'Çelik Şövalye' tanımı tutuyor
Kerem Akça, bu hafta vizyona giren filmleri değerlendirdi
KEREM AKÇA / keremakca@haberturk.com
14 HAZİRAN FİLMLERİ
“Kara Şövalye” ile başlayan çizgi roman uyarlamalarına gerçekçilik, olgunluk, koyu renk paleti, melankoli ve karizma katma anlayışına ‘destansı anlatı’sıyla 2013 model Superman filmi de katılıyor. Zack Snyder mamulü “Man of Steel”, Çelik Adam’ın bütün modası geçmiş özelliklerini bir çırpıda yıkarak işçi sınıfının dünyayı kötülüklerden kurtarma hikayesini doğru hamlelerle sarıyor. Fantastik sinemanın günümüz tanımına uyum sağlayan dozunda aksiyonu, hakkını veren estetik kaygısı, arkaya itilmiş mizahı ve yerinde efekt kullanımıyla dikkat çekiyor. “Kara Şövalye”nin açtığı yolda en başarılı çizgi roman uyarlaması yeni sürümüne (reboot) dönüşürken ‘uzay operası filmi’ ile ‘macera filmi’ geleneklerini dramatik ve psikolojik bir kahraman varoluşu öyküsüne çevirmekte zorlanmıyor.
Çizgi roman uyarlamalarının Hollywood’daki konumu açısından “Superman” (1978) ve “Barbarella” (1968) önemlidir. Süper kahraman hikayelerini ‘uzay macerası’ üzerinden harmanlamalarıyla bir anlamda ‘bir tanım’ sunmuşlardır. Fantastik ile bilimkurguyu bir araya getirerek her ikisinin o zamanki ‘kısıtlı’ kitlesini birleştirmeyi hedeflemişlerdir. 1951 tarihli “Superman and the Mole Men”deki ‘çöp’e alan açılması açısından öngörülen ‘uzaysızlık’ı göz önünde bulundurunca fantastik için değerli bir süreçtir bu. B sınıfından A sınıfına açılan pencerede dönemine göre değer arz ederken aslında 80’lerin pespaye tür filmlerinin üremesine de yol açmıştır.
Seyircinin beklentileri ve yaş ortalaması değişti
1978’de başlayan serinin dört filmlik hale gelmesine karşın “Superman 2”yi (“Superman II”, 1983) bir kenara bırakınca akılda kalmaması da manidardır. Ama “Superman”in Richard Donner imzasıyla şimdi bakınca ‘eski model efektler’le yaptıkları ticari başarı açısından da ‘Yıldız Savaşları’ (‘Star Wars’) sürecine benzer bir fenomen hissiyatı yaratmıştı. 2001’de gelen ‘Smallville’ dizisi de bu durumun bir dışavurumuydu. Ancak 2006’da izlediğimiz devam filmi “Superman Dönüyor” (“Superman Returns”), ‘çocuklara uygun muhteşemlik’i sadece günümüzün efektleriyle sarmayı seçip ana yapıya dokunmamıştır.
Zira sinemada artık süper kahramanlar zemine inmiş, aramızdan insanlar olmuştur. Kal-El’in o reddedilemez ‘göçmen’ tanımı, büyük oranda uzaylı çatışması adına da bilimkurguya kaymıştır. ‘Örümcek Adam’ ve ‘X-Men’ gibi seriye dönüşen markalar bu eğilimde üretimlerle ayakta durmuştur. Ancak tabiri caizse telepatik güçleri, uçma yetisi, kasları ve kristaliyle bir ‘nükleer güç’ten fazlası anlamına gelen Superman modern bir uyarlamaya ihtiyaç duyuyordu. Günümüz seyircisi artık ‘vay be uçuyor!’ tepkisini vermekten ziyade bir varoluş hikayesi tatmak istiyordu.
Snyder belki de uyarlamanın ruhunu en iyi kavrayacak isim
Zack Snyder de belli ki 2000’ler algısındaki efekt ile çizgi roman estetiğini iç içe geçirme düşüncesini bu uyarlama özelinde iyi kavramış. Amir Mokri’nin görüntü yönetimi ile David S. Goyer’in senaryosu da destansı bir Superman uyarlamasının yamacına kadar işi götürüyor. 1930’ların Büyük Bunalım dönemi kahramanının işçi sınıfı temsili hali, burada işi ‘balık teknesi çalışanı’na kadar götürürken ‘macera’ algısını da çok geniş tutuyor.
