Ozon'dan 'edebi' bir film
Mehmet Açar, ünlü Fransız yönetmen François Ozon'un imzasını taşıyan Evde filmini değerlendirdi
MEHMET AÇAR - HT GAZETE
1998 yapımı “Sitcom”dan bu yana takip ettiğim Fransız yönetmen François Ozon (1967), hikâyesini sağlam, anlamlı fikirler çevresinde inşa eder. Müzikali hicvettiği “8 Kadın” ya da “Kadın İsterse” gibi TV dizisi parodileri gibi en “hafif” filmlerinde dahi belirli konuları meraklı bir çocuk gibi bilgiçlikten uzak bir tavırla inceler. Geçen cuma gösterime giren “Evde” (Dans la maison) onun seyirciye tepeden bakmayan tavrının yeni bir örneği.
İspanyol yazar Juan Mayorga‘nın oyunundan Ozon tarafından sinemaya uyarlanan film, sınıf farklarını tek tip giysiyle ortadan kaldırmayı hedefleyen klasik bir Fransız lisesinde açılıyor. Philippe Rombi’nin dizi filmleri andıran jenerik müziği, bizi popüler bir lise filminin atmosferine hazırlasa da gecikmeden konuya giriyoruz.
Yeni nesilden umudunu kesmiş edebiyat öğretmeni Germain (Fabrice Luchini), kompozisyon ödevini okurken yeteneğini keşfettiği 16 yaşındaki öğrencisi Claude Garcia (Ernst Umhauer) ile daha yakından ilgilenmek istiyor. Claude ise ısrarla sınıf arkadaşı Rapha’nın (Bastien Ughetto) evinde, annesi (Emmanuel Seigner) ve babasıyla (Denis Menochet) yaşadıklarını yazıyor. Germain öğrencisini önceleri “insanların özel hayatını böyle yazamazsın” diye uyarsa da bir süre sonra sanat galerisi yöneten karısıyla (Kristin Scott Thomas) birlikte Claude’un “Devamı Var” diye bitirdiği yazılarının sıkı takipçisi haline geliyor. Bu arada, öneri ve eleştirileriyle “eğitmen” kimliğini korumaya, Claude’u yönlendirmeye gayret ediyor. Ama bir süre sonra kimin kimi yönlendirdiği belirsizleşiyor.
Germain’in Claude’a öğrettiği gibi, romanlarda, filmlerde kahramanın bir amacı, arzusu ve karşısına çıkan engeller vardır. “Evde” ise kahramanın, amacının ve onun karşısına çıkan engellerin sürekli dönüşüme uğradığı bir film. Kesin olan tek şey, genç yazar Claude’un sadece Raphalar’ın değil, Germain çiftinin evini de karıştırması... Film bu yönüyle, misafir olduğu burjuva evindeki herkesi baştan çıkaran bir adamın öyküsünün anlatıldığı Pasolini‘nin ünlü “Teorema” filmini hatırlatıyor. Alt sınıftan gelen Claude, herkesi tavlıyor ve insanların gizli arzularını açığa çıkarıyor. Filmdeki en güçlü arzu ise galiba başkalarının hayatını röntgenlemek...
YAZAR, OKUR VE RÖNTGENCİ
Zaten “Evde”nin bir esin kaynağı da, Ozon’un finaldeki o muhteşem çerçeveyle açığa vurduğu gibi Alfred Hitchcock‘un “Arka Pencere”si... Filme adından başlayarak damgasını vuran asıl tema kuşkusuz röntgencilik. Claude’un tek sayfalık kompozisyon ödevinde Germain ve karısının ilk ilgisini çeken, bir ailenin özel hayatından bazı anları paylaşması değil mi? “Neden film seyrederiz?” sorusunun yanıtlarından biri başkalarının hayatını güvenli bir koltuktan seyretmek arzusu değil midir zaten?
“Evde” öykü içinde öykü anlatan, okur, yazar ve kahramanın birbirine karıştığı bir film... Özellikle Germain’in bir öğretmen olarak metni şekillendirmek isterken olayın kahramanlarından birine dönüşmesi çarpıcı ve eğlenceli... Filmdeki edebiyat referanslarının ardı arkası da hiç kesilmiyor. Lisenin adı (Gustave Flaubert) ve “Binbir Gece Masalları” başta olmak üzere bahsi geçen yazarlar, kitaplar eğer okunurlarsa filmin anlamına katkı verecek cinsten... Öğrencilerin “porno dükkânı” dediği çağdaş sanat galerisindeki sergiler ise öyküye ironik bir çerçeve getiriyor, sanat ve anlam arasındaki ilişkileri sorgulamamıza yol açıyor.
Ozon’un edebiyata, yazıya, okur ve yazarlık ilişkisine yine meraklı bir çocuk gibi baktığı “Evde” yönetmenin son dönemdeki en iyi filmi. Görmenizi tavsiye ederim...