlikler ve yenilikçi vizyonlar kazandıran isimlerin öne çıkması. Elbette bize kalan da bu noktadan sonra Filmekimi, !f İstanbul ve İstanbul Film Festivali’ne gelecek filmleri ‘sinefil ruhu’ ile gözlemlemek!

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