“Man of Steel” (2013) da 1986’da John Bryne’ın çizimleri ve ‘The Man of Steel’ adıyla yeniden başlayan çizgi romanın isminin katkısıyla bir anlamda bütçesi yerinde bir fantastik sinema yolculuğuna dönüşüyor. Koyu renkler, grinin tonları, karizmatik yaklaşım, gerçekçilik ve melankoli büyük oranda işi Metropolis şehrinden çıkarıp çiftliklere, deniz kenarlarına ve uzaya götüren hafif sosyal gerçekçi bir maceranın kapısını açıyor.
Uzay operası tabanı dramatik yapıya doğrudan tesir ediyor
Böylece de aslında “Kara Şövalye”nin (“The Dark Knight”, 2008) gangster filmi tanımıyla “Baba”yı (“The Godfather”, 1972) andıran kötü adam odağı, “İnanılmaz Örümcek Adam”ın (“The Amazing Spider-Man”, 2012) anti-gençlik filmleriyle harmanlanma çabasındaki “Çılgın Liseliler” (“Rushmore”, 1998) durağı burada işi farklılaştırıyor. Uzay operası tarafını 25 dakikalık görkemli bir girizgahla sararak aslında bu alt türde olduğumuza dair inancımızı pekiştiriyor. ‘Yıldız Savaşları’ (‘Star Wars’) düşüncesini harekete geçirirken fantastikle eşlenen Superman isminin bir anlamda ‘gerekli detayları’nı perdede canlandırıyor.
Askeri darbeye yeltenen Zod’un Jor-El ile mücadelesindeki düzen sorgulaması, bir anlamda grinin tonlarıyla karizmatik bir hal alırken Superman’in doğuşu destansı bir oluşumun tuğlalarını yavaş yavaş karşımıza çıkarıyor. Snyder’in özellikle çizgi roman karelerini üst üste bindirme zekasını gösterirken hikaye kurgusunun gelenekselliğini umursamaması Amir Mokri’nin ressam gibi boyadığı kimi karelerden güç alıyor.
Aşk hikayesinin çocuksuluğu ve renk paletinin rengârenkliği devre dışı bırakılıyor
Grinin öne çıktığı, koyu renklerin devreye girdiği, böylece ilk serinin renkliliğinin bir kenara bırakıldığı durum ‘mizah’ın yontulmasından da destek alıyor. Clark Kent-Lois Lane çekişmesiyle işin içine ‘çocuklara uygun komedi’ de katan eserin o duygusu burada yok. Lane ile Kent gerçek anlamda ‘UFO keşfi’ ile karşılaşıp ‘karlı macera’ konseptini canlandırırken, uzaylı istilasının orta yeri gibi ‘açık alanlar’da bir araya geliyor. Film de bir anlamda gazetecilik ahlakı üzerinden alt metinlere alan açıp olgun kitleyi de tatmin ediyor.
Snyder’in “300 Spartalı” (“300”, 2006) ve “Watchmen”de (2009) yeşil ekran teknolojisini kullanması burada ‘bir yerden bir yere hızlı atlama’ anlarını tek kareye sıkıştırma, uçan Çelik Adam’a sallanan kamerayla zoom yapma gibi tekniklerle anlam kazanıyor. Düello sekansları da bu duruma ayak uyduruyor. O teknolojinin arka plan vurgusu sanki Kripton’un gri zeminini kullanıyor. İlk serinin dar alana sıkışan iyi-kötü mücadelesi uzay da tanımadan bir uzay operası macerasının tanımını yapıyor. Bu sayede de ‘kristalize gezegen’ tanımının dışına çıkılıp ‘bolca geniş alan’la sarılıyor.
11 Eylül sonrası politikalarına uyum sağlamıyor
Bu durum ‘Superman’in ‘Yıldız Savaşları’ etkisiyle harmanlanmış bir düzeye kavuştururken işçi sınıfının mücadelesine katkısı, mucizeye kayma çabası neyse ki 11 Eylül sonrası ABD politikalarına yanaşmıyor. Aksine kristalin atom bombasının hammaddesi olarak Nükleer Savaş silahına dönüşmesi, ‘içine kodeks konmuş kahraman’ algısıyla yer değiştiriyor. Gri-mavi arasındaki tonu koyulaştırılmış kıyafet rengi de dikkat çekmeye çabalarken ‘yüksek çözünürlüklü’ izlenimi yaratıyor.
Snyder’in hikaye kurgusunun lineerliğini yer yer aşk ve aksiyon karelerine kaydırırken bütün karakterleri ince ince işlemesi de önemli. Goyer’in ‘Blade’ ve ‘Kara Şövalye’ görmüş kalemi etki ederken büyük oranda eskimiş bir kahramanı küllerinden doğuruyor. Büyük oranda psikolojik sıkıntılar çekerken, babasının ölümüyle birlikte veya ekonomik sıkıntılarla boğuşan karakter ‘yüzde yüz üstün’ tiplemesinden sıyrılıyor. Zaaflarıyla çizilip “Superman Dönüyor”daki gibi havada gösteriş için tur atmıyor. Her şeyi bir anlam çerçevesinde, dünyada olduğunu bilerek yapıyor.
General Zod ikinci filmdeki kadar çekici değil
Hatta onun Superman olduğu bile filmin 90. dakikasında açıklanırken gazetecilik kısmının geriye itilip Lane-Kent aşkının geride kalmışlığı devre dışı bırakılıyor. Zeus’un oğlu gibi beliren tiplemenin bunun üzerine bir de düşman niyetine Dionysus istilası eklemesi de ilginç bir metin açıyor.
Büyük oranda da Terence Stamp ile iz bırakan Zod’un burada bir kez daha bu sefer karanlık maske ve kıyafet içinde ekolojik düzeni sorgulama arzusu düzen arayışına çıkıyor. İtiraf edelim ki Shannon ikinci filmdeki ‘siyah gömlek’ ve ‘uzun sakal’la rockçıyı andırıp kült olan tiplemeyi interaktif bir görüşle sarsa da alt edemiyor. Ama belli bir seviyeyi tutturuyor.
“Kara Şövalye”yle başlayan yeni sürümlerin en iyisi
“Man of Steel”, “Hulk” (2003), “Günah Şehri” (2005), “300 Spartalı” ve “Watchmen” gibi 2000’lerde estetik yükselişle çığır açan çizgi roman uyarlamalarından değil. Ama bir serinin yeniden başlayıp 2015’te “Justice League”e bir karakterin zinde girmesi adına önemli. Bilimkurgunun, aksiyonun, aşkın, komedinin ve dramın dengesini o kadar iyi ayarlayıp fantastik sinemanın ‘ciddi’ye alınma sınavından o kadar iyi geçiyor ki bunu takdir etmemek mümkün değil. Superman kıyafetinin kullanımından gazetecilik ahlakına uzanan süreç de azımsanmayacak bir alt metinler silsilesi sunuyor.
Böylece “Kara Şövalye” ile ‘gerçekçi yelek’ giyerek yeni sürüme kavuşan uyarlamalar arasında en iyisine dönüşmekte zorlanmıyor. Belki de ‘Çelik Adam’ın 80’lerde kültleşen eski model bir kahraman olması bu sıfırdan başlamanın hayırlı olması açısından en önemli püf noktası.
FİLMİN NOTU: 6.8
Künye:
Man of Steel
Yönetmen: Zack Snyder
Oyuncular: Henry Cavill, Amy Adams, Russell Crowe, Diane Lane, Michael Shannon, Laurence Fishburne
Süre: 138 dk.
Yapım yılı: 2013
PARÇALI BULUTLU BİR AŞK
İflah olmaz bir çapkın... Güzel bir sarışın... Eğlenceli bir aşk... Ve her zamanki gibi ‘uzun süreli ilişki mi, gecelik ilişki mi?’ veya ‘aşk mı, seks mi?’ sorusunun sorulduğu bir dramatik yapı… “Havada Aşk Var” (“Amour & Turbulences”, 2013) bu geleneksel tabanı büyük oranda bulundururken bir tarafa Ludivine Sagnier’yi bir tarafa Nicolas Bedos’yu yerleştiriyor.
Dünyayla derdi olmadan mutlu sona ilerlemek böyle mi olmalı?
Ancak yönetmen Alexandre Castagnetti’nin de katkı yaptığı Vincent Angell’in senaryosu, işi daha farklı yorumluyor. Bu ikilinin kendi hayatlarından kopup bir anda aşık olmaları ve her şeyi unutup mutlu sona ilerlemeleri geleneksel akışla gerçekleşmiyor. Aksine birini evinde yatarken, diğerini iki kızla yataktayken gördükten sonra ‘uçak’ın içinde Business Class bölmesinde gözlemliyoruz. Dünyayla ekonomik veya siyasi dertleri olmadığını da ‘büyük oranda’ anlıyoruz.
Bu tesadüfe ayak uydurmaları ise erkeğin arkadaşı, kızın annesi ile telefon konuşmaları üzerinden bir flashbackler silsilesiyle hikaye kurgusunu oluşturuyor. Böylece kadın tarafı da, erkek tarafı da ‘basit ama net’ gözlemlerle sarılıyor. Lineer olmayan akış büyük oranda ‘bunlar nasıl bir araya gelip ayrılmıştı?’ sorusunu sormamızı sağlıyor. Böylece popüler bir sinema seyirliği izleyeni oyalama şansına kavuşurken İngilizce müzikler de bu duruma ambalaj desteği veriyor.
Ekran bölme tekniğinin işlevselliği Hollywood dekupajının atardamarına dönüşüyor
“Havada Aşk Var”, ikilinin performanslarına yan rollerdeki karakterlerin iyi yazılmasının eşlik etmesiyle tam gaz bir eğlence vaat ediyor. Her dakikasında tesadüflerle bir aşk masalının içine çekilen ikilinin ‘klişe son’a ilerlemesinin sonuçları değil ama ‘yol alma şekli’ zevk veriyor. Ekran bölme tekniğinin “Yastık Sohbeti”ndeki (“Pillow Talk”, 1959) kadar zekice kulllanılması önemliyken, uçağın sıkıştırıcı etkisi ‘yolcular hikayeye aktif müdahalede bulunuyor’ ile değiştiriliyor. Aktif katkı beklenirken ‘flashbackler’ ile ‘gerçek zaman’ arasında da ‘şok kesme’ ve ‘uyum kesmesi’ ile net bağlar kuruluyor.
Bunun devamında dört aylık hamile ve evlenme arifesindeki Julie’nin iflah olmaz çapkın Antoine’la etkileşimi bir ‘screwball komedi’ hissiyatını akla getiriyor. Neticesinde de kendini ciddiye almayan filmin iyi yazılmış diyaloglar, karakterler, anlar ve doğru kurulmuş hikaye akışıyla çekiciliği yerine geliyor. Castagnetti’nin Hollywood dekupajına hakimiyeti 2.35:1 oranında keyifli bir seyirliği bize tattırıyor. Havada filizlenip ‘mikro toplum’ veya ‘alegorik anlam’ gayesi gütmeyen ‘parçalı bulutlu aşk’ böylece kendini onarma şansı bulurken tesadüflerin buradaki yeri de önem arz edip kuvvetli duyguları alevlendiriyor. Ludivine Sagnier’nin ‘romantik-komedi sarışın’ı konumuna sokulması da Ozon’dan Corneau’ya uzanan kariyer tablosunu değiştirmekten ziyade çeşitlendirmeye yarıyor sanki.
FİLMİN NOTU: 5.4
Künye:
Havada Aşk Var (Amour & Turbulences / Love is in the Air)
Yönetmen: Alexandre Castagnetti
Oyuncular: Ludivine Sagnier, Nicolas Bedos, Jonathan Cohen, Sophie-Charlotte Husson
Süre: 92 dk.
Yapım yılı: 2012
ANNELİK GÜDÜSÜNÜ NASIL BİLİRSİNİZ?
‘Saturday Night Live’ ve ’30 Rock’ ile ünlenen Tina Fey, ‘kadın kimliği’ni ortaya koyarken mesaj da verebilen bir komedi sanatçısı olarak biliniyor. Hatta kabul etmeliyiz ki bu durum, oyuncunun kendi ülkesinde hatırı sayılır bir kitle yakalamasını sağladı. Burada ise Princeton Üniversitesi’nin kabul ofisinde çalışan Portia’nın, annelik güdüsünün yarattığı psikolojik açmazlarını üzerine alıyor. Meslek hayatı ile özel hayatı arasındaki dengede yaşadıkları dramatik yapıdaki ‘tez-anti-tez çatışması’nın ana motivasyonuna dönüşüyor.
Sinematografi dramayı kavrayacak yetkinlikte değil
“Başvuru: Kabul” (“Admission”, 2013), evlatlık verdiği oğlunu bulduğunu düşünüp bir anda annelik güdüsüne yenik düşen bir iş kadınının tercihlerine odaklanıyor. Portia’nın ayakları üzerinde duran, yalnız ve babasını görmemiş bir tipleme olması bu noktadaki mücadeleyi daha anlamlı kılıyor. Bunu yaparken de 2.35:1’de ‘aşk’ ve ‘mizah’ı ana bütüne çok az enjekte ederek sonuç arıyor. Declan Quinn’in beyaz rengin kolaycılığına teslim olup oyuncuları kaybeden sinematografisi, hazin boşluklarla ve anlamsız karelerle de sarılıyor. Hikaye kurgusunun daha oluşturulurken çatırdaması ister istemez buna ekleniyor.
Bir anlamda ‘durum komedisi’ne meyledebilecek dramatik taban, karakterin feminist ve toplumsal mücadelesine dönüşüyor. Bu da Cassavetes, Baumbach gibi yönetmenleri mumla aramamızı sağlıyor. Paul Weitz’ı karşımızda bulduğumuzda ise tanım çok açık: Zeki komedilerin, varoluşu ele alan mizahi dünyaların temsilcisi sırıtmaya başlıyor. Zira o kurallar burada ne eğlenceli ne de düşünsel bir Tina Fey’in karşımıza çıkmasına yol açıyor.
Paul Weitz komedinin dışına çıkmamalı
Chris Weitz’la beraber çektiği “Amerikan Pastası” (“American Pie”, 1999) ile bilinen Paul Weitz, aslında kariyerinde çok farklı bir kimlik oluşturma sevdasında. Ancak 2006’da çektiği “Amerikan Rüyası”ndan (“American Dreamz”) beri fantastiğe, dramaya veya seri üretimlere kayması işine yaramadı. Bir anlamda da oraya kadar gelen kaliteli malzemeyi, katmanlı karakterler ve alt metinlerle sarma özeni ‘senaryo mağduriyeti’ taşıyor burada.
Romanın derinliğini yansıtmayan eseri izlerken ise Lily Tomlin ve Michael Sheen’in hafif gülümseten tiplemeleri, Fey’e ve Rudd’a asla yansımıyor. Amerikan ailesinin içinde ekonomik sebeplerle evlatlık verip özünü kaybetme sorunsalı ise belki ‘komedi kuralları’na göre işlenip bütün felsefi çekiciliğini kaybediyor. Yani bir kez daha Paul Weitz Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oluyor.
FİLMİN NOTU: 2.7
Künye:
Başvuru: Kabul (Admission)
Yönetmen: Paul Weitz
Oyuncular: Tina Fey, Paul Rudd, Lily Tomlin, Michael Sheen
Süre: 107 dk.
Yapım yılı: 2013
HİPNOZ SEANSINA DAVETLİSİNİZ
Danny Boyle’un ilk dönemindeki halüsinatif ve mizahi dokunuşlu suç filmlerinin biçimci evrenini, psikolog-hasta ilişkisi filmine yerleştirirken ‘öznel’liğin sömürülen tanımını değiştiren bir eser. “Trans” bunu yaparken ‘kara film’in farklı motiflerinden güç alıp “Öldüren Hatıralar”ın yapısını, “Casuslara Karşı”nın hipnoza bakışını ve “Kibar Soyguncu”nun ana karakterini akla getirdikten sonra “Dövüş Kulübü” ile de akrabalık kuran bir ‘psycho-noir’ temsiline dönüşüyor. Yüksek temposu ve müthiş ritim duygusuyla ‘trans’a girme riskini göz ardı etmeden hipnoz seansına bir davette bulunuyor. “Trans”, türün haritasında özellikle 90’ların sonunda artan kısa süreli hafıza kaybı veya amnezi ile ilgili eserlerden “Akıl Defteri” ve “Aç Gözünü” gibi ‘başyapıt’ seviyesinde bir çözüm üretmiyor belki. Ama gözünüzü kırpmadan izleyeceğiniz leziz bir modern suç filmi evreni sunmayı beceriyor.
FİLMİN NOTU: 6.5
Künye:
Trans (Trance)
Yönetmen: Danny Boyle
Oyuncular: James McAvoy, Rosario Dawson, Vincent Cassel, Danny Sapani, Matt Cross
Süre: 102 dk.
Yapım yılı: 2013
KEREM AKÇA’NIN VİZYON FİLMLERİ İÇİN YILDIZ TABLOSU
Acı Reçete (Side Effects): 5.5
Aklımı Oynatacağım (Los Amantes Pasajeros / I’m So Excited): 4
Arkadaşım Max: 4.7
Aşk Kırmızı: 3.5
Aşk, Şimdi (Now is Good): 4
Aşkın İzleri (To the Wonder): 8.3
Babadan Oğula (The Place Beyond the Pines): 7.8
Bahar İsyancıdır: 3.9
Bahar Tatili (Spring Breakers): 7.4
Barfi: Aşkın Dile İhtiyacı Yoktur (Barfi!): 5.9
Ben ve Sen (Me and You): 5.5
Benim Çocuğum: 3.8
Bernie’nin Suçu Ne? (Bernie): 2.5
Bir Gevrek, Bir Boyoz, İki de Kumru: 1.3
Bir Hikayem Var: 3.5
Büyük Umutlar (Great Expectations): 4.1
Crood’lar (Croods): 3
Çanakkale: Yolun Sonu: 5.5
Çılgın Doğumgünüm (21 & Over): 2.8
Çocuklar (Djeca / Children of Sarajevo): 6.9
Dev Avcısı Jack (Jack the Giant Slayer): 5.9
Devir: 4.9
Doğal Kahramanlar (Epic): 5.8
Dörtlü (Quartet): 3
Eksk Syflr: 4.4
El Cin: 0.7
Erkek Aklı (A Glimpse Inside the Mind of Charles Swan III): 3.5
Eski Dostlar (Stand Up Guys): 1.9
Evde (Dans La Maison): 6.5
Eve Dönüş: Sarıkamış 1915: 4.6
Felekten Bir Gece III (The Hangover Part III): 2.9
Gazeteci Çocuk (The Paperboy): 6.5
Gelmeyen Bahar: 2.5
Göçebe (The Host): 7.5
Günlerin Köpüğü (L’écume des Jours / Mood Indigo): 7.5
Güzelliğin On Par’ Etmez...: 2.4
Hayat Avcısı (The Imposter): 5
Hazine Avcısının Maceraları (Los Aventuras de Tadeo Jones): 5
Herkes Ölecek (No One Lives): 1.2
Hızlı ve Öfkeli 6 (Furious 6): 3.8
Hile Yolu: 5.2
Hitchcock: 5.5
Iron Man 3: 5.2
İntikam Benim (Dead Man Down): 3.8
İntikam Kurşunu (Bullet to the Head): 1.3
Karanlıktan Gelen (Dark Skies): 3.8
Kimlik Hırsızı (Identity Thief): 3
Kod Adı: Olympus (Olympus Has Fallen): 3.5
Koğuş Akademisi: 2.9
Koleksiyoncu 2 (The Collection): 1.7
Kollarımda Kal (À coeur ouvert / An Open Heart): 4.5
Korkunç Bir Film 5 (Scary Movie 5): 4.7
Koşulsuz Sevgi (Broken): 5.5
Kötü Ruh (Evil Dead): 5.5
Kuma: 4.5
Lanet (Sinister): 7.7
Mahmut ile Meryem: 3.8
Muhalif Başkan: 1.8
Muhteşem Gatsby (The Great Gatsby): 7
Mutluluk (Glück / Bliss): 4.2
Neredesin Supermen? (Bekas): 3.5
Oblivion: 4.2
Öldüren Tutku (Passion): 6.5
Pas ve Kemik (De Rouille et D’Os): 6.2
Sabit Kanca: 1.7
Sadece Aşk (Den Skaldede Frisør / Love is All You Need): 4.8
Saksı Olmanın Faydaları (The Perks of Being a Wallflower): 6.7
Selam: 2
Sıcak Kalpler (Warm Bodies): 6.2
Sihirbazlar Çetesi (Now You See Me): 6.5
Son Ayin: Bölüm II (The Last Exorcism Part II): 3
Suç Ortağı (Stolen): 4.5
Star Trek: Bilinmeze Doğru (Star Trek: Into Darkness): 4.9
Vazgeçmem Senden (Celeste & Jesse Forever): 5.4
Yolda (On the Road): 4
Yük: 5.4
Zerre: 5.6
Zoraki İkili (De l'autre côté du Périph / On the Other Side of the Tracks): 2.8
Zoraki Radikal (The Reluctant Fundamentalist): 6.1
Not: Yıldızlar, 10 üzerinden verilmektedir.